Fotoğrafın Eleştirel Gücü

27 Aralık 2008 Yazan: wrzl  
Kategori: Fotoğraf, Fotoğraf Sanatı, Sanat

ı, - ilişkisini, iletişimini  ve bağını ön  plana çıkaran ın sosyolojik, felsefik ve estetik niteliğini değerlendiren  bir bütünlüktür.  Bu özelliği ile bize ne, neden, niçin, niye, nasıl sorularını sordurur. Bizim bunları anlamamıza, yorumlamamıza neden olacak zihinsel süreçlerin işlenmesi ve işletilmesi konusunda uyarır. ın gücünün diğer dallarına göre fazla olması bunlarla birlikte bir gerçekliğin içeriğini somutlaştırmasından kaynaklanır. ı da diğer sanatlar gibi, kültür üreticisi ve tüketicisi arasında dengeli bir iletişimin bilgi nesnesidir. yapıtı olarak , özellikle içinden çıktığı toplumun bütün çelişkilerini taşır. Bu çelişkileri aşamaz ama dönüştürebilme ve değiştirebilme özelliğine sahiptir.

Uzun süredir gündelik ın içinde yer alan ın çağdaş yaşamda çok önemli bir yeri vardır. Toplumsal yapıdaki her değişim, özneyi ve beraberinde sanatsal anlatım biçimlerini etkiler ve değiştirir. ın en önemli özelliği tüm toplumsal sınıflarda aynı şekilde kabul görmesidir. Hem işçinin, zanaatçının evine girer. Hem de memurun, sanayicinin, işadamının ve çının evine girer. Bu nedenle sosyal ve siyasi açıdan büyük önem taşır. Belirlediği amaçlar, irrasyonel düşünme bilincini geliştirmesi ve  anlatım biçimi nedeniyle sorunları, topluma anlatan önemli  araçlarından birisi olmuştur. Bu durum fotoğrafa belgesel niteliği kazandırarak toplumsal ın en güvenilir ve en tarafsız çoğaltma biçimi olma özelliğini verir. Bununla birlikte , toplumdaki egemen sınıfların ihtiyaçlarını ve arzularını karşılamaya, toplumsal yaşantının olaylarını onlar gibi yorumlamaya en yatkın araçtır da. Çünkü aynı zamanda sahte bir nesnelliğe de sahiptir. Tarafsız olduğu sanılan objektif, gerçekliği sayısız değişikliğe uğratma yeteneğine sahiptir. Görüntüler her seferinde, ı çeken kişinin görme biçimi  ve algılayıcının istekleri tarafından değiştirilebilir. ın önemi sadece yaratım gücünden  değil aynı zamanda onun düşüncelerimizi yönetmek ve davranışlarımızı düzenlemek amacıyla başvurulacak en etkili yöntem olmasından kaynaklanır.

19. yüzyılda burjuvazinin yaşadığı toplumsal ve ekonomik değişim, anlayış biçimlerinin de değişmesine neden olmuştur. Tekniğin gelişmesiyle birlikte sanayininde gelişmesi ve ilerlemesi buna paralel olarak bilim alanındaki büyük gelişmeleri beraberinde getirmesi, ekonomide  farklı biçimlerin yaratılmasını gerekli kılmıştır.  Bilim ve teknolojinin gelişmesi ın keşfedilmesini kolaylaştırmıştır. ın keşfi sonucunda sanatta nesnelliğe doğru bir yönelim baş göstermiştir. ın temelleri ve gelişimi de bu yönelimle birlikte beraber yürümüştür.

başlangıçta mütevazi bir kendini temsil etme aracı olarak ortaya çıkmıştır. Kısa sürede lü ve her yönde genişleyen bir sanayi dalına dönüşerek her yere sızmıştır. , kendisiyle birlikte diğer yapıtlarını da herkese ulaştırarak, ın ve çıların  daha demokratikleşmesini sağlamış ve sanata bakışı da değiştirmiştir. insanoğlunun dünyayı yeni bakış açılarıyla yeniden keşfetmesini sağlamıştır. Sosyal sınıflar  arasındaki uçurumu gözler önüne sermiştir. Öte yandan gereksinimler yaratmak, ticari ürünlerin satışını arttırmak ve düşünme biçimlerini kontrol etmek ve tehdit etmek amacıyla kullanılabilecek  tehlikeli bir araç haline gelmiştir. Bugün için hala iletişim alanında en lü rolü üstlenmektedir. John Berger, ın bu gücünün denetim altına alınması gerektiğini şu sözlerle ifade eder. “ın posterlerde, gazetelerde, bildirilerde vb. köktenci bir silah olarak kullanılabilir ancak bu gücün yanlış kullanımını önlemek için aynı zamanda uygulanışı sorgulanmalıdır”.

ın gücü ın basında daha yaygın olarak kullanılmasıyla birlikte artmıştır. Bunun için çılar görüntü üreticileriyle ve alıcıları arasında bağlantı kuran ajanslarla çalışmak zorunda kalmışlardır. Bu ajanslardan ilki kendiside bir gazeteci olan George Grantham Bain (1865-1944) tarafından kurulmuştur. Talebin sürekli artması sonucu ajans sayılarında büyük artış olmuş ve bu ajanslar profesyonel çılar ile anlaşmalar yapmışlardır. Bu ajanslardan en ünlüsü 1947 yılında ’nın birkaç arkadaşıyla birlikte kurduğu Magnum ajansıdır. Magnum ajansı çıları, ı sadece para kazanmak için yapılan bir iş olarak görmüyorlardı. Görüntü aracılığıyla, dönemlerinde yaşanan sorunlarla ilgili  kendi duygularını ve görüşlerini ifade etmeye çalıştılar. Böylece olaylara daha nesnel ve gerçekçi açıdan yaklaştılar.

Ajanslar aracılığı ile ın basın alanına girmesi  ın gücü açısından çok büyük bir olay haline gelmiştir. Kitlelerin dünya  görüşünü değiştirmiştir. O güne kadar ancak yakınında yani kendi sokağında, mahallesinde gerçekleşen olayları göz önünde canlandırabilen sokaktaki insan, fotoğrafla birlikte dünyayı görmeye başlamıştır. İnsanlar sayesinde somut gerçekler ile karşılaşmışlardır. Her ne kadar 1855 yılında ilk defa bir savaşın ını çeken Roger Fendon  o zamanki İngiliz Kraliyetinin istekleri doğrultusunda çekerek savaş konusunda yanlış bilgiler vermeye başlasa da o zamandan beri fotoğrafla ve alt yazıları ile gerçekler  saptırılsa da bu durum ın gücünü eksiltmemiştir.
Bunun en güzel örneklerden birisini 1849-1914 yılları arasında ış Danimarka asıllı Amerikalı çısı Jacob A Riis vermiştir. 1870-1880 yılları arasında New York’un aşağı mahallerinde barınaklar ve barınma evlerinde sefil hayatlar süren göçmenlerin koşullarını anlattığı yazılarını, görüntülerle lendirmek için fotoğraftan faydalandı ve böylece ilk defa toplumsal eleştiri malzemesi olarak kullanılmış oldu. Jacob A. Riis, bu fotoğraflarını kullandığı “Öteki Yarı Nasıl Yaşıyor?” kitabı 1890 yılında yayınlandığında kamuoyunu derinden etkiledi. Sonuçta New York valisinin girişimleri ile barınaklar yıkıldı. Onun yerine günümüzde ismi Jacob A Riis Neighbourhood Settlement denilen yeni bir mahalle yükseldi. Onu izleyen sosyolog Lewis W. Hine, 1908-1914 yılları arsında, günde on iki saat çalışan, hayatlarını fabrikalarda, tarlalarda ya da gecekondu bölgelerindeki bakımsız evlerde geçiren çocukların fotoğraflarını çekti. Bu fotoğraflar yine Amerikan toplumunda derin etkiler uyandırarak çocukların çalışmaları konusunda yasal değişikliklerin yapılmasını sağladı. Böylece , toplumdaki yoksul kesimlerin koşullarını iyileştirmek yolunda kullanılabilecek bir silaha dönüştürülmüş oldu. Daha sonradan FSA vs gibi bir çok çalışmalar ile ın gücü  sayesinde toplumların kalitelerini ve standartlarını yükselten bir çok fotoğrafik çalışmalar yapıldı.

Günümüzde görüntü kolay anlaşılıyor ve herkese ulaşabiliyor. Görüntünün bu kadar hızlı ve anında tepki yaratma etkisi düşünme ve akıl yürütmeye zaman bırakmaz. Gücü ve tehlikesi bu hızından kaynaklanır. Görsel ve yazılı medyada kesintisiz olarak devam eden görüntü bombardımanı altında televizyon, video, sinema haricinde  hala derinden bir can acıtma, insan zihninde daha derin bir iz bırakma gücüne sahiptir. Hafızaya kazınan bu görüntüler aslında tek kareliktir. Bu haliyle bir alıntıya, veya bir veciz söze, veya bir özdeyişe benzer. Hepimiz kendi zihnimizde, anında hatırlanmaya hazır yüzlerce biriktiririz.  Bu noktada ’nın  İspanya iç savaşı sırasında çektiği Cumhuriyetçi askerin vuruluş karesi  bir defa görülmesi ile herkesin zihnine yazılacağı bir görüntüdür.  Tek karelik bu görüntü aslında ölümü yakalamanın ve savaşın tahrip edici etkisinin hafızalardaki  şok edici bir görüntüsüdür.  Böyle dramatik görüntüleri Paris Match dergisi şu reklam sloganıyla  belirtmiştir: “Sözcüklerin ağırlığı, fotoğrafların şoku.” Bazı fotoğraflar gerçekten bir şok görüntüleridir.

1972 yılında Vietnam savaşında Huynh Cong Ut’un çektiği  Phan Thi Kim Phuc’un ı, bir napalm saldırısında ağır yanıklar alan 9 yaşındaki kız çocuğunun diğerleriyle birlikte Güney Vietnam’daki bir yolda koşarak kaçışı, savaşı çok acı bir şekilde temsil eder. Bu ile tüm dünyada savaş konusunda korku ve nefret duyguları uyanmıştır. Bu ın bu konuda yazılacak onlarca sayfa yazılardan daha fazla etkili olduğu şüphesizdir. ın yarattığı güç o kadar fazladır ki  Life magazin dergisi tarafından 29 Aralık1972 tarihli sayısında yılın en etkileyici ı seçilir. Life daha sonradan küçük kızın yaraları iyileşmiş, tekrar okula başlamış fotoğraflarını yayınlasa da yanan elbiselerini yırtıp atan ve sokakta çırılçıplak koşan Phan Thi Kim Phuc’un ilk görüntüsü, tüm ı görenlerin belleğinde kazılı olarak kalacaktır.

Duyarlığa seslenen ın kazandırdığı inandırıcılık gücü onun gücü ile orantılıdır.  Çünkü tartışmaya yer bırakmayacak kadar bir tarihsel kanıttır. Objektife yansıyan görüntü ve ı çeken kişinin olaya tanıklık etmesi ın  tarihte ettiği tanıklığın gerçek olması nedeniyle gücünü daha da arttırmaktadır. Bunun en dramatik örneğini Kevin Carter’ın  1994 yılında Sudan’da çektiği “Akbaba ve Çocuk” ında görebiliriz. Bu çeken ve çekilen kişiyi ölüme götüren fotoğraftır. Carter, her ne kadar bu ı ile Pulitzer ödülünü almış olsa da, çektiği Afrika’da ki açlığın simgesi olsa da vicdan azabına dayanamayarak ölümü seçmiştir. Bu durum bu ın gücünü daha da arttırmıştır. Çünkü çı ın en zor anlarını dondurup tarihe miras bırakırken, bulundukları coğrafyada, gözlerden uzakta olup bitenlerden insanlığı haberdar etme görevini de üstlenir. çının kafasındaki tek düşünce, deklanşöre bastığı an, görüntülediği anın kalıcılaşmasıdır. Kevin Carter, 1994’ün bir Haziran günü bahçe sulama hortumunu araba egzosuna bağlayarak ı ve ı bırakmıştır. Geride bıraktığı intihar notu karmaşıktır ama içinde bulunduğu ızdırap dolu ruh halini sorgulayan hiçbirşey yoktur. Yazmadan birkaç zaman önce ” Kendimi normal insanlara yabancılaşmış hissediyorum. Objektif kapakları kapanıyor ve korkunç kan görüntüleriyle karanlık yerlere doğru geriliyorum.” demiştir.

ın her şeyi en yakından gören tanık durumuna gelmesi I. ve II. Dünya savaşı arasında gerçekleşmiştir. Bu dönem ın gerçeğin doğrudan görülmesini sağlayan en saydam araç sayıldığı dönemdir.  Ancak bu  dönem çok kısa sürmüştür. Çünkü ın gerçekliği bu kadar  açığa çıkarması, propaganda aracı olarak kullanılmasını hızlandırmıştır. ı propaganda aracı olarak ilk kullananlar Naziler olmuştur. Ancak Nazilerin yaptığı katliam ve vahşetin belgesi olarak faşizmin ne olduğunu gözler önüne yine fotoğraftı.  , 1945 yılında bir kitapçıda ikinci dünya savaşına ait gördüğü fotoğraflar hakkında şu yorumu yapar. “Gördüğüm başka hiçbir şey –fotoğraflarda olsun, gerçek yaşamda olsun-böylesine derinden, böylesine çarpıcı ve ani bir biçimde içimi parçalamamıştı. Gerçekten de ömrümü, bu fotoğrafları  görmeden önce ve gördükten sonra ikiye ayırmak hiç olmayacak bir şeymiş gibi gelmişti bana  Her ne kadar o fotoğrafların neyi gösterdiğini anlamam için birkaç yılın daha geçmesi gerektiyse de.” Çünkü ’a göre “ yalnızca bir imge, gerçeğin taklidi değildir; aynı zamanda bir belgedir; ayak izi ya da ölünün yüzünden alınmış maske gibi gerçeğin kendisinden doğrudan doğruya çıkarılmış bir şeydir”.

’ın 1968 yılında Güney Vietnam polis teşkilatının şefi Nguyen Ngoc Loan’ın, Saygon’daki bir sokakta, Vietkong’lu bir zanlıyı başından vurarak öldürdüğü anı gösteren gerçeklik konusunda şüphe uyandırmaz. ’ın çektiği   tam merminin ateşlendiği anı göstermektedir, adamın yüzündeki gerilmiş ve kasılmış  ifade hali olayın tüm dehşetini de ifade etmektedir. İzleyici için ise bu adamın o anki duyduğu kaygı ve korku ile eşdeğerdir. Ve sanki  çı ile birlikte olaya tanıklık etmektedir.

Özellikle şiddet imgesi taşıyan savaş fotoğrafları yayınlandıkları zaman politik görüşün iflas ettiğini, yaşanan gerçekliği sarsıcı biçimde hatırlatırlar. Ancak bu fotoğrafların da bir görüntü bombardımanı altında sürekli yayınlanmalarının bir zamanlar varsayılan gösterdikleri etkiyi artık göstermedikleri söylenebilir. Bu fotoğrafları gördüğümüz zaman  bizde bu fotoğraflar bir yetersizlik duygusu yaratarak bizi yakalarlar. Bir başkasının çektiği acının yaşandığı o an, içine çeker bizi. İçimiz keder, öfke ve kızgınlıkla  dolar. Öfke eyleme dönüşebilir. Üstelik fotoğrafta gördüğümüz o dehşet verici görüntüler bizim adımıza yapıldığı veya yürütüldüğü iddiasıyla yapılmakta ise.  Böyle fotoğraflar Vietnam savaşında, veya ABD’nin  Irak’ı işgal etmesinden sonraki süreçte tüm dünyada kitlesel eylemlerin yapılmasına neden olarak çoğu zaman savaşların gidiş yönünü değiştirmiştir. Irak’ta Irak’lı esirlere ABD askerlerinin yaptığı işkence fotoğrafları sadece cep telefonunun kamerası ile çekilen ve sadece hatıra olsun diye ve eğlenmek için çekilen görüntülerdir. Ancak ın gücü ve vicdanı sayesinde ABD toplumu dahil tüm dünyada tepkilere ve  o askerlere ceza verilmesine neden olmuştur. Fotoğrafa duyulan tepki veya ın gücü genel insanlık durumunun belgesi haline gelmiştir. Burada yapacağımız şey bu gerçekteliğin farkına vararak tepki göstermektir.

, konuşmalı, soru sormalı veya sordurmalıdır. Algılayanı gizliden gizliye düşünmeye zorlamalıdır. Life’in editörleri 1937 yılında ABD’ye gelen Kertesz’in fotoğraflarını geri çevirmişler, neden olarak da bunların “çok fazla konuştuğunu” söylemişlerdir. Kertesz’in bu fotoğrafları bizim düşünmemizi sağlamıştır. Farklı bir anlamı vardır. Roland Bartes’e göre  , korkuttuğu, ittiği hatta damgaladığı zaman değil, kara kara düşündürdüğü zaman yıkıcıdır. algılayıcısını rahatsız etmelidir.

ın mucidi Nicephore Niepce ismini bugün çok az kişi bilse de, mucidi olduğu , uygarlığımızın en çok kullandığı dil olmuştur. Bu dil yeri geldiğinde demokrasinin gereği olan iktidarın, muhalefetin, azınlıkların veya kısaca  ötekilerin itiraz dili  olmuştur. , bu itirazını, haykırışını, çabasını, gerçeği yansıttığı, özgür ve anlaşılır olması gerektiği ve demokratik olduğu için yapar.

KAYNAKLAR:

1- Handan TUNÇ.  Toplumsal Belleğin Görsel Taşıyıcısı Olarak ı Toplumbilim Dergisi 19. Sayı Bağlam Yayıncılık,  İstanbul. 2006
2- Gisele Freund. ve . Sel Yayıncılık. İstanbul. 2006
3- Özcan Yurdalan. Belgesel ve Fotoröportaj. Agora Kitaplığı. İstanbul. 2007
4- John Berger. O ana Adanmış. Metis Yayınları. İstanbul. 2007
5- . Camera Lucida. Üzerine Düşünceler. Altıkırkbeş Yayınları.İstanbul. 2008.
6- . Üzerine. Altıkırkbeş Yayınları. İstanbul. 2008
7- . Başkalarının Acısına Bakmak. Agora kitaplığı. İstanbul. 2004
8- Coşkun Aral. Foto-muhabirlik ve Etik Üzerine.www.fotografya.gen.tr. sayı 12
9- Caner Aydemir. Neyi Anlatır. Hayalbaz Kitaplığı. İstanbul.2007
10- Çerkes Karadağ. Görme Kültürü. Doruk Yayınları. İstanbul. 2004

Yazan:

Aihsan33@hotmail.com