Anasayfa / Sinema / B Filmleri / Yeşilçam’da Kopan İstismar Furyaları

Yeşilçam’da Kopan İstismar Furyaları

Türk sinemasında istismardan söz edince çoğumuzun ve özellikle belli bir kuşağın aklına seks filmleri furyası gelir. Oysaki Türk sinemasının tarihsel gelişim serüvenine baktığımızda sadece cinsellik sömürülmez; gözyaşı, masal, aksiyon, çocuk, kovboy, tarih, güldürü, arabesk, inanç… Ne varsa sömürülmüştür.

İstismar ya da furya filmlerinin genel karakteri, dar bütçeli ve ticari eğilimli filmler olmalarıdır. Bu tarz filmler, genel olarak Hollywood sinemasında kopan furyaları taklit etmiş ya da bizdeki eğilimleri izlemişlerdir. Birçoğu çöp film olan furya filmler ve sakız senaryolar önce seyirciyi duygusal –hatta parasal- olarak sömürmüş, sonra da bıktırıp sinemadan uzaklaştırmıştır. 

      Şimdi bu çizdiğimiz genel çerçeveden özele geçip dönem dönem kopan furyaların bazılarından söz edelim.

      1960’lı yıllarda, Kore savaşı ve kırsal alan (köy) filmleri yeterince istismar edilip tüketildikten sonra sıra küçük yıldız Zeynep Değirmencioğlu’nun canlandırdığı “Ayşecik” karakteriyle özdeşleşmiş çocuk filmlerine gelir. İşte birkaç örnek: Ayşecik (Memduh Ün, 1960); Ayşecik Şeytan Çekici (Atıf Yılmaz, 1960); Ayşecik Yavru Melek (Osman F. Seden, 1962); Ayşecik Ateş Parçası (Hulki Saner, 1962); Ayşecik Fakir Prenses (Ertem Göreç, 1963); Ayşecik Canımın İçi (Hulki Saner, 1963); Ayşecik Çıtı Pıtı Kız (Hulki Saner, 1964); Ayşecik Cimcime Hanım (Hulki Saner, 1964); Ayşecik Boş Beşik (Hulki Saner, 1965); Ayşecik Canım Annem (Aram Gülyüz, 1967); Ayşecik Yuvanın Bekçileri (Aram Gülyüz, 1969); Ayşecik Sana Tapıyorum (Aram Gülyüz, 1970); Ayşecik Bahar Çiçeği (Aram Gülyüz, 1971); Ayşecik ve Sihirli Cüceler Rüyalar Ülkesinde (Tunç Başaran, 1971)… [1]  Liste uzayıp gidiyor, biz daha Ömercik ve Sezercik’ten söz etmedik: Ömercik Babasının Oğlu (Aram Gülyüz, 1969); Sezercik Aslan Parçası (Memduh Ün, 1972).

       1982 yılında, başrolünü Cüneyt Arkın’ın oynadığı Çetin İnanç’ın kült filmi Dünyayı Kurtaran Adam filmiyle en iyi örneğini alan “fantastik” türü; 60’lı yılların sonuyla 70’li yılların başında Kızıl Maske, Sihirbaz Mandrake, Süpermen, Killing, Zagor, Kaptan Swing gibi çizgi roman kahramanları uyarlanarak sömürülmeye çalışılmış, ama seyirci tarafından pek rağbet görmemiştir.  

       Yine 60’lı yıllarda karşımıza, Sezer Sezin’in oynadığı Şoför Nebahat (Metin Erksan, 1960) filmindeki gibi argo konuşan ve erkek tavırlı kadınların oynadığı filmler furyası çıkar:  Şoför Nebahat ve Kızı (Süreyya Duru, 1964); Şoför Nebahat Bizde Kabahat (Süreyya Duru, 1965).

       60’lı yılların ortalarında Batı sinemasından sonra bizde de, biraz eğreti kalmakla birlikte, yerli western filmleri furyası kopar. İşte birkaç örnek: Ringo Kit (Zafer Davutoğlu, 1967); Çifte Tabancalı Damat (O. Nuri Ergün, 1967); Cango Ölüm Süvarisi (Remzi Jöntürk, 1967); Bir Çuval Para (Yücel Uçanoğlu, 1970); Çeko (Çetin İnanç, 1970); Kızgın Yabancı (Yavuz Figenli, 1971); Zapata (Melih Gülgen, 1971); Hey Amigo Santana (Nuri Akıncı, 1971); Hey Amigo Beş Mezar (Nuri Akıncı, 1971); Batıdan Gelen Adam (Savaş Eşici, 1971); Cilalı İbo Teksas Fatihi (Osman F.Seden, 1971); Bir Kurşuna Bir Ölü (Mehmet Aslan, 1971); Şafakta Silah Sesleri (Semih Evin, 1971); Belalılar Şehri (Ahmet Sert, 1972); Son Düello (Nuri Akıncı, 1972); Küçük Kovboy (Guido Zurli, 1973)… [2]

      Yine aynı dönemlerde masal furyası da kopar. Ancak bu sefer furyanın kopuş nedeni biraz farklıdır. Türk sineması, sinema salonlarını dolduran seyircinin taleplerini karşılayamamakta ve konu/kaynak sıkıntısı çekmektedir. Tam da bu noktada yerli ve yabancı kaynaklar peş peşe kullanılır: Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler (Ertem Göreç, 1970); Alaaddin’in Lambası (Natuk Baytan, 1971); Altın Prens Devler Ülkesinde (Muharrem Gürses, 1971); Binbir Gece Masalları (Ertem Göreç, 1971); Bir Varmış Bir Yokmuş (Sırrı Gültekin, 1971); Keloğlan (Süreyya Duru, 1971); Keloğlan Aramızda (Sırrı Gültekin, 1971); Keloğlan ve Yedi Cüceler (Semih Evin, 1971); Sinderella Kül Kedisi (Süreyya Duru, 1971); Şehzade Sinbad Kaf Dağında (Muharrem Gürses, 1971)… [3] Bir yılda bu kadar yoğun istismar, sadece bize özgü bir başarı (!) olsa gerek…

        Derken 70’li yılların başlarında o en çok tartışılan/sevilen furya gelir: seks filmleri furyası… Türk sinemasındaki seks furyası, cinselliği sadece mastürbasyon düzeyinde yaşayan bir seyirci hedef kitlesinin, ticari zekâya fazlasıyla sahip yapımcılar tarafından keşfedilmesiyle açıklanacak bir olgu değildir. Bu furyanın patlamasında, film şirketlerinin yapım, dağıtım ve gösterim ağıyla ilgili yaşadıkları ekonomik sorunların yanında, televizyonun gündelik hayata daha fazla girerek aile seyircisini sinemadan çekmesi rol oynar. Bu furyanın, Behçet Nacar’ın oynadığı Parçala Behçet (Melih Gülgen, 1972) filminin iş yapmasıyla başladığı söylense de, kökleri daha eskilere hatta İtalyan seks avantür filmlerine kadar gider. İşte size seks filmlerinden birkaç örnek: Ah Deme Oh De (Nazmi Özer, 1974); Tak Fişi Bitir İşi (Ülkü Erakalın, 1974); Zımbala Behçet (Yavuz Figenli, 1975); Civciv Çıkacak Kuş Çıkacak (Nazmi Özer, 1975); Hababam Git Hababam Gel (Aram Gülyüz, 1975); Hasan Almaz Basan Alır (Aram Gülyüz, 1975); Tokmak Nuri (Yılmaz Atadeniz, 1975); Şehvet Kurbanı Şevket (Sırrı Gültekin, 1975); Vur Davula Tokmağı (Aram Gülyüz, 1975); Muz Sever misiniz? (Oksal Pekmezoğlu, 1975); Kokla Beni Melahat (Temel Gürsu, 1975); Amigo Hüsnü (Arif Kibar, 1975); Şeftalisi Bala Benziyor (Birsen Kaya, 1975); İşte Kapı İşte Sapı (Yavuz Figenli, 1975); Çukulata Tarlası (Günay Kosova, 1975); Çalkala Yavrum Çalkala (Ülkü Erakalın, 1975); Dam Budalası (Yavuz Figenli, 1975); Beş Dakikada Beşiktaş (Aram Gülyüz, 1976); Kayıkçının Küreği (Çetin İnanç, 1976); Fırçana Bayıldım Boyacı (Ülkü Erakalın, 1978); Astronot Fehmi (Naki Yurter, 1978); Öttür Kuşu Ömer (Yücel Uçanoğlu, 1979); Kasımpaşalı Emmanuel (Sırrı Gültekin, 1979); Öyle Bir Kadın ki (Naki Yurter, 1979)…

       Seks furyasının özellikle Necmettin Erbakan’ın Milli Selamet Partisi’nin de koalisyon ortağı olduğu Milliyetçi Cephe Hükümeti (1975- 1977) zamanında azmış olması, ibret verici bir manzara olsa gerek… 1980 Askeri Darbesiyle birlikte seks furyası da sona erdi; birçok porno oyuncusu ve yönetmen tutuklandı, seks filmlerini oynatan sinema salonları basıldı/ kapatıldı. Giovanni Scognamillo’nun yorumuyla “Furya’nın kesilebilmesi için 12 Eylül’ü beklemek gerekiyor. Ama 12 Eylül’e gelindiğinde Yeşilçam’da sık sık olduğu gibi furya zaten kendiliğinden tükenmiştir ve yerini yine varoşların desteklediği arabesk’e bırakmıştır.” [4]

       Elbette bu yazının sınırları içinde birçok furyayı atlamak zorunda kaldık. Özellikle 70’li yıllarda seks furyasıyla paralel giden, ama arada bir yolları kesişen tarihsel macera filmleri ve yine 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’yla birlikte patlayan, Hollywood’un Vietnam filmlerinin kötü bir kopyası olmaktan öte gidemeyen Kıbrıs filmleri… Örneğin Cüneyt Arkın’ın canlandırdığı Malkoçoğlu, Battal Gazi ve Hacı Murat karakterlerini bir kenara bırakır sadece Kara Murat serisini alırsak: Kara Murat Fatih’in Fedaisi (Natuk Baytan, 1972); Kara Murat Fatih’in Fermanı (Natuk Baytan, 1973); Kara Murat Kardeş Kanı (Natuk Baytan, 1974); Kara Murat Kara Şövalye’ye Karşı (Natuk Baytan, 1975); Kara Murat Şeyh Gaffar’a Karşı (Natuk Baytan, 1976); Kara Murat Denizler Hâkimi (Natuk Baytan, 1977); Kara Murat Devler Savaşıyor (Natuk Baytan, 1978)… [5]

      Yine aynı dönemde Burak Sezgin’in yarattığı çizgi roman karakteri “Tarkan”, Kartal Tibet kullanılarak beş bölüm halinde istismar edilir. Tarkan (Tunç Başaran, 1969); Tarkan Gümüş Eyer (Mehmet Aslan, 1970); Tarkan Viking Kanı (Mehmet Aslan, 1971); Tarkan Altın Madalyon (Mehmet Aslan, 1972); Tarkan Kolsuz Kahramana Karşı (Mehmet Aslan, 1973)…

       Tekrar 12 Eylül’e dönecek olursak, 12 Eylül sonrasında özellikle kimlik bunalımlarını işleyen “bunalım” filmleri patlak verse de kalıcı olan arabesk filmleri furyası olur. Seks filmlerinin antitezini oluşturan ve Yeşilçam sinemasının geleneksel klişelerinden beslenen arabesk filmleri furyası, daha çok gözyaşını sömürüyordu. “Gözyaşı” sömürüsü, Türk sineması için sonun başlangıcı oldu ve ardından hızla çöküşe geçti. Türk sinemasını durma noktasına getiren bu çöküş, 90’lı yılların ikinci yarısına kadar sürdü. Dibi gören Türk sineması ancak Eşkıya (Yavuz Turgul, 1996) ve Ağır Roman (Mustafa Altıoklar, 1997) gibi Rönesans filmleriyle ayağa kalkabildi. Arabesk furyasını, sadece çıkış yılı olan 1980 yılını baz alarak örnekleyelim:

       Orhan Gencebay’ın oynadıkları: Ben Topraktan Bir Canım (Osman F. Seden, 1980); Kır Gönlünün Zincirini (Şerif Gören, 1980); Yarabbim (Temel Gürsu,1980).

        İbrahim Tatlıses’in oynadıkları: Ayrılık Kolay Değil (Temel Gürsu, 1980); Çile (Remzi Jöntürk,1980).

         Ferdi Tayfur’un oynadıkları: Boynu Bükük (Temel Gürsu, 1980); Durdurun Dünyayı (Osman F. Seden, 1980); Huzurum Kalmadı (Natuk Baytan, 1980)…

         Müslüm Gürses’in oynadıkları: Bağrıyanık (Yücel Uçanoğlu, 1980); Kul Sevdası (Melih Gülgen, 1980)

         Ercan Turgut’un oynadığı: Perişanım (Temel Gürsu, 1980).

         Gökhan Güney’in oynadığı: Sevgi Dünyası (Kartal Tibet, 1980)…[6]

         Daha Küçük Ceylan’dan ve filmlerine Nuri Alço’nun büyük “katkı” sunduğu Küçük Emrah’ın filmlerinden bahsedemedik…

         Küçük Emrah’ın oynadığı ilk birkaç film: Acıların Çocuğu (Ümit Efekan, 1985); Boynu Bükükler (Ümit Efekan, 1985); Ayrılamam (Temel Gürsu, 1986)…

         Küçük Ceylan’ın “küçüklük” yıllarında oynadığı iki film ise: Yuvasızlar (Temel Gürsu, 1987); Annem (Temel Gürsu, 1987) olarak kayıtlara geçer.

        Her filme furya film gözüyle bakmak, Türk sinemasına yapılmış büyük bir haksızlıktır. Sinema elbette, belli bir estetik değere ulaşmak için gözyaşı, çocuk ve cinsellik dâhil her konuyu işler, ama sömürmez…

Osman Akyol

      [email protected]     

[1] Giovanni Scognamillo, Türk Sinema Tarihi, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2003

[2] A.g.e.

[3] A.g.e.

[4] Giovanni Scognamillo, Erotik Türk Sineması, s.145, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2000

[5] Giovanni Scognamillo, Türk Sinema Tarihi, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2003

[6] A.g.e.

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.
@hakan_bilge

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

Otopsi: Hitchcock’un Psycho’sunun Sahne Sahne İncelemesi (Görsel Materyallerle Birlikte)

  1960 yılında Paramount Pictures şirketinin gözetiminde, Universal’in stüdyolarında çekilen ve Alfred Hitchcock’un son siyah ...

4 Yorum

  1. Geniş bir açıdan bakınca satışa dayalı her sistemde tüketiciyi biçimlendirme, ürünü geliştirip sunma, alışkanlık yaratma ve kazanç sağlama süreçlerini içeren bir kullanma eğiliminden söz edilebilir.

    Yeşilçam sineması da bu konuda diğer alanlardan ve benzer yabancı örneklerden çok farklı olmamıştır.

    Ama yine de sinemanın gelişmesinde bu süreçlerin önemli katkıları olduğu söylenir. Yılmaz Güney adının geçtiği ilk filmler olmasa Umut, Sürü, Yol, Duvar olabilir miydi?

  2. ”(…) 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’yla birlikte patlayan, Hollywood’un Vietnam filmlerinin kötü bir kopyası olmaktan öte gidemeyen Kıbrıs filmleri…”

    Özellikle bu konuyu enine boyuna inceleyecek yazılara ihtiyaç var. Hollywood’un savaşın bitmesinin ardından (Vietnam) yaptığını Yeşilçam daha savaşın adı bile geçmeden (Kıbrıs) yapmaya başlamış ki, kesinlikle araştırmaya değer…

    Sinemaya gönülden bağlı bir avuç insanı ve ürettiklerini saymazsak Yeşilçam her zaman bir istismar sineması ve Hollywood’un çok kötü bir izleyicisi olmuştur. Örneğin geçtiğimiz aylarda gösterime giren Fetih 1453 hala aynı yolda gidildiğinin çok açık bir göstergesidir. Neyin nasıl ve ne zaman sömürüleceğini çok iyi bilen bu kitle Yeşilçam’ı batırdıktan sonra çok uzağa gitmemiş, TV dizileriyle aynı misyonu sürdürmektedirler.

  3. Selahattin "The Noordinator" Özpalabıyıklar

    Küçük bir katkı:
    Hatırladığım kadarıyla Kıbrıs filmleri 1974’teki harekattan epeyce önce başlamıştır. Aşağıda imdb’de bir “Kibris” taramasının sonuçları var. Ayrıca adında “Kıbrıs” geçmeyen Kıbrıs konulu başka milliyetçi filmler de hatırlıyorum.
    http://www.imdb.com/find?q=kibris&s=tt

  4. Her furya istismar değildir, mesela bir çizerin kendi rızası alınarak sinemaya aktarılan Tarkan serisinde olduğu gibi. “Bizim ne kötü, ne rezil bir sinemamız vardı eskiden, halbuki yeni, cici, bağımsız yönetmenlerimizin yaptığı her şey baş tacı, pırıl pırıl sanat filmleri, bu filmlerden anlamayanlar kasabalı lumpenlerdir!” anlayışından da gına geldi artık. Evet eski Türk sinemasının birçok sorunu vardı, ama tüm imkansızlıklara rağmen yüz akı filmler de yapmıştır o sinemanın mensupları. Kıbrıs temalı filmler Kıbrıs meselesinin baş verdiği 50’li yıllarda başlamıştır bu bir. Burak Sezgin diye biri hiç yaşamamıştır, zira Tarkan serisinin çizeri Sezgin Burak’tır bu da iki. Bunları yazarken kimsenin kitabından kopyala-yapıştır da yapmadım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kuşadası escort