Anasayfa / Edebiyat / Yeniden Üretilen Roman: Kara Kitap ve İçerdiği Metinlerarası İlişkiler

Yeniden Üretilen Roman: Kara Kitap ve İçerdiği Metinlerarası İlişkiler

Berna Moran, Orhan Pamuk’un Kara Kitap romanı üzerine yazdığı yazısında, Pamuk’un romanlarında; masal, mesnevi gibi geleneksel anlatı formlarından yararlandığını ifade etmektedir (2003, s. 95). Moran’ın bu tespiti, modern ve postmodern roman tekniğinde kullanılan kurgunun altyapısını anlamada zihin açıcıdır. Zira postmodern anlatıların, “yeniden” temeline dayanarak kendinden önce yazılmış ve anlatılmış bütün metinler için geçerli bir yeniden üretme amacı vardır. Buna “metinlerarasılık” denmektedir. Orhan Pamuk’un Kara Kitap romanı ve diğer romanları da (Kar, Benim Adım Kırmızı) metinlerarası ilişkiler bakımından zengindir. Metinlerarasılık sadece romanlarında kullanılmamıştır. Yazarın kendi hayatından belirgin şekilde izler taşıyan eserler de vardır. Bu iki durumun kesişim noktasını Kara Kitap olarak kabul etmek mümkündür. Romanın içerdiği metinlerarası ilişkiler aracılığıyla Doğu-Batı metinlerinin ve eski-yeni metin arasındaki sentez çok iyi yansıtılmıştır. Bu noktadan hareketle, ilk olarak “metinlerarasılık” kavramını ve Kara Kitap’ta yer alan bu kavram ile ilgili görüşleri açıklayıp, sonrasında ise metinlerarasılığın alt başlıkları ile Kara Kitap’ta nasıl işlevsel olarak kullanıldığını göstermeye çalışacağım.

orhan-pamuk_kara-kitap_sanatlog

Metinlerarasılık “iki ya da daha fazla metin arasındaki ortak birliktelik ilişkisi, yani, biçimsel olarak ve çoğu zaman, bir metnin başka bir metindeki somut varlığı” olarak tanımlanmıştır. (Aktulum, 1999, s. 93). Yıldız Ecevit (2004) ise, postmodernizmin ana kurgu ilkelerinden biri olan metinlerarasılık kavramını “bir metnin kendinden önce yazılmış ya da bizzat metnin kendi içindeki yine kurmaca bir metne gönderme yapması” şeklinde tanımlar. Bu iki tanımdan da anlaşıldığı gibi, metinlerarasılık kavramının çıkış noktası yazarın yeni bir eser oluştururken zaten başka metinler okuduğunu ve ister istemez bunlardan etkileneceği görüşüdür. Postmodernist yazar bu etkileniş/etkileşimi normal görür. Çünkü ona göre artık özgün olmak, farklı metinlere değmeden yeni bir metin ortaya çıkarmak imkânsızdır. Bu nedenle, yeni bir metnin ancak söylenmiş olanların üzerine ilaveler yapılarak yazılabileceği savunulur. Metinlerarası ilişkiler daha çok eski edebiyatımızla kurulmuştur. Bunun yanında Batı kaynaklı metinlerden de bilgi aktarımı ve alıntılar yapılmıştır. Aktarılan alıntı ve bilgilerin temel amacı ise, geleneksel kalıpların dışına çıkmanın yanı sıra metni çok boyutlu ve ilginç kılmaktır.

Metinlerarası ilişkiler içeren örneklerin Kara Kitap romanında açıkça görülmesinin ötesinde metinlerarasılık kavramına dair görüşler karakterler veya alıntılar aracılığıyla doğrudan dile getirilmiştir. Orhan Pamuk metinlerarası alıntının gayet doğal olduğunu, Celâl karakterinin köşe yazılarının birçoğunu başkalarının yardımıyla yazdığını, Galip karakterinin ağzından şöyle dile getirir: “ona göre önemli olan yeni bir şey ‘yaratmak’ değil, daha önceden, binlerce zekâ tarafından binlerce yılda yaratılmış olan harikaları bir köşesinden, bir ucundan değiştirerek yepyeni bir şey söyleyebilmek“ (Pamuk, 2015, s. 264)tir. Celâl karakteri var olan bilgiler/kaynaklar ile yeni yapıtlar oluşturduğunu açıkça dile getirmiştir. Eski dönemlerde yazılmış ünlü eserlerin de öncekilere öykünülerek yazıldığını söyleyen Galip karakteri, Şeyh Galip’in “Evet, çaldım. Çaldımsa da mirî malı çaldım” (Ergül, 2014) cümlesi ile onun başka eserlere öykünmeyi doğal saydığını örnekler. Aynı şekilde Mesnevi’nin de baştan sona çalıntı olduğunu belirtir. “Mesnevi’deki falanca hikâye Kelile ve Dimne‘den alınmış, filanca hikaye Attar’ın Mantık-ut Tayr’ından yürütülmüş, verili anekdot olduğu gibi Leylâ ve Mecnun’dan kaldırılmış…” (Pamuk, 2015, s. 263). Doğu ve Batı kaynaklı yazılmış, aynı kavramları içeren eserlerin birbirlerinin çalıntısı ya da taklidi olmadığına da dikkat çekilmiştir.” Bu eserde, iki kapaklı, dört gözlü ve on iki çekmeceli Ermeni işi o şahane dolapta olduğu gibi, aklımızın içinde de, saatleri, mekânı, sayıları, kâğıtları ve bugün ‘nedensellik’, ‘varlık’, ‘zorunluluk’ dediğimiz nice ıvır zıvırı saklayan on iki göz olduğunu Alman Filozof Kant’ın saf aklın on iki kategorisini sıraladığı o ünlü eserini yayımlayışından yirmi yıl önce göstermesine bakıp, Alman’ın onu taklit ettiği sonucunu çıkarmak da üçüncü cins saçmalığa örnektir” (Pamuk, 2015, s. 158). Şeyhülislam Hacı Veliyüddin Efendi insan aklını ceviz dolabına benzetmiş ve on iki bölümden oluştuğuyla ilgili bir mesnevi yazmıştır. Kant’ın ise bu eserden sonra aklı aynı şekilde on iki kategoriye ayırması, taklit olarak nitelendirilmiştir. Fakat romandan alıntılanan bu örnekte de görüldüğü gibi metinlerarası ilişkiden çıkarılan “taklit etme” sonucu saçmalık olarak nitelendirilmiştir. Cinayetler ve kitaplar arasında benzerlik kuran Celâl karakteri ise “çünkü bütün cinayetler bütün kitaplar gibi birer taklittir” der. “En saf cinayet bile, meselâ kıskançlık yüzünden yanlışlıkla işlenmiş bir cinayet bile, farkına varılmadan yapılmış bir taklittir, edebiyatı taklit” (Pamuk, 2015, s. 249) cümlesini ekler. Öykünmeyi gerektirecek nedenlerin, genellikle beğenilen, hayranlık duyulan, etkisinde kalınan düşüncelerin taklit etme eylemine dönüştürülmesinin olağanlığı cinayet örneği ile desteklenmiştir.

Yeniden üretilen metinleri daha nitelikli kılmak için metinlerarasılık kapsamında bazı alt kavramlar kullanılmıştır. Tahsin Yaprak’a (2012) göre ise bu kavramların en temel özelliği, Modernizm’in ciddiyetine karşın eğlenme/eğlendirme amacıyla ve başka metinlerin öğeleriyle oluşturulmalarıdır (s. 43). İlk kavram olan parodi “taklit edilen metnin içeriğini başka amaçla kullanmak için değiştirmek” olarak tanımlanabilir. Şöyle ki parodi bir metnin biçimini bozmadan ona yeni (gülünç) bir konu yerleştirmektir. Pastiş ise parodinin dokunmadığı biçimi taklit etmektir. Fakat içeriği taklit etmek de pastiş sayılabilir çünkü pastiş ve parodi taklide dayandığı için benzerlerdir. Aralarındaki en belirgin fark ise alıntılanan kısmın yeni üretilecek metin içinde kullanılış şeklidir. Alıntılanan kısım yeni metinde alaycı bir üslup ile kullanılıyorsa parodi, alıntı yeni metinde ciddi bir şekilde yer alıyor ise de pastiştir.

Yazar “kendi olabilmek” kavramı ile romanın biçim ve kurgusunu oluştururken yapıtını metinlerarasılık bağlamının alt kavramı olan parodi-pastiş ile desteklemiştir. Doğu anlatı geleneğinden, mesnevi ve hikâyelerden geniş ölçüde yararlanmıştır. Hüsnü Aşk, Mesnevi, Mantık-ut Tayr, Binbir Gece Masalları gibi. Kara Kitap’ta anlatılan Rüya ile Galip’in aşkı, Şeyh Galip’in Hüsnü Aşk mesnevisinin parodisi gibidir. Bu iki eser arasında sembolik açıdan birçok paralellik vardır. Romanın ana karakteri olan Galip, Hüsn ü Aşk mesnevisinin yazarı olan Şeyh Galip’in ismini taşımaktadır. Aynı zamanda Galip, mesnevide yer alan erkek kahraman Aşk’ın yerindedir. “Âşık” kimliğinde olan Galip, sevgiliyi arayış yolculuğunda Celâl Salik’in köşe yazıları ile yazarlık kimliğine ulaşmış ve Kara Kitap’ı yazmıştır. “Bir başka kişinin yerine geçemesem bile, senin beni sevebileceğini anlıyormuşum; kendi vesikalık fotoğrafıma duyduğum tevekkül ile kendimi olduğum gibi kabullenmem gerektiğini anlıyormuşum; bir başka kişinin yerinde olmak için çırpınmanın boşluğunu anlıyormuşum: Belki bir rüyada, belki bir hikâyede” (Pamuk, 2015, s. 370). Galip, Rüya’yı arama yolunda kendini bulduğunu bu sözler ile dile getirir. Bu olay, Şeyh Galip’in Mevlânâ öğretisiyle yetişerek ve aşka (tasavvufi) ulaşması sonucu Hüsn ü Aşk’ı yazmasını çağrıştırmaktadır. Rüya ise Galip’in eşi ve onun kendi olmak için uğraş verdiği hayalidir. Rüya karakteri, Hüsn ü Aşk mesnevisindeki aşkı simgeleyen Hüsn’ü anımsatmaktadır.

orhan_pamuk-sanatlog

Eserde yer alan varlığından tam emin olamadığımız karakter Celâl Salik, Hüsn ü Aşk mesnevisindeki Sühan’ı hatırlatır. Sühan Hüsn ü Aşk’ta sevgililere yardım eder ve önce Hüsn’e, ardından Aşk’a kılavuzluk eder, tehlikelerle dolu aşk yolculuğunda Aşk’ı yalnız bırakmaz. Romandaki köşe yazarı Celâl’in, yazıları ve sözleriyle Galip’i yönlendirmesi iki hikâye arasındaki ilişkiyi gösterir. Rüya üvey abisi olan Celâl’in yazılarına önem verir ve onları takip eder. Bu nedenle, Sühan’ın Hüsn üzerindeki etkisinin benzerini, Celâl ve Rüya arasında da görmek mümkündür. Romanda mekân sembolizminden de yararlanılmıştır. Şehrikalp Apartmanı Galip karakterinin kendini bulduğu mekân iken mesnevide yer alan Diyar-ı Kalp ise sevgiliye ulaşılan yerdir. Batı edebiyatı alıntıları, romanda daha çok “iç metin” (Moran, 2003, s. 101) olarak kullanılmış ve nasıl yorumlanması, asıl metinle nasıl kaynaştırılması gerektiği okuyucuya bırakılmıştır. Dante’nin İlahi Komedya eserinde cehennemin katlarını gezişi ve ardından Beatrice’le Cennet’i gezişi, romanda Galip’in Bedii Usta’nın mankenlerinin bulunduğu yer altını gezişi sonrasında Belkıs’la minareye çıkışı eserler arasındaki içeriksel benzerliği yansıtır. Beyoğlu’ndaki pavyonda Galip ile birlikte birkaç kişinin daha hüzünlü hikâyeler anlatması ise Dekameron’un eserinde villaya sığınan insanların öyküler anlatmasını çağrıştırmaktadır.

Diğer bir alt kavram ise ironidir. Metinlerarası kurulan bağlar mizahi özellik taşır. Yazar örnek aldığı metnin biçim ve şekilsel özelliklerini, kurgu tekniklerini alaya almak ya da okuyucuyu eğlendirmek amacıyla yeniden düzenler. Bu nedenle dar bir etki alanına sahip olan ironi bu özelliğiyle diğer kavramlar olan parodi ve pastişten ayrılır. Romanda Hurufilik ile ilgilenen köşe yazarı Celâl, “Yüzünüz Kişiliğinizdir”, “İster İnan İster İnanma” bölümlerinde yazılar yazar. Bu yazılar içinde Celâl’in gizlediği harflerin sırrını ya da yüzlerde bulunan esrarı çözmesini isteyen okuyucuları ona fotoğraflarını gönderirler. Yazar ile okuyucu arasında bir çeşit bilmece-bulmaca ilişkisi vardır. Gazetedeki yaşlı köşe yazarı Neşati ise, Celâl’in yazılarını oyun üzerine kurduğunu belirtir. Celâl’i arayan Galip’in onun nerede olabileceğine dair tahminlerine de, Celâl’in kaybolmasının da oyun olabileceğine “kendisi bu tür tahmin oyunlarına da bayılır” diyerek kaybolma olayını da “oyun” ile ilişkilendirir. Celâl’in geceleri kıyafet değiştirerek ve farklı aksesuarları takarak Beyoğlu’nda dolaşması hem onun bazı olayları dikkat çekmeden çözmesine yarar hem de okuru eğlendirir. Celâl’in temel felsefesi “hep başkası olmak” olduğu için oyun da onun için vazgeçilmez bir başvuru aracıdır.

Epigraflar da metinlerarası bağlantıları yansıtan en önemli “metinlerarasılık” alt kavramları olarak kabul edilebilir. Orhan Pamuk, Kara Kitap romanının başında yer alan epigraf ile birlikte otuz yedi tane epigraf kullanmıştır. Romanın sonunda yer alan epigraflar kısmı roman içindeki altmetinlere ulaşmamızı kolaylaştırır. Kitapta yer alan bazı epigraflar şöyledir: “…bu eski konağın manzarası, bende bir insan yüzü etkisi bırakırdı” (Nathaniel Hawthorne), “Esrarını Mesnevi’den aldım” (Şeyh Galip). Bazı yapıtlardan alıntılanan cümleler ise yeniden romanın içinde kullanılmıştır. Bu alıntıdan “alıntılama yöntemi” ise Orhan Pamuk’un metinlerarası ilişkilere dikkat çektiğini gösterir. “Birisi Beni Takip Ediyor” başlıklı dokuzuncu bölümde kullanılan alıntı Şeyh Galip’in Hüsn ü Aşk mesnevisinden alınmıştır. “Gâh kar yağıyordu, gâh karanlık” (Pamuk, 2015, s.96). Bu alıntı günümüz Türkçesine uydurularak romanda kullanılmıştır. “Ayaklarının altında ezilen karı dinleyerek, sokağın köşesindeki apartmana ve apartmanın üst köşesindeki yatak odasının soluk başucu lambasının ışığı gözükene kadar birlikte yürüdüler. Kâh kar yağıyordu, kâh karanlık” (Pamuk, 2015, s. 46). Romanın içinde geçen “Üç Silahşörler” olarak adlandırılan yazarların Celâl’e tavsiyeleri hem romanın “Üç Silahşörler” olarak adlandırılan bölümünde hem de romanın başında epigraf olarak kullanılmıştır. “Epigraf kullanmayın, çünkü yazının içindeki esrarı öldürür!” Adli / “Böyle ölecekse, öldür o zaman sen de esrarı, esrar satan yalancı peygamberi öldür!” Bahti “ (Pamuk, 2015, s. 11 ve 94).  Romanın ikinci bölümünde İbn Zerhani’ye ait olarak verilen cümlelerin “Hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz. Yazı hariç” (Pamuk, 2015, s.83) roman içinde çok önemli bir yer tuttuğunu, bu cümlelerin romanın içinde birçok kez karşımıza çıkmasından anlıyoruz. Ayrıca bu sözün Obscuri Libri  (Bottfolio) kitabından Arapçaya çevrildiğini ise kitabın sonunda yer alan epigraflar listesinden öğreniyoruz. “Kitap–al Zulmet, Obscuri Libri’den (Bottfolio) Arapçaya çeviren: İbn Zerhani” (Pamuk, 2015, s. 468). Örneklerde de görüldüğü gibi altmetin olarak adlandırabileceğimiz alıntılar metin içinde kullanılmış hatta bazıları günümüz Türkçesine ve orijinal metninden Arapçaya çevrilerek romanın farklı bölümlerinde yeniden kullanılmıştır.

Kara Kitap romanını metinlerarası ilişkiler bağlamında incelediğimizde yazarın bilinçli olarak eserine eklemlediği metinler ile eserde anlatılmak istenen konuyu sadece Galip’in Rüya ve Celâl’i arama serüveni bağlamında değil, anlatılan hikâyenin daha geniş bir boyutta düşünülmesini hedeflediği görülmektedir. Bütün bu kavramlar aracılığıyla roman ve farklı kaynaklar arasında kurulan ilişki çeşitli şekillerde ifade edilmiştir. Bu etkileşim sebebiyle ortaya modern romandan farklı olan yeniden üretilmiş bir postmodern roman çıkmıştır. “Postmodern romanda bu etkilenmenin altını çizme bir zayıflık değil, bilakis romanın anlamsal çağrışımlarını zenginleştirdiği için bir güç olarak görülmüştür” (Yaprak, 2012, s.484). Bu nedenle Orhan Pamuk da gerek karakterler aracılığıyla gerekse de metinlerarası ilişkileri çeşitli şekilde kurulmasını sağlayan alt kavramlar ile farklı metinlerden etkilendiğini açıkça göstermiştir. Metinlerarasılık bağlamında değerlendirdiğimizde ise, Kara Kitap, geleneğin aşılması değil, kaynak olarak kullanılacak bir birikim şeklinde algılanması gerektiğinin göstergesidir.

Aişe Gül Akkoyun

7 Haziran 2015

Kaynakça

Aktulum, K. (1999). Metinlerarası İlişkiler. Öteki Yayınevi.

Ecevit, Y.(2004). Orhan Pamuk’u Okumak: Kafası Karışmış Okur ve Modern Roman. İstanbul: İletişim Yayınları.

Ergül, H. S. (2014). Mevlana Yolu: Yanı başımızdaki hazineyi uzaklarda aramak, sonra da hazine diye sahte ve çürümüş gömülere takılmak niye?. Ergin Ergül.

Moran, B. (2003). rk Romanına Eleştirel Bir Bakış 3: Sevgi Soysal’dan Bilge Karasu’ya. İstanbul: İletişim Yayınları.

Pamuk, O. (2015). Kara Kitap. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Yaprak, T. (2012). Postmodernizimin Orhan Pamuk’un Romanlarındaki Yansımaları (basılmamış Yüksek Lisans Tezi).Adıyaman Üniversitesi, Adıyaman.

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

sanatlog-muzik-yazilari

Müzik ve Medeniyet

Müzik kelimesinin menşei olarak kabul edilen Müz (muse) adlı periler, Yunan mitolojisine göre, tanrı Zeus’un ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir