Şiirin Konsomatrisleri

3 Eylül 2009 Yazan:  
Kategori: Deneme, Edebiyat, Sanat, Siir

(Şair Oligarşisinin Yerel İzdüşümü)

Şiir ile şair arasındaki ilişki, pek çok boyutuyla irdelenebilir: Özne-nesne ilişkisi, mülkiyet ilişkisi, ontolojik bağlam ilişkisi… Biz, bu yazıda, şairin yaşam pratiği ile şiirin ilişkisi bağlamında, şiir üzerinden erk elde etmek için çırpınan şair oligarşisini çözümlemeye çalışacağız.

Şair, şiir yazarak kendini gerçekleştirir; ontolojik bir anlam kazanarak kendini sürekli yeniden üretir. Küçük burjuva şairlerini ve gerici şairleri bir kenara koyarsak, toplumcu (sosyalist) şairin şiir yazmasında bundan öte amaçlar olmalıdır.

Nesnel gerçekliğin, şairin imgeleminde dönüştürülerek öznel olarak dışsallaştırılması olan şiir, toplumcu şairin kendisiyle beraber toplumu dönüştürmek için bir araçtır. Toplumcu şair, toplumun bilinç düzeyini ve estetik algı seviyesini arttırmak ve sınıf bilincini yaymak durumundadır. Bunu yaparken, didaktizmin tuzaklarına karşı uyanık olmalı ve şiirin politik bir araç olduğu kadar estetik bir amaç olduğu gerçeğini ıskalamamalıdır.

Toplumcu şair, devletin sönümlendiği komünist dünyayı hedefler ve bu yolda çabalar. Devlet denilen aygıt, egemen sınıfın emekçi sınıf üzerinde erk elde etmek için kullandığı bir baskı aracı olduğuna göre, devletin sönümlendiği, bireyler arasında hiyerarşik bir yapının olmadığı sınıfsız dünyayı hedefleyen toplumcu şairin, şiir üzerinden bireysel erk elde etmek gibi bir derdi olamaz, olmamalıdır. Çünkü erk elde etmek, ötekini ast durumuna getirmek demektir. Toplumcu şairin şiir üzerinden bireysel erk elde etmeyi amaçlaması, her şeyden önce ideolojik yapısıyla çelişmesi demektir.

Toplumcu şairin erk bağlamındaki talebi, kendi sınıfı proletaryanın burjuvaziye egemenliği ve sonrasında sınıfsız topluma geçmek amacı doğrultusunda, toplumcu şiirin (günümüzde toplumcu şiirin evrildiği imgeci toplumcu şiirin), küçük burjuva şiiri ve gerici şiir karşısında baskın olup okur potansiyelini arttırmak yönünde olabilir, olmalıdır. Ve/ama toplumcu şairin şiir üzerinden bireysel erk elde etmek amacında olması, Marksizmi içselleştirip yaşam pratiğine dökememiş, solculuğu da şairliği de bir etiket olarak gören sığ(ır) şahısların işidir…

Bu açımlamadan sonra gelelim şiirin konsomatrislerine… Aslında şiirin taşrası yoktur. Her ne kadar kültürel etkinliklerin niceliksel yoğunluğu, belirli büyük kentlerde toplanmış olsa da, pekala küçük bir kentimizden, şiirimizin gündemini belirleyen dergiler çıkabildiği gibi çok nitelikli şairler de çıkabilir, çıkmaktadır. Ve/ama küçük kentlerde, şairlerin niceliksel yapısı gereği, yani ulusal çapta tanınan ve şiirimizde kendine yer edinmiş şairlerin sayıca azlığı nedeniyle, kentin en tanınmış şairi etrafında, sarmal bir yapı içeren bir erk mücadelesi vardır.

Bu sarmal yapının merkezindeki ulusal çapta tanınan şair, yerel gündemde çeşitli unvanlarla bol bol pohpohlanır. Ne de olsa koyunun olmadığı yerde keçi Abdurrahman Çelebi’dir… Bir de bu şairin yardakçıları vardır. Yani bu şaire yakın durarak kendilerini önemli saymaya çalışan şair müsveddeleri.

Bunlar, ulusal çapta tanınan şaire yağ çekerek onunla birlikte oligarşik bir yapı oluştururlar. O şaire yaltaklanarak, onun nüfuzu üzerinden çeşitli yayınevlerinden uyduruk kitaplarını yayımlatırlar. Yerel gazetelerde şair kimliği ile berbat köşe yazıları yazıp dandik sanat sayfaları düzenlerler. Daha da ötesi, bu oligarşik yapıdakiler, iki kadeh teklif eden her yere gidip uyduruk şiir dinletileri verirler. Bunlar rakının yanına iyi meze olurlar.

Şiir üzerine iki tümce edebilecek kadar kuramsal birikimleri olmadığı, manzumeyle şiirin farkını dahi bilmeyip ucuz manzumelerini şiir diye yayımlatma gafletinde bulundukları halde, şiirin rantını tepe tepe yerler. Çünkü onlar için şiir, konformist beklentilerinin aracıdır. Boyaları dökülen şair maskelerinin ardında, mikro iktidar elde ederek yerel yapının maddi ve manevi kaynaklarını sömürmektir asıl amaçları. İki kadeh beleş rakı içmek ve kof unvanların arkasına sığınıp yerel gazetelerde masa kapmaktır dertleri. Sonra bir de hiç utanmadan “toplumcu şairim” demezler mi…

Şiir üzerinden elde ettikleri erkin sembolü, yakalarındaki şair rozetidir. Her ne kadar alınlarında “eşek” yazsa da, bu rozetle kendilerini toplumun üzerinde görürler. Ne de olsa rozetleri onlara düşledikleri pek çok küçük kapıyı açmaktadır.

Bunlar, kentte şiir adına nitelikli bir çıkış görünce hemen tedirginliğe kapılırlar. Oligarşik yapıları, yok sayma taktiği ile savunmaya geçer. Çünkü zavallı var oluşları, bu uyduruk erk üzerindendir ve maskeleri düşünce ortaya kocaman bir hiç çıkacağını çok iyi bilirler.

Onlar, şiirin konsomatrisleridir. İki kadeh rakı ve ayaklarına kadar gidip onları alacak araba vaat ederseniz oturma odanızda size de şiir dinletisi verirler.

Yazan: Serkan Engin
sekoengo@gmail.com

Bu metnin daha önce yayımlandığı dergi ve yıllıklar:

Şehir Dergisi Kasım 2006
YKY 2006 Şiir Yıllığı
Güney Dergisi Sayı 41 2007
Karalama Dergisi Ocak 2008

Kavgası Olmayanın Şiiri de Yoktur!

2 Eylül 2009 Yazan:  
Kategori: Deneme, Edebiyat, Sanat, Siir

Emektar Daktilo Şiir Bülteni, kaos ve yozluk içindeki şiir camiasının üstüne kızıl bir yumruk gibi insin diye çıkartılmak istenmiştir. Şeyh-mürit yaltaklanmaları ve ahbap-çavuş ilişkileriyle ve el altından takas edilen sahte ödüller eşliğinde, kimi dergi ve yayınevlerinin “bizim çocuk” dedikleri kapıkulu şair(!)lerinin “şiir piyasasına” pazarlandığı bir ortamda, edebiyatın hiçbir güç odağına yaslanmadan, hatta bu çirkefe devrimci bilincimiz ve insan olmanın onuru ile kafa tutarak buradayız.

Şiir camiasının yoz yapısı da kendi güdük üretimini beraberinde getirmektedir ve nicelik olarak dergilerde anlam’ı ve sahici insanı şiirden dışlayan post-modernist şiir başat duruma gelmiştir. Eklektik olarak sürrealizm, dadaizm, letrizm gibi akımların etkilerini içinde barındıran post-modernist şiir anlayışı, şiiri sözcük ve harf oyunlarına indirgeyen, öteki’lerle empati kurmayı ve bunu yansıtmayı önemsemeyen ve dolayısıyla da okur tarafından özdeşlik kurul(a)mayan, hayatın şair öznenin bilincinden dönüştürelerek yansıtılmadığı, ancak şairin içsel bunalımlarının şımarıkça dışavurumundan öteye geçmeyen küstah, bencil ve ahlaksız bir metinsel oyundur.

Post-modernistlerden başka arkaik dizge kurma düşüyle yanıp tutuşan, Osmanlıcayı hortlatma derdindeki gerici şairler ve diğer yandan diyalektik gereği değişim ve dönüşüm sürecinde şiirin bugün geldiği noktada, biçimsel açıdan imge-yoğun bir şiir anlayışının artık gerek-şart olduğunu ıskalayan ve hâla 70’lerdeki sloganvari şiir anlayışını aşamamış kaba toplumcu şairler yer almaktadır.

Biz ise “biçimde imgeci içerikte sosyalist” olan İmgeci Toplumcu Şiir Anlayışını savunmaktayız ve poetik bir kavgamız var tüm postmodernistlerle, gerici şairlerle ve kaba toplumcularla. Evet kavgamız var edebiyatın tüm güç odaklarıyla, tüm şiir şeyhleriyle ve onların müritleriyle. Kavgamız var Cihangir’den ötede bir Türkiye’den bihaber, kendi içsel bunalımlarını, sözcük ve harf oyunlarıyla şiir diye şaklabanca kusan küçük burjuva şairleriyle. Kavgamız var tüm kirli şiir klikleri ve klanlarıyla. Kavgamız var İstanbul Şiir Dükâlığı’yla. Kavgamız var şiiri küçük konformist beklentilerin aracı olarak rakının yanına meze yapanlarla… Kavgamız var, çünkü KAVGASI OLMAYANIN ŞİİRİ DE YOKTUR!

Emektar Daktilo Şiir Bülteni Önsözü

Yazan: Serkan Engin

sekoengo@gmail.com

Post-modernist Şiir(!)’deki Sefaletin Çözümlenmesi

27 Ağustos 2009 Yazan:  
Kategori: Deneme, Edebiyat, Eleştiri, Sanat, Siir

Günümüzde yazılan şiirin en büyük sorunsalı, anlam’la olan ilişkisinde gizlidir. Şiir’in, daha doğrusu şairin, anlam karşısında aldığı tavır, bunda etkili olmaktadır. Şiir ile anlam ilişkisini çözümleyebilmek için önce Şiir’i tanımlamakla işe başlamamız gerekir.

Şiir, imgelerin, bir ya da daha çok izlek etrafında, metinsel bütünlük oluşturacak şekilde örgütlenmesidir. Bu tanımdan da çıkarsanabileceği gibi, Şiir’in temel birimi imge’dir. Çünkü Şiir, doğal dil içinde gelişen ve/ama özerk bir üst-dildir. Bu da imgeler aracılığıyla, doğal dilin söz diziminin bilinçli olarak bozulup özgün bir dizgeyle yeniden kurulmasıyla oluşturulur. İmge, doğal dili dönüştürerek sınırlarını genişletir ve yeni anlatım olanakları sağlar. Sözcüğün, sabit sözlük anlamının ötesine geçmesine yol açar.

Sözcük, tek başına, alımlayan her bireyde, kalıplaşmış, donuk, sabit bir yansıma bulur. Bu yüzden hiçbir sözcük tek başına, imge’nin oluşturduğu çarpıcı çağrışım özelliğine sahip değildir. Sözcüğün çift anlam yüklenmesi amacıyla harflere bölünmesi (b/aşka…gibi) yeni bir çağrışım oluşturmadığı için imge’yi oluşturamaz, ancak teknik bir oyun düzeyinde kalır.

İmge, iki ya da daha çok sözcüğün, somut-soyut, soyut-somut, somut-somut, soyut-soyut, ya da bunların kombinasyonlarına dayalı bir ilintiyle, örnekseme (analoji) yapılmasıyla oluşturulur. İmge’nin işlevi, anlam’ı etkin bir şekilde iletebilmek için çağrışım yoluyla çarpıcı bir duyumsatma olanağı sağlamasıdır.

Şiir, imgelerle yazıldığı; sözcük tek başına imge olamayacağı ve her imge en az iki sözcükten oluştuğu için Şiir’in temel birimi sözcük değil imge’dir. Yani, “Şiir sözcüklerle değil imgelerle yazılır”. İmge’yi bir atoma benzetirsek, sözcükler, atomu oluşturan çekirdek, proton, nötron ve elektronlardır. Atomun bileşenleri, doğada, birbirlerinden bağımsız olarak bulunamazlar ve ancak bütünsel olarak atomu oluşturarak işlevsel bir varlığa sahip olurlar. Sözcükler de ancak, imge’yi oluşturmak üzere örgütlendiklerinde Şiir’de işlevsellik kazanırlar.

Bu arada belirtmek gerekir ki içinde imge bulunmayan şiirler(!) için, bütün olarak bir imge oluşturdukları savını öne sürenler, imge oluşturmayı beceremeyenlerin ekmeğine yağ sürmekten öte bir şey yapmazlar… Söz açılmışken, dize’nin tanımı üzerinde durmakta da yarar var. Dize, imge ya da imgelerin, şiirin metinsel bütünlüğü içerisinde, anlam ortak paydasında oluşturdukları ara toplamdır. Yani, imge ya da imgeler dize’yi, dizeler de şiiri oluşturur.

Şiir’de imge, nesnel gerçekliğin insan bilincinde, estetiksel olarak öznel yansımasıdır. Bu yansıtma, aynadaki gibi birebir olmayıp, nesnel gerçekliğin şairin bilincinde alımlanıp dönüştürülerek dışsallaştırılmasıdır.

Şiir, doğal dilin içinde kendi dizgesini geliştiren özerk yapılı bir üst-dil olduğuna göre, dilin temel işlevi olan bildirişim, Şiir’in de ayrılmaz bir parçasıdır. Bu da Şiir’in anlam’dan soyutlanamayacağı gerçeğini ortaya koyar. Dolayısıyla, Şiir’in temel birimi olan imge, anlamsız olamaz.

Şiir’de anlam rastlantısal değil içkindir. Şair, nesnel gerçekliği öznel olarak estetiksel düzlemde dönüştürerek imgelerle yansıttığına göre, kaynağını nesnel gerçeklerden alan imge, içkin olarak anlam taşır.

Aslında yanlış imge yoktur: Anlamlı olan imge ve anlamsız olan saçma vardır. İmge ya da saçma üretimini belirleyen, şairin bilinçsel yapısındaki ideolojik tutumdur.

İmge, şair tarafından dışsallaştırıldığı andan itibaren, nesnel gerçekliğe artı değer olarak eklemlenir. Buradan çıkarsanabileceği gibi Şiir, nesnel gerçekliğe bir müdahaledir. Bu dönüştürücü müdahale, ancak devrimci bir bilinç tarafından gerçekleştirilebilir. Dışsallaştırılan imge, nesnel gerçekliğin bir parçası olarak okura ulaşır ve okurun bilincinde, her okurun bilinç ve estetik algı düzeyine göre yankılanır. Yani, şiiri okuyan bireyin bilincinde yeniden üretilerek içselleştirilir. Buna yansımanın yansıması diyebiliriz. Bu da okurun bilinç ve estetik algı düzeyine artı değer katar. Daha ötesi, her okumada yeni çağrışımlar sağlayarak okurun bireysel dönüşümüne sürekli katkıda bulunur.

Yazı

Şair, yazarak kendini gerçekleştirir ve ontolojik bir anlam kazanır, çünkü varoluşu anlamlı kılan, bireyin somut ya da imgesel düzlemde, üretimle, nesnel gerçekliğe artı değer katmasıdır. Şair yazdıkça nesnel gerçeklikle beraber kendini ve okuru dönüştürür; bu da toplumsal dönüşüme katkı yapar. Nesnel ve öznel gerçeklik, diyalektik bir bütün olarak karşılıklı etkileşim içindedir. Toplumsal gerçeklik, her ne kadar bireyin bilincini sınırlasa da, şair birey, bu ablukayı yarabilen ve toplumdaki tüm bireyler için yıkmaya çalışan kişidir. Aksi takdirde, kapitalist üretim ilişkilerinin olduğu bir toplumda, sosyalist şairin varlığından söz edilemezdi zaten…

Gelelim saçma’ya… Doğada saçma yoktur. Her şey, diyalektik bir bütün olarak, sürekli bir değişim-dönüşüm içindedir. Saçma ise kendine ve doğaya yabancılaşmış bireyin hastalıklı zihinsel tasarımıdır. Nesnel gerçekliği dönüştürerek yansıtmadığı, nesnel karşılığı bulunmadığı, doğaya aykırı olduğu için yapaydır. Dışsallaştırıldığında, nesnel gerçeğe artı değer olarak eklemlenemez. Okura ulaştığında ise daha ilk okumada tükenir. Seken bir mermi gibi, alımlanamadan okurun bilincinden geri döner ve yazınsal çöplüğü boylar. Anlam taşımadığı için bildirişim işlevinden yoksun olan saçma, dilsel değildir. Dolayısıyla saçma’yla yazılan metin de şiir değildir.

Emperyalist kapitalizmin Şiir’deki izdüşümü olan post-modernist şiir(!), anlam’ı hiçleyen yapısıyla, imge’lerle değil saçma’larla yazılmaktadır. Anlam içermediği için bildirişim yetisi yoktur; bildirişim içermediği için dilsel değildir; dilsel olmadığı için de aslında şiir değildir!!!

Post-modernist şiir(!), kendine ve doğaya yabancılaşmış bireyin narsist mırıltılarıdır. Şairin kendisini ve okuru dönüştürme yetisinden yoksundur. Yığma saçma’ların, metinsel bütünlükten yoksun olarak yazılmasıyla oluşan post-modernist şiir(!), yabancılaşmayı oluşturan kapitalizme karşıt tavır geliştirmeyen edilgen bireyin yazdığı şiir(!)dir.

Kapitalizm, varlığını korumak ve sürdürmek için her türlü muhalif tavrı sindirmek ister. Dizgeye muhalif olan Şiir’i anlamsızlığa boğup edilginleştirerek, Şiir’in bireyi ve toplumu dönüştürme yetisini silebilmek için post-modernizm denilen, saçmalığın daniskasına işlerlik kazandırmaya çalışmaktadır. Böylece, dizgeyle uyuşan ve sömürü şartlarını kolaylaştıran, örgütsüz ve edilgen bireyler oluşturmayı amaçlamaktadır…

Bu noktada, İlhan Berk’in Yazko Edebiyat’ın 33’üncü sayısındaki söyleşisinden bir alıntı yapalım. İlhan Berk, Şiir’de anlam’a ilişkin şunları söylemektedir:

“Anlama gelince. Doğrusu asıl savaşım onun üzerinde toplanmıştır benim. Nedendir bilmiyorum, ben anlamı şiire pek yatkın bulmam. Kimi kitaplarımda onu düşman bile bilmişimdir. Anlam, sanki benim üvey evladımdır. Ama şunu da söyleyeyim; sonuçta şiir şiir ise, anlamlıdır.”

Kendi içinde çelişkili bu ifadenin sahibi olan İlhan Berk ve benzerleri, anlam’ı hiçleyen tavırlarıyla, post-modernizmin gölgesinde, bilerek ya da bilmeyerek emperyalist kapitalizmin uşaklığını yapmaktadırlar. Şiir’in post’u deliktir.

Yazan: Serkan Engin

Bu metnin daha önce yayımlandığı dergi ve yıllıklar:

Ekin Sanat Aralık 2005
Berfin Bahar Ocak 2006
YKY 2006 Şiir Yıllığı
Kıyı Yaz 2007
Karalama Sayı 2 2007