Anasayfa / Manşet / Münferit (2007, Dersu Yavuz Altun)

Münferit (2007, Dersu Yavuz Altun)

Derin Devlet’e Giriş: Münferit’i Yeniden Okumak

“Sadizm, bireysel kimliği oluşturmakta kullanılan uzaklaştırma, ayırma ve nesneleştirme işlemlerinin en aşırı biçimidir. Eşduyum, bağlılık ve bağımlılık gibi kadın toplumsallaşmasına has özelliklerden arınan (yalnız yaşayan) kahraman, ölçüsüz bir bağımsızlık, bağsızlık ve eşduyum yoksunluğu kazanır. İşkence, muhafazakâr toplumsallaşmanın mantıksal sonucu, aşırı bireyciliğin gerçek yüzüdür.”

(Ryan & Kellner, Politik Kamera) (1)

“Devlet tüm soğuk canavarların en soğuğudur. Soğuktur söylediği yalanlar da; ve şu yalan dökülür dudaklarından: ‘Ben, devlet, halkın ta kendisiyim.’” (Nietzsche, Böyle Söyledi Zerdüşt) (2)

“Bir yapıt, bir nesne, bir mimari, bir fotoğrafın yanı sıra bir suç ve bir olay da bir şeylerin alegorisi, bir şeylere karşı bir meydan okuma biçimi, devreye rastlantının sokulduğu şaşırtıcı bir şey olmalıdır.”

(Baudrillard, Şeytana Satılan Ruh Ya da Kötülüğün Egemenliği) (3)

Giriş

Dersu Yavuz Altun’un yazıp yönettiği Münferit bir ilk film. Geriye dönüşlerle travmatik yakın geçmişi yeniden-canlandıran kriminal bir öykü. Filmde anımsama eylemi kişiseldir. Gizlenen, otorite figürlerinden/süper-ego’dan, kontrol ajanlarından (polis müfettişi ile yardımcısı) saklanan, ayrıntılardan çok kilit noktalara dönük esrarlı olaylar, bilinçaltında yaşamaya devam eden travmatik yakın geçmişe dönüktür. Kişisel intikam öyküsü kurtulunmak istenen suçu da içerir.

munferit-dersu-yavuz-altun-sanatlog.com

Sıradan Yaşamlar & Sıradan Olmayan Yaşantılar

Kara filmler yüzeyle ilgilenmezler. Daha çok yüzeyin derinliklerindeki meşum insan ilişkilerini, ilk bakışta fark edilmeyen, özel bir bakış gerektiren hadiseleri tasvir ederler. Sıradan, rutin gibi görünen günlük yaşam zannedildiği gibi sıradan ve rutin olmayabilir. Basit yaşamlar dikkat etmediğimiz için derinliğinin ayırdına varamadığımız ölçüde karmaşık olabilir. Blue Velvet’te (1986, Mavi Kadife, David Lynch) rengârenk, bir örnek, şirin banliyö evleri yüzeydeki mutlu ve tanıdık bir dünya yanılsamasını kuvvetlendirirler; ama asıl dünya hiç de basit, anlaşılır, sevimli değildir.

Münferit’te, ‘derin’ devlet adına telefon dinleyen psikotik memur Bekir’in (Ali Erkazan) tehdit ve şantajdan kurulu entrikasında başat kurban Öğretmen Aylin’le (İdil Fırat) öteki kadın kurbanların (kocalarını aldatan kadınlar, liseli bir genç kız) cinsel sömürü düzenindeki haletiruhiyelerini izlerken; temelde yozlaşmış bir ülkenin politik-sosyal-psikolojik-ekonomik dinamiklerini de okuma fırsatı buluyoruz. Nedir o yozlaşmışlık ve sistem eleştirisinin gerisinde yatan olgular? Münferit olan nedir? Şu: Münferit zannettiğimiz ve bir kenara ayırdığımız, bastırdığımız, inkâr ettiğimiz, yok saydığımız, dışarıda tuttuğumuz birçok öge, detay, olgu, mesele, bizatihi sistemi sistem yapan elemanların birlikteliğine işaret etmektedir. Zincirleme olarak birbirini etkileyen, ucu herkese dokunan, figürlere teğet geçen bir olaylar silsilesi mevcuttur. Belki de yakından bakılmadığında görülemeyen, hissedilemeyen birçok olgu yanı başımızda durmaktadır. Suçun orijini iyiyle kötünün birbirine karıştığı, büyük balığın küçük balığı yuttuğu, güçlünün güçsüzü bir böcek gibi ezip geçtiği (öyküde böcek metaforu yer alır), yalanla gerçeğin birbirine sarmaştığı liberalist bir düzende net biçimde anlaşılamamaktadır. Anlaşılsa bile kanun adamları/düzenin bekçileri aralarında istedikleri noktayı, açığa çıkmasını istemedikleri bir bilgiyi örtbas edebilmektedir.

Orta sınıf aile ise liberal yasaların gölgesinde bir melek olmayacaktır elbet. Kurban edilmiş, ezilmiş, sömürülmüş aile meselesini yine kendisi çözmeye çalışacaktır. Bununla birlikte tükenen, çöküp yerle bir olan aile kurumu can çekişmektedir; Thomas Hobbes’un, “İnsan, insanın kurdudur.” sözünü hatırlatan bir sertlik ve kesinlikte.

Hesaplaşmanın Figürleri & Tersine Çevrilen Roller

Münferit’in öykü iskeleti kişisel intikam öyküsünün motivasyonlarını araştırmak üzerine kurulmuşsa da öykünün çevresinde dolandığı temalar da karanlıktır. Bürokrasinin mengenesinde sıkışan, tehdit edilen sıradan insanın dramı karanlık temalardan biridir. Öğretmen Aylin suçlu geçmişinden (Çocukları ezen Mahir mi, yoksa kendisi midir; yoruma açıktır. Aylin’in geçmişi istediği gibi kurgulamasına bakılırsa çocukları o ezmiştir.) kaçmak isterken yeni bir belaya bulaşır: Bekir’in fantezilerinin oyuncağı durumuna düşer. Kişisel intikam öyküsünün temel taşları süreç içerisinde kesinlik kazanır. Aylinlerin odasındaki tavanda yuvalanan böcek giderek büyür. Vicdan azabı içindeki kocası Hasan (Mahir İpek) böceği öldürüp yaşanan sancılı sürece bir son vermek ister; ama sahne onun değil, femme fatale’indir. Cinsiyetler yer değiştirir. Silah kadının (Aylin) eline geçer, erkek (Mahir) ise kadın kimliğini kuşanır. Kadın giysileriyle görünen Mahir, erkek egosu ve maçoluğun bir parodisine dönüşür.

munferit-idil-firat-sanatlog.com

Girişte anımsamanın kişiselliğinden bahsetmiştim. Aylin’in geçmişe yönelik devlet görevlilerine aktardıkları bir kurgudan ibarettir. Temel mesele (Bekir’in cinsel sömürüsü ve yaptığı şantajlar) gerçekliğini korusa da Bekir’in ve Mahir’in nasıl öldükleri veya öldürüldükleriyle ilgili polisin elinde kesin bir enformasyon yoktur. Olayı araştıran ketum müfettiş (Serhat Nalbantoğlu) ile yardımcısı (Muhammet Uzuner) görgü tanığı olarak sorguladıkları öğretmene inanmak zorundadırlar. Kurban, aslında faildir. Ama nihayetinde o da Bekir’in kurbanlarından biridir. Kocasının vicdan azabına yenilişi ve gitgide zıvanadan çıkmış olması Aylin’i çabucak karar vermeye itmiştir. Bekir’in ölmesi gerektiğine göre bir de katil gereklidir. Aylin’in kurguladığı entrikadaki potansiyel suçlu kocası Mahir’den başkası değildir. Polislere hadiseyi bu şekilde anlatarak kendi varlığını görgü tanığı ve kurban konumuna indirger ve geçmişin üzerine sünger çeker.

Polislerin motivasyonuyla Aylin’inkiler arasında pek bir fark yoktur. Tıpkı Aylin gibi onlar da ‘münferit’ hadiselerin üzerine sünger çekmek isteyeceklerdir.

Derin Devlet & Münferit Sırlar

Münferit’teki önünde sonunda birleşen farklı öyküler Türkiye’nin bugünü ve yakın geçmişi üzerine politik çağrışımlarla yüklü.

Örnekler:

1) Trafik kazası: Susurluk Kazası. Kaza’nın ardından ortaya çıkmaları muhtemel devlet sır ve enformasyonları hasıraltı edilmişti. Gizemini korumaya devam eden bir mesele.

2) Telefon dinleme: AKP hükümeti döneminde de gündeme gelen bir mesele. Devlet eliyle birçok milletvekilinin, parti başkanlarının, generallerin telefonlarının dinlendiği biliniyor.

3) Kadın tecavüzleri: Kadına yönelik şiddet ve ataerkil baskı düzeni. Münferit’ten sonra gerçekleşse bile N.Ç Olayı da bence bir göstergedir, üstelik hiç de münferit bir mesele değildir. Bekir’in hamile bıraktığı Gül de (Öze Solak) 17 yaşındadır.

Yanı sıra örtbas mekanizması ‘derin’ devlet sırlarının öteden beri gizlendiğini işaretliyor. Basına ya hiç yansıtılmayan ya da yanlış aksettirilen meşum meseleler (Turan Dursun, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetleri örnek verilebilir) üzerinden yıllar geçmesine rağmen esrarengizliğini koruyor. ‘Münferit’ gibi görünen ‘kaza’lar, cinayetler, tutuklamalar, işkenceler ya birbirlerini içeriyor ya da birbirlerine yatay düzlemde teğet geçiyorlar.

Polis müfettişiyle Aylin arasında geçen şu konuşmaya bakınız:

Şimdi seninle bir anlaşma yapacağız. Sen bütün yaşadıklarını unutacaksın, biz seni kızının yanına göndereceğiz ve istediğin yere tayinini çıkaracağız. Bu konu da burada kapanmış olacak. Herkes için en iyisi bu.

Yaptıkları yanlarına mı kalacak?

İlahi adalet. Suçluların tümü cezalandırıldı ve hak ettikleri gibi öldüler. Öyle değil mi?

Peki, ya Bekir’e yardım edenler? Etkili yetkililer? Şirket?

Şirket? Onların kim olduğunu bilmiyoruz. Bekir’le beraber suya gömüldüler.

O kadar kadının tecavüzüne göz yumanlar? Benim çektiğim acılar? Cinayet işleyenler?

Tecavüz edilen kadınlara gelince: Bekir’in ölümüne en çok onlar sevinmiştir. Bu konunun bir daha açılması, en son isteyecekleri şeydir herhâlde.

Kocam niye öldü peki?

İçkili araba kullandıkları için denize uçtular.

Bu kadar basit ha? Daha önce de Bekir’le içki içmemişler miydi? Bu sefer deniz kıyısında içtiler. Sarhoş oldular ve suya düştüler. Kayıtlara, “münferit bir trafik kazası” olarak geçecek.

Polis müfettişinin sorgulamadaki esas amacının yakın geçmişte yaşananları ortaya çıkarıp suçluları cezalandırmak olmadığı anlaşılır. Yaşananların üzerine sünger çekebilmek için Aylin Öğretmen’le anlaşma yapması gerekir. Tecavüz mağdurları gibi intihar eden liseli genç kız da devlet nezdinde herhangi bir önem arz etmez. Bekir’in bağlantı içinde olduğu karanlık kişiler de muhtemelen ‘derin’ devlet içindeki ‘dokunulmaz’ kişilerdir ve dosya kapanırken ‘münferit’ sözcüğünün anlamı iyice kesinleşir.

Polis müfettişiyle yardımcısı arasındaki filmin başında geçen şu konuşma da devlet organlarının meseleye nasıl baktığı hakkında ipuçları verir:

Basına bir sızıntı yok değil mi?

Kaymakam bu konuda çok hassas. Daha önce merkezde bizimle çalışmış.

Basına sızarsa, lağım patladı demektir. Kokuyu duyan gelir.

Bölge muhabirleri bizden habersiz bir şey yapamaz. Birkaç zıpçıktı olabilir, onlar da gözetimimiz altında. Buradan haber merkezine iletilecek her şey süzgecimizden geçmek zorunda. Her şeye rağmen sızıntı olursa yayın yönetmeni düzeyinde müdahale edebiliriz.

Ne olursa olsun bu pislik burada kapatılacak.

Anlıyorum efendim.

Gizlilik içinde geçen soruşturma yaşananları ortaya çıkarmak için değil, üzerlerini çabucak kapatabilmek için ivedilikle yürütülür.

David Lynch Etkisi

Aylin’in yerleştiği kasabanın dışarlıklı oluşu dikkat çekicidir. Deniz yoluyla ulaşılabilen kasaba (bir ada mı?) münferit gibi durur. Uzamsal seçim öykünün karanlığıyla bağlantılıdır. Sonuçta kasaba diğer dünyadan kopuk ve ayrı olmadığına göre yaşananların da birbiriyle ilgisiz, dolayısıyla münferit olmasının bir mantığı yoktur. Ayrıca Bekir’in telefon dinleme edimlerini gerçekleştirdiği uzam da kasabanın bir parçasıdır. Ormanla çevrili, yemyeşil, mütevazı, şirin kasabanın doğası öykünün karanlığıyla çelişki oluşturur. Yukarıda Blue Velvet örneğini göstermiştim. Lumberton Kasabası’ndaki el değmemişliğin, bozulmamışlığın (ki bu bir yanılsamadır) arka planı şiddetin, suçun, insan sömürüsü ve cinayetlerin kaotik dünyasıdır. Münferit’teki kasaba da tehditin, şantajın, tecavüzün, şiddetin kol gezdiği ama dışarıdan bakıldığında normal gözüken bir kasabadır.

blue-velvet-david-lynch-sanatlog.com

Lynchville, Lynch’in Americana karşıtı kasabalarıdır. Şirin banliyö görünümündedirler; ama arka planda şiddetin kol gezdiği bir dünyadır Lynchville. Münferit birçok açıdan Lynch sinemasından yararlanan bir filmdir.

Bekir’in ağaçta tamir işiyle uğraşırken ayaklarında gezinen karıncalar, Blue Velvet’te Jeffrey Beaumont’ın (Kyle MacLachlan) kesik kulağı bulduğu bahçedeki otların dibinde cızırdayan böcekleri anımsatır. Münferit’te kopmuş bir çocuk parmağı (trafik kazasında ölen iki çocuktan birinin parmağı) Aylin ile Bekir’in yollarını kesiştirir. Jeffrey’nin bulduğu kesik kulak da onu Frank Booth’un (Denis Hopper) şiddet dolu yeraltı dünyasına ulaştırır. Bekir sadistik yönüyle Frank’i çağrıştırır.

Son Söz

Münferit, kara filmlerin lakonik öykü yapısını benimseyen bir filmdir. İlgisizmiş gibi görünen hadiseleri birleştirerek sosyo-politik bir fresk ortaya koyar. Sıradan insanlar, patolojik suçlular, devlet görevlileri freskin birer parçasıdır. Suçluların, toplumdışıların çalışma stilleriyle kurban adayları ve kanun güçlerinin çalışma stilleri bazen kesişmektedir. Karşıt kutuplar örtbas etmeye, bastırmaya, gizlemeye eğilimlidirler. Siyah ve beyaz sanıldığı gibi net değildir.

Tıpkı devlet ve hükümet sırlarının basın ve kamu nezdinde anlaşılamaması gibi Münferit de geniş bir kesim tarafından ya görmezlikten gelindi veya sinema eleştirmenlerince hepten göz ardı edildi. Bunun, ‘yakın geçmişi unutmak’ bağlamında (polis müfettişi de böyle düşünüyordu) mükemmel bir ironi olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum.

Hakan Bilge

Kıyı dergisi, 280. Sayı, Kasım-Aralık 2012

hakanbilgesanatlog@gmail.com

Yazarın diğer film yazılarını okumak için tıklayınız.

Notlar

1) Politik Kamera: Çağdaş Hollywood Sinemasının İdeolojisi ve Politikası, Ryan – Kellner, Çev. Özsayar, Ayrıntı Yayınları 1. Basım, 1997, İst.

2) Böyle Söyledi Zerdüşt, Nietzsche, Çev. Tüzel, İş Bankası Kültür Yayınları, 2. Basım, 2012, İst.

3) Şeytana Satılan Ruh Ya da Kötülüğün Egemenliği, Baudrillard, Çev. Adanır, Doğu Batı Yayınları, 1. Basım, 2005, Ankara

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

the-lobster_poster_sanatlog-com-sinema

The Lobster (2015, Giorgos Lanthimos)

kynodontas (2009, köpek dişi) filminden tanıdığım yunan yönetmenin kafkaesk tarzda yazıp çektiği distopik bir film. ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir