Her Türk Şair! Doğar

29 Mayıs 2010 Yazan:  
Kategori: Deneme, Edebiyat, Sanat, Siir

(Tabi Diğer Anatolya ve Trakya Halklarından Olanlar da)

Bu ülkede herkes şiir! yazar. Öyle “Her üç kişiden beşi” değil, her 3 kişiden 99’u şairdir! Şiir yazmayana kız vermezler. Şiir kitabı olmayanı kahvehaneye bile sokmazlar, adamdan saymazlar. Bir genç kızın çeyizinin en nadide parçası yazdığı şiir kitaplarıdır. Herkes için yapılması sıradan ve “vatan borcu” şeklinde olmazsa olmaz bir görevdir şiir yazmak. Velhasıl, bu ülkede şiir yazmak en hafif meşrep iştir. Hegel’in sanat disiplinlerinin en üstünü olduğunu iddia ettiği Şiir, bu coğrafyada sanatın orospusudur. Kimse amatörce beyin ameliyatı yapmaya kalmaz ama herkes şiir! yazar…

Hegel,  Şiir’i sanat disiplinlerinin en üstünü saymıştır, çünkü Şiir insan imgeleminin en özgürce kullanılabildiği alandır. Diğer sanat disiplinlerinde, özellikle plastik sanatlarda malzeme sanatçı özneyi kısıtlar, ama tamamen soyut nesneler olan sözcüklerin imgeler üzerinden bir ya da daha çok izlek etrafında kurgulanması ile oluşturulan Şiir, sözcüklerin ontolojik yapısı gereği sanatçı özneyi en özgür bırakan alandır ve/ama bir eserin sanatsal değer taşımasının en temel özelliği olan özgün biçemi Şiir’de kurmak da bir o kadar zordur. Çünkü herkesin kullandığı doğal dilin parçası olan sözcüklerden size ait yepyeni bir üst dil kurmak zorundasınızdır öncelikle. Bu şiir dili hem özgün hem de etkileyici olmalıdır. Arkanızda bulunan, sanat tarihi boyunca denenmiş pek çok yöntem hem size yeni ve özgün dil için üstüne yeni bir tuğla ekleyeceğiniz bir birikim sunarken bir yandan da bu denli çok şeyin denenmişliği sizin özgün biçem kurmanızda, hatta daha ötesi büyük şair olabilme kavgasında yeni bir poetik yol açmanızda işinizi o denli zorlaştırır.

“Poeta nascitur, non fit.” diye eski bir Latin deyişi vardır. Yani “Şair olunmaz, doğulur.” Önce doğuştan gelen genetik özelliklerinizin arasında şiir yazabilme yetisi olmalıdır. Sonra bu yeteneği büyük bir emekle işlemek gerekir. Şiir külliyatını okuyup içselleştirmenin yanında, şiir üzerine kuramsal yazıları/kitapları okumanız gerekir ki kendi özgün biçeminizi kurmanız yolunda kafa yorabilmeniz için donanımınız olsun. Sanat tarihini incelemeniz ve Şiir’in diğer sanat disiplinleri, özellikle resim sanatı ile arasındaki kuramsal etkileşimlerini bilmeniz gerekir. Bunlar da yetmez, şiir dışındaki sanat eserleriyle alımlayıcı özne olarak imgeleminizi beslemeniz gerekir. Daha ötesi temel olarak pozitif bilimler ve sosyal bilimler üzerinde bilgi birikimiz olmalıdır. İçselleştirilmiş bir politik görüşünüz ve tavrınız olmalı, sanat algınızı ve üretiminizi bu çizgide şekillendirmeniz gerekmektedir. Daha da ötesi hayatın çeşitli alanlarında şair özne olarak gelişen algıda seçiciliğiniz ile gene politik bakış açınız üzerinden hayatın sonsuz olaylar kombinasyonları içindeki “insan”ı gözlemeniz ve o “insan”ın şiir düzleminde dili olmanın yollarını didaktizme kaçmadan aramanız gerekmektedir. Bütün bunlar yıllara yayılan zorlu ve acılı bir süreçtir. Şiir yazmaya başladıktan sonra, önceleri nüve olarak şiirinizde bulunan özgün biçem zamanla gelişir ve olgunlaşır. Ardından başka bir sancılı süreç başlar: Şiirin asal varlık alanı olan edebiyat dergilerinde şiirlerinizi yayımlatmak…Derken uzun yıllar içinde has şiir okurunun, edebiyat dergisi okurunun şiirini bilip tanıdığı bir konuma gelince de şiirlerinizi matbu olarak yayımlarsınız. (Gerçi bu da ayrı bir sancılı konu…) Yani şiir yazmak ömür boyu sürecek sancılı bir maratonu koşmaya kalkmaktır (Şair kendince haklı gerekçelerle şiiri bırakmaya karar vermedikçe…)

Oysa bugün herkes şair!..İnternet, sanayi devriminden sonra insanlık tarihinde en büyük sosyal değişimleri yapan olgu. Zamanla daha da belirginleşecek bu etkiler. Kitle iletişim araçları içinde en işlevsel kullanım alanına sahip olan internet, bireylerin en özgür şekilde kendilerini ifade etmeleri olanağını sağladı. Tabi, her yeni buluş gibi bunun da yan etkileri kaçınılmazdı. Şimdi ipini kopartıp klavyesini kapan şair! oluyor. Şiirin neliği hakkında iki satır bile okumayıp hiç kafa yormadan, tümceleri alt alta yazıp az biraz da uyak düşürüp yazdığı manzume müsvettelerini şiir zannedip birbirlerine ifşa ediyorlar. Hatta adlarının başına “Şair bilmem kim”, “Usta Yazar bilmem ne oğlu” kimi sıfatları cömertçe serpiştirip nasıl gülünç durumlara düştüklerinin farkına bile varmıyorlar. Sonra, daha doğru dürüst hiçbir dergide ürün yayımlatmadan koşar adım şiir! kitabı çıkartıyorlar; şiir! dinletileri verip eşi dostu davet ediyorlar…Oysa kimse amatörce beyin ameliyatı yapmıyor; kimse amatörce takım elbise dikmiyor; kimse amatörce marangozhaneye dalıp sandalye yapmıyor; kimse amatörce avukatlık yapmıyor; oysa kimse…Kimse haddini bilmiyor!

Yazan: Serkan Engin

sekoengo@gmail.com

Kavgası Olmayanın Şiiri de Yoktur!

2 Eylül 2009 Yazan:  
Kategori: Deneme, Edebiyat, Sanat, Siir

Emektar Daktilo Şiir Bülteni, kaos ve yozluk içindeki şiir camiasının üstüne kızıl bir yumruk gibi insin diye çıkartılmak istenmiştir. Şeyh-mürit yaltaklanmaları ve ahbap-çavuş ilişkileriyle ve el altından takas edilen sahte ödüller eşliğinde, kimi dergi ve yayınevlerinin “bizim çocuk” dedikleri kapıkulu şair(!)lerinin “şiir piyasasına” pazarlandığı bir ortamda, edebiyatın hiçbir güç odağına yaslanmadan, hatta bu çirkefe devrimci bilincimiz ve insan olmanın onuru ile kafa tutarak buradayız.

Şiir camiasının yoz yapısı da kendi güdük üretimini beraberinde getirmektedir ve nicelik olarak dergilerde anlam’ı ve sahici insanı şiirden dışlayan post-modernist şiir başat duruma gelmiştir. Eklektik olarak sürrealizm, dadaizm, letrizm gibi akımların etkilerini içinde barındıran post-modernist şiir anlayışı, şiiri sözcük ve harf oyunlarına indirgeyen, öteki’lerle empati kurmayı ve bunu yansıtmayı önemsemeyen ve dolayısıyla da okur tarafından özdeşlik kurul(a)mayan, hayatın şair öznenin bilincinden dönüştürelerek yansıtılmadığı, ancak şairin içsel bunalımlarının şımarıkça dışavurumundan öteye geçmeyen küstah, bencil ve ahlaksız bir metinsel oyundur.

Post-modernistlerden başka arkaik dizge kurma düşüyle yanıp tutuşan, Osmanlıcayı hortlatma derdindeki gerici şairler ve diğer yandan diyalektik gereği değişim ve dönüşüm sürecinde şiirin bugün geldiği noktada, biçimsel açıdan imge-yoğun bir şiir anlayışının artık gerek-şart olduğunu ıskalayan ve hâla 70’lerdeki sloganvari şiir anlayışını aşamamış kaba toplumcu şairler yer almaktadır.

Biz ise “biçimde imgeci içerikte sosyalist” olan İmgeci Toplumcu Şiir Anlayışını savunmaktayız ve poetik bir kavgamız var tüm postmodernistlerle, gerici şairlerle ve kaba toplumcularla. Evet kavgamız var edebiyatın tüm güç odaklarıyla, tüm şiir şeyhleriyle ve onların müritleriyle. Kavgamız var Cihangir’den ötede bir Türkiye’den bihaber, kendi içsel bunalımlarını, sözcük ve harf oyunlarıyla şiir diye şaklabanca kusan küçük burjuva şairleriyle. Kavgamız var tüm kirli şiir klikleri ve klanlarıyla. Kavgamız var İstanbul Şiir Dükâlığı’yla. Kavgamız var şiiri küçük konformist beklentilerin aracı olarak rakının yanına meze yapanlarla… Kavgamız var, çünkü KAVGASI OLMAYANIN ŞİİRİ DE YOKTUR!

Emektar Daktilo Şiir Bülteni Önsözü

Yazan: Serkan Engin

sekoengo@gmail.com