Anasayfa / Sinema / The Tribe (2014, Miroslav Slaboshpitsky)

The Tribe (2014, Miroslav Slaboshpitsky)

‘’Sinema bir gerçekliğin yansımalarından çok daha fazlasıdır. Bu dünyada var olmanın, toplumsalı değişime açmanın, dönüşümlerinin koşullarını ve hızını değiştirmenin alternatif yollarını sunar. Sinema bir Olay’dır. Daha doğrusu eleştirel potansiyelini serbest bırakan eleştirel bir okumayla bu hale gelebilir.’’1 Zizek’in de değinmiş olduğu, sinemanın üretim bazında gerçekleştirdiği ve tüketime sunduğu ki ‘’bir film asla ‘’yalnızca bir film’’ ya da bizi eğlendirmeyi ve dolayısıyla dikkatimizi dağıtarak bizi asıl sorunlardan ve toplumsal gerçekliğimiz içindeki mücadelelerimizden uzaklaştırmayı amaçlayan hafif bir kurgu değildir’’2, film-Olay, iş bu‘’organik bir film felsefesi’’ olarak tasarlanan filmozofinin, yapıtın eleştirel potansiyelinin kır zincirlerinden okunmasıyla değer kazanır.

the-tribe-kabile-filmi-analizi-sanatlog-sinema

Buradan hareketle seyirci yani ben, kendime, sinemanın salt bir seyirlik olmaktan çıktığı ve sürekli yapısökümlerle yeni anlam arayış-oluşlarında, muğlak olanların arayış-oluşlarında, üretilen bu film-Olay’ının karşısında, doğanın ya da doğal olanın yaptığı şekilde sessizce oturup popcorn ve coca-cola eşliğinde eğlenmeli mi, yoksa film-Olay’ın kışkırtıcı etkisi alanına girip film-düşünme sürecine dahil mi olmalı diye sormalı; öte yandan McGowan’nın fantezi ve arzuyu bir arada kullandığını belirttiği Entegrasyon Sineması’nın çözümsüzlüğüne karşı Zizek’in dayatmacı söylemde okuyuşunu aklıma getirmeliyim.*

plemya-2014-miroslav-slaboshpitsky

Aklım karışıyor ve yine de film, benim için, Campbell’ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’nda, monomitin çekirdek birimi şeklinde tanımladığı, kahramanın geçirdiği ‘ayrılma, erginlenme ve dönüş’ aşamalarını yaşayan Sergey’in içsel duygudurum yolculuğunun katharsis yoluyla ve sağır dilsiz abecesiyle bir nevi provokatörce entegre edilişine verilebilecek güzel bir örnek diye düşünüyorsam her şey amacına uygun hareket ediyor/etmiş demektir. Zira bana göre sinema; devimsel, kışkırtıcı ya da tam ifadesiyle Olay olmalıdır. Sinemanın evrenselliği şiarını dilin alt kültür uzlaşımsal alanıyla, kabile ve bu kabilede kullanılan sağır dilsiz abecesi, oluşturduğu ve toplum normlarının aileden sonra aşılandığı ilk yer olan okul ile bu okulda öğretmenlerden değil de her şeyi ormanın tam ortasından, doğadan öğrenen sağır dilsiz öğrencilerin oluşturduğu zıtlığın izdüşümü açısından bakıldığında, Kabile bir Olay sineması, aynı zamanda deyim yerindeyse politik bir sinema olarak nitelendirilebilir.

miroslav-slaboshpitsky-filmleri_sanatlog-com-sinema

Kabile, ben’e dönüş hikâyesiydi. Buradaki cinsellik, kürtaj ve şiddetli bir ölümle sonlanan final çok konuşuldu. Tartışıldı. Seyirci, ben de dâhil, sadece doğaya fırlatılmış bir nesne konumunda Sergey’e olan biteni izledi. Ve film bittikten sonra sessizliğime gömülüp daha önce not aldığım şu alıntıyı okudum. ‘’İnsan kendisi için en aşırı yaşantıları izlerken başkalarına karşı tüm ödev ve ilgisini reddeder.’’

Muhammed Bayar

[email protected]

Yazarın diğer yazıları.

Alıntılar

1 Filmlerle Sosyoloji, Bülent Diken, Carsten Bagge Laustsen, sayfa 208

2 A.g.e, sayfa 15

3 Lacan ve Sinema Sanatı, Dr. Mustafa Mencütekin, sayfa 72-73

Notlar

*: Zizek, McGowan’nın Entegrasyon sineması’nın çözümsüzlüğüne karşı ‘’olası okumaları biri “hümanist”, diğeri “dayatmacı” tarzda okuyuş olarak ikiye ayırmakta. Hümanist okuyuş açısından bakılacak olursa, dünyanın daha iyi bir yer olabilmesi için “gerçek yüzümüzü göstermeyi, spontane olmayı, gerçekten ne hissettiğimizi ve kastettiğimizi göstermeyi” öğrenmek gerekecektir. Bunun sonucunda dünya sadece daha iyi bir yer olmakla kalmaz, aynı zamanda “daha fazla muteber iletişim ve dayanışma olur”. Kendini dayatan diğer okuyuşta ise bir soru cereyan etmekte: “ya gerçekten de, deşifre edilmesi gereken bilinmeyen bir kod yoksa, ya gerçeğin ta kendisi hiçbir kod olmadığından, taktığımız maskelerin arkasında kayda değer bir psikolojik gerçeklik olmadığından ötürü kodu bilmediğimiz gerçeği asıl gerçeklikse?”3

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

Otopsi: Hitchcock’un Psycho’sunun Sahne Sahne İncelemesi (Görsel Materyallerle Birlikte)

  1960 yılında Paramount Pictures şirketinin gözetiminde, Universal’in stüdyolarında çekilen ve Alfred Hitchcock’un son siyah ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kuşadası escort
bursa escort
ümraniye escort
çankaya escort
escort izmir