Anasayfa / Sinema / Film Listeleri & En İyi Filmler / Sinema Tarihinin En İyi 100 Filmi

Sinema Tarihinin En İyi 100 Filmi

“Sinema tarihinin en iyi 100 filmi” hiç olmadı ve korkarım ki hiç de olmayacak… Bu nedenle; “aşağıdaki liste kişiseldir”, demeyeceğim… Aşağı yukarı 7000 filmden müteşekkil film arşivimin -hepsini olmasa bile- büyük bir bölümünü tüketerek içine düştüğüm yanılsamanın çetelesidir aşağıdaki. Bu yüzdendir ki kusurludur ve aslında “en iyi 100 film” hiç değildir… Dikkate almanızı işbu nedenden önermem size… Her şeye rağmen, aşağıdaki liste bana aittir ve büyük bir titizlikle 3 aylık bir çaba sonucu oluşturulmuştur…

Not: Altı çizili isimlere tıklayarak, SanatLog’da daha önceden kaleme alınmış film kritiklerine ve ilgili yazılara ulaşabilirsiniz… (Hakan Bilge)

İlk 10 film dışındakiler rastgele sıralanmıştır…

1) 2001: A Space Odyssey (1968, 2001: Uzay Macerası) – Stanley Kubrick

2) Bronenosets Potyomkin (1925, Potemkin Zırhlısı) – Sergei Eisenstein

3) Citizen Kane (1941, Yurttaş Kane) – Orson Welles

4) Psycho (1960, Sapık) – Alfred Hitchcock

5) Zerkalo (1975, Ayna) – Andrei Tarkovsky

6) Det sjunde inseglet (1957, Yedinci Mühür) – Ingmar Bergman

7) Sunset Blvd. (1950, Sunset Bulvarı) – Billy Wilder

8) Otto e mezzo (1963, Sekiz Buçuk) – Federico Fellini

9) Week End (1967, Hafta Sonu) – Jean-Luc Godard

10) Cet obscur objet du désir (1977, Arzunun O Belirsiz Nesnesi) – Luis Bunuel

11) W.R. – Misterije organizma (1971, Organizmanın Sırları) – Dusan Makavejev

12) Kagemusha (1980, Gölge Samuray) – Akira Kurosawa

13) L’Avventura (1960, Serüven) – Michelangelo Antonioni

14) The Gold Rush (1925, Altına Hücum) – Charlie Chaplin

15) Il conformista (1970, Konformist) – Bernardo Bertolucci

16) Easy Rider (1969) – Dennis Hopper

17) The Servant (1963, Uşak) – Joseph Losey

18) L’année dernière à Marienbad (1961, Geçen Yıl Marienbad’da) – Alain Resnais

19) Orphée (1950) – Jean Cocteau

20) Vertigo (1959, Ölüm Korkusu) – Alfred Hitchcock

21) To vlemma tou Odyssea (1995, Ulis’in Bakışı) – Theo Angelopoulos

22) Brief Encounter (1945, Kısa Tesadüfler) – David Lean

23) Sevmek Zamanı (1965) – Metin Erksan

24) Ascenseur pour l’échafaud (1958, Ölüm Asansörü) – Louis Malle

25) Greed (1924, Hırs) – Erich von Stroheim

26) Gilda (1946, Şeytanın Kızı) – Charles Vidor

27) Au hasard Balthazar (1966, Rastgele Baltazar) – Robert Bresson

28) Intolerance (1916, Hoşgörüsüzlük) – David W. Griffith

29) Taxi Driver (1976, Taksi Şoförü) – Martin Scorsese

30) Brazil (1985) – Terry Gilliam

31) The Grapes of Wrath (1940, Gazap Üzümleri) – John Ford

32) The Godfather I & 2 (1972-1974, Baba I ve 2) – Francis Ford Coppola

33) A Clockwork Orange (1971, Otomatik Portakal) – Stanley Kubrick

34) The Searchers (1956, Çöl Aslanı) – John Ford

35) Ugetsu monogatari (1953, Yağmurdan Sonraki Soluk Ayın Öyküleri) – Kenji Mizoguchi

36) Eraserhead (1) Eraserhead (2) Eraserhead (3) (1977, Silgikafa) – David Lynch

37) Metropolis (1927) – Fritz Lang

38) La règle du jeu (1939, Oyunun Kuralı) – Jean Renoir

39) Das Cabinet des Dr. Caligari (1920, Dr. Caligari’nin Muayenehanesi) – Robert Wiene

40) Blade Runner (1982, Bıçak Sırtı) – Ridley Scott

41) Les enfants du paradis (1945, Cennetin Çocukları) – Marcel Carné

42) Umberto D. (1952) – Vittorio de Sica

43) La passion de Jeanne d’Arc (1928, Jean D’Arc’ın Tutkusu) – Carl Theodor Dreyer

44) The Wizard of Oz (1939, Oz Büyücüsü) – Victor Fleming

45) Nashville (1975) – Robert Altman

46) Repulsion (1965, Tiksinti) – Roman Polanski

47) The Cook, The Thief, His Wife & Her Lover (1989, Aşçı, Hırsız, Karısı ve Aşığı) – Peter Greenaway

48) Viaggio in I/ptalia (1954, İtalya’da Yolculuk) – Roberto Rossellini

49) La maman et la putain – (1973, Ana ve Fahişe) – Jean Eustache

50) Angst essen Seele auf (1974, Korku Ruhu Kemirir) – Rainer Werner Fassbinder

51) Man of Aran (1934, Aran’lı Adam) – Robert J. Flaherty

52) The General (1926) – Buster Keaton & Clyde Bruckman

53) Le notti bianche (1957, Beyaz Geceler) – Luchino Visconti

54) Sayat Nova (1968, Narların Rengi) – Sergei Parajanov

55) The Third Man (1949, Üçüncü Adam) – Carol Reed

56) Accattone (1961, Dilenci) – Pier Paolo Pasolini

57) Madame de… (1953) – Max Ophüls

58) Woman in Love (1969, Aşık Kadınlar) – Ken Russell

59) Indagine su un cittadino al di sopra di ogni sospetto (1970, Her Türlü Kuşkunun Ötesinde Bir Yurttaş İçin Soruşturma) – Elio Petri

60) The Red Shoes (1948, Kırmızı Pabuçlar) – Michael Powell & Emeric Pressburger

61) Fando y Lis (1968, Fando ve Lis) – Alejandro Jodorowsky

62) Europa (1991, Avrupa) – Lars von Trier

63) Le procés (1962, Dava) – Orson Welles

64) Umut (1970) – Yılmaz Güney

65) The Night of the Hunter (1955, Avcının Gecesi) – Charles Laughton

66) Z (1969, Ölümsüz) – Costa-Gavras

67) Die Büchse der Pandora (1929, Pandora’nın Kutusu) – Georg Wilhelm Pabst

68) Rear Window (1954, Arka Pencere) – Alfred Hitchcock

69) Der letze Mann (1924, Son Adam) – F.W. Murnau

70) Rashomon (1950) – Akira Kurosawa

71) Picnic at Hanging Rock (1975, Hanging Rock’da Piknik) – Peter Weir

72) Institute Benjamenta, or This Dream People Call Human Life (1995, Benjamenta Enstitüsü) – Stephen Quay & Timothy Quay

73) Il caso Mattei (1972, Mattei Olayı) – Francesco Rosi

74) Onibaba (1964) – Kaneto Shindô

75) Dead Man (1995, Ölü Adam) – Jim Jarmusch

76) Trois couleurs: Bleu (1993), Trzy kolory: Bialy (1994), Trois couleurs: Rouge (1994) / (Üç Renk Üçlemesi; Mavi, Beyaz, Kırmızı) – Krzysztof Kieslowski

77) They Live by Night (1948, Gece Yaşarlar) – Nicholas Ray

78) All That Heaven Allows (1955, Aşktan Kaçılmaz) – Douglas Sirk

79) Ma nuit chez Maud (1969, Maud’lardaki Gecem) – Eric Rohmer

80) A Woman Under the Influence (1974, Etki Altında Bir Kadın) – John Cassavetes

81) Sou les toits de Paris (1930, Paris Damları Altında) – Rene Clair

82) Monkey Business (1952, Maymun Aklı) – Howard Hawks

83) Nobi (1959) – Kon Ichikawa

84) Chelovek s kino-apparatom (1929, Kameralı Adam) – Dziga Vertov

85) Barton Fink (1991) – Joel & Ethan Coen

86) Funny Games (1997, Ölümcül Oyunlar) – Michael Haneke

87) Sullivan’s Travels (1941, Sullivan’ın Yolculukları) – Preston Sturges

88) Cría cuervos (1976, Besle Kargayı) – Carlos Saura

89) Die verlorene Ehre der Katharina Blum oder: Wie Gewalt entstehen und wohin sie führen kann (1975, Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru) – Volker Schlöndorff

90) Mimì metallurgico ferito nell’onore (1972, Gururu Yaralı Madenci Mimi) – Lina Wertmüller

91) Suna no onna (1964, Kumların Kadını) – Hiroshi Teshigahara

92) Narayama-bushi kô (1983, Narayama Türküsü) – Shohei Imamura

93) Kiss Me Deadly (1955, Ölüm Öpücüğü) – Robert Aldrich

94) Possession (1981) – Andrzej Zulawski

95) Sisters (1973, Kızkardeşler) – Brian De Palma

96) La strada (1954, Sonsuz Sokaklar) – Federico Fellini

97) Out of the Past (1947, Geçmişin Dışında) – Jacques Tourneur

98) Persona (1966) – Ingmar Bergman

99) Oldboy (2003, İhtiyar Delikanlı) – Chan-wook Park

100) Serpico (1973) – Sidney Lumet

Hakan Bilge

[email protected]

Yazarın öteki yazı ve incelemeleri için tıklayınız

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

Dressed to Kill (1980, Brian De Palma)

Alfred Hitchcock’un ve filmlerinin Hollywood’u hatta dünya sinemasını nasıl etkilediği malum. O etkilenmeden en çok ...

33 Yorum

  1. Klasik filmlerin ağırlıkta olması iyi olmuş. Bazı kişisel tercihler var. Kişisel tercihlerime göre listeyi 1/4 oranında değiştirirdim zannediyorum. Ama genel olarak beğendim. Başta da belirttiğiniz gibi en iyi 100 film gibi bir listeyi kabullenmem benim için de olanaksız. Çünkü kişisel beğeni her zaman olmak zorunda. Kişisel beğenilerim içinde olmazsa olmaz diye düşündüğüm Michelangelo Antonioni Blowup, Michael Powell Peeping Tom, Masaki Kobayashi Ningen No Joken, Kieslowski Double Life of Veronique, Lars von Trier Breaking The Waves, pek çok listede rastlayamadığım Doris Dörrie Nobody Loves Me ilk aklıma gelen öznel seçimlerimden örneğin… Eline sağlık, güzel bir liste. Özellikle 2 Türk filminde % 100 uzlaşıyoruz. En iyi 100 film listesine 2 Türk filmi koymak zorundasın deseler, kesinlikle koyacağım 2 film Sevmek Zamanı ve Umut. 🙂

  2. Listede sinema tarihinin en önemli filmlerinden olduğu gibi aynı zamanda oldukça kişisel, işin güzel yanı da bu. Mesela Jodorowsky’nin Fondo y Lis’i ve Alain Resnais’nin Hiroshima Mon Amour’u yerine L’année dernière à Marienbad’i; Pasolini’nin Hawks and Sparrows filmi yerine Accattone’si.. Ama gözlerim Clouzot aramadı desem yalan olur. Bir de tabi ki Powell’dan Red Shoes yerine Canterbury Tales, Black Narcisscus ya da Peeping Tom. Mükemmel liste yoktur, kişisel liste vardır. Çabaların için eline sağlık hocam..

  3. Evet, “kişisel özet” olarak baktığımızda “en iyi” olarak kıstas koyamayacağımız ortada. Antonioni, Pasolini, Kieslowski ya da Powell gibi yönetmenler açısından baktığımızda da, başyapıt bolluğu dikkati çekmekle birlikte, seçim yapmak da zorlaşıyor ve aslında burada devreye kişisel sinema vizyonu, etkileyicilik katsayısı veya muhtelif psikolojik eğilimler giriyor. Mesela, Bunuel’in en vurucu ve en önemli filmi olarak Mahvedici Melek’i görmeme rağmen listemde bu filmin yer almadığını göreceksiniz. Endülüs Köpeği’ni veyahut Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği’ni ya da Altın Çağ’ı neden listeme almadığımı anlatmam uzun sürer ama kısaca dediğim üzere, bireysel algılama süreçleri ile ilgili bir durum. Yoksa bu filmin değil de bir ötekinin önemli olduğunu uzun uzun anlatmanın pek de bi yararı yok. Powell konusunda evet Peeping Tom’u alabilirdim ama Vertigo’nun veya Rear Window’un bulunduğu bir listede Röntgenci’nin bulunması gerekli değildi. Tabii kendi kanaatimce. 3 Hitchcock filmi varken de Clouzot arada kaynadı gitti.

    L’année dernière à Marienbad bence çok daha avant-garde, çok daha deneysel bir film. Hiroşima Sevgilim ise elbette çok büyük bir film, bahsetmeye bile gerek yok… Double Life of Veronique ise mükemmel bir film olmasına rağmen yönetmenin “3 renk” üçlemesinin yer almaması bence haksızlık olacaktı.

    Ama sonuç olarak, “en iyi film” diye bir şey yok. “En iyi 100 film “diye bir şeyse “hiç” yok…

  4. genel anlamda iyi bir liste. ben de şahsi olarak underground, fight club, the matrix, il buono il brutto il cattivo, el laberinto del fauno, pulp fiction, casablanca, full metal jacket, gone with the wind, amores perros, in the mood for love gibi şu an aklıma ilk gelen filmleri mutlaka listeme dahil ederdim. bu ayrıntıya rağmen, listede, a clockwork orange, the gold rush, potemkin, 2001, citizen kane gibi vazgeçilmez filmlerin üst sıralarda yer alması güzel. eline sağlık.

  5. bence bu listede köprüüstü aşıkları filminin de olması lazımdı ama bu kişisel bi liste olduğu için kişinin sevdiği filmler yer almış. benim listemin başında kesinlikle köprüüstü aşıkları yer alırdı.

  6. Kişisel listeler böyledir, kimsede tatmin oluşturmaz.

    Ben bile şimdi gereksiz önerilerimi sunacağım galiba 🙂

    Listede W.R. – Misterije organizma (1971, Organizmanın Sırları), Picnic at Hanging Rock (1975, Hanging Rock’da Piknik) ve Possession (1981)’u görmek beni çok şaşırttı (kesinlikle kötü anlamda değil).

    Listede Quay kardeşlerin olması ama ustaları olarak tanımladıkları Jan Svankmajer’in olmaması beni derbeder etti. Ben olsam “Europa” yerine “Breaking the Waves”i, “Fando y Lis” yerine “Holy Mountain”i, “Woman in Love” yerine “The Music Lovers” veya “The Devils”ı (yine de Ken Russell’ı görmek çok güzel), “Angst essen Seele auf” yerine “Händler der vier Jahreszeiten”i, “Accattone” yerine de “Hayat üçlemesi”ni koyardım. Ama o zaman liste benim listem olurdu dii mi… Ellerine sağlık dostum.

  7. Muratcığım (wherearethevelvets), Picnic at Hanging Rock üzerine Victorian bağlaşıklıklarını da içeren uzun bir metin kaleme aldım. Yazı bitti ama ancak ilerleyen günlerde yayımlayacağım burada. Aslında bu listedeki birçok filmi zaman içinde yazacağım. Ama burada ama başka bir yerde. Zaten bu filmlerden bir bölüğü de çeşitli yayın organlarında ve üzerinde çalıştığım ve de bitirmek üzere olduğum kitap çalışmamda da yazıp çizdiğim filmler. Yani özümsediğim, sevdiğim, derinlemesine incelediğim, bende yer etmiş filmleri listeledim. Ama “bu en iyi filmdir” şeklinde hiçbir iddiam yok tabii 😀

    W.R. – Misterije organizma ya da Possession gibi avant-garde, sıradışı, marjinal işlerin de listemde yer alması hoşuma gidiyor. Özellikle Possession’u uzun uzun yazacağım bir aralık…

    Tabii öteki filmler de ayrı bir konu, yaz yaz bitmez… Bu arada fark ettim de, muhtelif yönetmenlerden farklı filmler seçiyoruz. Pasoloni veya Russell ya da Trier… Sanırım bu bizzat yönetmenlerin suçu 🙂 Çünkü adamlarda başyapıt bolluğu var…

    Teşekkür ediyorum…

  8. Mustafa BEŞE

    Bu filmlerin çoğunu ben de listeme alırdım,ancak Yedi Samuray’ı kesinlikle ekleyerek.
    Çok bilgi verici çalışmanız için teşekkürler.

  9. Merhaba;

    Listeyi 101 yapalım diye düşünüyorum. gerçekten çok güzel filmler. bir çoğunu izlemiş bulunmaktayım. Ancak unutulmuş bir film var gibime geliyor, tabii ki takdir sizlerin. Sergei Bondarchuk’un Savaş ve Barış filmi. Tabi film demek bile bir hata, şaheser diyebilirim. Neredeyse romanın tamamını çekmişler. Mükemmel sahneler, mükemmel oyunculuk, sanki filmi izlerken o çağı, o anı yaşıyormuşsunuz hissi uyandırıyor. Arkadaşlar eğer görmeyeniniz varsa izlemesini şiddetle tavsiye eder, saygılarımı sunarım.

  10. bence kuzuların sessizliği ile schindler’in listesi eklenebilir diye düşünüyorum. tabi tamamen kişisel bir tercih olması sebebiyle affınıza sığınıyorum 😀

  11. Klasikleri izlemek isteyenler içim güzel bir kaynak olmuş, teşekkürler.

  12. bu listeyi bu kadar geç fark ettiğime üzüldüm açıkçası. ben de kendi açımdan en iyi 1000 film listesini oluşturmaya çalışıyordum birkaç ay önce. tahmin edersiniz ki 1000 filmi seçmek bile bu kadar zorken 100 filmi seçmek neredeyse çılgınlık. şahsen beni gereksiz bir şekilde aşırı ölçüde yoran ve kafamı kurcalayan birşey bu liste yapma işi. ama her sinemasever gibi düşünmeden de edemiyorum açıkçası.

    Sayın Hakan Bilge, sizin film zevkinize ve seçkinize hayran kaldım diyebilirim. ilk sırada 2001: A Space Odyssey varsa benim için o liste tamam demektir. Çünkü 2001 sadece sinema tarihinin değil tüm sanat tarihinin ilk 10’una bile girer bana göre. Çünkü sanat ve bilimin en büyük kesişme noktasını temsil eder. Tıpkı Bach’ın besteleri veya M. C. Escher’in çizimleri gibi. O yüzden böyle bir liste yaparken en başa 2001’i koyup ondan sonra gerisini düşünmek lazım. Gerisi salt sinemadır çünkü. Buna ilaveten ilk beşte Zerkalo veya Stalker varsa o listeyi yapan sinemanın ruhunu kavramıştır bana göre. hele ilk onda Yedinci Mühür ve Cet obscur objet du désir (Arzunun Belirsiz Nesnesi) varsa o kişiyi en içten şekilde tebrik ederim. Bergman, Kubrick, Tarkovsky, Godard ve Bunuel olmadan ilk 10 ilk 100 falan olamaz bana göre. Kurosawa, Hitchcock, Scorsese, Coppola ve Chaplin zaten her türlü listenin demirbaşı konumunda.

    Fakat çok kritik olan bir nokta daha var benim size nacizane katkım olarak söylemek istediğim:
    O da yakın dönemin en büyük ustası Kieslowski’dir. Zaten Üç Renk serisine siz de yer vermişsiniz. Ama bence en hayati şeyi atlamışsınız. Eğer böyle bir liste yapıyorsanız bunu atlamanız çok büyük bir eksiktir. Tıpkı terzinin düğmeleri dikip deliklerini açmaması gibi. O eksik de her ne kadar 10 filmlik bir seri olsa da bence tek bir film gibi düşünülebilecek olan efsanevi DEKALOG serisidir. Dünyanın en meşhur ve saygı duyulan film eleştirmeni Roger Ebert bana göre kusursuza çok yakın olan Great Movies listesinde Dekalog serisini de es geçmedi. Dekalog serisinin neden önemli olduğu hakkındaki en kısa ve öz açıklamayı ise büyük usta KUBRICK o seri için yazdığı önsözde yaptı. O açıklamaya bir göz atılabilir. Elbette o veya başka bir şahsın tercihleri sizi bağlamaz. Ama ne yapalım hamama giren terler, biz de terliyoruz işte burada 🙂

    Bir diğer hayati eksik ise yine Dekalog kadar önemli. Sinema tarihinde daha önce birkaç öncüsü olsa da (Chelovek s kino-apparatom ve Koyaanisqatsi) bence onlardan çok daha derin bir şiirsel estetiği yakalamış olan BARAKA filminin de en iyi 100 film listesinde olması gerekirdi. Chelovek s kino-apparatom çok daha eski olsa da, eskilik tek kriter olamaz bence. Nitekim Roger Ebert bunu da atlamamış sağolsun. Böyle diyorum çünkü çoğu listede BARAKA filmini hiç göremiyorum ve hayret ediyorum. Oysa ki o filmin yönetmeni Ron Fricke neredeyse tüm kariyerini bu filme ve devamında çektiği Samsara filmine harcadı. Ortaya ise zaman ve mekan ötesi iki başyapıt çıktı.

    Kısacası listeniz büyük oranda kişisel olmakla beraber bence ilk 10’daki filmlere bakıldığında objektif olma iddiasını da korumuş. Potemkin Zırhlısı, Citizen Kane ve Otto e Mezzo sıralamadaki yerleriyle bunun kanıtı. Ben de bu yüzden zaten çok iyi bildiğinizi düşündüğüm BARAKA ve DEKALOG filmlerini de hatırlatmayı bir vazife olarak gördüm. Ama en başta da söylediğim gibi ilk sırada 2001 varsa benim için gerisi çok da sorun değil. Aslında böyle bir liste yapan kişinin uygulayacağı en doğru yöntem önce tarafsız bir şekilde sinema tarihinin en büyük 100 filmini sıralayıp, ondan sonra kişisel olarak en beğendiği filmleri ayrı bir liste halinde oraya ilave etmek. Siz de bunu tek bir listede eritmeye çalışmışsınız. Bu da aşırı eklektik bir liste ortaya çıkarmış. Neyse sonuçta her sanatseverin kişisel kriterlerine saygı duymak zorundayız.

    Ben böyle bir liste yaparken ilk üçe 2001, BARAKA VE DEKALOG filmlerini yerleştiriyorum ama ondan sonrasına karar vermek tam bir entellektüel işkence oluyor. En iyisi, en iyi diye birşey olmayacağına kendimizi ikna edip, sadece hayatın ve o hayatın belli bir bölümünü yakalayıp gözümüzün önüne taşıyan bu muhteşem eserlerin tadını çıkarmak. Her iyi film ondaki duyguyu en iyi şekilde hissedebilenler için yeterince iyidir. Tıpkı dünün, bugünün ve yarının herkes için ayrı ayrı anlam taşıması gibi.

  13. son bir ilave daha yapmak istiyorum:

    2001: A SPACE ODYSSEY = Bilinç ve Uzam

    BARAKA = Zaman ve Yaşam

    DEKALOG = İnsan ve Anlam

    geriye kalan sadece sinema…

  14. Çok teşekkür ederim.

    Listeye tek belgesel film koymak istiyordum ilk başta, ama sonra bir tane daha ilave etmeye karar verdim. Sonuçta Chelovek s kino-apparatom ile Man of Aran’ı seçtim. Vurgulamanız normal, ben de açıkçası eksikliğini hissettim bunun. Nihayetinde 100 film olduğundan epey bir zorladı, 3 ayda ancak tamamlayabildim. Kişisel olduğu için eksik bir liste bu. Anime koymak isterdim mesela bir tane, ama o da olmadı.

    Listeyi yapalı 4 sene geçmiş aradan. Kimi yönetmenden 3, kimisinden tek film koymuşum. Bu da eleştirilebilir doğal olarak. Mesela Hitchcock’tan 3, Godard’dan tek film koydum. Ama Kieslowski’nin üçlemesini tek film adı altında topladım. Bununla birlikte Dekalog konusunda haklısınız. Geriye dönüp baktığımda kimi açılardan birbirinin aynası olan filmleri görüyorum listede, bu nedenle benim de eleştirdiğim seçimler oluyor. Mesela bu listeyi şimdi hazırlayacak olsam ilk 100’e yine Psycho ile Vertigo’yu alırdım, ama ilk 10’a Psyhco’yu değil de Vertigo’yu alırdım. Dolayısıyla yoruma açık, ki dediğim gibi ben de eleştiriyorum kendimi zaman zaman.

    Baraka’ya ilk siz temas ettiniz. Ne kadar büyük bir çabanın ürünü olduğunu biliyorum, kuşkusuz önemi de ortada; ama o zamanki bakış açıma göre filmi nedense dahil etmemişim listeye. Eksiklik olarak kabul edilebilir.

    Diğer yorumlarınıza da tümüyle katılıyorum. Kişisel seçimler bence en önde yer tutmalı, aksi halde bu bizim listemiz değil, bir başkasının beğenisini yansıtan bir liste olur. Nitekim ben de öyle yapmaya çalıştım. Beğenmenize çok sevindim ve ayrıca teşekkür ederim.

  15. merhaba. ben night of the hunter filmini izledim ve bu filmin neden sinema için bu kadar önemli olduğunu, bu filmin neyinin özel olduğunu anlamadım. acaba biri bana bu filmin özelliğini anlatabilir mi ?

  16. symbiopsychotaxiplasm

    çok iyi düşünülmüş ve epey kişisel bir liste hazırlamışsınız Hakan Bey. fakat merakımı mazur görün, eğer (en azından) bir tane animasyon filme de listenizde yer verecek olsanız ya da 100 değil de 101 yapsanız listenizi, o zaman hangi animasyon filmi alırdınız listeye. ben şahsen Akira, Wall-E veya Grave of the Fireflies filmlerinden birini alırdım galiba. özellikle 7000 adet gibi devasa sayıda bir film arşiviniz olduğu ve sinema konusundaki derin bilginizden dolayı, sizin bu konudaki tercihinizi çok merak ettim doğrusu.

  17. teşekkür ediyorum.

    bu listeyi dört buçuk yıl evvel yapmıştım. zamanla beğenilerde mutlaka değişmeler olmuştur ve bu da gayet normal, herkes için geçerli olabilecek bir durum. bir animasyon koymadığım için ben de zaman zaman pişmanlık duyuyorum.

    101 filmlik bir liste yapacak olcam Ghost in the Shell’i (1995) koyabilirdim sanırım.

  18. symbiopsychotaxiplasm

    cevabınız için teşekkür ederim. Ghost in the Shell benim de sonradan aklıma geldi. şahsen animasyon konusunda benim tercihim de walt disney filmlerinden değil de uzak doğudan yana olurdu. Akira ve Ghost in the Shell zamanının çok ötesinde hatta The Matrix ‘den bile daha iyi filmlerdir benim gözümde. ayrıca bu listeyi güncellemenizi de isterdim doğrusu. çünkü arkasında ciddi bir birikim olduğu belli olan ve şahsen referans alabileceğim bir çalışma.

  19. bir disney filmi yerine kesinlikle uzakdoğu’dan bir örnek seçilebilir bence de. bir miyazaki filmi de olabilir örneğin.

    belki zaman içinde 250 filmlik bir liste yapabilirim, bazen düşünüyorum. ama hiç kolay değil. çünkü epey uğraştırıyor. ve ortaya çıkan sonuç yine kişisel olacağı için bunda da eleştirilebilecek, eksik kalabilecek filmler ve seçimler olacaktır mutlaka. tekrar teşekkürler.

  20. Sayın Hakan Bey, ben maalesef birkaç yıldır -her ne kadar anlamsız olduğunu düşünsem de- film listesi meselesine biraz fazla kafa yormaya başladım. Bu obsesif alışkanlığıma son vermek istesem de, listenizi tekrar inceledikten sonra aklıma takılan birkaç konu daha oldu. Aslında bu yazıyı daha önce yazmaya karar verdim ama silip vazgeçtim. Sonra kafamı kurcamalaya devam edince yeniden yazmak istedim. Bu sitede öncelikle sizin ve diğer yazar olan arkadaşların analiz ve inceleme yazılarına baktığım zaman, sinema hakkındaki aklımı kurcalayan bu meseleyi paylaşmak için en doğru adresin siteniz Sanatlog olduğuna kanaat getirdim. Ülkemizin şu anda içinde bulunduğu malum sosyal atmosfer nedeniyle film listesi işine olan ilgimi bir miktar kaybetsem de, içimden geçenleri elimden geldiğince yazmak istiyorum.

    Film listelerinin sinema severler için ne önem taşıdığını hepimiz biliyoruz. Fakat yıllardır dikkatimi çeken şeylerden birisi, böyle listeleri yapanların çoğunun, hatta hiçbirinin, gerçekten de kapsayıcı ve tatmin edici bir şekilde, hangi kriterlere göre böyle listeler ve sıralamalar yaptıklarını açıklamamaları. Mesela ben de internet üzerinden böyle 100 veya 250 filmlik ve hemen her sinemasever için referans olabilecek bir liste yayınlamayı düşündüm birkaç yıl önce. (Açıkçası bu konuda sizin sitenizde yayınlanan listeler gerçekten de çok tatmin edici diyebilirim) Böyle birşey yapmak istememin amacı, hem kendi beğenilerimin bir analizini yapmak, hem de başkalarının beğenisine katkıda bulunacak ve referans olabilecek bir ‘standart’ belirlemekti. Nietzsche’nin şu sözü benim için adeta bir motivasyon kaynağı olmuştu: ”Peki siz, dostlar, beğeni ve beğenme tartışılmaz mı diyorsunuz? Fakat bütün hayat beğeni ve beğenme üstüne bir tartışmadır.”

    Tabii bu düşünce ”tüm zamanların en iyi filmleri”nin hangileri olduğuna karar vermekle ilgili olan beğeniyi kapsıyor mu, yoksa ben mi Nietzsche’yi bu konuda çok yanlış anlamışım takdir sizin. Her neyse, madem ki kendim ve başkaları için standart olabilecek bir liste yapmak istiyorum, bunun için öncelikle çok ciddi bir araştırma yapmam gerektiğini biliyordum. Şurası da çok açık ki, sinema konusunda derinlemesine bir bilgi ve fikir sahibi olmak için diğer tüm sanatlar ve özellikle de edebiyat hakkında bilgi sahibi olmak gerekiyor. Hatta daha da ileri gitmem gerekirse, bir kitaptan uyarlanmış olan (The Godfather gibi) önde gelen fimlerin uyarlandıkları kitapları da tek tek okumak oldukça yararlı olabilir.

    Henüz yirmili yaşlarda olduğum ve şu ana kadar yapılmış on binlerce filmi tek tek inceleyecek ve hepsini izleyecek zamanım olmadığı için, önce birtakım genel kriterler belirleyerek, zaten şimdiye kadar hazırlanmış olan listelerdeki birçok filmi izlemeyi ve söz konusu kriterlere uyan filmleri seçmeyi ve sıralamayı düşündüm.

    Bu amaçla, AFI tarafından yayınlanan 100 Years… 100 Movies listelerini, BFI yayın organı Sight & Sound tarafından yayınlanan ve profesyonel sinemacıların oylarıyla oluşturulan top 250 listesini, sürekli güncellenen Imdb top 250 listesini, birkaç ayrı baskısı yapılan 1001 Movies You Must See Before You Die isimli kitapta yayınlanan listeyi ve ünlü sinema dergilerinin editör ve okuyucularına sorarak yaptığı diğer birçok listeyi inceledim. Ayrıca bunlara ilaveten Amerikan’ın ulusal film arşivi National Film Registry tarafından benimkilere benzer kriterlere dayanarak oluşturulmuş olan Library of Congress seçkisi de epey faydalı oldu. Fakat elbette bu seçki sadece Amerikan kökenli eserleri kapsıyordu. Neticede bu incelemeler sayesinde gözlük numaramın derecesi de iyice arttı 🙂

    Daha sonra neden böyle bir seçki ve sıralama yaptığımı açıklamak için, seçtiğim her filme o filmin tarihi, kültürel, entellektüel ve estetik önemini özetleyen bir inceleme ve tanıtım yazısı yazmayı düşündüm. Çünkü bu filmlerin sadece benim için değil, tüm sinema tarihi ve sanatı için neden önemli olduğunu açıklamam gerektiğine inandım. Sonra fark ettim ki, buna benzer bir çalışma da Roger Ebert tarafından Great Movies adını verdiği bir eleştirel film koleksiyonu dahilinde yapılmış ve yayınlanmış bulunmakta. Onun seçkisi her ne kadar benim çok beğendiğim filmlerin yüzde doksanını içerse de, diğer tüm listelerden daha genel ve tarafsız görünse de ve seçtiği tüm filmlerin bir analizini yapmış olsa da, seçtiği film sayısı nedeniyle (360’ın üzerinde filmi içermesiyle) biraz fazla kabarık olmuş, hem de son yirmi yılı neredeyse göz ardı ederek bana biraz elitist davranmış gibi geldi. Ancak bununla birlikte, Fargo ve The Big Lebowski filmlerini Great Movies kapsamına alırken, Kubrick’in Clockwork Orange ve Bergman’ın Wild Strawberries filmlerine seçkisinde yer vermemiş olmasıyla beni şaşırttı rahmetli Roger Ebert. Niyetim burada Ebert’i çekiştirmek değil, sadece şu anda en uygun örneğin o olmasından dolayı, onun eksiklerini vurgulamak.

    Ben de ‘ne varsa eskilerde var’ diyenlerdenim ve bu yüzden yeni filmler değerlendirilirken geçmişteki benzer örneklere de saygılı olmak gerektiğini düşünüyorum. Ama bir eserin sadece eski olduğu için benzer yeni örneklerden daha nitelikli ve etkili olduğunu düşünmüyorum. Mesela benzer temalı birçok film olsa da bunların genel olarak The Shawshank Redemption filminden daha iyi olduklarını hiç sanmıyorum. Eski olanın üstünlüğü ve gerçek bir olay esas alınarak yansıtılması prensibiyle Papillon filmini daha üstün görmüyorum mesela. Çünkü aralarında ciddi anlamda sahneleme kalitesi ve senaryo farkı var. Öyleyse bunun gibi aynı konuyu işleyen farklı eserlerin birbirinden ne anlamda daha iyi olduğunu nasıl ölçebilirim diye düşünmeye başladım ve kendi kafamdan birtakım soyut kriterlere göre değerlendirmeye çalıştım.

    Tüm obsesif araştırmalarıma rağmen içim rahat etmedi. Sizin de çok iyi bildiğinizi düşündüğüm Dead Poets Society filminin ilk sahnelerinden biri olan, ”bir şiirin büyüklüğünü ölçmenin anlamsızlığını” gösteren o meşhur sahne aklıma geldi hep. Bir sanat yapıtının hangi objektif kriterlere göre değerlendirileceği ve nasıl hakkaniyetli davranılacağı sorusu sürekli yankılandı zihnimde.

    Sizin burada yayınladığınız kişisel listenize tekrar dönersek, mesela en çok merak ettiğim şey, listenizi yaparken, Fight Club, The Shawshank Redemption, Star Wars, Schindler’s List, The Dark Knight, 12 Angry Men, The Lord of the Rings, Forrest Gump, The Matrix, The Silence of the Lambs, Pulp Fiction, Il buono, il brutto, il cattivo ve Seven Samurai gibi hemen herkesin bildiği bu klasik filmlerin tümünü ilk 100 film içine girmeye değer bulmadığınız için mi elediniz, yoksa bu filmleri beğenen yeterince insan olduğu ve artık daha fazla ön plana çıkarılmasına gerek görmediğiniz için mi listenize almadınız ? Eğer ikinci söylediğim gibiyse, bir ek kontenjan açmanız veya listenizi 100 film ile sınırlamamanız halinde hangi filmlere yer verirdiniz. Benim fikrimi sorarsanız ben de az önce saydıklarımın yarısına ilk 100 içinde bile yer vermezdim. Fakat listemi eğer internet ortamında herkese açık bir paylaşıma sunacak olsam, biraz da mahalle baskısı yüzünden 🙂 bu saydığım filmlerin tümüne listemde bir şekilde yer verme zorunluluğu hissederdim. Bu yüzden ben de bu liste yapma ve yayınlama işini askıya aldım. Ancak sizin yukarıda bahsettiğiniz gibi, kendi top 250 listenizi buradan yayınlamanızı da merakla bekliyorum. Affınıza sığınarak bir öneride bulunmak isterim; eğer listenizi güncelleyip genişletmek gibi bir niyetiniz varsa, hangi kriterlere göre o listeyi yaptığınızı kısaca veya maddeler halinde belirtmeniz çok yararlı olur. Elbette bu sadece obsesif bir listomaniac kişinin isteği değil, yeni nesillere sağlam bir referans bırakma talebinin sonucudur. Ayrıca kişisel bile olsa bir iddiada bulunarak bir sıralama yapıyorsak, şu sürekli sorulan”Neye göre, kime göre” sorusunun, en azından ‘neye göre’ kısmına bir cevap vermek gerektiğini düşünüyorum. Ben henüz nihai cevabımı vermediğim için böyle bir liste yayınlamadım ve henüz kriterlerimi kayda geçirmedim ama benim filmleri değerlendirme ve sıralama kriterlerimden birkaç tanesi ‘kabaca’ şöyle olurdu:

    1- Orijinallik. Eğer hikayesi orijinal değilse, uyarlandığı eserin yarattığı kültürel ve entellektüel etkiye ne kadar katkıda bulunduğu. Ancak bir filmin uyarlandığı eser o filme kaynaklık etse de, filmin kendisi başlı başına ayrı bir yapıttır ve yalnız başına da değerlendirmeye açıktır. Örneğin Dune büyük bir eserdir fakat onun Lynch uyarlaması berbat bir film iken, Stephen King’in kısa öyküsü Shawshank Redemption, ilham verdiği filminin yanında oldukça önemsiz bir eser sayılır.

    2- Neden olduğu devrimsel teknik ve estetik etki. Potemkin Zırhlısı, Citizen Kane, 2001: A Space Odyssey buna örnek olabilir.

    3- Belli bir türün ilk veya türü en iyi tanımlayıcı örneği olma. Bunuel’in Endülüs Köpeği, Metropolis, Psycho ya da Disney yapımı animasyon film Pinocchio buna örnek olabilir.

    4- İnsanoğlu için en önemli ve kapsayıcı konulara değinme. 2001: A Space Odyssey ve Bisiklet Hırsızları örnek olabilir. Deneysel veya belgesel filmler de bu anlamda örnek verilebilir. Night and Fog, Shoah, Baraka veya Dziga Vertov’un Kameralı Adam filmi gibi. Hatta bence Pasolini’nin Salo isimli filmi de değindiği konular ve psikolojik çözümlemelerle bu anlamda çarpıcı bir örnek sayılabilir.

    5- Belirli tarihsel olayları, kişileri ve dönemleri üstün bir şekilde sinemaya taşıyabilme. Intolerance, Spartacus, Gandhi ve Schindler’s List örnek olabilir.

    6- Açıklık veya Anlaşılabilirlik. Ele aldığı konuyu çok geniş bir izleyici kitlesine anlatabilme fakat bunu yaparken entellektüel derinliğinin getirdiği anlatım olanaklarından ve film estetiğinden taviz vermeme. The Godfather, Bergman’ın Yedinci Mühür veya Kubrick’in Dr.Strangelove örnek olabilir.

    7- Belirli bazı temaları ve insani değerleri, minimum maliyet-maksimum etkiye sebep olacak şekilde gösterebilme gücü. Yedi Samuray, Ikiru, Tarkovsky’in neredeyse tüm filmleri, Kieslowski’nin Dekalog ve Üç Renk serileri örnek olabilir.

    8- (en sevmediğim kriter bu) Büyük bir kültürel etki yaratma gücü. İcat ettiği ya da biraraya getirdiği anlatım yöntemleriyle veya daha önce benzeri görülmemiş teknik özellikleriyle, uluslararası düzeyde devrimci-dönüştürücü bir teknik, estetik ve sektörel etkiye neden olabilecek ölçekte bir başarı kazanması. Buna The Wizard of Oz, The Exorcist, Jaws, Star Wars, The Matrix, The Lord of the Rings, The Dark Knight filmleri örnek verilebilir.

    Bu son kriteri sevmememin nedeni aslında bağlayıcı olması, çünkü yukarıda bahsettiğim filmlerin bir kısmını ilk 100 içine almıyorsak, neden almadığımızı ciddi bir şekilde açıklamamız gerekli. Bu filmler önceki 7 kritere tamamen aykırı değil elbette, ancak bu filmlerden daha fazla bu kriterlere uyan çok sayıda film var. Beni düşündüren, bu filmlerin başarısının etkisi altında kalmadan adil bir karar verebilmek. Elbette çok büyük bir gişe başarısı elde eden, birçok ödüller alan ve blockbuster diye tabir edilen filmleri sırf bu yüzden en iyi olarak değerlendiremeyiz. Fakat bu tür filmleri büyük ölçüde dışladığımız zaman da, elitist bir tavır takınmakla itham edilebiliriz. Eğer belirli bir standart belirlemeye ve bunu herkese açık şekilde sunmaya karar verdiysek, yaptığımızın nasıl algılanacağının sorumluluğunu düşünmeden de edemeyiz. Evet bu saydığım kriterler şu an için çok yetersiz, o yüzden şu anda kriter derken ne kastettiğimi açıklamak için ilk aklıma gelenleri yazdım sadece. Fakat şundan kesinlikle eminim ki, bir film listesi ya da herhangi bir sıralama yapma iddiasında bulunacaksak, o listede yer verdiğimiz şeylerden çok, hangi kriterleri veya entellektüel prensipleri esas aldığımız çok daha önemli. Hatta sadece kriterlerimizi bir liste halinde belirtirsek, başka hiçbir listeye gerek olmadığı kanaatindeyim. Gerisi sadece tavsiye niteliğinde kişisel örnekler vermek şeklinde olabilir.

    Ancak şu da var ki, gerçekte bir filmin ya da herhangi bir sanat eserinin büyüklüğü, ona tanık olan ve o eseri yorumlayan kişi açısından, o kişide uyandırdığı duyguların büyüklüğü kadardır. Fikirler ne kadar yüksek de olsa, hisler kadar etkili ve geçerli olamayabilir. Dahası biz filmlere ve hayata ve tabii ki insanlara nasıl bakarsak, onlar da bize öyle bakar.

    Saygılarımı sunarım.

  21. Yorumlarınızın çoğuna katılmakla birlikte iş kriter noktasına geldiğinde birkaç şey daha ilave edilebilir:

    (Esasen çok uzun bir konu ama kısa kısa özetleyeceğim. Fazla zamanım olmadığı için şimdilik tek bir yorum yapacağım. Ara ara daha geniş yorumlar yapacağım. Bu yüzden kusura bakmayın ve lütfen takipte kalın.)

    1. KRİTER: Kişisellik, Deneysellik, Tanıklık Eden Sinema

    Bu listeyi oluştururken sinema sanatına damgasını vuran yönetmenlerin filmlerini almak gibi bir düşüncem vardı. Bundan hemen vazgeçtim. Çünkü bu genelin düşüncesini yansıtacaktı ve benim öznel seçimim dışarıda kalacaktı. Şöyle örnekleyeyim: Kime baksan, bir 100’lük listeye, Godard’ın Serseri Aşıklar’ını alır. Sevmiyor muyum bu filmi. Elbette severim ama bu bir kriter değildi. Godard’ın avangardizmini en iyi özetleyen film bence Week End (1967). Detaylandırırsam: Bu film deneysel bir sanat eseri olduğundan hem Yeni Dalga için hem de dünya sineması için yetkin bir örnektir. Godard’ın çalışmalarını özetleyen bir forma sahiptir. Ticari hiçbir kaygısı yoktur. Anlaşılmaz bulunmuştur, yerden yere vurulmuştur. Bir kesim ise sürekli önplana almış, filmin hakkını vermiştir. Öte yandan, her izlendiğinde yeni şeyler keşfedilecek zenginlikte bir filmdir. Zor izlenir oluşunu kabul ediyorum, ama her büyük sanat eseri zaten zor izlenir değil mi, insanı etkileyen değil sadece, aynı zamanda düşündüren, rahatsız eden eserler en değerli eserler değil midir? Edebiyatla ilişkilendirirsem: Yani ben Hüseyin Rahmi Gürpınar yerine Ahmet Hamdi Tanpınar’ı tercih ederdim.

    Bu listede kolay anlaşılabilen filmlere bilerek, isteyerek yer vermedim. Ama içinde klasik örneklerden de bulunan bir liste bu. Çünkü sadelikte de muazzam bir derinlik olabilir. Bu açıdan Oz Büyücüsü mükemmel bir örnektir. Basit bir masal, bir eve dönüş hikayesi gibi görünebilir ama kesinlikle görünenden öte anlamlara sahiptir. Gerçekliği sorgulayan bir fantezidir. Aynı zamanda cinsel bir büyüme hikayesidir.

    Kesinlikle elitist bir yönseme ile değil (belki bilinçaltı istekler hariç), bilakis kişisel motivasyonlardan hareketle bu listeyi oluşturdum. 3 aylık bir çalışma sonucu, her gün yeniden düşünerek bitirebildim. Zamanla eleştiriye daha da açık bir liste haline gelecek çünkü nesnel bir uzlaşma asla mümkün olamaz. Sanat konusunda her zaman böyle. Bu nedenle Nietzsche’den yaptığınız alıntı gayet makul ve mantıklı.

    Godard çoğunluğun anlamadığı bir yönetmen. Ve hep böyle kalacak. Dolayısıyla bu listedeki yeri de tartışılabilir. Marjinallik her zaman iyidir. Bu, neden Deleuze’ün Truffaut filmlerini değil de Godard’ın filmlerini incelediğini yeterince açıklıyor. Görülebileceği gibi bu listede Truffaut yok. Belki ancak 250 filmlik bir listeye girer, bilemiyorum. Bu onu sevmediğim anlamına gelmiyor. Ama söz konusu yenilik olduğu için Godard benim için önplanda. Hatta Truffaut’nun filmlerini de yazdım geçmişte, gelecekte de yazabilirim.

    Öte yandan, Godard en nefret edilen yönetmenlerin başında gelir. Herzog ve Bergman ondan açıkça nefret etmişler, röportajlarında bunu dile getirmişlerdir. Siz de biliyorsunuzdur muhakkak. Listede Herzog yok görülebileceği üzere. Bu onun kötü bir yönetmen olduğu anlamına gelmez elbette. Zaten öyle büyük laflar edecek değilim. Ama yapacağım hiçbir listeye bir Spielberg ya da Lucas filmi almam. Hatta 1000 filmlik listeye bile almam. Onları ticari hokkabazlar olarak görüyorum. Sanatçı olduklarını düşünmüyorum. Ergen fantezilerini uyuşturan zanaatkarlar olarak bakıyorum. Mesela Kubrick, yeni filmini gösterime sokmadan evvel Spielberg’e izletirmiş. Bunu kesinlikle anlayamıyorum. Spielberg yönetmen ise Godard veya Bergman kim? Spielberg’in filmleri Kolker’ın Yalnızlık Sineması adlı kitabında ifade ettiği gibi bir makineden ibaret. Teknik üstünlüğü hiçbir şey ifade etmiyor. Bu bağlamda Avatar benim umurumda bile değil. O benim için ırkçı bir film olarak kalacak. Teknoloji ile sinemanın yan yana gelmesi pek bir şey ifade etmiyor. Sinema sanatı insanı düşündüren, harekete geçiren, ona ufuk açan, şaşırtan bir icattır. Öyle bakmak gerekir. Bresson, Trier, Lynch gibi sinemacılar, herkesin bildiği gibi, benzer düşünceden yola çıkarlar. Onların filmleri tıpkı Godard gibi spekülatiftir, kolay anlaşılamaz. İşte sırf bu özellikleri yüzünden değerlidirler. Bu bağlamda şuna geliyoruz yine: Konu kişisellik olunca genelin düşüncesi önemli değildir. Her 100 film listesinde bir Spielberg listesine rastlamak çok normal. Ben azınlığı tercih ediyorum. Fakat düşünceleri nedeniyle katledilmiş Pasolini’nin herhangi bir filmine herhangi bir listede kolay kolay ve hatta hiç rastlayamazsınız. Ama o listelerde Star Wars mutlaka vardır! Birçok listeyi incelediğinizi belirtmişsiniz. Lütfen söyleyin, bu listelerde Pasolini filmine rastladınız mı? Eğer rastlamadıysanız Pasolini boş yere ölmüş demektir.

    Godard çağının tanığıdır. 20. yüzyıla dair her ne varsa bize perdede gösterebilmiştir. Kanımca Eisenstein ne ise Godard da odur. Bu bağlamda bu listede deneysel film sayısı çoktur: Otto e mezzo, Cet obscur objet du désir, L’année dernière à Marienbad, Orphée ve Eraserhead bu filmlerden bazıları.

    En kısa zamanda 2. Kriteri (Janr Seçimi ve Filmin Etki Kapasitesi) de yazacağım.
    Şimdilik görüşmek üzere

  22. Çok teşekkür ederim Hakan Bey. Aslında daha ilk kriterinize getirdiğiniz açıklama bile benim için çok tatmin ediciydi.
    Sizinle o kadar çok konuda hemfikirim ki, doğrusu buna çok sevindim ve doğru adreste olduğumu anladım 🙂

    Öncelikle Pasolini’den başlayarak birkaç noktada ilave yapmak istiyorum. Benim yukarıda zikrettiğim film listeleri içinde en önem verdiğim Sight & Sound tarafından 2012 yılında yayınlanan 250 filmlik listedir ve bu listede çok haklı bir şekilde, Pasolini’nin Salò o le 120 giornate di Sodoma isimli ve ölümüne neden olan filmi de mevcuttur. Hatta inanır mısınız Schindler’in Listesi bile yok bu listede. Fakat ne yazık ki Star Wars ve Jaws var. Sizin listenizdeki çoğu filmi de içeren bu uzun listeyi şuradan görebilirsiniz:

    http://explore.bfi.org.uk/sightandsoundpolls/2012/critics

    Sight & Sound dergisi 1952 yılından beri düzenli olarak her on yılda bir 10 filmlik kısa bir liste yayınlar. 2012 yılında ise eleştirmenlerin oylarıyla 250 filmlik, yönetmenlerin oylarıyla ise 100 filmlik iki ayrı liste daha yayınladı. Yönetmenlerin oylarıyla oluşturulmuş diğer listede de Salo filmi yine mevcut, üstelik bu kez Star Wars yok:

    http://explore.bfi.org.uk/sightandsoundpolls/2012/directors/

    Eğer bu bir teselli olacaksa Pasolini o kadar da boşuna ölmemiş diyebilirim. Şunu açıkça söylemek isterim ki, şahsi top 100 listemde Salo filmi daima yer alacak. Çünkü dünyada onun kadar cüretkar, marjinal ve deneysel çok az film var. Belki Jodorowsky birkaç istisnadan biri. Ancak sanırım başka hiçbir film Salo’nun değindiği konulara böylesine sert ve dürüstçe değinmeye cesaret etmemiştir.

    İşte bunun gibi birçok cesur filmi içerdiği için hatta Berlin Alexanderplatz ve Histoire(s) du Cinema gibi çok daha az bilinen yapıtları da barındırdığı için, bu 250 filmlik liste benim şimdiye kadar gördüğüm en ciddi ve nitelikli liste olmaya devam ediyor. O yüzden burada gündeme getirmek istedim.

    GODARD konusuna gelirsek, kısaca şunu söyleyebilirim ki, bu yönetmen hakkındaki yorumlarınızda tamamen sizinle hemfikirim. Açıkçası yazılarınızı okuduğumda gördüm ki, onun hakkında sizin kadar yetkin olduğumu söyleyemem. Fakat Bergman’ın hem Godard hakkındaki, hem Hitchcock hakkındaki hem de Tarkovsky hakkındaki fikirlerinden haberdarım.
    Bergman’a olan saygım sonsuz olsa da, onun Godard konusunda biraz kibirli davranmış olduğunu düşünüyorum. Hem Godard hem de Bergman benim en beğendiğim 5 yönetmen arasındadır. Fakat Bergman’ın Godard hakkındaki görüşlerine pek katılmıyorum. Sonuç olarak sinema sanatı bu iki yönetmen olmadan çok eksik kalırdı. Onlar iki ayrı derya, iki ayrı derin bakış.
    Bu arada benim en favori Godard filmlerim Weekend ve Alphaville. İkisi de fevkalade deneysel ve orijinal, hatta put kırıcı. Bu filmleri ilk çıktıkları zaman izleyen insanların yerinde olmayı o kadar isterdim ki.

    Dünyada kabaca üç türlü yönetmen var bana göre. Birincisi zanaatkar ve bahsettiğiniz gibi hokkabaz yönetmenler. Spielberg, George Lucas, Peter Jackson ve Robert Zemeckis böyle yönetmenler arasında sayılabilir belki. Ama o zaman Michael Bay gibi adamlara ne diyeceğiz bilmiyorum. Ben kısaca ‘public entertainer’ diyorum.
    İkinci tür yönetmenler Martin Scorsese, Ridley Scott, Woody Allen ve hatta Christopher Nolan gibi belirli bir vizyona sahip görünen ama yine de genel izleyiciye oynayan biraz daha elit yönetmenler. Onlara pek bir şey diyemeyeceğim.

    Üçüncüsü ise tüm bunların ötesine geçmiş, ‘Büyük Sinemacı’ olarak adlandırabileceğimiz ustalar. Yani Bunuel, Bergman, Kubrick, Godard ve Tarkovsky gibi. Zaten siz de onların filmlerine listenizde ilk 10 içinde yer vermişsiniz. Daha önce de belirttiğim gibi, bu yüzden sizin kişisel listeniz her zaman favorilerim arasında.

    Listenizde dikkatimi çeken asıl şey orada yer alanlar kadar yer alamayanlardı. Fakat hiçbir Spielberg filmine ilk 1000 içinde dahi yer vermeyecek olmanıza şaşırdım doğrusu. Yine de gerekçenize büyük saygı duyuyorum. Bu arada Kubrick’in Spielberg ile bu denli iyi anlaşıyor olmasını ben de anlayamadım doğrusu. Ancak iyi bilirsiniz ki, Kubrick aynı zamanda David Lynch hayranıdır. En büyük projesi Artificial Intelligence filmini neden bu kadar ısrarla Spielberg’e ‘miras’ bıraktığı ise gerçekten ilginç bir tartışma konusu. Belki de Kubrick sürekli kendisine yöneltilen, ”bu adam çok düşünüyor ama az hissediyor” eleştirisine inanmaya başladığı için, elindeki modern Pinokyo masalını bu yakın dostuna emanet etmiştir. (not: pek çok bilimkurgu filmini es geçen Roger Ebert, Artificial Intelligence filmini de Great Movies koleksiyonuna dahil etmişti)

    Neticede sinema sektörünün Spielberglere ve Lucaslara ihtiyacı var. Çünkü ticari rant oralardan geliyor. Ancak sinema sanatının Bergman’a, Kieslowski’ye, Haneke’ye daha çok ihtiyacı var. Çünkü sinema onlardan besleniyor.

    Size ilginç bir şey söyleyeyim; örneğin Tarkovsky, Star Wars tarzı gişeye oynayan epik illüzyonlara karşı olmasına rağmen, vakti zamanında, çok daha mütevazi sayılabilecek bir diğer blockbuster olan The Terminator filmini, tüm estetik zaaflarına rağmen, vizyonu nedeniyle beğendiğini ifade etmiş. Eğer bu tamamen doğruysa James Cameron için büyük şeref 🙂

    Size bir sorum daha var. Son on beş yılın en çok takdir gören yönetmenlerinden biri olan Christopher Nolan hakkında ne düşünüyorsunuz? Özellikle Memento, The Dark Knight üçlemesi ve Inception hakkındaki görüşünüzü çok merak ettim. Ben bu yönetmen ve sineması hakkında yıllardır çekimser bir noktadayım. The Prestige filminin ilk ve son sahnesinde Michael Caine tarafından söylenen ifade bana hep acaba dedirtmiştir. Bu adam seyircisini gerçekten de Hollywood’un büyüsüne karşı uyarıyor mu, yoksa bu uyarma ve meydan okuma numarası, bir başka asimetrik illüzyonun parçası mı ?

    İlginiz ve samimi cevaplarınız için tekrar teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

  23. Yeniden merhaba Hakan Bey,

    Söylediğiniz gibi bu sayfayı halen takipteyim 🙂

    Öncelikle Christopher Nolan sineması hakkında ne düşündüğünüzü çok merak ettiğim için, bir önceki mesajımda sorduğum bu soruyu tekrar hatırlatmak istiyorum. Cevabınızı merakla bekliyorum.

    Yukarıda bahsini ettiğimiz ‘kriterler’ konusuna tekrar dönecek olursam, aradan geçen zamandan sonra filmler hakkında belki de bütün kriterleri kapsayacak tek bir kriter ortaya koyulabileceğini düşünüyorum. O kriteri şöyle özetleyeyim:

    Bir filmin, yönetmenin tercih ettiği ve uyguladığı – görsel, kurgusal, teknik ve estetik – anlatım biçimiyle uyumlu olarak, hem anlattığı konunun gerisine düşmeden, hem de onun gerektirdiği sınırları aşmadan (yani ticari amaçlarla kurgu cambazlıkları ve içeriğe katkısı olmayan teknik hokkabazlıklara başvurmadan) fakat o güne kadar gelinen sınırları zorlayarak, anlattığı konuyu seyirciye en iyi şekilde aktarılabilme niteliğini taşıyor olması. Burada önemli olan, hem filmin anlattığı konunun önüne geçmemesi, hem de işlenen konunun filmin önüne geçmemesidir.

    Kanımca öne sürebileceğimiz her türlü değerlendirme ölçütü bunun etrafında dolanacaktır. İki örnek ile izah etmem gerekirse; The Godfather filmi anlattığı konudan ve uyarlandığı eserden destek almakla beraber, onların da ötesinde, ortaya koyduğu dil ve film estetiğiyle ve dramatik yapısıyla, hem izleyiciye son derece inandırıcı bir dünya sunmaktadır, hem de seyirciyi filmde anlatılanları kavramak açısından filmin uyarlandığı kaynağa -yani Mario Puzo’nun kitabına- muhtaç bırakmayan bir anlatım berraklığına sahiptir. Böylece izleyicinin aynı anda hem filmin ele aldığı konuların entellektüel arkaplanına dair bir fikir aktivitesi yapabilmesine izin vermekte, hem de teknik ve estetik niteliğiyle izleyiciye müthiş bir görsel ve duygusal deneyim yaşatmaktadır. Elbette aynı durum Citizen Kane ve The Seventh Seal gibi orijinal senaryolu filmler için de geçerlidir. Onlar da biçim ve içerik yönünden muazzam bir dengeye ve bütünlüğe sahiptir.

    Benim bunun biraz aksi yönde verebileceğim diğer örnek ise, aslında yakın zamana kadar çok beğendiğim bir film olan, Spielberg yapımı Schindler’s List filmidir. Bu filmde, filmin işaret ettiği olaylar ve ele alınan konu filmin kendisinden çok daha ağır basmakta ve adeta filmin kendisini ezme riski taşımaktadır. Yönetmen bu durumu önlemek adına, filmin teknik yanını öne çıkararak, örneğin büyük ölçüde siyah beyazın klasik estetiğine sırtını yaslayan bir plastik anlatıma başvurmaktadır. Bunu yaparken, Elem Klimov’un Come and See filminde başvurduğu bazı dramatik öğeleri, klasik Hollywood anlatım teknikleriyle birleştirerek izleyiciye sürükleyici ve sarsıcı bir tecrübe yaşatmaya çalışmaktadır. Ama film bittiğinde her ne kadar verilen mesaj çok doğru da olsa, sanki kurtulan o birkaç yüz insanla beraber savaşın tüm acıları sona ermiş gibi tipik bir hollywood melodramı hissi vermektedir. Bu sayede seyircinin kendisini o kurtulan insanların veya kurtaran kişinin yerine koyarak bir tür rahatlama hissine kapılması sağlanmaktadır. Belki bu eleştirim abartılı görünebilir, ancak benim demek istediğim, bir filmin anlattığı konunun tam olarak hakkını vermesi için, hem kendisini hikayeye konu olan durumu çarpıtacak şekilde konumlandırmaması, hem de kendisini ele aldığı konuların altında ezdirmemesi gerektiğidir. Burada Schindler’s List filmini özellikle seçmemin nedeni, bu filmin genel olarak seyirciler tarafından çok sevilmiş olması (IMDB Top 250 listesinde 6. sıradadır) ve American Film Institute tarafından en iyi 8 film arasında yer almasına rağmen daha önce de referans gösterdiğim Sight & Sound tarafından açıklanan Top 250 listesinde hiç yer almamış olmasını kendimce izah etmek istememdir. Daha ilginç olan şey ise Sight & Sound bu listeyi oluşturmak için 846 tane sinema emekçisine sormuş olsa da, bunlardan sadece 1 tanesi Schindler’s List filminin adını vermiştir. O kişi de Dumb & Dumber filminin yönetmeni Peter Farrelly’dir. Elbette bütün bunlar Schindler’s List filmini kötü bir film yapmaz. Ancak sanki bilerek veya bilmeyerek biraz fazla abartılmış olduğuna işaret ediyor.

    Yani ben bu konuda tek bir kriter öne sürmek zorunda kalsam; biçim ve içeriğin dengede olması ve hem filmin işlediği konuyu özgün bir anlatımla iyice sindirmesi, üzerinde düşünmeye imkan vermesi, hem de o konunun altında ezilmemesi kriterini öne sürmek isterim. Fakat sizin bu konuya daha iyi bir açılım getireceğinizi ve sözünü ettiğim kriterin kapsamını daha iyi açıklayacağınıza inanıyorum.

    Ayrıca bu liste konusunda ne kadar titiz olduğunuzu ve revize ederek genişletmenizin ne kadar zahmetli olduğunu tahmin etsem de, sizden kriterlerinizi de içeren 250 filmlik daha geniş kapsamlı bir liste beklemekteyim. Bunun sebebi, sinema sanatına önemli katkısı olmuş filmlerin içlerinden halen izlememiş olduklarımı sizin de kılavuzluğunuzda izleyebilmek.

    Saygılarımı sunarım.

  24. sevgili kaspar,

    bir yanıt hakkım daha olduğunu onca iş arasında unutmuşum, çok özür dilerim. altını çizdiğiniz birçok meseleye yürekten katılıyorum.

    christopher nolan hakkındaki düşüncelerim, eğer kestirmeden söylersek, spielberg ve lucas, şimdilerde de bu iki ismin kopyasının kopyası şeklinde tarif edebileceğimiz jj. abrams ile aynı paralelde. bu isimler aynı fabrikada aynı şekerlemeleri farklı cilalarla üreten fabrikatörler.

    özellikle nolan’ın kubrick ile ve bazen de scorsese ile mukayese edilmesi ancak cahillere özgü bir şeydir ki bu zaman zaman yapıldı ve yapılıyor. bu üstünkörü, derine inmeyen, sadece isim referans gösterilerek yapılan kıyaslamalar yüzeysel eleştirmenlerin bir marifeti. bir de şu var ki daha tehlikeli bence: bazı bergman, kurosawa, kubrick filmlerini yazan yazarlar da aslında gizli gizli hayranlık duyuyorlar böyle adamlara. öyle pek ortalıkta dile getirmeye cesarete edemeseler de, çünkü çizdikleri entelektüel imajın sarsılmasından hoşnut değiller ve aslına bakılırsa hepsi iyi birer korkak bunların, nolan’ın filmlerini özellikle takip ediyorlar. onun filmlerini yazmıyorlarsa da gizli gizli seviyorlar ve bunu ancak kendi içlerinde yaşıyorlar. işte bu mesele bir nolan’ın neyi temsil ettiğinden daha önemlidir bana kalırsa. çünkü nolan’ın ikiyüzlülüğü onlara da sirayet etmiş. böyleleriyle yolumuzu ayırmamız gerekiyor, hem sosyal olarak hem de sanatsal anlamda.

    çok fazla detaya inmeden söylemem gerekirse: nolan da spielberg gibi, hatta ondan daha başarısız bir hokkabaz. dolayısıyla the prestige filmindeki hokkabaz bizatihi kendisidir. hollywood’un maskesini düşürmüyor, o maskeyi takarak imajını tazeliyor sadece. interstellar gibi bir sabun köpüğünün 2001 ile kıyaslanması ise sinemadan gerçekte hiçbir şey anlamayanların bir başka marifetiydi. hepsini tebrik ediyor ve başarılar diliyorum 🙂

    not: zaman zaman 250 filmlik bir liste düşünüyordum. acaba nasıl olurdu diye… ama artık vazgeçtim. çünkü bunun düşüncesi bile ayrı bir yük ve böyle bir liste yapmak benim için artık imkansız. keşke yapailseydim de burada yayımlayabilseydim. ama bu konu benim için artık kensinkes kapanmış durumda.

    çünkü neden? artık bu filmleri listelemektense yazmak daha elzemdir. özellikle de kitap yazmak 🙂 nitekim yeni sinema kitabım çıkmak üzere. orada özellikle hitchcock hakkında bolca içimi dökme fırsatı buldum. bir anlamda buradaki tartışma ve fikir teatilerini de kapsayan birçok malumat kısacası…

    ilginiz için çok teşekkür ederim, sevgi ve selamlarımla.

  25. Serkan Mutlu Akbaş

    BBC nin 21. yy. en iyi 100 filmi hakkında ne düşünüyorsunuz? İlk sırayı Mulholland Çıkmazı’nın almasından dolayı ayrıca sevindim.

  26. birçok liste gibi tartışılmaya zemin hazırlayan seçimlerle dolu. BBC’nin listesi de epeydir olumlu ve olumsuz yönde tartışılıyor. beğenenler de var beğenmeyenler de. ilk sırada bir david lynch filminin olması sanat sinemasının ve anti-hollywood eğilimin kutsandığına işaret. ama görünüş sizi yanıltmasın. mulholland çıkmazı’nı görünce ben de epey şaşırdım ve açıkçası sevindim. ama gene de bazı yönetmenlere de iltimas geçildiği belli. bazı isimler ise hiç önemsenmemiş. oldyboy gibi bir filmin daha üst sıralarda olması gerekirdi mesela.

    gelelim daha önemli bir mseleye: ilk sıraya bir lynch filmi koymuşsanız ve aynı listede christopher nolan filmine yer vermişseniz haliyle samimiyetiniz de tartışılır. the hurt locker’ın varlığı ise listenin encamını dibe vurduran bir tercih. BBC kaynaklı bir listede amerikancı filmleri görmek üzücü. zaten genel olarak bakıldığında amerikan filmlerinin ağırlıkta olduğu görülecektir. bu yüzden bir sinemaseverin bu listeyi dikkate almaması gerekir.

    david lynch haricinde listenin en iyi tarafı belki de nuri bilge ceylan’ın bir zamanlar anadolu’da filminin de bulunması. dardenne kardeşler’in olmaması ise büyük bir hayal kırıklığı.

    sonuç olarak listelerin çoğu gibi yanlış seçimlerle dolu ve hiçbir ciddi özelliği de yok bana kalırsa. bu denli amerikancı, taraflı bir listede ilk sırada mulholland çıkmazı’nın olması ise bu ne perhiz bu ne lahana turşusu dedirtti sadece.

    diğer yandan, iyi bir liste yol gösterici ve marjinal de olabilmeliydi. 100 filmi gözden geçiriyorum ve şu yönetmen de kimmiş, hiç duymadım ya da bu filmi ilk kez duyuyorum, nasıl da izlememişim hissine hiç kapılmadım. dolayısıyla yeni hiçbir şey yok. oysa bir liste keşif duygusunun da ürünü olmalıydı. iyi bir sinemasevere hitap etmediği belli.

    mesela festivaller bunun için vardır. onlara bakarak yeni yönetmenler ve filmleri keşfederiz. bu sayede takip ettiğimiz yeni bir yönetmenler kuşağı oluşur. carlos reygadas onlardan biriydi. ama listede tek filmi yok. işte bu da bir başka hayal kırıklığı.

    özetle, tatava yapma bas geç diyor ya sözlükçüler. aynen onun gibi yapmalı. bu listeyi hemen unutmalı 🙂

  27. Öncelikle yanıtlarınız için çok teşekkür ederim Hakan bey.

    Nolan sineması hakkındaki görüşlerinizi gerçekten çok merak ediyordum ve bunun yanıtını tatmin edici bir şekilde almış oldum. Ben de onun filmlerinin birçok entelektüel için bir tür ‘guilty pleasure’ olduğunu düşünüyorum bazen. Ama beni özellikle ‘genç kuşak’ konusunda ilgilendiren ve çok tehlikeli gördüğüm bir diğer konu da şu; aslında Nolan filmleri sistemin yapısını ve sistem tarafından üretilen ve dayatılan gerçekliğin ötesini gösterdiği gibi bir algı yaratarak, insanları görünenin çok ötesini kavradıkları gibi bir çeşit yanılsama içine sokuyor. Bunu da çok iddialı bir görsel ve kurgusal dil ve tabii ki etkileyici teknik yöntemlere başvurarak yapıyor. Şöyle ki, teknik ve kurgusal olarak, mesela Memento gibi sondan başa doğru ilerleyen veya Inception gibi çok katmanlı ve paralel kurguya sahip veya Intersellar gibi yerçekimi-uzay-zaman olgusunu konu edindiği için, farklı yerlerde zamanın farklı akması ve bizim algılarımızın ötesinde bir gerçeklik yaratması gibi konuları kullandığı için, çok ‘zekice’ olduğu genel kabul görmüş bu filmleri izleyen insanların, kendilerini de bu tür filmleri izlemeyen diğer insanlardan daha zeki hissetmelerine yardımcı olması . Hatta Nolan filmlerini sevmeyen/beğenmeyen kişilerden daha yüksek bir bakış açısına sahip oldukları hissi yaratması. Son 15 yıldır süregelen Nolan fanboyluğunun temel gerekçesinin bu olduğunu düşünüyorum. Hatta bu yüzden birçok kişi onu Stanley Kubrick gibi ustalarla aynı kefeye koyarak, 21. yüzyılın en büyük yönetmeni hatta bir tür sinema dehası olarak görüyor. Oysa ki, başta Paul Thomas Anderson olmak üzere, Alejandro G. Inarritu, Wes Anderson, Alejandro Amenabar veya Darren Aronofsky gibi birçok dönemdaşı Nolan’dan çok daha az ilgi görüyor hatta filmleri ticari olarak zarar bile ediyorken, Nolan’ın yaptığı neredeyse her film imdb top 250’de en üst sıralarda kendisine yer buluyor ve oldukça yüksek bir ticari başarı kazanıyor. Şimdi bütün bunları tekrar düşününce, The Prestige filmi hakkındaki yorumunuza da hak veriyorum. Kendisini çok ciddiye alan bir üslupla sahneye çıkmış bir konuşmacının ağırlığını, hedef kitlesinin zekasını kendi lehine çeviren bir tüccarın pratik zekasıyla birleştirmek de bir tür hokkabazlık sayılır. Nitekim Nolan gibi yönetmenler bu işin aritmetiğini çözmüşler ve oyunu kuralına göre oynamakta son derece başarılılar. Bu bağlamda onu Spielberg ile kıyaslamanız çok yerinde olmuş.

    Buraları okuyan ve okuyacak olanlara şimdiden söylemek isterim ki; elbette hiçbirimizin bu başarıyı kıskandığı veya C. Nolan ve J.J. Abrams gibi yönetmenlerin ekmeğinde gözü olduğu yok 🙂 Nitekim biz bu yönetmenlerin mesleki rakibi de değiliz. Ancak ben kendi adıma, sadece bu başarı ve ilginin emsallerine oranla çok abartılı olduğunu, geçmiş örneklere de bakarak ifade etmeye ve bu ilginin nedenini irdelemeye çalışıyorum. Diğer yandan, eleştirilerimi saklı tutarak şunu da belirtmek isterim ki; Nolan filmleri, bu kadar fantastik, aksiyon ve romantik komedi filmi kalabalığı arasında eğer her şeye rağmen insanları görünenin ötesinde başka bir gerçeklik veya gerçeklikler de var diye düşünmeye veya uzay-zaman gibi konularda araştırmaya teşvik ediyorsa bu da bir şeydir diyerek en azından iyimser olmak istiyorum.

    Son olarak, film listeleri hakkındaki görüşlerinize de aynen katılıyorum. Her ne kadar alternatif film listeleri yapmak, yeni filmler keşfetmek isteyenler için yol gösterici olsa da, – öyle ki ben sizin yukarıdaki listenizden (Possession ve Kumların Kadını gibi çok özel filmleri keşfetmemi sağladığı için) gerçekten çok yarar gördüm – genellikle liste yapmak veya yapılmış listeleri eleştirmek yerine, hakkında söyleyecek sözümüzün olduğu filmler ve yönetmenler üzerine, daha doğrusu sanat ve hayat üzerine yazmanın ve fikir üretmenin çok daha anlamlı ve yararlı olacağını da düşünüyorum. Sizi de bu konularda yazmaya ve üretmeye devam ettiğiniz için tekrar tebrik ediyor, ancak böylesi bir kültürel ve entelektüel atmosferde yaşamanın getirdiği zorluklardan dolayı da sabırlar diliyorum. Kim bilir belki bir gün, bir sinemada veya bir kitap fuarında, kitabınızın imza gününde karşılaşırız 😉
    Görüşmek üzere…

  28. Gerçekten doyurucu bir liste paylaştığınız için teşekkürler.

    Kişisel bir liste oluşturmadım ama genel olarak baktığımda çeşitli listelerde 1. olarak seçilen ve bunu cidden de hak edebilecek 5 film gözüme çarpıyor benim de.Yönetmenlerin,eleştirmenlerin belirlediği oylarla oluşturulan listeler genel olarak.

    2001: A Space Odyssey

    Bronenosets Potyomkin

    Citizen Kane

    Tokyo Monogatari

    Vertigo

    gözüme çarpıyor.Zaten çoğunluk duymuştur,Vertigo tahtı Kane’den devraldı gibi haberler.O yüzden böylesi zirve filmler arasında seçim yapmak oldukça zor oluyor.

    Listede özellikle Le notti Bianche ve Accattone’yi görmek mutlu etti beni.Özel olarak sevdiğim filmlerdir ve yer verilmesine sevindim.

    Narayama-bushi kô 83 yapımı listeye eklenmiş.Henüz izlemediğim bir film o dikkatimi çekti.İzleme listeme ekledim.Ben 58 yapımı Keishuke Kinoshita versiyonunu izlemiştim.O versiyon hakkındaki fikirlerinizi de merak etmedim değil.

    En çok dikkatimi çeken ise Monkey Business oldu.Cidden şaşırdım.Hawks’ın His Girl Friday,The Big Sleep,Rio Bravo gibi filmleri dururken bu seçim garibime gitti.Monkey Business her filmi gibi yaratıcı,akıcı ve özgün diyaloglara sahip ama bana biraz gerçekçiliği az, güldürü amaçlı çekilmiş, ticari yönü ağır basan bir film gibi gelmişti.

  29. sevgili kaspar,
    ortak paydada buluştuğumuza sevindim. gösterdiğiniz ilgi, yaptığınız ilave katkılar ve sözleriniz için çok teşekkür ediyorum. görüşmek dileğiyle 🙂

    sevgili emre,
    bu eski listenin hâlâ ilgi görmesi ve yorumlarla zenginleşmesi beni mutlu ediyor. bazen iyi ki de yapmışım diyorum, bazen de zaman içinde kısmi değişikliğe uğrayan fikirlerim nedeniyle suçluluk duyuyorum. gene de listeye aldığım için sonuna kadar savunacağım filmler söz konusu.

    bu saydığınız filmler de işte o film kanadını temsil ediyor. bu konu, aynen dediğiniz gibi üzerinde hemfikir olunan bir zemini iştigal ettiğinden fazla detaylandırmaya hacet yok kanısındayım.

    narayama türküsü’nün ilk versiyonunu maalesef ki listeyi yaptığım dönemde değil, ancak geçen yıl izleyebildim. ama bugün bu listeyi yapacak olsam orijinalini değil, imamura’nınkini alırdım yine. ilk filmi de hayranlıkla izlememe rağmen imamura’nın orijinal filmi aştığını düşünüyorum. diğer yandan, daha geniş bir kıyaslama yapmak isterdim ama bu ancak bir inceleme konusu olabilir ve takdir edersiniz ki yorum bölümünün sınırlarını da aşar. 100’lük bir listeye kinoshita’nın filmini alan birine de ancak saygı duyabilirim.

    hawks’a gelince… özel bir ilgi gösterdiğim bir auteur olduğundan listeye muhakkak bir filmini alacaktım. sonra sizin saydığınız filmler de dahil olmak kaydıyla scarface ve red river’ı da bir köşeye yazdım. ama özgün bir liste yapma kaygısı, sayılan filmlerin birçok film listesinde öne çıkması, monkey business’ın ise, anarşist bir öze ship olmasına karşılık hakkının verilmemesi gibi bir düşünceyle bu filmi listeye dahil ettim. gene de bu seçim tartışmalıdır. mesela sizin de örnek gösterdiğiniz the big sleep, kara film üstüne yazdığım incelemelerde en çok referans gösterdiğim filmlerdendir. dolayısıyla çok önemser ve ara ara da yeniden izlerim. bu filmden çok şey öğrenmişimdir. ama son tahlilde bu filmi listeye alsaydım, gilda, out of the past gibi kara filmlerin listedeki yeri tehlikeye girebilirdi. bu iki filmin içerik olarak the big sleep’in ötesinde olduklarını esasen çeşitli yazılarımda dile getirdim. sahne analizleri yaparak örnekledim de. ama dediğim gibi bu ilgili filmi sevmediğim anlamına gelmez. rio bravo’nun sevdiğim bir western filmi olmasına rağmen listede yer bulamaması the searchers’a duyduğum derin hayranlıkla ilgilidir. bu filmi yılda bir veya iki kez izlerim ve her defasında yeni şeyler öğrenirim. ama aynı duyguyu rio bravo’da hissedemiyorum.

    ilave olarak şunu söyleyebilirim: hawks’ın monkey business dahil olmak üzere bütün filmleri ticaridir. peter wollen, “sinemada göstergeler ve anlam” adlı kitabında bu konuya dair analizler yapmıştı. dolayısıyla salt bu konuyla alakalı olarak yeni bir şey söylenemez amerikan sinemasına dair, çünkü başından beri ticari bir sinema olagelmiştir. ayrıca filmin gerçekçiliğinin az olması düşüncenize de katılıyorum.

    teşekkürler ve sevgiler.

  30. Biraz geç yazabildim, kusura bakmayın.Cevabınız için teşekkür ederim, gayet bilgilendirici oldu.

    100’lük listeye alacağım için değil, sadece fikirlerinizi merak ettiğim için sordum.İzlenecekler arasında ön sıralara alıyorum İmamura’nın filmini,söylediklerinizden sonra beklentilerim yükseldi.

    Hawks konusunda haklısınız, yazarken Scarface gibi dönüm noktası bir filmi atlamışım mesela, çünkü çok fazla kaliteli filmi var.Hawks çok ilginç bir yönetmen.Sinema açısından mükemmel işler çıkarmasının yanı sıra hiçbir filminde seyircinin soluk almasına,sıkılmasına imkan tanımıyor.Sürekli ilgiyle ekrana kilitlenmenizi sağlıyor.Özellikle diyaloglar vasıtasıyla.Bunu başarması ayrı bir takdiri hak ediyor.

    Ticari olmadığını söylemedim, daha ağır basıyor demek istemiştim.Tabii yanılıyor olabilirim, her filmi aynı şekilde de olabilir.Hollywood sinemasından başka bir amaç gütmesini beklemek zor olurdu zaten.Woody Allen’ın bir filminde bir tespiti vardı.Hitchcock’un hem sanatsal hem de ticari açıdan başarıyı yakaladığı, aynı potada erittiği söyleniyordu.Bence doğru bir tespit.Bence buna aynı şekilde Hawks da dahil edilebilir özellikle Billy Wilder ile birlikte.

    Her türden ve önemli yönetmenlerden filmler koyarak listeyi oluşturmanız listeye verdiğiniz önemi gösteriyor.O yüzden neden şu film yok gibisinden düşünceler oluşmasını şu an anlayabiliyorum.Kara film seçiminde olduğu gibi genelde hakkınızı 1 filmden yana kullandığınız için bu sorular yersiz kalıyor.Sadece türlerinin en iyisi olup olmadığı tartışılabilir belki.Tabii liste o açıdan da son derece özgün olmuş.Out of the Past ve Gilda sıradan denebilecek kara filmlerin yanında çok ayrı bir boyutta duruyor.Özellikle türün vazgeçilmezi Femme Fatale öğesini düşünecek olursak bu gerçekten böyle.

    Tekrar yorumlarınız ve cevabınız için teşekkür ediyorum.Sağlıcakla kalın.

  31. görüş ve katkılarınız için ben teşekkür ederim. sevgilerle.

  32. Çok hoş ve güzel bir liste olmuş. Gerçekten de bu listedeki filmlerin her biri ayrı güzelliğe sahip. Fakat Kubrick’in Odyssey’i ilk 10’daki diğerlerine bile büyük bir fark atıyor. Şahsi olarak ben listeye Apocalypse Now, 12 Angry Men, Accattone, I Vitelloni, Solaris, Mulholland Drive, Vertigo ve Rear Window filmlerini eklerdim, ama bu sefer de kişisel bir liste olmazdı değil mi. Ek olarak Spielberg ve Lucas hakkında söylediklerinize katılıyorum.

  33. teşekkürler fatih bey. ilk 10’daki filmler arasında 2001 haricinde örneğin citizen kane’in ya da otto e mezzo’nun şahsım adına değişmez bir yeri var. sizin sıraladığınız filmler de çok değerli filmler, nitekim ben de onlardan bazılarını listeye aldım. sevgilerle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kuşadası escort
bursa escort
ümraniye escort
çankaya escort
escort izmir