İyiler Bencildir

26 Kasım 2009 Yazan:  
Kategori: Deneme, Edebiyat, Sanat

İnsanlar çevrenin baskısıyla onların iyi kavramlarına uymaya zorlanır. Kabul edilen, standart, olağan iyilik kavramlarını kendi karakterlerimizle örtüştürdüğümüzü varsayıp iyilerin bencil olduğu konusuna değinelim.

İnsanlar hayatta daima çıkarları için yaşarlar. Sosyal düzen bir anlamda vahşi bir arenadır ve insan hayatta kalacak yeterlilikte bencilliğe sahiptir. Ancak bu bencillik kendisini her noktada gösterir. Ağızlarınızdan bencilleri yeren sözcükler dökülürken bile kendi benliğinize hizmet edersiniz ki bunun adı da bencilliktir zaten. Sonuçta kötü addettiğiniz insanların en büyük karakteristik özellikleri olan bencilliğin sizin en büyük silahınız olan iyilik ve yardımseverlik kavramlarınız üzerine etkisini göstereceğim sizlere.

İyiliklerin karşılıksız olduğuna dair bir inanç vardır toplumlarda. En süper iyilik karşılıksız olandır güya. Fakat karşılıksız iyiliğin olamayacağını gösterecek deliller var elimde. Hazır olun. Açıklıyorum.

İyilik yaparken ortalama bir insanın iki kazancı vardır:

1. Yapılan iyiliğin sonunda hissedilen o rahatlama, ferahlama duygusu ki bu herkes için ortaktır.

2. Dini bir inancınız varsa bunun adı sevaptır.

Öncelikle her kazancın maddi olmadığını bildiğinizi varsayıyorum. Zira sevap kazanmak bir tür manevi çıkardır. Zaten Tanrı’yla cennet ve cehennem pazarlığı yapmış insan topluluğunun karşılıksız iyilik yapamayacağı konusunda itiraz eden olmaz. Tanrı, inanın cennete yollarım, en olmadı cehenneme gitmezsiniz, diyorsa ve insanlar bunun için inanıyorsa burada pragmatizmin keşif kokusunu alabilirsiniz. Dini hassasiyeti olan insanların bu noktada sinir küpü olduğunu bildiğimden ve “hayır o öyle diiil bi kere” ile başlayan cümlelerinin önünü kesmek açısından tek soru soruyorum: Cennet ve cehennem olmasa tanrıya kim inanırdı ya da inanma ihtiyacı hissederdi? Sırf yanmamak veya lezzet diyarında zevk köşelerini kapmak için inandıkları bir Tanrı olduğu sürece bu insanların bencillikleri konusunda şüphe duymamamız gerektiğini görmemiz en doğrusu olacaktır.

Palyaço

İlk ve daha kapsamlı olan maddeye dönüyorum. Yapılan iyilik karşısında her zaman bir duygu hissederiz. Biraz rahatlatıcı, biraz ferahlatıcı ve sanki nefessiz kaldıktan sonra bir anda derin bir nefes almak gibi bir duygu. Zaten bu duyguyu yaşayınca sert bir nefes bile veririz. Adına huzur dediğimiz bir kadınla sevişiriz adeta. Size iyi hissettiren şey ise yaptığınız iyiliğin doğru bir şey olduğunu ve bu doğru şeyin doğruluğunun toplum tarafından tescillendiği yönündeki kanaatinizdir. Doğru görülen davranış ödüllendirilir. Yani toplumdan bir aferin alırsınız ya da toplum tarafından alkışlanırsınız. İnsanlar sizi sever, yüceltir. Bencillik buradadır zaten. Yapılan iyilik birine yardımcı olmak adına değil toplumdan aferin alma adınadır. Bu aferin din tarafından da verilebilir. Zaten bazı iyiliklerin saklı kalmasındaki temel mantık din bunun saklı kalmasını söylediği içindir ve siz ona uyup dini bir aferin alırsınız.

İyilik yaptığınız insanın ne durumda olduğu sizin canınızı yakar. Onu öyle can yakan, sizi üzen durumda görmek istemezsiniz. O insanlara yardım etmenizin onların sorunlarına çare olmakla alakası yok. Tamamen o tabloları görmeye tahammül edememe ve toplumsal ödüllendirme içindir. Vicdanınızı susturmaktır. Dilencilere verdiğiniz para sonrası bir iyilik yapmış olduğunuzu hissetmeniz fakat o dilencinin o parayla ne yaptığını umursamamanız, tatmin olduktan sonrasını düşünmemeniz bu duruma en güzel örnektir. Tam olarak bencilliktir.

Hayatımızdan pis, kötü, pespaye görüntüleri silmek ve diğer insanları da bu kirli sahnelerden kurtarıp alkışlanmak, sevilmek için iyilik yaparsınız. İyilik yapılan insanın durumunu umursamaz, düşünmez ve önemsemezsiniz. Her durumda bencilsinizdir. Üzülmeyin, bu yanlış değil. Hayatta kalmak için buna ihtiyacınız var ama kirli bencilliklerinizi de iyilik kisvesi altında sunmak gibi riyakar hareketler yapmayın. Onun dışında bencillik zaten doğanızda, içgüdünüzde var. Sadece bunları kabul edin ve saf saf “ama iyilik karşılıksızdır” gibi saçmalıkları savurmayın. Akıllı olun.

Yazan: Serhat Çolak

colakserhat@hotmail.com

İyi ve Kötü Ayrımı

20 Kasım 2009 Yazan:  
Kategori: Deneme, Edebiyat, Sanat

Bugüne kadar kuralları umursamayan, anarşist, “ya abi sikerim sizin normlarınızı” diye dolaşıp her türlü anlayışa, kavrama siktiri çeken bir insan oldunuz. Ancak içinde bulunduğunuz sistem size kuralları dayatmış ve sizi sistem faresi gibi kullandığından habersiz bir şekilde yüzünüzde bilinçsiz bir gülümsemeyle yüksek perde kuralsızlık çığlıkları attınız. Şimdi sırıtmalarınızı yutmanıza, kuralsızlıklarınıza lanetler okumanıza neden olacak satırları okuma sırası geldi.

Hepimizin kabul ettiği belli kurallar vardır ve devlet, otorite, yetke her zaman bunun uygulayıcısı oldu ve adına da kanun dediniz. Ayrıca sizin gibi olmayan, asıl anarşist, kuralsız veya kendi kurallarına biat eden insanları sırf sizin kurallarınıza, kanunlarınıza, diktelerinize uymadı diye cezalandırma yetkisini elinizde bulundurduğunuza inandınız; hatta uyguladınız.

Örneğin; soyguncular, tecavüzcüler, katiller gibi insanlar sizin kurallarınızın birer kurbanı oldu. Bu tür insanların başka insanların sağlıklı yaşama hakkını elinden aldığı gerçeği sizi rahatsız etti ve karşı bir tepki geliştirdiniz. İdam cezası kaldırılsın diye götünüzü yırtıp bir şey yaptığınızı zannederken bir yandan da o eleştirdiğiniz idamcılarla aynı yaptırımı uygulamak gibi ironik bir hata silsilesi komedisinde boğuldunuz. Bu tarz insanların yanlışlarına yeni bir yanlışla ceza verdiniz, kuralsızlığınızı kurallaştırdınız. Kendi açınızdan baktığınızda haklı olduğunuzu düşündünüz ancak hiçbir zaman kendinizi o insanların yerine koymadınız bile.

Küçük bir örnekle karışan akıllara bir açıklık getireyim. Başka bir evrende, başka bir dünya, başka bir devlet düşünün. Başka başka insanlar ve başka kurallar hakim olsun bu ülkede. Örnek verecek olursak; birini öldürmek burada şimdi bizim kurallarımızda öldürmemek neyse o anlama gelsin. Öldürmemenin sizi suçlu yaptığı bu devlette yaşadığınızı düşünün. İnsan hayatının değerini bildiğinizden bu devlette birini öldürmeye karşı çıktığınızı ve bunun sonucunda suçlu bulunup hapse atıldığınızı, hatta idam edildiğinizi hayal edin. Diğer herkes katil olduğu için sizin şu an iyi, doğru, ahlaklı diye adlandırdığınız tüm değerleriniz yalnızca toplum değişince nasıl yanlış ve kötü ilan edildi değil mi?

Sonuçta tüm kanunlar, normlar, dikteler sizin iyi ve kötü algınıza göre değişkenlik gösteren yaptırımlardır. Göreceli bir olgu üzerine başka insanların hayatlarına müdahale etmeniz aslında ne kadar faşist olduğunuzu gösterir. Bu gerçeği göremeden nasıl yaşayabiliyorsunuz anlayamıyorum. Bu sanki klostrofobik olmak gibi. İç sıkan, daraltan ve çığlık atıp, silkinip kurtulmak istediğiniz bir ağırlık, sizi nefessiz bırakacak şekilde bir yığın insan güruhunun üstünüze akın etmesi gibi.

yol ayrımı

Kendinizi o katillerin, soyguncuların tecavüzcülerinin veya diğer herhangi bir suçlunun yerine koyma kabiliyetine sahip olmadığınız sürece evrensel bir iyilik ve kötülük kavramından söz etmek de mümkün olmayacaktır. Nitekim iyi ve kötüyü bile büyük bir çoğunluk kendi değerlerine göre yoğurabiliyorsa ve bu çoğunluk iyi ve kötü kavramlarının kişiden kişiye değişebilen değerler olduğunu göremiyor veya buna tahammül edemiyorsa orada bir adaletten, eşitlikten ve insanlıktan söz etmenin mümkün olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Suçluların diğer insanların hayatlarına müdahale ettiği gerçeğini göz ardı edecek değilim. Ancak sizin yaptığınız da bu olduğu için sizin de suçlu olduğunuzu söylemekten çekinmem. Bir katili idam etmek gibi.

Kuralların olmadığı bir evrende zaten şimdi suçlu dediğimiz insanlar da başkalarının hayatlarına müdahale etmemeleri gerektiğini anlayacaktır. Kuralların varlığı insanları tahrik ettiği sürece gerçek bir adalet, barış, huzur ve diğer bütün hayaller gerçekleşmekten çok uzakta olacaklardır.

Bununla ilgili olarak anarşizmin imkansız olduğuna inanırdım. İnsanların farklı bir bilinç düzeyine ulaşmadıkça mutlak bir kaosun hüküm süreceğini düşünürdüm. Ancak henüz anarşizm uygulanmadı bile. Belkide insanlar farklı bir bilinç düzeyine erişince anarşizmin mümkün olmasına inanmak yerine anarşizm gerçekleştiğinde insanların bilinç düzeylerinin artacağına inanmak daha mantıklıdır. Zira kurallar var oldukça bilinçsel gelişmenin imkansız olduğu aşikardır.

Yazan: Serhat Çolak

colakserhat@hotmail.com