Etran Finatawa: Çöl Sükûnetinden Yükselen Nağmeler

2004 yılında kurulan, “Geleneğin Yıldızları” anlamına gelen Etran Finatawa dünyada Nijer’den gelen Wodaabe (yüzlerindeki çizgisel boyama stilleri ile tanınıyor) ve Tuareg (Çöl Gezginleri olarak dünya çapında tanınan kabile) kültürlerini birleştiren tek grup. Özgün çok sesli ve büyüleyici perküsyon ritimleri ile müziğe inanılmaz bir coşkunluk katan Wodaabe kültürü, Tuareg ritimleri ile birleşince ortaya aşina olunmayan zenginlikte harmanlama çıkıyor. Göçebe deneyimlerine ve ortak kültürlerine dayanan iki kabile, birlikte çöl blues, dolgun akustik perküsyon ve etkileyici melodiler çıkıyor.

2009’da Ertan Finatawa’nın Avrupa Turnesi süresince kaydedilen “Tarkat Tajje” (Hadi Gidelim) çok farklı bir ritimsel oyuğa sokulan olgun vokaller ve sofistike sözler ile bezenmiş bir oluşum. Yok olma tehdidi altında olan kültürlerini özgün bir dilde hem ritimsel hem de fikirsel olarak sunan grup, ilk albümlerinde tanıştırdıkları göçebe kültürünün şimdi sorunlarına parmak basıyor. Toplumlarının gerçeklerini ve sosyal gerçeklerini dile getiren Ertan Finatawa yeni bir filozofik yaklaşımla dinleyene sokuluyor. Kültürel değişimlerden ciddi yara alan toplumlarının derin sorunlarını insan olarak dile getiren bu müzisyen göçebeler aynı zamanda elçilik görevini de üstleniyor.

Etran Finatawa

Alhousseini tarafından bestelenen ‘Aitma’ (Kardeş) adlı parça tüm ırklardan, uluslardan ve toplumlardan gelen insanoğluna bir çağrı; farklılıklarınızdan öte benzerliklerinize sahip çıkın. ‘Kalamoujar’ adlı parçada ise ekip fikirleri için sonuna kadar savaş veren bireyleri onurlandırıyor. Bir başka politik parça olan ‘Ummee Ndaaren’ (Doğru Olan Şey İçin Diren ve Peşini Bırakma) Bagui’nin kendi toplumunda birebir yaşadığı bir tecrübe üzerine bestelenmiş ve kısaca yanlış bir lider seçilince halkın sessiz kalmamasını öneriyor. Evet, konular aslına bakarsanız oldukça basit ve sade belkide bizim dünyamızın açısından; ancak unutulmamalı ki Nijer’den konuşuyoruz ve bu tür açmazlar orada çok önemle ele alınıyor.

‘Diam Walla’ (Su Yok) her ne kadar küresel ısınma hakkında sinyaller verse bile aslında yerel çöl halkının artan sıcaklıklar yüzünden yaşadığı ve daha ciddi yaşayabileceği sıkıntıları dile getiriyor. Tamaşek dilinde orman anlamına gelen ‘Gourma’ adlı parçada göçebeler soğuk ayları geçirdikleri ortamlarına geri çağrılıyor.

“Tarkat Tajje” bir beyannameden çok daha önemli bir duruşa sahip. Küresel algılama ve sorumluluğa seslenen çalışma, Nijer’den yükselen tüm dünyayı hâkimiyetine almaya çalışan yöneticilere savrulan bir uyarı dilekçesi. Albümdeki ‘Imuzaran’ adlı parçada da ifade edildiği üzere:

“Dünyayı yöneten sizler, harcadığınız her gün etrafınızdaki çocukların, kadınların ve erkeklerin yakarışını duyun.”

Etran Finatawa

Çöl blues markasının en iyi ürünlerinden biri, pek çok popüler ekipten daha fazla hayrana sahip olan Ertan Finatawa, nispeten hayat olmadığına inanılan çöllerden kopup gelen, fazlasıyla yaşam dolup taşan müziksel bir deneyim.

Parça Listesi:

Aitimani

Diam Walla

Aitma

Ndiiren

Gourma

Daandé

Duuniyaaru Dillii

Imuzaran

Ummee Ndaaren

Kalamoujar

Sanatçı: ETRAN FINATAWA

Albüm Adı: Tarkat Tajje/Let’s Go!

Müzik Şirketi: Riverboat Records

Çıkış Tarihi: 15 Mart, 2010

Katalog No: TUGCD1055

Barkot: 605633005523

Yazan: Zekeriya S. Şen

muzik@tikabasamuzik.com

Blue Rita (1977; Das Frauenhaus) - Jesus Franco

28 Kasım 2008 Yazan:  
Kategori: B Filmleri, Sanat

Paris’te bir striptiz kulübü sahibi Blue Rita, aslında gizli bir örgütün patroniçesidir. Yanında çalıştırdığı striptizci kızlar, uluslararası namlı adamlarla yatarak onları uyutmakta, kaçırmakta ve gizli bir üsse kafesler içinde hapsetmektedir. Amaçları bu adamları konuşturmaktır (Neden? Belli değil. Zaten fark etmez). Yöntemleri çok değişiktir. Kafesledikleri adamların üzerine çamur benzeri mavi bir sıvı dökerler. Bu sıvının tesiriyle adamlar aşırı bir cinsel isteğe kapılırlar. Etrafındaki kızlar soyunurlar ve adamı çıldırtana kadar “gösterip vermezler”. Adam bu kadar işkenceye dayanamaz ve bülbül gibi şakır!

Blue Rita’nın geçmişi de travmatiktir. Sanırım 2. Dünya Savaşı sırasında işkenceye uğramış, genital organına kızgın sıvılar dökülerek yakılmıştır. Erkeklerle ilişkiye (anatomisi uygun olmadığı için) giremediğinden artık lezbiyen takılmaktadır! Bilmem mantığı anladınız mı?!

Yeni avları eski bir boksördür. Bu adam uluslararası önem taşıyan bazı gizli bilgilere sahiptir. Aynı yöntemlerle işkenceler başlar. Bu esnada Rita’nın örgütüne yeni bir kız katılır. Rita önce kızı kendisi dener ve memnun kalır. Bu yeni kız, eski boksörle yakınlaşır, Rita’yı kandırarak kaçmaya çalışırlar. Fakat aslında adam gizli bir örgütün üyesidir ve bilerek Rita’nın tutsağı olmuştur. Meğer yeni kız da bu örgütün üyesi miymiş? Rita’nın patronu mu bu işi ayarlamış, hepsi başka bir gizli örgüt adına mı çalışıyormuş… Her neyse. Zaten asıl niyet film boyunca çıplak kadınları izletmek ve film de bu konuda amacına gayet iyi ulaşıyor. Kadınlar neredeyse hiç giyinmiyorlar. Kulüpteki striptiz sahneleri bilinçli olarak uzatılmış. Kamera röntgenci konumunda, mesleğini sergileyen kızın gizli bölgelerini tarıyor. Gizli yatak odası latex ve sibernetik mobilyalarla süslü (Fütüristik moda konusunda Stanley Kubrick’in A Clockwork Orange’ı [1971; Otomatik Portakal] ile yarışıyor). Gizli işkence odalarındaki konsüller ve monitörler ise bütçenin ne kadar sınırlı olduğunu kanıtlıyor. Jelâtinlerle ve alüminyum folyoyla sarılı şalterler ve yanıp sönen ışıklar, trash filmi sevenlerin yüzünü güldürecek.

Yazan: Wherearethevelvets