Blue Rita (1977; Das Frauenhaus) - Jesus Franco

28 Kasım 2008 Yazan:  
Kategori: B Filmleri, Sanat

Paris’te bir striptiz kulübü sahibi Blue Rita, aslında gizli bir örgütün patroniçesidir. Yanında çalıştırdığı striptizci kızlar, uluslararası namlı adamlarla yatarak onları uyutmakta, kaçırmakta ve gizli bir üsse kafesler içinde hapsetmektedir. Amaçları bu adamları konuşturmaktır (Neden? Belli değil. Zaten fark etmez). Yöntemleri çok değişiktir. Kafesledikleri adamların üzerine çamur benzeri mavi bir sıvı dökerler. Bu sıvının tesiriyle adamlar aşırı bir cinsel isteğe kapılırlar. Etrafındaki kızlar soyunurlar ve adamı çıldırtana kadar “gösterip vermezler”. Adam bu kadar işkenceye dayanamaz ve bülbül gibi şakır!

Blue Rita’nın geçmişi de travmatiktir. Sanırım 2. Dünya Savaşı sırasında işkenceye uğramış, genital organına kızgın sıvılar dökülerek yakılmıştır. Erkeklerle ilişkiye (anatomisi uygun olmadığı için) giremediğinden artık lezbiyen takılmaktadır! Bilmem mantığı anladınız mı?!

Yeni avları eski bir boksördür. Bu adam uluslararası önem taşıyan bazı gizli bilgilere sahiptir. Aynı yöntemlerle işkenceler başlar. Bu esnada Rita’nın örgütüne yeni bir kız katılır. Rita önce kızı kendisi dener ve memnun kalır. Bu yeni kız, eski boksörle yakınlaşır, Rita’yı kandırarak kaçmaya çalışırlar. Fakat aslında adam gizli bir örgütün üyesidir ve bilerek Rita’nın tutsağı olmuştur. Meğer yeni kız da bu örgütün üyesi miymiş? Rita’nın patronu mu bu işi ayarlamış, hepsi başka bir gizli örgüt adına mı çalışıyormuş… Her neyse. Zaten asıl niyet film boyunca çıplak kadınları izletmek ve film de bu konuda amacına gayet iyi ulaşıyor. Kadınlar neredeyse hiç giyinmiyorlar. Kulüpteki striptiz sahneleri bilinçli olarak uzatılmış. Kamera röntgenci konumunda, mesleğini sergileyen kızın gizli bölgelerini tarıyor. Gizli yatak odası latex ve sibernetik mobilyalarla süslü (Fütüristik moda konusunda Stanley Kubrick’in A Clockwork Orange’ı [1971; Otomatik Portakal] ile yarışıyor). Gizli işkence odalarındaki konsüller ve monitörler ise bütçenin ne kadar sınırlı olduğunu kanıtlıyor. Jelâtinlerle ve alüminyum folyoyla sarılı şalterler ve yanıp sönen ışıklar, trash filmi sevenlerin yüzünü güldürecek.

Yazan: Wherearethevelvets

Sadomanía (1981; el infierno de la pasión) - Jesus Franco

28 Kasım 2008 Yazan:  
Kategori: B Filmleri, Sanat, Sinema

Olga: Yeni evli genç ve sarışın bir kız.

Michael: Olga’nın taze kocası. Balayı için sâkin bir yer arıyorlardı.

Magda Urtado: “Özel mülküm” dediği kadın hapishanesinin zenci kadın yöneticisi. (Ajita Wilson tarafından canlandırılıyor. Zamanında transseksüel porno yıldızı olarak büyük sükse yapmış fakat makyajsız haliyle sırık bir basketbol oyuncusuna benzediğinden bu nâmı uzun sürmemiş.) Hapishanede sadece kadın gardiyanlar var.

Başkan Mendoza: Magda Urtado’nun hapishanesinde yatmak için dürbünle kız seçiyor. Magda ile anlaşması var. Filmde takma bir bıyıkla rol kesiyor.

Loba Mendoza: Başkanın karısı. Lezbiyen. Sevgili kocasından bir çocuk istiyor.

Tara: Uyuşturucu kaçakçılığından hapse düşmüş rüya gibi bir sarışın. Olga’nın arkadaşı oluyor.

Conita: Asıl adı Mercedes ama herkes ona Kanadalı diyor. Aslen Kanadalı değil ve şefkatli bir lezbiyen. Olga’nın arkadaşı oluyor.

Yeni evli çift, otomobilleriyle sakin bir köşe ararken kurak tepelerin gerisinde Magda Urtado’nun yönettiği bir hapishanenin sınırları içine girerler. Üzerlerinde sadece minicik bir kot şort olan silahlı gardiyanlar tarafından tutuklanırlar. Magda, Olga’yı tutuklar, erkeklerle işi olmadığından (!) Michael’ı serbest bırakır. Minicik şortlar dışında çırılçıplak taş kıran kadın mahkûmları uzaktan izleyen Mendoza, bir Fransız kızda karar kılar; fakat kız gelmeyi reddeder ve kaçmaya çalışır. Atlı gardiyanlar tarafından bir hayvanmış gibi halatla yakalanan kız bir kafese konur ve ertesi günün eğlencesi (hindi avı) olarak ayrılır. Magda ve Mendoza kızı salıverir ve kaçması için süre tanırlar. Çırılçıplak göle doğru (!) kaçan kız, bu süre sonra bu ikilinin kurşunlarına hedef olur. Cesedini göldeki timsahlar mideye indirir.

Tara koğuşunda, zamanında uyuşturucuyla yakalanmasını hatırlarken Conita tarafından teselli edilmeye çalışılır. Birden odaya gardiyanlar girer ve Tara’yı apar topar götürürler. Mendoza’nın öldürdüğü oyuncağının yerini alacaktır. Karısı Loba, Tara gelince kocasına şöyle bir sual yöneltir: “Sen mi başlıycaksın, ben açılışı yapiim mi?”. Tabii ki açılışı o yapar ve Tara’yı öpücükler ve okşamalarla kocasına hazırlar. Fakat Mendoza bu işi beceremez. Karısının ısrarına rağmen “Sen ona daha çok zevk verirsin” der ve yatak odasını terk eder. Loba gerçekten de kıza daha çok zevk verir!

Olga, Tara için endişelenmektedir. Conita, Tara’nın Mendoza’nın karısı tarafından çıtır çıtır yendiğini söyler ve Olga’yı teselli eder! Bu arada Michael dışarıda bir arkadaşıyla hapishaneyi bulmuştur. Karısının hayatından endişelidir.

Loba, kocasını uyarmakta başarısız olmuş Tara’yı kel bir denizciye satar. Kızı zorla bir tekneye bindirirler.

Günlük taş kırmaları sırasında zenci bir kadın gardiyan Conita’ya asılır. “Sana niye Kanadalı diyorlar, sen oradan mı geldin?” sorusuna karşılık Conita apış arasını tutar ve “Hayır senin gibi buradan geldim” der. Cat fight başlar. Başka bir gardiyan bunları ayırır. Magda’nın karşısına çıkarılırlar. Magda, Conita’nın meme ucuna iğne batırır ve akan kanı emer. Hayatta kalmak için yarın dövüşmelerine karar verir. Kafesler içinde düello alanına getirilen Conita ve gardiyan, bıçak ve mızrakla dövüşürken Magda ve Mendoza bahse girer. Conita kazanınca Mendoza da kazanmış olur ve kızı alır. Otomatların, hareketli tabloların ve keman çalan hareketli bibloların olduğu garip bir odada, sinir bozucu bir müzik eşliğinde koltuğa zincirlenmiş Conita, azgın bir kurt köpeğine becertilir. Onları izlerken uyarılan Mendoza ve karısı da harekete geçer ve nihayet Mendoza karısının içine boşalır.

Kurtarma çalışmalarına başlayan Michael ve arkadaşı bu esnada gardiyanlar tarafından fark edilir. Arkadaşı öldürülürken Michael, Magda’nın huzuruna getirilir. Magda çırılçıplak yatakta yatmakta ve kırbacını pubisine sürmektedir. Gardiyanlara Michael’ı uyarmalarını emreder. Hazır olan adamı üzerine çeker. Gardiyanlar iç çekerek seyrederken çeşitli pozisyonlarda birleşirler. İş bitince adamı götürmelerini söyler. Michael işini ziyadesiyle yerine getirmiş, hanımefendiyi memnun bırakmıştır. Dışarıda gardiyanların elinden kurtulan Michael, sessizce Olga’yı kaçırır. Bu arada uyur numarası yapan bir kız, olanlara şahit olur. Olga, arkadaşları Tara ve Conita’yı kurtarmak için kocasıyla Mendoza’nın evine gider. Conita ve Loba’nın evden çıkıp arabaya binmelerini gizlice gözlerler. Magda koğuşu sorgular ve tek şâhidi kodese tıktırır.

Loba, Conita’yı da kel denizciye satmıştır. Bağlı olan kıza sahip olan adam sonra onu bir geneleve satar. (Eşcinsel pezevenk Lucas’ı, yönetmen Jess Franco’nun kendisi canlandırıyor.) Burada, zorla çalıştırılan ve sağ memesi iltihaplanmış Tara’ya rastlar. Kız kötü durumdadır. Aynı şekilde hapishaneden geneleve düşen başka bir kızla Tara’ya bakım yaparlar; fakat kız ölür.

Yağmurlu bir gecede Magda, ihtirastan uyuyamaz ve gardiyanlara, kodesteki görgü tanığı kızı getirmelerini emreder. Vücudunu kıza zorla elleterek doyuma ulaşır.

Olga ve Michael sandalla gizlice gelir ve Lucas’ı erkek sevgilisiyle yiyişirken yakalar (sevgilisi rolünü takma bıyık takmış Ajita Wilson oynuyor). Silahla Lucas’ı yanlarına alarak, Conita’yı çağırtırlar. Kurtulan üçlü, Mendoza’nın evine girer ve Mendoza’yı öldürürler. Loba’yı, hapishaneye giriş için rehine olarak alırlar yanlarına. Loba sayesinde rahatça girdikleri kodeste Loba aniden kaçmaya yeltenir ve belasını bulur. Gardiyanlar öldürülür ve tüm mahkûmlar serbest bırakılır. Magda tam otomobille kaçacakken yakalanır ve timsahlı göl kenarına götürülür. Conita silah zoruyla Magda’yı göle sokar. Karı koca tarafından bundan sonraki planı sorulduğunda Conita “Ben yalnız bir kovboyum. Evim yok. Huzurlu bir yere gidicem” diye cevaplandırır. Sudaki timsahlar yavaş yavaş Magda’ya yaklaşırken jenerik akar…

Yazan: Wherearethevelvets

Jack the Ripper (1976; Karındeşen Jack) - Jesus Franco

28 Kasım 2008 Yazan:  
Kategori: Sanat, Sinema

Oyn: Klaus Kinski (Dr. Dennis Orloff / Jack the Ripper)

Jesus Franco, çektiği yüzlerce filmi yaparken dünyanın çeşitli yerlerini dolaşmış, yersiz yurtsuz bir yönetmendir. Avrupa’da çeşitli yapım firmalarıyla ortak film çekerken Almanya’da da bu filmi çekmiş, üstelik öykü Viktorien İngiltere döneminde geçiyor! Tabii ki oldukça düşük bütçeli bu film, zamanın kült starı Klaus Kinski’ye ayırdığı para dışında elde bir şey kalmadığını kanıtlıyor. Tek elden çıkma basit kostümler dönemin modasını yansıtsa da, Almanya’nın arka sokaklarında geçen sahneler hiç de eski İngiltere’ye benzemiyor. Sis makinesiyle olayı geçiştirmişler. Film fazla korkunç değil; fazla pornografik de değil (galiba aşırı uçlara gitmemesi konusunda yönetmen yapımcılarca sınırlanmış). Fakat özellikle halktan kişilerin ve görgü tanıklarının arasında geçen diyaloglar çok komik ve iyi. Gore efektler, her zamanki ucuzluğunu sürdürüyor. Doktor Dennis Orloff (Klaus Kinski) balıkçılık yapan bir adamın bacağındaki abseyi boşaltıyor fakat aslında çiğnenmiş sakızdan yapılmış bir dokuyu pensetle çekiyor. Öldürdüğü kadınların göğüslerini keserken neredeyse plastiğin kıtırtısını duyuyoruz. Fakat çuval içinden çıkan göz güzel yapılmış (ilk kurbanın parçalanmış cesedi nehre atılır, göz ve göz çevresini içeren doku parçası izleyiciye gösterilir).

Konu belli: Dennis Orloff, gündüz doktorluk yapmakta, geceleri ise bir bara takılmaktadır. Burada dans eden fahişeleri teker teker kaçırır, soyar, öldürür ve kızlar can çekişirken onlara tecavüz eder. Bir görgü tanığı vardır, yaşlı dilenci adam… Fakat ne yazık ki kördür! Olsun, duyduğu kokuları o kadar iyi tanımlar ki, polisler egzotik bir bitkinin nerede yetiştiğine varana kadar enformasyon alırlar.

Doktorun peşine düşen polis, zor günler geçirmektedir. Polisin balerin sevgilisi (Bale egzersizleri sırasında tanışırız kendisiyle, üstelik ortam ve kıyafetleri gayet moderndir.) nişanlısının depresif haline çok üzülür ve katilin sıradaki kurbanı olmak için kendisini yem olarak kullanır! Doktor kızı kaçırır ve kovalamaca nadir görülen bir bitkinin yetiştiği serada son bulur…

Yazan: Wherearethevelvets