Anasayfa / Sinema / Klasik Filmler / M (1931, Fritz Lang)

M (1931, Fritz Lang)

M (1931) filmi, Fritz Lang’ın fikrimce en başarılı filmlerinden biridir. Temel olarak kent yaşamının insan varoluşunu nasıl etkilediği sorunu üzerinde durur. Temel itibari ile anlatılan bir “paradox”tur. “İnsan olma”nın ya da “insanlık” kavramının sosyal ve ekonomik modernite tarafından nasıl değiştirilip dönüştürüldüğü filmde terennüm edilir. Hans Beckert (Peter Lorre) karakteri hem yalnızdır hem de onun insanlar ile temâsı sadece ekonomik ilişkiler düzeyindedir. Yabancılaşmış bir yaşamın ürünüdür; onun cinayetlerinde bu yalnızlığın ve ötekileştirilip toplum dışına itilmesinin de payı vardır. Bununla birlikte hem kitle iletişim araçları hem de gelişmekte olan reklam kültürü tüm dikkati dağıtmak ile birlikte seri katillerin serbestçe toplum içinde gezmesini sağlayan “apparatus”lar haline gelmişlerdir.

Gelişen modernite ile birlikte “detection” yöntemleri gelişmiş ve polis için suçluları bulmak biraz daha kolaylaşmıştır. Fakat öte yandan polis gücünün karşı kutbu olarak kabul edebileceğimiz suçlular çetesi de modernitenin ürünü olmakla birlikte iki “detection paradigma”sı arasında kurulan ikili karşıtlıklar ile filmin temel teması gözler önüne serilir.

Hans Beckert modernitenin yarattığı bir canavar mıdır? Aşağıda da belirteceğimiz gibi kitle iletişim araçları hem cinayetleri afişe eden bir “apparatus” olmakla birlikte aynı zamanda onları manipüle eden bir araçtır. Filmin temel paradoxlarından birisi de budur. Modernitenin, şehir yaşamının ve kitle iletişim araçlarının şekillendirdiği katillerden biridir Beckert.

Açılış Sekansı

Film başladıktan itibaren biz imgeler bombardımanına tutuluruz. Katil Peter Lorre’nin “expresyonist lighting” etkisi ile sunulmuş, kız ile gölgesinin duvara yansıdığı sahneden sonra belirli sahneler ve imgelerin art arda gelmesi ile, kız çocuğunun öldürüldüğü ve haberinin de tüm şehre yayıldığı imgeler aracılığı ile gösterilir.

fritz-lang-filmleri

Bunun en dikkate değer örneği, çocuğun balonunun elektrik tellerine takıldığı çekim ile topun yuvarlandığı çekimdir. Elektrik teline takıldığı çekim, aynı zamanda devamındaki tüm şehrin gazete aracılığı ile bu cinayetten haberinin olduğu bir sonraki imge ile de bağlantıyı kurmaktadır.

secim-bayazit-yazilari

Bununla birlikte Lang’ın filmleri 30’lu ve 40’lı yıllar Amerikan kara filmleri ile Hitler Almanya’sındaki polisiye filmleri dikkate değer biçimde etkilemiştir. Elsie’nın aranması sürecinde ekrana getirilen imgelerde polisiye nitelik; şehrin aranması ile ilgili harita, parmak izlerinin incelenmesi, polislerin şehrin her tarafında araştırma yapma görüntüleri daha sonraki dönemlerde karşımıza çıkacak olan kara filmlerin de yapısal olarak temelini hazırlayacaktır. Fakat bir yandan da polisiyede bulunan “suspense” unsuru filmde eksiktir çünkü cinayeti kimin işlediğini çok erken biliriz, bunun yanında şehrin planının gösterilmesi, sanki bir belgeselden gelen dış ses ile birlikte filmde dokümenter bir  hava da hakimdir.

Filmin çoğunluğu sesli çekilmesine rağmen yaklaşık üçte biri sessiz olarak çekilmiştir. Bazı sahnelerde hiç müzik ya da ses yoktur. Tamamen sessizdir. Hali ile dönem sessiz filmlerden seslilere geçiş dönemi olduğu için bu tip durumlar oldukça olağandır. Bununla birlikte yeni çıkan ses teknolojisinde o zaman bu ses ekipmanlarını almak oldukça pahalıydı. Ama Lang bunu tematik olarak kullanmış da diyebiliriz. Çünkü filmin içindeki olay örgüsünde “sessizliği delen ıslık sesleri” filmde olağan dışı bir şeyin olabileceğini de haber vermektedir. 

Filmde değinilmesi gereken bir diğer nokta Polis Şefi Lohmann (Otto Wernicke) ile cinayetten şüpheli sanıklar arasındaki diyalogun biçimidir. Bu diyalog suç dünyası ile polisi arasındaki söz konusu ilişkiyi gün yüzüne çıkartır. Lohmann’ın onlara ilk ismi ile hitap etmesi bu konuda gayet aşikar fikirler verir. Bununla birlikte, Lohmann’ın sorgulamasının devamındaki sahnede, bu suç dünyasının envanterini (sanıkların üzerinden çıkan silahları ve eşyaları) görürüz. Bunu Lang “belgesel bir bakış açısı” ile aktarmıştır. Film sınıflar arasındaki ince noktaları da belli çekimler aracılığı ile vurgular; misal Elsa’nın öldürülmesinden sonra bir burjuva, küçük bir çocuk ile diyaloga girer. Proleter ise bu duruma karşılık o adamı yanlış anlar ve devamında topluluk adamı linç etmek için saldırır. Buradaki çekim Fritz Lang’ın filmleri ile paralel olarak takip edildiğinde marksist bakış açısını da gözler önüne serer. Bu sahnede proleter burjuva tipinde çok çok büyüktür (Metropolis’te bu tema burjuvazi ile proleteryanın uzlaşması ile bitecektir). 

sanatlog.com-film-analizleri

disavurumcu-alman-sinemasi

Tarihsel Alegori

Birçok insan M filmini tarihsel bir alegori olarak görmüştür, Film belli imgeler ile savaş döneminin kalıntılarını da yansıtmaktadır (kamyonlar ile insan taşındığı sahne ve suç baronlarının toplantı yaptıkları klostrofobik ortam siperlerdeki ortamı andırmaktadır. Ortamdaki tansiyonu yansıtan en önemli imge, yoğun sigara dumanları ile kaplı ortamdır. İlerleyen sahnelerde Lohmann Schränker  ile toplantı yaparken ortamdaki tansiyon bu imge ile sembolize edilmiştir).  Bununla birlikte burjuva ve proleter örneğinde gördüğümüz gibi bazı suçsuz insanlara uygulanan, suçlu olup olmadığını bilmeden kitle mobbing’i de Hitler döneminde patlayacak faşizmin habercisidir. Lang, Birinci dünya savaşındaki siper/sığınak ortamına flashback ile geri dönmüştür ve Birinci dünya savaşındaki seri cinayetlerin asla bitmeyeceğini Weimar Almanya’sında çektiği M filmi ile referans vermiştir. Bununla birlikte Birinci dünya savaşı, dönem itibari ile çekilen filmlerin hemen hepsinin “tarihsel bilinçdışı”nı oluşturuyordu. Bu dönem filmleri, Birinci dünya savaşından kalma imgeler ile doludur. Evine dönemeyen erkekler, yaralanan insanlar, cinayetler…  

Weimar Almanyası’nda Seri Cinayetler Furyası ve Kitle İletişim Araçlarının Manipülasyonu

Peter Lorre karakterinin esin kaynağı salt Peter Kürten değildir, dönem itibari ile Almanya’yı seri katiller furyası sarmıştır, bunlar Fritz Haarman (Hannofer Kasabı), Carl Grossman ve Karl Denke’dir. Lorre karakteri fizyolojik olarak Hermann ve Kürten’in birleşimi gibidir. Hatta Harmann cinayetler ile ilgili yöntemlerini basından aldığını da söylemiştir. 1920’lerde yaşanan bu olayları Theodor Lessing, özellikle Harmann’ın seri cinayetlerinin  Birinci dünya savaşında yaşanan seri cinayetler ile bağlantısını kurmuş ve bu cinayetlerin sosyal ve ekonomik bağlam içinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.  Aslında serial kurgu yani basın tarafından cinayetlerin manipüle edilmesi (cinayet kurgusu) ile seri cinayetler arasındaki bağlantıyı Lang bu filmde kurar. Aslında her ikisi arasında bir danışıklı dövüş vardır. Bu iki olgu birbirini manipüle eder. Filmde de bu anlamda bir basın eleştirisi söz konusudur. Mass medya ile çalışmak ve Mass medya’nın cinayetlere ihtiyaç duyması yani bu tip olayları manipüle etmesi ve bu olaylardan da beslenmesi bir haber kaynağı olmakla birlikte aynı zamanda bir sansasyon kaynağıdır. Fakat bu eleştiri, M filminin bu sansasyon ve manipülasyondan bağışık olduğu anlamına gelmez. Hali ile o da bu durumun ekmeğini yemiştir.

Aşağıdaki resimde de, Peter Lorre karakteri ile Lohhmann,  Schränker (Gustaf Gründgens) arasındaki bağlantıyı görüyoruz. Gölgeler ile expresyonizm bağlantısı da kurulmuş.

kara-film-film-noir

Filmde Birinci dünya savaşı detaylar ile alt-metinsel olarak sunulur. Dilencilerin ve kriminallerin takma bacakları Birinci dünya savaşından kalan alamet-i farikalardır.

secim-bayazit-sanatlog.com

sanatlog-sinema-yazilari-film-analizleri

Hans Beckert’in Psyche’si

Aşağıdaki resimlerde ise seksüel vurgu derinden derine işlenir. Beckert, ayna aracılığı ile gördüğü kız çocuğuna birden dikkat kesilerek dyonisyak ruh durumu ya da “ekstasis” içinde bakar. (bu edimi elma yerken başına gelir -burada referans ilk günahadır- fakat Lorre ilerdeki sahnelerde katiller mahkemesinde bunun suçluluğunu (yaptığı edimlerin) duyacaktır) ardından gelen sahnede de, hipnotize olma ya da baş dönmesi imgesi ile seksüel edimin bir sembolizasyonu sunulur.

Aşağıdaki resimde, iki imge arasında “çocuk karakter” durur.

fritz-lang-m-1931

Bu arada penisvari sembol ya da oyuncak da cinsel birleşmenin bir sembolü olarak aşağı yukarı hareket etmekte ve hipnotize eden şekilde aynı zamanda dönmektedir (corpus=aşağı yukarı cinsel birleşme durumu; Mens: bir hipnotize olma, kafa karışıklığı hali). Sanırım çekim sembollerle oynama ve mükemmel detaycılığı konusunda Lang’a ilişkin en sağlam fikirlerden birini vermektedir. Bu arada bu bakış açısının “Lorre”nin bakış açısı olduğunu söylemekte beis yoktur. Onun “pedofilik bir imge”ye olan bakışı bu şekilde sunulur. Bir psikotiktir ve her ne kadar öldürdüğü insanlar ile cinsel ilişkide bulunup bulunmadığını bilmesek de buradaki semboller onun fantezileri konusunda fikir verdiği gibi, “halet-i ruhiye”sini, “libido”sunu ve içindeki baskılanmışlığı görselleştiren dikkate değer çekimlerdir. 

fritz-lang

alman-sinemasi

Filmden alınan aşağıdaki bölümde bu sahne izlenebilir: https://www.youtube.com/watch?v=aOUJXRVh1ss

Beckert karakterinin sürekli ıslık çalarak seslendirdiği parça Edvard Grieg’in Dağ Kralının Mağarasında isimli eseridir. Bu müzik bilinçaltının sesi midir acaba?  Beklediği bir cezalandırma mıdır? Lang soundtrack’i pek kullanmamakla birlikte karakterin bilinçaltını yansıtmakta kullanmıştır diyebiliriz.

fallik-nesne

Filmde karşımıza çıkan imgelerden biri de Tiresias’tır. Tiresias, Yunan mitolojisinde gaipten haber veren kör kahindir. Daha önce Peeping Tom isimli filmi analiz ederken, Mrs. Stephens(ANNE’nin annesi)’in Tiresias ile ilişkisini kurmuştum. Bu filmde de aynı ilişki, “kör dilenci” karakteri ile kurulabilir. Balon satan kör dilenci, ıslık sesinden mistik bir sezgiyle katili bulmuştur. 

Lorre, Oral Fiksasyon ve Pedofili Bağlantısı

Bununla birlikte, Lorre karakteri genel anlamda oralite ile bağlantılandıırlmıştır. Genel itibari ile onu ya yerken ya içerken görürüz. Yukarıdaki resimde gördüğünüz gibi. Bu sahnede elma yedikten sonra, kız çocuğunu hediyelik eşya dükkanının camından görmüştür. Dilencinin onu gösterdiği sahnede de küçük bir kıza bir şeyler ısmarlamakta ve kendi de yemektedir. Önceki sahnede de kahve içerken kendisini görmekteyiz. Bu konuda Lorre karakterinin oral fiksatif olduğu söylenebilir. Freud’a göre 0-1 yaş arasında anneden uzak kalan çocuklarda bu aşamada takılıp kalma durumuna, daha doğrusu bu dönemdeki konfliktlerin çözümlenmemesi durumunda oral fiksasyon meydana gelir. Bu aşamada çocuk id’in etkisindedir ve ana haz kaynağı ağızdır. Emme ve tutma refleksleri de bu dönemde hakimdir. Bu dönemdeki takılmalar sonucu, aşırı  yemek tüketimi, sigara ve alkol bağımlılıkları meydan gelir. Homoseksüel eğilimler ile bazı cinsel sapkınlıkların da bu dönemden kaldığı Freud tarafından Cinsellik Üzerine Üç Deneme’de değinilmiştir.

Psikodinamik teoriler genellikle pedofiliyi oral ya da fallik dönemlerde takılıp kalma olarak tanımlamışlardır. Freud bu konuda sıkça bahsetmemek ile birlikte o genital aşamadaki takılıp kalmanın pedofili gibi hastalıklara neden olacağını belirtmiştir. Ama bu konudaki literatür geniştir; bu erken dönemde yaşanan tramvalara ve bu travmaların tekrar meydana gelmesine de bağlıdır. Psikodinamik okul genellikle pedofiliyi Finkelhor’un blokaj kategorisi bakımından açıklamaya çalışır. Anne ya da çözülmeyen hadım edilme kompleksinin ortaya çıkması pedofilinin yetişkin kadınlar ile ilişki kurmasını imkansız kılar, bu nedenle pedofili çocuklara döner. Psikodinamik okulda genel olarak pedofililer ikiye ayrılır: fixated (sabitlenmiş) ve regressed (gerilemeli).

sinemada-pedofili

Fixate olmuş olanlar kendi yaş gruplarındaki erişkinlerin psikoseksüel aşamasına erişemezler. Psikoseksüel olarak çocukluk döneminde kalmışlardır. Seksüel olarak çocukları tercih ettikleri gibi aynı zamanda kendilerini çocuk olarak görürler ve çocuksu duygusal ihtiyaçları vardır; bu nedenle genelde çocuklar ile ilişki kurarlar. Peter Lorre karakterinin Elsa Beckmann ve akabinde yakalanması sürecinde ilişki kurduğu kız çocuğunu gördüğümüzde bu durum daha çok anlaşılır kılınabilir. Bununla birlikte fixate olmuş pedofililer diğer yetişkinler ile ilişki kurduklarında kendilerini kaygılı ve güvensiz hissederler. Ve yaptıkları edimlerinin sonucunda da çok fazla üzülmez ve etkilenmezler. Peter Lorre’nin Elsie’yı öldürdükten sonra rahatça çayını kahvesini içmesi ve şehirde gezmesi hatta hatta hiç kaygılı bir durum ortaya koymaması bunun göstergesidir. Fakat bunların hedef kitlesi genellikle oğlan çocuklarıdır.

Regrese olmuş olanların hedef kitlesi genelde kız çocukları olmakla birlikte genellikle yaptıkları şeyin üzüntü ve sıkıntısını yaşarlar. Fakat bunların regresyonları daha çok üzüntü duyulan bir şey ya da duruma cevap niteliğindedir. Genel itibari ile psikoseksüel gelişimleri kendi akranları ile aynıdır. Peter Lorre karakterinin daha çok bu ikisinin bileşimi gibi durduğunu söylemekte yarar var (genelde kız çocuklarını istismar ederken görürüz ve yaptığı edimlerden de pişmanlık duymaz. Sadece bunları mahkemede bildirir). Bununla birlikte giyimi bir bayram çocuğunun giyimini andırmakla birlikte bebek-suratlıdır. 

Bu konuda spekülasyon yapmak ne kadar doğru? Ama sadece tahminler üzerinden Lorre karakterinin psikanalitik çözümlemesi yapılabilir, çünkü kendisi hakkında hemen hemen hiçbir bilgi verilmez. Bu durum filmde bir hukuksal ve insanlık problemi düzlemine aktarılmıştır.

peter-lorre-filmleri

M’in Anlamı ve Ölüm Cezası Paradoksu

M ne anlama gelir peki, “das Mörder” (Alm=katil) ya da Monster, en dikkate değer açıklamalardan biridir.  Bununla birlikte bu meseleyi biraz daha basitleştirmek olurdu. Filmde Peter Lorre M harfi ile damgalanmıştır. Yani bir harfe indirgenmiştir. Filmden gördüğümüz kadarıyla bir psikotik ve ruh hastasıdır. Ama ona ruh hastası demekte ne kadar haklıyız? Evvela normal ve anormal ayrımı problemlidir. Foucault’nun bahsettiği gibi bunun iktidar ilişkileri içindeki konumu ile de incelemek gerekmektedir. Bununla birlikte, filmin sonunda onu yargılayanlar da ne ilginçtir ki suçlular sürüsüdür. Aslında toplum kendi yarattığı canavarı kendisi yargılamaktadır. Burada suçlanması gereken kimdir? 

Film politik açıdan bakıldığında belirsizdir. Belli bir taraf tutmaz, suçlular çetesi ile polis arasında seçim yapmaya da zorlamaz. Ama sonuç aporitik gibi görünür. Her iki politik düşünce paradigması(polis ya da suçlular devleti)nın da çıkarsızlığı filmde dile getirilir. Fakat çocuk tacizine ya da suçluya ilişkin problem daha çok sosyal durumun bir uzantısı olarak dile getirilir. Ve filmdeki temel nokta ölüm cezasına ilişkin bir çıkmazdır. Lorre “çocuklardan haz alma durumu”nun elinde olmadığını söyler, zevk almak onun doğal yapısı gereğidir. Fakat birçok çocuğu da öldürmüştür. Bu durumda hangisi suçludur? [ben psikolojisi okulunun pedofiliye ilişkin teorisinde de pedofilinin tamamen çevresel faktörler ile oluştuğudur). Bu durumda Lorre ne kadar suçlanabilir?  Burada bir açıdan da Lorre’nin toplumun bir kurbanı olduğu gerçeğini de akıldan çıkarmamak gerekir. Bu meselenin temel paradoxu da budur. O halde cezlandırılan ne ya da kimdir?

Yukarıda ifade edilenlere ilaveten avcıların avı yakalamaları onlara ilişkin olarak neyi ortaya koyar? Bildiğimiz onların Beckert’i bilindik nedenlerden dolayı yakalamadıklarıdır. Schranker karakteri bu konuda en temel ipucunu sunar:

“… Diese Bestie hat kein Recht zu existieren. Die muss weg! Die muss ausgerottet werden, vertilgt. Ohne Gnade und Barmherzigkeit.”

Yukarıdaki alıntıda bu câninin varolmaya hakkı olmadığını ve gözünün yaşına bakmadan ortadan kaldırılması gerektiği Schranker tarafından dile getirilir. Buradaki temel mesele ne finansal ne de meslek onuru ile alakalı bir durumdur, temel nokta kimin insan olup kimin olmadığına ilişkin temel varsayımdır. Fakat buradaki temel nokta gene problemlidir; çünkü kimin insan olup kimin olmadığına karar veren söylem “Nazi söylemi” tonundadır. Ve bu söylemindeki amaç tıpkı Nazi’lerin yaptığı gibi “duygusal bir taşkınlık/cinnet” durumu yaratmaktır (Bodrum katı yargılamasında da benzer bir durum söz konusudur. Aynı durumu Schranker orada da açıklar). Ve “underground” yargılamada da kitlelerin çılgın çığlıkları “Das ist kein Mensch” (o insan değil), abkillen die Bestie” (öldürün şu hayvanı) Schranker’in retoriği üzerine eklemlenir. Schranker kitleleri söylemi ile etkileyip onları hipnotize eden diktatör “lider imgesi”ni hatırlatmaktadır. Bu hipnotize eden lider tipi, Das Testament des Dr. Mabuse (1933), Das Kabinett des Dr. Caligari (1920), Der Golem (1915) gibi Expresyonistik filmlerde leitmotiv olarak sunulur.

Peki, hangi paradigma haklıdır? Hangisi devletin başında bulunup hükmetmelidir? Polislerin kriminallerle işbirliği yapması ve kriminallerin adı üstünde suçlu karakter olmaları her iki paradigmayı da boşa çıkartır. Suçluların başı söylemi ile Nazi’lerin habercisidir, polis ise hem yetersizdir hem de yöntem olarak suçlulardan pek de farklı değillerdir. Her iki paradigma da birbiri üzerinde iktidar kurmayı amaçlar. Modernitenin doğasına yönelik bir inceleme olarak görünen filmin temel ögeleri her iki paradigmanın aşma çabasında olduğu toplumsal kriz üzerine derinleşen bir soruşturma olarak görülebilir. Etkinlik açısından polisin sekiz ayda yapamadığını suçlular çok kısa süre içinde yapar. Tabii ki bir sürü insanı mobilize ederek, sıkı bir “surveillance” sistemi yaratmış ve Beckert’i yakalamışlardır. Schranker’in kara eldivenli eli tüm şehre hükmederek bu totaliter rejimlere benzer sıkı bir denetim sistemi yaratır. Bununla birlikte amaçlarına ulaşmada sınırsız bir şiddet kullanmaları da onların başarılarının bir diğer nedenidir. Buradaki iki paradigma temel olarak şu iki politik sisteme indirgenebilir; totalitarizm (etkinlik, kısa sürede Beckert’in yakalanması) vs Weimer Cumhuriyeti (hukuka-uygunluk, hukuk-devleti). Bu hukuka-uygunluk durumu polisin birtakım uygulamalarında göze çarpar. Franz isimli hırsıza davranış şekli bu konuda fikir verir. Onların uygulamlarında görünürde birçok şey hukuka-uygundur. Suçlular etkili sistemleri ile modern toplumu içinde yaşadıkları krizden kurtarırlar (bunu yaparken de tüm toplumu panoptik-vari bir denetim sistemi içine alırlar). Buradaki temel kriz Weimar Cumhuriyeti’nin krizidir ve Nazi Almanya’sına giden yoldaki krizi Lang çok iyi görmüştür. Burada Lang bu iki paradigma arasında bir taraf tutmaz, çünkü her ikisinin de yönetilen teba ile olan bağlantısı sorunludur. Birincisinin halk ile olan ilişkisi tepeden bakmacıdır, ikincisinin ise sınır tanımaz. Suçluyu bulmak için her yola başvurur. Bunun yerine bir üçüncü paradigma söz konusudur. Üçüncü paradigma “insanlar arası ilişki” (Zwischenmenschlichkeit) olarak sunulur. İnsanlar arası ortak dayanışma çözüm olarak ima edilir. Elsie Beckmann’ın annesinin kameraya bakarak söylediği sözler bunu anlatır:

“Man muss eben noch besser auf die Kinder achtgeben. Ihr”

alman-filmleri

Bununla birlikte filmde belli bir kahraman da yoktur. Belki özdeşleşebileceğimiz tek karakter yargılama sahnesinde Peter Lorre’dir. Bu da Hithcock’un suçlu karakterlere ilişkin seyircinin özdeşleşme yetisini manipüle etmesinin kaynağını açıklar. (Rear Window’da Jeff’in ihbar ettiği karısını öldüren adama ilişkin üzüntüyü, Norman Bates’in sempatikliğine ilişkin pathos’un kaynağı bu filmde gizlidir).

Film belli sahneler itibari ile kafkaesk elementler taşır. Hans Beckert terk edilmiş bir fabrikaya getirildiğinde “sessiz suçlular çoğunluğu” onu karşılar ve kamera bunu “low pan” ile gösterir. Yukarıda sessizliğin Lang tarafından tematik olarak kullanıldığını belirtmiştik. Kafka’nın “Die Verwandlung” isimli eserindeki tavan-arası yargılaması gibi bir durum söz konusudur burada. Sessizliğin “tekinsiz” (unheimlich) bir etkisi de söz konusudur. Aynı kafkaesk hava ortamın tekinsizliği, karakterlerin sessizliği ve meselenin anlamlandırmaya ilişkin durumlarının bloke edilmesi gibi olgular ile açığa vurulur. 

kafkaesk

Der Doppelgänger

Hans Beckert patlak gözleri ile sanki içindeki demonik güçlerin ortaya çıkacağı bir karakter olarak sinematikleştirilmektedir. Kendisinin çift karakterli olduğu, pedofilik bir imge gördüğü zaman yaşadığı exstasis durumu ile öncelikle nitelik kazanır. İlk sahnede de onun gölge(schatten)sini görürüz. Savunma sahnesinde işlediği suçların kendi elinde olmadığını belirtir. “Doppelganger” teması Alman Expresyonizmi’nin ilk senelerinden beri hakim temalardan biridir. “Der Student von Prag” (1913) isimli filmde de bu temayı görürüz. (Freud da “unheimlich” adlı makalesinde bu romandan bahseder). Bu Doppelganger teması Beckert’in savunmasında dil düzleminde aktarılsa da imgesel olarak daha önceki sahnelere gider. Beckert’in ilk göründüğü sahne, Elsie’ye adını sorduğu sahnedir. Ve biz Beckert’i sadece gölge olarak görürüz, çünkü onun bilinçaltındaki demonik güçler iş başındadır fakat işin ilginç tarafı Beckert işlediği suçların bilincindedir. Beckert savunmasında “ben suçsuzum” dediğinde hangi “ben”ini kastetmektedir? Bununla birlikte Criterion Collection tarafından filmin kapağı olarak yapılan imge filmin en merkezi imgesidir: 

fritz-lang-m-film-1931

Burada ilginç bir şey söz konusudur: Beckert karakteri aynadaki M harfine sırtını dönerek bakar. M harfi ilginçtir ki aynadan bakıldığında diğer şekliyle de M harfi olarak görülür. Bu neyin ifadesidir? Beckert karakterinin damgalanmış bir karakter olduğu dikkate alındığında, doppelganger’inin ya da bilinçli durumunun temelde “Mörder” olarak kabul edildiğinin yani bilinçli ben’e indirgendiğinin göstergesidir. Aslında yorum bu kadar basit değildir, ayna imgesinden yansıyan Beckert’i gördüğümüzde biz onun simetrik iki imgeden oluştuğunu (bilinci ve bilinçdışını temsil eden) ama öte yandan M harfini dikkate aldığımızda sadece bir M’den oluştuğunu görürürüz (M simetrik olarak da M’dir -daha sonra bu tip benzer bir harf teması Kieslowski’nin Veronika’nın İkili Yaşamı filminde tekrar sorunsallaştırılacaktır). Biz onu ikili olarak bilsek de onu damgalayanlar için o “mörder”dir. He bilinçüstü hem de bilinçdışı olarak katili temsil eder. 

Ya da bunu kendi bilinçaltı imgesi ile karşılaşıp dehşete düşen bir insan olarak nitelendirebilir miyiz? Ya da yanlış-tanıma (méconnaitre) durumu ile kendini-tanıması mıdır? Beckert’in sırtındaki M harfini gördüğündeki korku ve kaygı durumu bu konuyu haklı çıkarır gibidir. Kendi içindeki canavarı tanımaktan korkan bir çocuğu andırmaktadır. Ayna ayın zamada bilinçaltının dile geldiği ve ortaya çıktığı mekandır. Bunlara ilaveten salt ayna imgesinden Bekert’in narsistik bir karakter olduğunu söyleyebilir miyiz? (Kohutçu okulun pedofili açıklaması narsizm temellidir, lakin bu konuya burada girmeyeceğim).

Çift imgesi dikkate alındığında o hem amcadır hem de çocuk katilidir. Temel sorun o ve eylemleri arasındaki bölünmedir. Temel mesele onun gerçekte kim olduğudur. Beckert’i neyin böyle patolojik yaptığını bilemeyiz. Birinci dünya savaşında yaşadığı anne ya da babasından ayrılık travması olabilir mi? (pedofilinin kaynaklarındn biri de budur) Bu konu spekülasyona oldukça açıktır. Lang bu konuda ketum davranmıştır. Savunma sahnesinde biz bu imgeyi teke indirgenmiş olarak buluruz. Cinayeti neden işlediğini ve buna engel olamadığını söylerken bu imge tek ve birdir. Burada onun arkasında sürekli onu takip ettiğini belirtir, kelimenin tam anlamı ile “doppelganger” (ikiz-çift yürüyen, Dostoyevski’nin Dvoynik’inde Golyadkin’i sürekli takip eden ikiz karakterini hatırlayalım, Gulyat=gezmek (Rusça).

Sonuç olarak M filmi kara filmlerin ilk prototipi olmakla birlikte salt bir dedektif filmine indirgenemez. Politik bir alegori olmakla birlikte, demokrasi ve totalitarizm arasında yaşanan temel paradokslara da değinir ama her ikisine de inancı yoktur. Bu nedenle politik sistemlere olan güvensizliğini vurgulayarak “insanlar arası ilişkiler”e, “dayanışma”ya vurgu yapar.

Seçim Bayazit

[email protected]

Yazarın diğer sinema analizlerini okumak için tıklayınız.

Referances:

Nazis vs. the Rule of Law: Allegory and Narrative Structure in Fritz Lang’s M, Horst Lange, Monatshefte, Volume 101, Number 2, Summer 2009, pp. 170-185 | 10.1353/mon.0.0112

Audio commentary by German film scholars Anton Kaes, author of the BFI Film Classics volume on M, and Eric Rentschler, author of The Ministry of Illusion: Nazi Cinema and Its Afterlife, Criterion Collection

The Sexual Abuse of Children: Volume I: Theory and Research, Ed. William T. O’Donohue,James H. Geer, Routledge

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

Dressed to Kill (1980, Brian De Palma)

Alfred Hitchcock’un ve filmlerinin Hollywood’u hatta dünya sinemasını nasıl etkilediği malum. O etkilenmeden en çok ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kuşadası escort
bursa escort
ümraniye escort
çankaya escort
escort izmir