Kültürel, Dinsel ve Doğasal Şölen Hindistan

Eylül 26, 2009 by  
Filed under Edebiyat, Gezi Yazıları, Manşet, Sanat

(Fazlasıyla Dünya Mirası / Değişik Kültürler Mozaiği)

Hindistan, vaat ettiği zengin algılanabilir antik tarihsel yerleri ve modern şehir siluetleri ile eşsiz bir doğal güzellik sunan bir ülke. Gezginin hangi türevinden olursanız olun Asya’nın güneyinde dünyanın en büyük yedinci ve en kalabalık ikinci ülkesi olan Hindistan’ın size önereceği birçok alternatif var. Öncelikle ülkenin kazıdıkça içine daha fazla girdiğiniz ve bir noktada bütünselleştiğiniz tarihi en dikkat çeken özelliği. Hindistan’da kültür baktığınız her yerden yankılanıyor, tarih ise en ufacık mimarı yapıdan yansıyor, gelenekler herkesin dudaklarında, gizem ise her döndüğünüz köşede. Sıfırın rakamsal kavramını, aum* ilksel kelamını, yoga, Sihlik, Canilik ve Budizm’i bizlere sunan Dünyamızın yaşayan en eski uygarlığı hiç şüphesiz Hindistan.

Sanat, mimari, felsefe, mitoloji, geleneksel dans, müzik, tarih ve din Hindistan’ın sunduğu zenginliklerden sadece bir kaçı. Nefes kesen Tac Mahal, sonsuz Ganges Nehri, 200.000 km²’den daha büyük olduğu bilinen Thar Çölü, uçsuz Himalayan Dağları, tropikal yağmur ormanları, üç denizin birleştiği burun, vahşi, hayvanlar, Bengal kaplanı ülkenin içeriğinde yer alan unsurlardan sadece ama sadece birkaçı zira bu liste birçok ülkenin muhteviyatını fazlasıyla katlayacak durumda.

agra taj mahal

agra taj mahal

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde hâlihazırda yirmi bir kültürel ve beş doğal mekânıyla yer alan, daha yirmi dokuz mekânı da yedek listeden asıl listeye geçmek için beklemekte olan bir ülke Hindistan. Adeta taşı toprağı bir kültür mirası, zengin, renkli ve dokusal. Yeni Delhi’deki ilk Mughal İmparatoru tarafından inşa ettirilen Red Fort (Kırmızı kale), gizemli Kacuraho Tapınakları, Racastan’ın eşsiz sarayları ve Tac Mahal bu Kültürel Miras Listesi’nde hakkıyla yer alanların sadece birkaçı.

delhi humayun tomb

Türk Havayollarının Delhi ve Mumbay uçak seferlerinin sıklığı ile Hindistan’ın gezginlere önerebileceği pek çok güzergâh ve içerik var ancak zamansızlığı da göz önüne alırsak ülkede yapılabilecek en kısa ve özgün program Altın Üçgen (Delhi-Agra-Caypur) dedikleri. Bunun başlangıç veya bitiş noktası mutlaka bir zıtlıklar şehri olan Delhi olacaktır. Şehrin nefes kesen Mughal dönemine tarihlenen Red Fort (Kırmızı Kale) gezilmesi gerekenlerin başında yer alıyor. İslam, Pers ve Hindu kültürlerinin mimariye yansıdığı bu eser dünyada bir başka örneği olmamakla birlikte sizi bir anda ülkenin kültürel zenginliğine davet etmekte. Bir diğer önemli mekân Kutub Minar ve anıtları. 12. yüzyıla tarihlenen bu kalıntılar, zaman yolculuğunun günümüzdeki gerçek örneği. 1193 yılında tamamlanan 72,5 metre uzunluğundaki Kutub Minar ve çevresindeki yapılar adım adım tarih teneffüs edeceğiniz bir oluşum.

dance kerala

Agra’ya doğru mesafe kat ederken yolda Dünya Miras Listesi’nde yer alan Fatehpur Sikri’ye uğramak şart. Burada bir İmparatorun bir aziz için gösterdiği hürmetin mimariye bürünmüş halini gözlemleyeceksiniz. 1571 yılında yapılan Fatehpur Sikri İslam ve Hindu mimarisini harmanlayan güzel ve dünyanın en mükemmel hayalet şehirlerinden biri.

jodhpur

Sıra daha sonra Dünya’nın yedi harikasından biri olan Tac Mahal’e geliyor. Bu devasa mozole iki yüzyıl boyunca gelişen Mughal desenlerinin zarafetini yansıtıyor. Şah Cahan tarafından 1631–1648 yılları arasında inşa edilen bu inci kadar zarif beyaz mermer kütlesi, günümüzde aşkın ruhunu temsil eden, insanoğlu tarafından yapılan dünyadaki tek örneği. Günümüze değin, Tanrıdan dileklerinin yerine gelmesini arzulayan birçok insan, bir zamanlar bir imparatora bağışlanan mutluluğun kendilerine de nasip olması umuduyla bu yatırı ziyaret etmektedir.

kerala houseboat

Altın üçgenin son halkası ise “Pembe Şehir” olarak bilinen, Hindistan’ın en büyüleyici kentlerinden biri olan Caypur. Bir kısmı bir ortaçağ kalesini, bir kısmı modern bir metropolisi, bir kısmı antik folklorik gelenekleri içeren bu şehir kelimenin tam anlamıyla görkemli bir mozaik. Fil sırtında çıkabileceğiniz Amber Kalesi ortaçağ aristokrasisinin en zengin örneklerinden biri ve şehrin mutlak gezilecek mekanı. Tepeye vardığınızda, önünüze serilen aşağıdaki geçit ve sizi çevreleyen tepelerin görüntüsüne doyum olmaz. Şehir Sarayı yakınında Cantar Mantar isminde hayranlık uyandıran bir kompleks ise ikinci durağınız olmak durumunda.

Daha dinsel serüvenlere sokulmak isteyenler için iki günden on güne kadar bilumum alternatifler mevcut. Bu kavramda bilgi sahibi olmak isteyenler için İmparator Asoka tarafından yaptırılan 50 metre yüksekliğindeki Mahabodhi ve 3.133 metre deniz seviyesinde olan Bodhgaya tapınakları kaçırılmaması gerekenler arasında. Dinselliğin yanı sıra biraz da ruhanilik arayanlar için ise Ambaji, Dwarka, Somnath, Palitana, Girnar ve Udvada gezilmesi gerekenler listesinin en üst sırasında yer almalı.

mumbai elephanta caves

Herkesin bir şekilde kulak misafiri olduğu Goa ise sadece sahilleri ile ünlü değil zira bölgenin az turistik olan kısımlarında yer alan kilise ve manastırlar Hıristiyan Dünyasında önemli konumda. Özellikle Bom İsa Bazilikası ve Se Katedrali Hıristiyan hacıların en uğrak mekânları. Öte yandan Goa Hindistan’ın hiç uyumayan bölgesi olarak ta biliniyor zira burada sabahın ilk saatlerine kadar geleneksel müzik ile savrulup ilk günışığının habercisi olan kilise çanları ile yatağa girebilirsiniz eğer nefis sahilde deniz keyfi yapmak istemiyorsanız.

Mumbay ise Hindistan’ın en kalabalık şehri olmasının yanı sıra ülkenin size hoş geldiniz buketleri ile karşılayan bir diğer kapısı. Burada en dikkat çeken geziler ise 5. yy’a tarihlenen kaya tapınakların yer aldığı Elephanta Adası; bir saatlik uçuş mesafesinde olan Acanta ve Ellora Mağaraları ise kaçırılmaması gerekenler arasında. Özellikle Acanta’da yer alan 29 mağara 200 Budist papazının yuvası ve tapınağı. Duvardaki eşsiz diyagramlar ve Buda’nın heykelleri büyüleyici. Dinsel armoninin sembolü olarak kabul edilen Ellora Mağaraları ise on ikisi Budistlere, on yedisi Hindu’lara ve beşi Cansi’lere ait olan 32 mağarasıyla üç dinin kesişim noktası. Tek bir çatı altında üç farklı dinin buluştuğu kutsal mekân.

desert

Kuzey, Güney, Ladak, Sikkim, Kerala, Karnataka, Orissa, Racastan bölgelerinin yanı sıra Ay Tanrısı’nın Şehri olarak bilinen Kacuraho, dillere destan erotik kabartmaları ile görülmesi gereken bir diğer kültürel durak. Hatta fırsat varsa atlanmaması gereken bir şehir, zira iki yüz yılda tamamlanan ve 11. yüzyıla tarihlene bu tapınak oluşumlarını görmek kaçırılmayacak kadar değerli.

Eğer amacınız klasik dinlenme tatili yapmak ise o zaman en doğru adres ülkenin Kuzey Doğu’sunda yer alan Bengal bölgesi. Tüm eyaletlerin Kraliçesi olarak kabul edilen Bengal bölgesi dinlenmenin sözlükteki birebir karşılığı. Dinlenirken birazda kültürel alışverişe girmek isterseniz her zaman eyaletin başkenti Kolkata sizleri ağırlamak için hazır ve nazır. Eğer seyahatinizi Eylül veya Ekim aylarına denk düşürürseniz o halde dünya çapında ünlenen Durga Puca kutlamalarına da iştirak etmek imkânı yakalayabilirsiniz. Böylece Bengali topluluğunu daha yakın bir mesafeden inceleme fırsatınız olabilir.

gateway of india

Hindistan’da gelenekler modern ve yankılanan kültürel bolluk içerisinde harmanlanıyor. Toprak cömertlik, yiğitlik, taşkıran yücelik gibi öyküleri anlatmakta gecikmiyor. Önemli olan dinlemek algı hücrelerinizi açık tutmak ve var olanı kabullenmek. Önerilecek çok yer var, yazacak çok söz ancak bir yerde kelama nokta koymak gerek.

Gelin ülkenin renk skalasında sizde süzülün… Jammu ve Keşmir dağlarının tepesinden sizleri selamlayan karlardan, Racastan’ın dalgalanan çöl vahalarına, Agra’daki Taj Mahal’dan Andamans’ın bakir kıyılarına, Goa’nın egzotik sahil şeridinden Kerala’nın yemyeşil, gösterişli durgun yeşil sularına. Hindistan bir diller, dinler, mezhepler, renkler cümbüşü. Hemen hemen her eyalette ayrı diller konuşuluyor: Telegu, Kannada, Malayalam, Konkani, Marati, Dakani, Urdu… Hindistan ayrı bir kıta olabilecek kadar büyük bir ülke resmen başı ve sonu yok. Yüzölçümü Türkiye’nin üç katı, nüfusu ise 15 katı. Bir gezgin için dünyanın belkide en ilginç ülkesi Hindistan. Bu büyük ülkede çok değişik geziler yapmak mümkün. Bu gezileri de yapmak artık sizin göreviniz olsun; zira hiçbir gezgin, Hindistan’ı görmeden, dünyanın bir yerini gördüm diyemez…

varanasi

UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Hindistan

Kültürel Liste

• Agra Kalesi (1983)
• Ajanta Mağaraları (1983)
• Sançi’deki Budist anıtlar (1989)
• Champaner-Pavagadh Arkeolojik Parkı (2004)
• Chhatrapati Shivaji Terminus (eski adı Victoria Terminus) (2004)
• Goa’nın Kiliseleri ve Manastırları (1986)
• Elephanta Mağaraları (1987)
• Ellora Mağaraları (1983)
• Fatehpur Sikri (1986)
• Great Living Chola Tapınakları (1987)
• Hampi’deki Grupsal Anıtlar (1986)
• Mahabalipuram’daki Grupsal Anıtlar Grupsal Anıtlar (1984)
• Pattadakal’daki Grupsal Anıtlar (1987)
• Hümayun Türbesi, Yeni Delhi, Delhi (1993)
• Kacuraho’daki Grupsal Anıtlar (1986)
• Bodh Gaya’daki Mahabodhi Tapınak Kompleksi (2002)
• Hindistan’nın Dağ Demiryolları (1999)
• Kutub Minar ve Anıtları, Yeni Delhi (1993)
• Kızıl Kale Kompleksi (2007)
• Bhimbetka’daki Kaya Korunaklar (2003)
• Konarak’taki Güneş Tapınağı (1984)
• Tac Mahal (1983)

Doğal Liste

• Kaziranga Ulusal Parkı (1985)
• Keoladeo Ulusal Parkı (1985)
• Manas Vahşi Hayat Sığınağı (1985)
• Nanda Devi and Valley of Flowers Ulusal Parkları (1988)
• Sundarbans Ulusal Parkı (1987)

* AUM: Bu ebedi Kelâm her şeydir,
Olup bitendir, olmakta olandır
Ve olacak olandır, hem bunların da
Ötesinde, ebediyette yer alandır.
Her şey AUM’dur.
Brahman her şeydir ve Atman da Brahman’dır…

İşte bu Atman, Edebi Kelâm AUM’dur.
Bölünmez olsa da, bizzat ilk üç bilinç halini
Oluşturan üç sesi verir: A, U ve M…

Yazan: Zekeriya S. Şen

muzik@tikabasamuzik.com

Oduncu Peri’nin Usta Vuruşu (The Fairy Feller’s Master-Stroke)

Eylül 26, 2009 by  
Filed under Ünlü Tablolar, Büyük Sanatçılar, Resim, Sanat

Richard Dadd (1 Ağustos 1817 – 7 Ocak 1886) yaşamıyla olsun, eserleriyle olsun ilgi çekici bir ressam. Kariyerinin başlarındaki eserlerinin konusu ve tekniği benzer meslektaşlarından farklı değildir. Oryantalist konular, peri resimleri gibi romantik resimler Viktoryen dönem İngiltere’sinde oldukça modadır. Kraliyet Sanat Akademisi’nde gördüğü düzgün bir eğitimin ardından ressam arkadaşlarıyla beraber “Clique” adlı grubu kurar. Akademik sanatın yararsızlığından dem vuran bu grup, sanatın ancak halk tarafından değerlendirilebileceğini savunmaktadır. Bu grubun ömrü uzun sürmez nitekim; çünkü Dadd çıktığı uzun bir seyahatten “deli” olarak döner!

Dadd, 1842′de bir arkadaşıyla beraber kapsamlı bir doğu gezisine çıkarak; Yunanistan, Türkiye ve Filistin üzerinden Mısır’a gelir. İşte her şey bu gezi esnasında gerçekleşir! Nil nehrinde yaptıkları kayık gezisi sırasında Dadd’in hareketleri değişir ve sayıklamaya başlar. Kendini Eski Mısır tanrısı Osiris zannetmektedir ve kötülükle mücadele hezeyanları yaşamaktadır. Basit bir sıcak çarpması olarak düşünülen bu durumu maalesef gerilemez ve İngiltere’ye döndüğünde de aynı hezeyanlarla iblis olarak gördüğü babasını öldürür. Gizlice Paris’e kaçan Dadd burada da rahat durmaz ve kötü güçlerin etkisi altında zannettiği bir turiste saldırınca tutuklanır. Tanısı “Paranoid Şizofreni”dir ve Bethlem Psikiyatri Hastanesi’ne yatırılır.

İşte burada sanki sanatı zincirlerinden kurtulmuş, müthiş yeteneği sınırsız bir özgürlüğe erişmiştir. Hastanede yattığı süre boyunca resim yapmaya devam eden Dadd, en büyük eseri olan “The Fairy Feller’s Master-Stroke (tuval üzerine yağlı boya / Tate Galerisi, Londra.)” adlı tablo üzerine çalışmaya başlar. 53×38 cm boyutlarındaki tablo üzerinde tahmini olarak 9 yıl çalışmıştır. (Bu sürecin hangi tarihler arasında olduğu tam olarak belli değil. Ressamın kendisine göre 1857 veya 1858 yılında başlayıp 1964 yılında sonuçlanmıştır. Fakat kendisinin mental hastalığı göz önünde bulundurulduğunda hatırladığı tarihler yanlış olabilir. Araştırmalara göre 1855-1864 arası doğru tarihler olabilir.)

Resme ilk baktığımızda;

The Fairy Feller's Master-Stroke

bu denli ayrıntının bu kadar küçük ebatlara sığdırılmasının dehşetiyle etkileniyor insan. Genel olarak sevimli bir peri resminin, bir kuyumcu edasıyla işlenmiş versiyonu gibi görünse de dikkatli incelendiğinde bazı ayrıntılar göze çarpıyor. Dadd’in de belirttiği gibi tablo henüz bitmemiştir. Sol alt köşedeki sarımsı leke, henüz renklendirilmemiş fındık yığınını yansıtıyor. Bu yüzden ressam tablosuna “Quasi (yarım)” der. Minyatür benzeri objelerin önündeki otlar ve bitki çöpleri gözde üç boyutlu bir efekt oluşturuyor, arkada olanları görmek için elinizle çalıları kenara itmek istiyorsunuz. Gerçekten de bu bitkisel uzantılar, resimden bağımsız bir kompozisyon oluşturmuş gibi görünüyor. Bir çalı sol alttan sağ üste kadar tabloyu çaprazlıyor neredeyse. İnce uçları sarmal şekillerle birbirine dolaşıyor.

Dadd, bu eserini açıklayacak garip bir şiir de yazıyor: “Elimination of a Picture & its subject-called The Feller’s Master Stroke”. Bu şiirinde tabloda neler olup bittiğini bir nebze açıklıyor. Baş karakter, bize en yakın perspektifte, sırtı izleyiciye dönmüş halde duruyor; baştan sona deri kıyafetler içindeki oduncu (Feller) baltasını kaldırmış önündeki büyük fındığı ikiye yaracak vuruşunu gerçekleştirmek için emir bekliyor.

The Fairy Feller's Master-Stroke

Resmin merkezindeki beyaz sakallı Başbüyücü (Patrik), beyazlar içinde oturuyor. Yüzünü gölgeleyen uzun siperlikli şapkası üç sıralı (Papa şapkası gibi). Sağ elini takdis edermiş gibi kaldırmış, bu da papalığa bir atıf gibi duruyor ama Dadd’in kendisine göre bu hareket oduncuya yapılmış bir göz dağı; kendisi emretmeden baltasını indirmemesi için. Patrik, sol elinde kısa ama kalın bir asa tutuyor (şapkasına üşüşen perileri uzaklaştırmak için).

Döneme has bir yönelimle Dadd, William Shakespeare’in eserlerine bolca atıfta bulunuyor. Bunlarda ilki olan, başbüyücünün şapka siperliğinin solundaki Kraliçe Mab (tabloda çok zor seçiliyor), resmi arabasında fındığın yarılmasını bekliyor (Romeo ve Juliet’te Mercutio adlı karakter Kraliçe Mab’den bahseder. Bu küçük peri ikiye yarılmış fındık kabuklarından yapılmış kraliyet arabasıyla gezmektedir). Arabacı yerinde bir tatarcık var, arabayı dişi at-insanlar çekiyor. Önlerinde Cupid ve Psyche (Roma mitolojisinde aşk ve ruh) duruyor.

Başbüyücünün şapkasının sağ siperliğinin üzerindeyse İspanyol kıyafetleri içindeki minik periler dans ediyor.

Shakespeare’e yapılan bir diğer atıf da geniş şapkanın tam üzerinde bulunuyor;

The Fairy Feller's Master-Stroke3

“A Midsummer Night’s Dream”den Titania ve Oberon (peri kraliçesi ve kralı) o esnada gerçekleşen olayı tartışırlarken, sol taraflarındaki kırmızı kıyafetli kocakarı tarafından izleniyorlar.

Başbüyücünün hemen altındaki grup soldan sağa doğru şöyle: Kraliçe Mab’in hemen altında iki peri olaylara kulak misafiri oluyor. Bir peri züppe, beyaz etekli sarı kıyafetli bir nimfeye kur yapıyor. Nimfenin hemen bacaklarının yanında çömelmiş bir çocuk terbiyecisi (pedagog) gözleri şaşı halde izliyor. Patriğin hemen altında pembe mantolu (ve senatör pipolu) politikacı var. Politikacının sağında, bacak bacak üstüne atarak güzel ayakkabılarını gösteren satir suratlı, şapşal bir peri oturuyor (modern peri).

Oduncunun sağında, ellerini dizlerine koyarak hafifçe çömelmiş duran Peri Hanı’nın seyisi, olayı ilgili bir şekilde izliyor. Yanında eliyle uzanan bir cüce keşiş var. İkisinin üzerinde (oduncunun baltasının hemen altında sadece başı görünen) ilgisiz Arabacı (Waggoner) Will’in “bilgece dikkatini çeken” sabancı köylü duruyor.

The Fairy Feller's Master-Stroke4

Tablonun sağında şehirli kıyafetleriyle (nükteyi seven) iki erkek peri duruyor; birinin elinde lavta var. Tablonun solunda bunların aksi gibi duran iki peri kızı duruyor.

Sivri memeleri, kalın baldırları (balerin olmalılar) ve küçük ayaklarıyla değişik bir erotizm sergileyen kadınların soldakinin bir elinde süpürge var, diğer koluna kahverengi bir güve (hawkmoth- şahingüvesi) eğitimli şahin gibi konmuş. Sağdaki peri elinde bir ayna tutuyor. Hemen ayağının dibinde (pedagogun solunda, sadece kafası görünen) bir satir kadının eteğinin altını dikizliyor.

Perilerin sol alt tarafında iki taşralı aşık olayı ilgiyle izliyor; dirseklerinin üzerine yaslanan sütçü kız (Chloe ya da Phyllis) ve arkasından ona sarılan deri tabakçısı (Lubin). Aşıkların altında kara derili iki cüce duruyor; sihirbaz olan erkek cüce o anda fındığın kırılıp kırılmayacağı konusunda tahminlerde bulunuyor. Sihirbaz cücenin hemen sağında, ot karmaşasının arkasında kahverengi bir örümcek var (küçük örümcekleri işe alan usta dokumacı).

Sol üstte pejmürde ve Bedavacı; hemen arkalarında bir yusufçuk (daimi tatilciler) üflemeli çalgılarıyla tabloya eşlik ediyorlar. Yusufçuğun hemen altında kırmızı şapkalı bir elfin başı görünüyor (Dadd’a göre Çinli Küçük Ayaklar Sosyetesi’nin küçük bir elemanı).

Yusufçuğun hemen solundan başlamak üzere kırmızı sarı ceketli asker, beyaz şapkalı denizci, bileme aletiyle tamirci, açık yeşil mantolu sabancı delikanlıya (köylü gence) yeni diktiği ceketi gösteren terzi, tokmak ve havanıyla eczacı ve sabancı gencin cebini karıştıran hırsızdan oluşan bir topluluk, bu peri topluluğundaki yerini alıyor.

Tabloyu inceleyip, her baktığımızda yeni bir şey keşfettikten sonra içimizde oluşan garip hisleri anlatabilmek mümkün değil. Bu hoş bir rahatsızlık… Sanki anlatılandan ve gösterilenden başka birşey söz konusuymuş gibi… Periler bildiğimiz havai, hoş ve neşeli havalarını taşımıyorlar burada; daha garipler. Dadd ayrı ayrı hepsinin hikayelerini, resmedilen andan öncesinde ve sonrasında hayatlarını nasıl idame ettirdiklerini biliyor. Sanki Dadd bu yaratıkları “gerçekten” görmüş gibi…

İkinci rahatsızlık hissi tabloda gerçekleşen olaya verilen tepkilerden kaynaklanıyor. Baltanın inişine hazırlanan seyirciler veya o anda işi olmadığı halde tabloya sızan diğer üyeler, hep beraber bu olaya odaklanmış gibi duruyor. Hepsinin suratında gergin, dramatik bir ifade var. Acaba ömrünü bir tımarhane köşesinde sonlandıran hasta bir zihin (Resim 5), bu acayip sahneyle hangi düşüncesini açığa çıkarmaya çalışmıştır; neyi sembolize etmiştir?

Richard Dadd

(Fotoğrafında gözlerindeki çılgın bakışa dikkat edin). Eserin gizemi üzerine yapılan araştırmalar halen sürdüğünden, bize sadece Dadd’ın bu “usta-darbesi”ni seyretmek düşüyor.

Ek:

Ben bu konuda birçok kaynak araştırdım ve hepsinden birkaç alıntı yaptım (aşağıda linklerini de verdim). Bunun dışında başka eserler de işimi gördü. En önemlisi Queen’in aynı adlı şarkısı idi. Resmi açıklamak için en kolay yöntemin bu şarkıyı dinlemek olduğunu düşünüyorum. Resmin etkileyiciliğine kapılan birçok yazar olmuş; Angela Carter, Dadd’in hayatı ve Viktoryen dönem sanatını anlatan “Come Unto These Yellow Sands” adlı bir radyo oyunu yazmış. Mark Chadbourn’un ülkemizde henüz yayınlanmamış, tabloyla aynı adlı romanında bu eser bir cinayeti aydınlatmak için ipucu olarak kullanılıyormuş. Eser hakkında ulaşılabilecek diğer bir roman ise Terry Pratchett’ın 2003 tarihli “The Wee Free Men” (Küçük Özgür Adamlar/ Tudem 2006) kitabıdır; ki buna ulaşmak daha mümkün.

http://en.wikipedia.org/wiki/The_Fairy_Feller’s_Master-Stroke
http://en.wikipedia.org/wiki/Richard_Dadd
http://bohemia-place.net/fairyfeller.htm#ffmsp
http://www.english.emory.edu/classes/Shakespeare_Illustrated/Dadd.Feller.html
http://journal.neilgaiman.com/2008/04/fairy-fellers-master-stroke.html
http://www.youtube.com/watch?v=i7-9eAal_x4
http://www.tate.org.uk/servlet/ViewWork?workid=2979&tabview=image
http://www.popsubculture.com/pop/bio_project/richard_dadd.html

Yazan: Wherearethevelvets

wherearethevelvets@sanatlog.com