Oyuncak Bebekler

Ekim 22, 2009 by  
Filed under El Sanatları, Sanat

Plato’nun dediğine göre, “Geleceğin mimarları çocukluklarında evler yapıp yıkarak oynamalı…”

Her canlının bir şekilde sahip olduğu oyuncak adlı bu nesneler neredeyse dünyamızdaki memeliler kadar eski bir tarihe sahip. Ataları taş, kemik ve hatta yemekten yapılan oyuncaklar her şeyi tarihlemekte başrollerde oynayan İsa’dan önce 3.000–1.500 yıllarına kadar tarihlendiriliyor. Daha yazıya giremeyenler için hemen belirtmekte yarar var, neredeyse ilk insanın varlığı kadar eski bir tarihten söz ediyoruz burada. Oyuncaklar ve bunun türevleri olan oyunlar, kazı yapılan arkeolojik mekânlarda çıkan buluntular arasında önemli bir yere sahip. Özellikle ortaya çıkartılan ufak kutular, taştan oyulan bilumum hayvan figürleri, yaylar, topaçlar ve taş bebekler bu ilkel oyuncak tanımının ilk örnekleri.

Bizlerin de kilden geldiğini varsayarsak oyuncakların da ağaçtan uzağa düşmediğini söylemeliyiz; zira ilk oyuncaklar doğada bulunan materyallerden yapılırdı. Taş, ağaç, çamur, kil vb. Peki neden oyuncak? Tamamıyla bir doğal ihtiyaçtan, oyalanmak, zaman geçirmek, akıl yürütmek ve geliştirmek arzusundan ortaya çıkan oyuncaklar bizlerle birlikte paralel yazmakta…

Tarih ne karizmatik bir kişiliğe sahip; zira geçmişle ilgili her şeyi ama her şeyi biliyor. Tarihin sayfalarını konumuz gereği karıştırdığımızda karşımıza 1558 yılı çıkıyor. Bu yıl Bavaryalı (kısaca Alman ama daha ağdalı olsun dedik) Duke Albrecht V tarihe geçen ilk bebek oyuncağı yaptı. Ahşap, kil, mum veya kemikten yapılan bu bebekler her korku filminde başrol oynayacak kadar korkunç donuk yüzlere sahip olmalarına rağmen söz konusu dönemlerde çok ilgi gördü. Fakat bu oyuncakların kitlesel üretimi ancak televizyon devriminde gerçekleşebildi ve hepimiz bir anda Barbie veya ile tanıştırıldık.

oyuncaklar

Teknolojinin değişimi ve jenerasyonların atılımlarıyla 20. yüzyılda çığır açan plastik ve enjeksiyon kalıplama sistemleri sayesinde oyuncak dünyasında bir şahlanma yaşandı. Bu şahlanmada başrolleri renkli plastik bebekler, tuğlaları, içi hava dolu Airfix modelleri ve oynadı. Doğaya endeksli olan antik oyuncaklar elbette tarihin kilolu bünyesi altında ezildi ve yerini bu vazgeçemediğimiz hatta çoğu zaman yatağımızı, gecelerimiz paylaştığımız yapaylığa bıraktı. Oyuncak bebek

Tahminlerimizden çok daha derin oyuncak tarihi ve çok çetrefilli, içine girince kaybolmanız içten bile değil. Bundan dolayı fazla dağılmadan bu kelam topluluğunu bebek kalıbına sokulan oyuncaklara indirgeyelim. Kim ne derse desin bebekler veya içi doldurulmuş hayvancıklar oyuncak âleminin kralı/kraliçesi. 1902 yılında içi doldurulmuş hayvancıklar insanoğluna yabancı bir kavram değildi; fakat Rus-Amerikan Morris Michtom adlı şahsiyet bu sabit, cansız mahluklara hareket eden eklemler ekleyince bir fenomen başlattı. O dönemin Amerikan Cumhurbaşkanının (kopyacılar için Theodore Roosevelt) bir av sırasında yavru bir ayıcığı vurmak istememesi üzerine Michtom bu yeni yaratımına “Teddy’nin Ayısı” adını taktı. Daha aşina olduğumuz “Teddy Bear” adı ilk defa 1906 yılında yazılı medyada geçti ve dünya prömiyerini yaptı. Ancak Leipzig (Almanya)’dan gelen Richard Steiff adlı bir kişi ilk ayı bebeği 1903 Leipzig Oyuncak Fuarında tanıttığını iddia ederek bu unvana ortak oldu. Ne Michton ne de Steiff iddiasını kanıtlayamadığı için tarih sayfaları bu konu hakkında biraz bulanık ve ikiye ayrılmış durumda. Ancak hiç şüphesiz Michton bu oyuncakları kurduğu adlı şirketi ile ilk üreten kişi oldu.

barbie bebek

Tarih sayfalarını biraz hızlı çevirip o zamanın geleceğine gittiğimizde kendimizi 1959’da buluyoruz. Bu yıl Mattel (meraklılar için: www.mattel.com) adlı bir şirket oyuncak dünyasını şok eden bir ürün ile karşımıza çıktı. Almanların büyükler için ürettiği 30 cm boya sahip olan Lilli adlı bebekten esinlenen şirket bu oyuncaklara gerçeklik katarak kıvrımsal özellikler ekledi. Ortaya daha sonra benden sizden, birçoğumuzdan kat kat daha meşhur olan Barbie çıktı. Buna çok sevinmeyen erkeklerin sesini bastırmak için 3 yıl sonra Barbie’nin hayatına yakışıklı Ken girdi. Maalesef Ken tüm çabalarına rağmen Barbie’nin gölgesinden çıkamadı ve her zaman şüpheyle bakılan bir konumda oldu. Bunu fark eden oyuncak şirketi (şu anki adı Hasbro) hemen devreye girerek eerrkeekk dedirttiren bebeklerini üretti. Böylece tarihte ilk defa birebir erkekler hedef alınarak bir bebek üretildi. Barbie, Ken ve uzun süre pazarı elinde tuttuktan sonra farklı ürünler devreye girerek pastadan kendilerine dilim kesmeye başladı, bunlar arasında ilk akla gelenler: “Cabbage Patch Dolls” (www.cabbagepatchkids.com); “” ve “Beanie Babies.”

G.I. Joe

Tarih obur obur yerken her şey değişiyor ve gelecek daha bir karanlıklaşıyor; ama gelişim son hızla ilerliyor. Yakında tarihin taş bebekleri ne hale girecek hep birlikte şahit olacağız…

Yazan: Zekeriya S. Şen
muzik@tikabasamuzik.com

Bireylikler’in 29. Sayısı Çıkıyor!

Ekim 18, 2009 by  
Filed under Deneme, Dergi & Fanzin, Edebiyat, Eleştiri, Sanat, Siir

iki aylık // dergisi bireylikler’in 29. sayısı kasım ayının ilk haftası bilemediniz ikinci haftası kitapçılarda!

seyretmek pasifleştirir!

“Bugünlerde şiddet ve ölüm gazi, rütbeli olduğu kadar müteşairdir. Ölüm bir bombanın piminde, bir gazinin tabancasında, müteşairin kabarık uzun saçlarında, sakallarında, briyantininde, güneş gözlüklerindedir. bilgisini ulusalcılıklar üzerinden Ergenekon’a dönüştüren bir kısım “sol” şairin faşizmi çoktan pimi çekilmiş bombanın, gazinin, İbrahim Şahin’in yanında kendine yer edinmiştir. Aktif-pasif hangi olursa olsun insan dünyayı ölümle, öldürmeyle beslemektedir. Öldürenle seyreden arasındaki fark ise çoktan ortadan kalkmıştır.”

bireylikler’in 29. sayısını;

*seyretmek pasifleştirir!
*bahçe-panagiotis ioannidis-çeviri cemal akyüz
*bahçesizlikler bahçesi 8-veli düdükçü
*aklın yıkımı: linç, şiddet ve tecavüz-ertuğrul meşe
*ceviz ağacının altında-şinasi tepe
*tımar-zafer özgekağan
*hepimiz “feysbuk”tayız!
*ilkokulda öğretilmeyen- ahmet yüce
*evden kaçmanın manisifestosu-ali toprak
*dip sarnıç
*cehennem melekleri-a. emre cengiz
*bahçıvanım çiçekler içinde öylece/dikilmiş ağaçlara denize bakıyorum- ömür acemi
*berci eleni’ye adanan- özgür asan
*serbest piyasalı cinayetler- rahman yıldız
*bar kasabası-emre varışlı
*cehennemi inciten çocuk- aynur dursun
*özcan erdoğan’la görüşme
*güneş tapınağı- fettah köleli
*hollywood’da cinsel temsilin parodisi – hakan bilge
*poetik prova-ali süleyman aytaç
*ters akıntılar 1- veroc seronas
*duruşma- korkut k.palamut
*afili fail-muammer can
*belerdikçe-serkan sönmezgil
*sokak çocuğu-tolgay hiçyılmaz
*ceketinin cebinde taşırdı babam/dağılan pazar yerlerini- gökhan t günsan

dergiler

*kalp atım yergisi- batur üpçin
*baş harfi olmayan isimleri unutma terapisi- can semercioğlu
*bireysel milas ansiklopedisi- halim şanlıdağ
*alıngan yağmur-mehmet muharrem tekin
*şapka-gürkan gür
*ekmek artıkları-nazlı karabıyıkoğlu
*newc
*bir memleket romanı: kadın düşkünü-kıvılcım giritli
*bir bar filozofu saçlarından –öykü t.k.
*carmine-nilcan altay
*sokağın katili şehir!-musa yazıcı
*mosmor bir papatyanın-ö.balaban
*tespit böceği- muharrem sönmez
*tuncay durmuş hikayesi- hakkı çınar
*yansıma-aynur uluç
*dip oda-dört- h.şafak
*giderken-zeliha köse
*kitap rafı
*hey kaptan-çatlama damarı-koyda zakkum-muzaffer kale

başlıklı şiir, öykü, yazı, ve fotoğraflar oluşturdu.

bireylikler’i istanbul’da beyoğlu ve kadıköy mephistoda, seyhan ’te, nazım kültür’de; ankara’da imge ve dost kitabevinde, kurgu kültür merkezi’nde; izmir’de yakın,(alsancak), kabile (karşıyaka), pan (karşıyaka), zeus (buca) ve iletişim kitabevinde (alsancak); eskişehir’de insancıl ve ada kitabevinde; kayseri’de onur ve tunç kitabevinde; balıkesir bandırma’da ozan ve cansu kitabevinde; tunceli’de bizim süleyman’da bulabilirsiniz. eğer bulamıyorsanız abone olmanızı öneririz.

sayısı: 4 ytl. yıllık katkı payı: 25 ytl. posta çeki no: halim şanlıdağ 692233 yazışma; p.k. 271 38002 kayseri

bireylikler@yahoo.com, bireylikler@gmail.com, bireylikler@hotmail.com

isteyen herkese örnek sayı gönderilir.

“önümüzdeki sayı çıkarsak aramızda “öteki”ni, “ötekileştirme”yi yazıp konuşalım diyoruz. yani kendimizi ve daha başka ötekileri! bekleriz.”

dostlukla.

bireylikler.blogspot.com


SanatLog.com

Çizer Bengi Gençer ile Röportaj

bengi-gencerBengi Gençer birçok değişik mecraya eserler veren bir . Masal, öykü ve ders kitapları için çizimler, ambalaj, banner tasarımı yapıyor, Tübitak Bilim Çocuk ve Tübitak Meraklı Minik çocuk dergileri için her ay farklı konuları çiziyor. ayrıca YemekName dergisi için oluşturduğu GülName karekterinin maceralarını her ay çiziyor. Geri kalan bilgileri sitesinden edinebilirsiniz. Biz de hiperaktif çizer ’e merak ettiğimiz soruları sorduk o da bizleri kırmayıp cevapladı.
- Çizer olarak mı yoksa ressam olarak mı isimlendirme size uyar? Size göre ikisi arasındaki fark nedir?
Çizerim. Çünkü mütemadiyen çizerim. İllüstrasyon bir konuyu, hikayeyi anlatır. Amacı değildir. Resimde yaptığınız işin hesabını vermek zorunda değilsinizdir.

- İlk ne zaman konusuna merak sardınız? Ve bunun sizin mesleğiniz olması gerektiğine nasıl karar verdiniz?
Kendimi bildim bileli çiziyorum. Merak değil de içimde olan, içimden gelen bir şey olmuş olmalı. Mesleğim olmasına karar vermemse lise son sınıfa denk gelir. Yapmak istediğimin ne olduğunu biliyordum, hayatımı geçindirebileceğime de inanıyordum fakat bunu hangi bölümde hangi dalda okuyarak yapabileceğimi bilmiyordum. Böylece grafik tasarım okumaya karar verdim. Bu karar hayatımı kurmuştur. Hem eşimi hem işimi bu karar sayesinde buldum!

- Kağıt üzerine çizme ve tablet üzerine çizme arasındaki iyi-kötü yönler nedir? Kullandığınız ekipmandan biraz bahsedebilir misiniz?
bengi-gencer2İkisi de keyifli yöntemler elbette. Kalemle ne çiziyorsanız, dijital ortamda da onu çizersiniz. Tek farkı çizginizin dijital olmasıdır. Yöntem, teknik ayrımı yapmak istemem. Hangi malzemeyle olursa olsun, kâğıt üzerine çizmek, tabletle çizmekten çok daha gerçek. Kâğıda ve kaleme dokunuyor, varlıklarını hissediyorsunuz. Parmaklarınıza, yüzünüze, saçınıza boya bulaştırıyorsunuz. Boyalar bazen birkaç gün çıkmıyor. Sizinle her yere geliyorlar. Kâğıt veya benzer malzemelerle çalıştığınızda yaptıklarınızı anında geri alma şansınız yok. Bir şeyleri değiştirmek istediğinizde tekniğinizi konuşturmanız ve sabırlı olmanız gerekiyor. Dijital çizimde değişiklik yapmak çok daha kolaydır. Fakat hem hem program bilgisine sahip olmak gerekir. Masamda her zaman kurşun kalem, kuru boya, mürekkepli kalem, markör, fırça gibi malzemeler bulunur. Yıllardır biriken malzemelerdir bunlar. Kırtasiyeleri çok severim ama kucak dolusu alışveriş yapmam. Kalemim veya defterim bitene kadar yenisini almam. Malzeme konusunda müsriflik etmeyi sevmiyorum. Bir kurşun kalemi bitene kadar onunla neler çizebilirsiniz? Bunu denemeden bilemezsiniz.

- Freelance çalışmanın bir çizer olarak artı ve eksileri neler? Daha önce bir kurum altında çalıştıysanız karşılaştırır mısınız?
Sanıyorum freelance çalışmak hemen her meslek için benzer artı ve eksilere sahiptir. Ülkemizde freelance çalışma konusunda halen bazı önyargılar var. Benzer söylemlere benzer cevaplar vermek zorunda kalıyorsunuz. “Hayır pijamayla çalışmıyorum ve hayır Seda Sayan izlemiyorum.” Freelance çizer olarak çalışmanın benim için en büyük artısı, mesleğime daha fazla zaman ayırabilmek. En kötü yanı ise kendinize zaman ayıramamak. Tabii eğer hayır demeyi bilmiyorsanız.
Daha önce reklam ajansı ve uluslararası bir yazılım firmasında grafik tasarımcı olarak çalıştım. İllüstratör olarak 12 yıl boyunca hep freelance çalıştım. Kurumlar size belli mesai saatleri, sosyal ortamlar ve gününde yatan maaşlar verirler. Elbette bir kuruma bağlı çalışmanın da birçok olumlu yanı var.

- Çocuklar için bir şeyler üretmek nasıl bir duygu? Nelere dikkat ediyorsunuz ve Tübitak’la nasıl bir iletişiminiz oluyor?
cocuklar-icinÇocuklar için üretmek çok heyecan verici ve eğlenceli. En zor müşterilerdir çocuklar. Çünkü dürüsttürler. Eleştirileri, yorumları yetişkinlerin canını yakar. Her fırsatta onların fikirlerini almaya özen gösteriyorum. Onları heyecanlandırmak, meraklandırmak, hayal kurmalarını sağlamak, eğlendirmek ve mutlu etmek istiyorum. Binlercesinden bir tanesi bile bir gün illüstratör olmak isterse, dünyalar benim olur. :)
Çizdiğim çocukların yüzlerinde zaman zaman mahcubiyet, keyif, endişe gibi farklı ruh halleri bulabilirsiniz. Çorabının biri düşmüş, saçı bozulmuş, diğerlerine göre şişman veya kısa, gözlüklü veya çilli, farklı karakterlerde farklı görünümlerde çocuklar çizmeye özen gösteriyorum.
Her ay Tübitak Bilim Çocuk ve Tübitak Meraklı Minik dergileri için çiziyorum. İki dergi de benim için çok değerlidir. Derginin ekibiyle çalışmak beni çok mutlu bir çizer yapıyor. Dergiden yazı ve konuyla ilgili bilgiler geliyor. Bazen birlikte oturup konuşup karar vermemiz gerekebiliyor. Farklı konularda uzman kişilerin onayını alıyor. En başından beri “Bengi tarzında çiz” diyor olmaları beni çok mutlu ediyor. Konu elverdiği sürece ‘uçmak serbest’.

- Etkilendiğiniz ve sevdiğiniz çizerler kimler?
En çok etkilendiğim sanatçı kesinlikle Picasso’dur. Enerjisi ve zekası beni her zaman denemeye ve üretmeye motive eder. Can Göknil’i büyük beğeni ile takip ediyorum. İsim vermek çok zor çünkü her gün yüzlerce çizeri heyecanla takip ediyorum.

- İyi bir çizer olmanın olmazsa olmaz kuralları nelerdir sizce?
Olmazsa olmazı istek, sabır, gözlem,.. aslında daha bir sürü şey.
Olmasa da oluru çeşit çeşit, son model malzemeler.
Olursa olmazı ise kıskançlık ve hırs.

- Ambalaj tasarımından kartpostal ve banner tasarımına kadar çok fazla türde çalışıyorsunuz. En fazla keyif alarak ürettiğiniz dal hangisi? Ve Türkiye’de en gelecek vaadeden tür sizce neler?
bengi-gencer3En fazla keyif alarak ürettiğim kesinlikle anlık çizimlerdir. Çünkü orda müşterim benim. Elime gelen malzemeyle ne çıkacağını bilmeden çizmek, kendini ifade etmek dünyanın en eğlenceli işi olmalı. İçimden geldiği gibi çiziyor, kaygılardan uzak duruyorum. Anlık çizimlerimdeki rahatlık tüm diğer işlerime yansıyor. Onlara minnettarım.

- İnterneti nasıl kullanıyorsunuz, ne tür işlerinize yarıyor, sosyal medya size neler kazandırıyor?
İnternet olmazsa olmazım. Ama mobil internet kullanıcısı değilim. Aslına bakarsanız bilgisayarı ve internetsiz kalabilmeyi seviyorum. Sosyal medyada olduğum gibiyim. Hiç tanımadığım, belki dilini bile bilmediğim kişiler de, müşterilerim, komşum ve hatta babam bile beni takip ediyor. Olduğum gibi davranmazsam, hayat çekilmez olurdu! Gelen yorumları ve mailleri mutlaka cevaplıyorum. Yeni insanlar tanımak, yorumlarını, tepkilerini almak benim için en büyük kazanç.

- Sanatın başka dalları ile ilgili misiniz?
Elbette. Zaman ve koşullar doğrultusunda. Bir senedir seramik çalışıyorum. Üniversitede karanlık odada fotoğraf çalışmaktan büyük keyif alıyordum. Evimde atölyem var ama karanlık odam yok maalesef. Üniversiteye gitmeden önce birkaç yıl boyunca iki ayrı ressamdan dersler almıştım. Yağlıboyanın kokusunu hiçbir şeye değişmem. Her fırsatta boyalara bulaşırım. tasarımıyla ilgileniyorum son zamanlarda. Ama onu sanat dalı sayar mısınız, bilmem!

- Çizimle ilgilenen insanlara bir kaç tavsiyede bulunur musunuz? Neye önem versinler, nasıl bir çalışma mantıklı olur ve iş olarak artı ve eksileri neler?
Sadece ve mümkün olduğunca çok çizsinler. Malzeme ve tekniklere fazla takılmasınlar. Denemeye daima açık olsunlar. Çok incelesinler elbette fakat aradıkları şeyin dışarda değil içerde hem de çok içerde olduğunu hatırlatmak isterim.

- Gelecek ile ilgili ne hedef belirlediniz, ulaşmak istediğiniz nokta nedir?
Denemeye, üretmeye ve insanlara dokunmaya devam etmek.

Bengi Gençer‘e sorularımıza verdiği cevaplardan dolayı çok teşekkür ediyoruz. SanatLog.com

Arpist Şirin Pancaroğlu’ndan Konser, Süreyya Operası’nda 19 Ekim’de

ŞİRİN PANCAROĞLU İLE ODA MÜZİĞİ

(arp), Elif Yurdakul (flüt) ve Evrim Baştaş (viyola) aynı sahnede….

Şirin Pancaroğlu, farklı bir repertuvar ile, 19 Ekim Pazartesi, saat 20:00’de, Süreyya Operası’nda, İstanbullu müzikseverleri buluşturuyor.

Türkiye’nin en tanınmış uluslararası arp sanatçısı olan Şirin Pancaroğlu, arpın alışılageldik romantizminin ötesinde her türlü müzikal düşünceyi ifade edebilecek güçlü bir çalgı olduğunu göstererek, yorum yeteneği ve çok yönlü müzisyen kişiliği ile dünya sahnelerinde kendine has ayrı bir yer edinmiştir.

Şirin - Portre

Pancaroğlu, bugüne kadar konserlerinde günümüz müziğinin yeni açılımlarına ve farklı coğrafyaların geleneksel müziklerine düzenli olarak yer vermektedir. Bu bağlamda, Şirin Pancaroğlu, günümüz bestecilerinin kendisi için yazdığı yapıtları arp repertuvarına kazandırdığı gibi, arpla daha önce denenmemiş değişik buluşmalara da kapı açmıştır. The Washington Post’un 1993’te Fransız arp müziğine yer verdiği bir solo resitalin sonrasında “uluslararası kalibrede büyük bir yetenek” olarak övdüğü Pancaroğlu, seçkin konser mekanlarında dünyaca ünlü birçok değerli müzisyen ile beraber solist olarak çaldı. Yurtiçi ve yurtdışında pek çok festivale katılan sanatçı, kariyerinin yanısıra eğitmenliğe de önem vererek çalgısını ülkemizde yaygınlaştırmak amacıyla 2004 yılında küçük mandallı arpların Türkiye’de ilk kez kullanıldığı bir ilköğretim programını hayata geçirdi. Küçük arpların Türkiye’ye getirilmesinde öncü bir rol oynayan Pancaroğlu, bu çalgıyı çok sayıda evin ve hayatın içine sokarak arpı görünür kıldı. 2007 yılında arp eğitimini daha da genişletmek ve geliştirmek amacıyla Arp Sanatı Derneğini kuran Pancaroğlu’nun “”, “” , “” ve “’’ başlıklı dört albümü bulunmaktadır.

Bugünlerde 30. yılını kutlamaya hazırlanan Şirin Pancaroğlu, aralarında A.B.D.’de Kennedy Center ve Wolf Trap, Japonya’da Takemitsu Memorial Hall, İsveç’te Konserthuset, Kore’de Sejong Cultural Arts Center’ın da bulunduğu seçkin salonlarda ve Tokyo Senfoni Orkestrası, Avrupa Birliği Oda Orkestrası, Memphis Senfoni Orkestrası, Washington Chamber Symphony gibi orkestralar eşliğinde verdi. Sanatçı, Fransa’da Berlioz, Trièves ve Chirens Festivalleri ile Villeveyrac Müzik Haftalarında; ABD’de Millenium Stage, Imagine New Music Festival, Ebb and Flow Arts Festivallerinde; Festival del Centro Historico de la Cuidad de Mexico, Uluslararası Belgrad Arp Festivali ve Kuzey Kıbrıs Bellapais Uluslararası Müzik Festivali ve Festival de Printemps des Arts’ta yer aldı.

Konserde Şirin Pancaroğlu ile birlikte yer alacak müzisyenler Elif Yurdakul ve Evrim Baştaş.

Şirin & Arp

Biletler Süreyya Operası gişesinden ve internetten temin edilebilir.
(gişe tel: 0216 346 15 31 / 120-121)
www.sureyyaoperasi.org

PROGRAM

Dört Egzotik Parça Colin Brumby
(d. 1933)

Con moto / Yürük
A piacere ma espressivo / Serbest ama duygulu
Cadenza-Alla danza / Kadans-Dans
Giocoso / Oyunsu

Apres un rêve / Düşten sonra Gabriel Fauré
(1845-1924)

Arabesque no.1 Claude Debussy
(1862-1918)

Sonat Claude Debussy

Pastorale
Tempo di minuetto
Allegro moderato ma risoluto

ARA

And then I knew ‘twas Wind / ve o anda onun Rüzgar olduğunu anladım Toru Takemitsu
Türkiye’de ilk seslendirilişi (1930-1996)

Sicilienne Gabriel Fauré

Tiger chasing the Wind / Rüzgarı kovalayan kaplan Jacqueline Jeeyoung Kim
Isang Yun’un anısına bestelenmiştir (d.1968)

Saint-Louis-en-l’île Astor Piazzolla
(1921-1992)
Alfonsina y el Mar Ariel Ramirez
(d.1921)
Dernier Lamento / Son hüzün Astor Piazzolla

Psikoz Astor Piazzolla

SanatLog.com

Alba Amoruso ve Massimo Franchi Resim Sergisi

Ekim 13, 2009 by  
Filed under Resim, Sanat, Sergiler

, sezonun ikinci sergisini 22 Ekim – 10 Kasım tarihleri arasında İtalyan sanatçılar ve ile açıyor.

Daha önce Türkiye’de karma sergilere katılan sanatçılar, 22 Ekim – 10 Kasım 2009 tarihleri arasında Galeri Selvin’de izleyicileriyle buluşuyor…

Galeri Selvin

Arnavutköy Dere Sok.
No:3
Arnavutköy
Beşiktaş/İstanbul
Tel: 212.263 74 81
selvincg@gmail.com
www.galeriselvin.com

ALBA AMORUSO - LANDSCAPE

Massimo Franchi 1

Massimo Franchi 2

ALBA AMORUSO - PARTENZA

SanatLog.com

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »