Bireylikler Dergisi’nin 30. Sayısı Çıkıyor!

Aralık 20, 2009 by  
Filed under Deneme, Dergi & Fanzin, Edebiyat, Eleştiri, Sanat

bireylikler’in 30. sayısı ocak ayının ilk haftası bilemediniz ikinci haftası kitapçılarda!

dünyadan başka gidecek hiçbir yerimiz yok!

“ancak karşılıklı olarak birbirimizi birer Özne olarak kabul ettiğimizde, birlikte ve farklılıklarımızla yaşayabiliriz.”Alain Touraine

“Dünyayı oluşturan çeşitli halklar yalnızca dövüşmezler; karşılaşırlar, karışırlar, alışverişte bulunurlar, birbirlerini ifade ederler.” Michel Bourse

bireylikler’in 30. sayısını;

*hadi öldürelim kendimizi!-ertuğrul meşe
*sessizlik yok lütfen- idris oğultarhan
*ucube-küçük iskender
*dil dersim- halim yazıcı
*melez meseleler-jenan selçuk
*hurma-jenan selçuk
*ben,sen ve öteki-şirvan erciyes
*kek kelin şeyi olsa,gider tek şeyine sürer-reha yünlüel
*dünyada gidecek başka hiçbir yerimiz yok!
*geçmişi anlattım kısaca/ elveda da diyebilirdim aslında-ahmet yüce
*63-özgür ozan
*her şey şaka gibi- sevim korkmaz dinç
*su misafiri-pelin özer
* “nefes: vatan sağolsun”u okumak -
hakan bilge
*fırdöndü merasimi-osman olmuş
*yer devlet gök allah-ali toprak
*dip sarnıç
*tavrına hayranın olması- emre varışlı
*milli eğitim diye bir şey yoktur- crispin sartwel (çeviri: ceren şanlıdağ)
*kuzeyin türküsü-şinasi tepe
*şinasi tepe’yle görüşme-h.şafak
*yazsak-galip ferhat akbal
*onaylayan başını kuma soksun-ali toprak
*sudan sebep-anarşista-zafer özgekağan
*içimde kuş sesleri- korkut kabapalamut
*ruhun hışırtısı-fettah köleli
*fal-batur üpçin
*cenaze levazımatçısı niko’nun adadığı-özgür asan
*zaman yoktur-gamze duru
*kısa bir öykü-mehmet muharrem tekin
*tetikte kal-ahmet cemil

1

*mayıs sıkıntısı-ahmet h. erkan
*kalem kurşundur artık-kenan yücel
*bireysel milas ansiklopedisi
*hastalık-barış safran.
*bu kadının birinin öyküsü değildir-musa yazıcı
*turuncu kıza verilmiş bir pusula-hakan yılmaz
*erasmus-bedriye korkankorkmaz
*ahit-serkan sönmezgil
*rüyalar ve uyanışlar defteri-dahiler ve aşkları-kıvılcım giritli
*süleymanlara şiirler-I-hesap gökhan t günsan
*”bakışları öksüz dokunuşları üvey” olanların şiiri-ertuğrul meşe
*hüznün çetelesi-murat esmer
*bas(ı)ket –p-o(l)tası-özlem güner
*iki kitap-hakkı çınar
*eski bir yazıt-şiyar uyan
*bulut göğü-anıl altın
*dip oda-beş-h.şafak
*süreyya-yasemin kemaloğlu
*gün atalar yağan
*kitap rafı
*hayaller sütten kesilince-gözüm kesmiyor-“sınır gökyüzü”-gençliğimden kalma bir cumartesi-maviye dönüştüğü yer-hayri k yetik

resimler: mehmet muharrem tekin

fotoğraflar: mehmet nergiz

başlıklı şiir, öykü, söyleşi, yazı, resim ve fotoğraflar oluşturdu.

bireylikler’i istanbul’da beyoğlu ve kadıköy mephisto’da, seyhan müzik’te, nazım kültür’de; ankara’da imge ve dost kitabevinde, kurgu kültür merkezinde; izmir’de yakın, (alsancak), kabile (karşıyaka), pan (karşıyaka) ve iletişim kitabevinde (alsancak); kayseri’de onur ve tunç kitabevinde, balıkesir/bandırma’da ozan ve cansu kitabevinde bulabilirsiniz. eğer bulamıyorsanız abone olmanızı öneririz. sayısı: 4 ytl. yıllık katkı payı: 25 ytl. posta çeki no: halim şanlıdağ 692233 yazışma; p.k. 271 38002 kayseri

bireylikler@yahoo.com, bireylikler@gmail.com, bireylikler@hotmail.com

isteyen herkese örnek sayı gönderilir.

“mart’ta çıkarsak yine kendi aramızda kadınlar üstüne yazıp söyleyelim diyoruz. hatta insanın bütün cinslerinden ve onların biçimlerinden başlasak hiç fena olmaz. doğanın insana ve cinslere bakışı ve aynı doğanın oluşturduğu insan cinslerini öteki dosyasının eksik bıraktığı ya da bir ucundan girdiği durum olarak söz konusu edelim. aynı sayı nihat behram’ın şiirine de bir el atalım istiyoruz. halk şiirinin günümüzdeki vasat örneklerinden biri olarak nihat behram bunu hak ediyor. (dosya aynı zamanda halk şiirinin baştan beri vasat olup olmadığının da yanıtını vermiş olacak, en azından arayacak)

“dostlukla.”

bireylikler.blogspot.com

SanatLog Haber
SanatLog.com

Sanat Üzerine Felsefi Soruşturmalar 2

Aralık 20, 2009 by  
Filed under Deneme, Edebiyat, Sanat, Sanat Kuramı

Önceki Yazı Hakkında Birkaç Söz

Önceki yazıda bazı noktalarda havada kalmış. Estetiğin mutlakiyetliği ile ilgili biraz daha detaylı bir araştırmaya girmek gerekecek. Ayrıca dillendirdiğim bazı sözler(kavramlar) açıklanma gereği duyuyorlar. Tek tek bunlar üzerinden geçebilmek için bu yazıyı yazıyorum.

Sanat Nedir Hakkında Birkaç Söz

1Sanatı anlamlandırmaya çalışırken, sanata dair bazı noktalar var. Sanat, sanatsal objenin ustalıkla ortaya çıkarılması gibi duruyor. Burada üç farklı alan var. “Yapma” edimi, bu edimin “ustalığı” ve çıkan sonuç(sanatsal obje). Sanat üzerine tartışmaların çoğu objeye bakarak, edimin ne kadar ustalıkla yapıldığı üzerine gider gelir. “Ustalık”, sanat zanaattan ayrıldıkça, “estetik” kavramı çevresinde şekillenmeye başlar. Yani sanat estetize obje yapmadır diye bir tanım çıkar. Halbuki objenin kendisi sanat değildir, sadece sanatın sonucudur(benim deyişlerimle gösterimi ve aracı olur). Estetik ise mutlakiyet sorunu üzerine gider gelir. Benim durduğum nokta hem mutlak hem göreceli olduğudur. Birazdan daha ayrıntılı incelemeye çalışacağım.

“Kendi Üzerinde Kazı” Hakkında Birkaç Söz

2Her canlı dinamik de olsa bir yapının içine düşer. Doğumundan ölümüne dek bu yapıyla uğraşır. Bu yapıyı anlamlandırır, bu yapıda nasıl yaşayacağını öğrenir, bu yapıda nerde durduğunu bulur vs. Kadın ve erkek, baba ve anne, Kürt ve Türk, yaş ve kuru, büyük ve küçük ve başka kavramların içerisinde neyin nasıl işlediğini, neyin ne olduğunu araştırır. Bunu minik bir aslan da, kedi de, ceylan da, insan da yapar. Yapıdaki işleyişi çözmeye çalışır ve bu sırada dili de öğrenir. Ama tüm bunları kendi deneyimleriyle, kendi algılarıyla yapar. Bu deneyimler ve algılar ile vucudu ona bir “ben” oluşturur. Ve hayatı yaşamaya çalışırken neyi neden yaptığını, nasıl yaptığını, varlığını vs düşünürken kendi üzerinde bir kazı yapmaya başlar. Bu kazılar aynı zamanda çevresini kazmasıdır. Kendi deneyimleri ve algıları üzerine yaptığı araştırmalar çevresini de ona araştırtmış olur. Kendini konumlandırır, çevresindekini anlamlandırır, çevresiyle uyumunu kontrol eder, söylemlerle boğuşur vs. Tüm bunlar kendi üzerine yaptığı kazılardır. Evren içinde kendinin ne olduğu ve nerede olduğu sorgulamalarıyla iyice derinleşir ve en temelde ve en bariz bir biçimde kendisinin ne olduğunu anlamaya çalışır. Bu çalışma esasında evreni, evrenin işleyişini, çevresini de araştırır ki kendisinin ne olduğunu anlayabilsin. “Kendi üzerinde kazı” bu bağlamda kendini tanıma çabasıdır ve tekrardan belirtmek gerekir ki bu çaba çevreyi tanıma çabasını da içerir. Kazı derinleştikçe arkasında objeler bırakır.

Sanatsal Obje Hakkında Birkaç Söz

3Sanatsal obje amaç olamaz. İnsanın kendi üzerinde yaptığı kazılarda ortaya çıkanlardır. Yapım aşamasında araç olurlar, çünkü kendi üzerinde yapılan kazının kendini resmederler ve birey kendini kendine anlatırken onları kullanır(kimi zaman da başkalarına kendini bunlarla ifade etmiş olur, ancak başkasına kendini bunlarla ifade etme zorunluluğu yoktur). Sanatsal obje somut bir nesne olmak zorunda değil, kimi zaman sadece bir fikirdir. Bu bağlamda “görecelilik teorisi” ve “Komünist Manifesto” bir sanatsal objedir. Basılı kitapları ise bu sanatsal objenin fomlarıdır. Kimi zaman performans, kimi zaman somut bir heykel veya resim, kimi zaman tasarım, kimi zaman düzenlemedir.

Sanatsal obje sadece sanatçı için değerli değildir. Diğer tüm insanlar da bu sanatsal objeler karşısında, bu sanatsal objeyi bir anlamda tüketerek, bir anlamda tekrardan üreterek, kendi üzerlerinde kazı yaparlar. Yani çevrelerini anlamak ve algılayabilmek ve kendilerini tanımlayabilmek için bu sanatsal objeleri kullanırlar.

Estetik Üzerine Birkaç Söz

4Estetik çağa göre değişir. Çağ derken zaman ve bilgi coğrafyası ile mekanı sınırlandırıyorum.

Margaret Mead araştırmasına konu olarak Papua Yeni Gine’de üç farklı kabileyi almıştır. Bu incelemede cinsiyet rollerinin değişkenliğini ortaya çıkarmış ve cinsiyetlerin kültürden kültüre(ırka, coğrafyaya ve zamana değil), değişebileceğini göstermiştir. Benim bu araştırmada en çok dikkatimi çeken şey, Mundugumor denilen kabilenin şiddet ve savaş formları içerisinde olmasıydı. Ve bize “tatlı”, “hoş” gelebilecek birçok şeyin o kabilede aşağılanması ve dışlanmasıydı. Örneğin gülümsemek çoğu zaman zayıflık veya içten hesaplılık belirtisiydi ve hoş görülmezdi. Bu estetik için varolagelen kavramlar için de geçerlidir. “Western” düşünce biçimine “estetik” gelen şey(ler) başka şekilde gelişmiş düşünce biçemlerinde hor görülebilir. Nasıl ki western düşünce biçemlerine heyecanlı gelen şey diğer bazı yerlerde, “yasak”, “günah” vs gelebiliyorsa bu da böyledir. Örneğin benim ninem hala insanoğlunun aya çıktığına inanmaz, ve bunu dediğimizde, dediğimiz şeyin günah olduğunu söyler. Biz(ben ve kuzenlerim) çocukken bunun düşüncesini bile görkemli ve muhteşem bulurduk, o ise korkutucu ve günah olarak görürdü.

Bu değişkenlik hemen hemen tüm algılarda geçerlidir. Yine bir diğer nineme(evet benim çok ninem var) bizim evdeyken daha önce hiç tatmadığı şeyleri tattırmıştık. Kivide yüzünü ekşitmesi normaldi, çünkü daha önce “ekşi” tatla karşılaşmıştı. Ancak daha önce hiç karşılaşmadığı tatlarda(bizimse sevdiğimiz tatlardı), çok farklı tepkiler vermişti. Örneğin kolayı tükürmüştü, ananasta yüzünü buruşturmuştu. Hindistan cevizini ise gereksiz diye nitelemişti(güzel veya çirkin değil, sadece gereksiz). Çinliler peyniri tattıklarında, tükürürler genelde.. Ve ses eşiklerimiz de farklı gelişebilir, görme eşiklerimiz de… Eskimoların görme biçemleri ile biz Anadoluluların görme biçemleri farklıydı mesela. Onlar yirminin üzerinde farklı beyaz görürken, biz en çok üç görebiliyorduk kar üzerinde. Bu tür örnekler o kadar çok ki.. Estetiği mutlak sayabileceğimiz her türlü dayanağı elimizden alıyorlar. Ancak kapitalizmin zaferi sayılabilecek şekilde, bu örnekler gittikçe azalıyor ve genelin dışındakilerin yaşamlarını idame etme şansları kalmıyor ve biz kendi bireyselliğimizde bazı düşünce kalıplarını mutlak sayıyoruz. Son bir örnek daha vermek gerekirse, çoğumuz “nutella”yı severiz. Ancak diğer bir nineme bunu tattırdığımda o kadar yoğun “tatlılığa” yüzünü buruşturmuş ve hiç sevmemişti.

Kendi ninelerime dayanan deneyimler yerine, estetiğin çağa göre değiştiğine dair kaynaklar verilebilir, ki daha önceki yazımda bunları vermiştim. Foucault, Bourdeiu, Artun ve diğerlerinin çalışmaları estetiğin çağdan çağa değiştiğini ortaya koyuyor zaten.

Bu çağdan çağa değişme olayında bir husus daha var. Bu değişimin tam olarak “nereden” geldiğini bilemeyiz. Bilebilmemizin tek yolu, özellikle insan üzerinde, etik olmayan kontrollü deneyler yapmamız olurdu. Belki de bazı tıpçıların hayal ettikleri gibi, hormonlardan ötürü, kimi nesnelere hep aynı cevaplar veriyoruzdur. Ancak şunu biliyoruz ki böyle bir ‘aynı’lıktan bahsedilebilse bile, toplum, gelişimi içerisinde bu aynı tepkileri baskılayabiliyor, değiştirebiliyor, farklı yönlere kaydırabiliyor. En azından farklı toplumların farklı tepkiler verdiklerini biliyoruz.

Sonsözler

Eğer sanatı edimin kendisinde arayıp bulursak(ki bence “kendi üzerine kazıdır”), birçok sorunsalı çözüme erdirebiliyoruz. Örneğin sanatsal objelerdeki estetik kalite üzerine konuşmaların tümü abesleşiyor. Bunun yerine her objeyi kendi açısından ve kendi açımızdan değerlendirmeye başlıyoruz.

“Sanat sanat için midir, toplum için mi?” sorusu da aynı şekilde abesleşiyor, çünkü sanat hem toplum için hem sanat için oluyor.

Son dediğimi açmam gerekecek. Esasen sanat “sanatçının kendisi” içindir. Bu anlamda edimin kendisine içkindir ve varoluşun kendisinde ortaya çıkar. Sanat sanatçının kendi üzerine kazısı içindir, yani kendisi içindir.

Ancak tüm insanlar(aynı zamanda her biri kendi içlerinde sanatçıdır) sanatsal objelerle karşılaştıklarında, onları kendi dünyalarına yerleştirirler ve kendilerinin “ne olduğu” sorusunda, bu sanatsal objeleri kullanırlar. Bu objelerle karşılaştıklarında kendi dünyalarında onları tekrardan üretirler(aynı zamanda tüketmiş olurlar). Bu anlamda sanat tüm toplum için var olmuş olur. Ve tüm toplumun kendi üzerine kazısı olmuş olur. Bu sayede sanata bakarak, toplumun birçok döngüsünü anlayabiliyoruz. Toplumun nasıl evrildiğini, nerden nereye geldiğini, nasıl bir epistemede var olduğunu, hangi epistemelerden koptuğunu, hangi epistemeler doğurduğunu, sanatı ve sanat tarihini incelerken görebiliyoruz.

Sanatı da en çok bu nedenle seviyoruz. Bizi(beni) bize(bana) anlattığı için..

Yazan: Emin Saydut

eminsaydut@sanatlog.com