Anasayfa / Edebiyat / Toplumsal Cinsiyet ve Spor

Toplumsal Cinsiyet ve Spor

Toplumsal cinsiyet kavramı, cinsiyetlere toplumsal olarak yüklenen tarihsel ve kültürel bir kavramdır. Bu kavram, biyolojik olarak cinsiyet farklılıklarından çok, cinsiyetlerin toplumsal olarak konumlandırılmalarına dayanmaktadır. Kadınların, erkeklerin, eşcinsellerin, gaylerin ya da lezbiyenlerin biyolojik farklılıkları yanında onlara toplum tarafından atfedilmiş belirli cinsiyet rolleri vardır. Bunu belirleyen de toplumsal cinsiyettir.

Toplumsal cinsiyet kavramı spor alanında da yeniden üretilen ve sabitlenen bir kavramdır. Özellikle sporda bedenin ve fiziksel performansın en üst düzeyde önemli olması, spor ortamını toplumsal cinsiyet ideolojilerinin yapılanması ve doğrulanması için güçlü bir ortam haline getirmektedir. Spor, geleneksel olarak erkeksi cinsiyet rolü özellikleri gerektiren bir erkek etkinliği olarak görülüp, üstün sportif performans erkeklikle eşdeğer kabul edilmektedir.

Spordaki toplumsal cinsiyet ayrımı ilk olarak biyolojik özelliklere atıfla yapılmaktadır. Kadınlar, fizikleri gereği erkeklere göre daha nazik ve incinebilir olduklarından, spor daha en başta bir erkek aktivitesi olarak görülmüştür. Bunun yanında kadınların spora katılmaları konusunda dezavantajlı olmalarının nedenleri ile ilgili yapılan araştırmalarda şu sonuçlar ortaya çıkmıştır:

Yarışma sporlarına yoğun katılım, çocuk yetiştirmede kadınların sorun yaşamalarına neden olur,

Temas içerikli spor etkinlikleri kadınların üreme organları ve göğüsleri için tehlikelidir,

Kadınlar erkeklerden daha ince kemik yapısına sahiptirler, bu yüzden daha kolay sakatlanırlar,

Spora yoğun katılım mensturasyon problemlerine ve bu da onların duygusal problem yaşamalarına yol açar, dolayısıyla kadın sporcular duygusal ve fiziksel açıdan aşırı yorgunluğa neden olan ortamlara sokulmamalıdırlar.

human-scale-sanatlog.com

Kadının sporun dışında tutulmasının bir diğer nedeni ise; kamusal alan ve özel alan ayrımına dayanmaktadır. Kadınların patolojik bir fizyolojinin kurbanı olarak ağır sportif etkinliklere dayanamayacak kadar zayıf varlıklar olduğu miti kültürel olarak tanımlanan kadın bedeni hakkındaki gerçeklerden yola çıkarak ileri sürülmüş ve bu alanlar kadınlara kapalı tutulmuştur. Kadın ve erkek arasındaki fizyolojik ve psikolojik farklılıklara vurgu yapan medikal söylemlerin de birer kanıt olarak sunulduğu bu çabalarla, kadının sporda ikincilliğinin nedeni olarak onun anatomisi gösterilmiştir. Kadın bedeni üzerine kurulan denetim, onun geçmişte kamusal alana çıkmasına izin vermemiş, kadının ancak eğlence amaçlı spor yapmasını anlayışla karşılamıştır.

Sportif etkinliğin değerlendirilme ve algılanma biçiminin yanı sıra spor kurumunun bir toplumsal alan olarak nasıl algılandığı ve tanımlandığı da sporun toplumsal cinsiyet analizinde önemlidir. Toplumsal cinsiyet yaklaşımından baktığımızda bu süreçte ideolojik olarak önemli olan, kadın ve erkek arasındaki biyolojik farklılıkların toplumsal ayrışmaya ve eril üstünlüğe dönüşümü ve bu yolla kadınların spor deneyimlerinin önemsizleştirilmesi ve alçaltılmasıdır.

Sporun biyolojik temelli olarak öğrenilmesi aileden sonra okulda da devam etmektedir. Yapılan araştırmalarda, ilköğretim öğrencilerinden kendilerini tanıtmaları istendiğinde, toplumsal sınıf farkı olmaksızın bütün erkek öğrencilerin kendilerini yaptıkları / ilgilendikleri sporla tanıtırlarken, sadece lisanslı sporcu olan kız öğrencilerin kendilerin sporcu kimlikleri ile tanıttıkları belirlenmiştir.

Birçok toplumda olduğu gibi, Türk toplumunda da kadın ve erkek toplumsal cinsiyet rollerinin öğrenilmesinde, toplumsallaşma sürecinde büyük rollere sahip olan aile ve okul önemlidir. Örneğin, sporun toplumsallaşma sürecindeki önemine dair, erkek çocuklarının kendi erkekliklerini geliştirebilmeleri için spora katılımları aileler tarafından teşvik edildiği, kız çocuklarının ise vücutlarını korumaları ve kadınsı özelliklerini kaybetmemeleri için yarışma sporlarından uzak tutulduğu söylenmektedir. Türkiye’de kadınların spora katılımlarının önündeki engelleri araştırmak amacıyla kadın sporcularla yapılmış görüşmelerin sonucunda, kadınların sporu bırakma oranlarının diğer ülkelere göre yüksek olmasını nedeni olarak; evlenme yaşının çok küçük olması, genç annelik, kadınların ev içi sorumluluklarının fazlalığı ve kadınların sporda aktifleşmesiyle birlikte baba ve kocanın hayatlarındaki kontrollerinin artması ortaya çıkmıştır.

1980’lerin başında spor örgütlerinin toplumsal yapısı toplumsal cinsiyet perspektifi ile incelenmeye başlanmış ve bu örgütlerde kadın ve erkeğin konumlarının çok farklı olduğu gözlenmiştir. Örneğin, spor kurumunda toplumsal cinsiyet eşitliliğinin birçok erkek açısından tarafsız ve atama-terfi sistemi ile yürütülmekte olduğu, fakat birçok kadının, kadın olmalarından dolayı sistematik olarak dezavantajlı konumda kaldıkları ortaya çıkmıştır. Bu faktörler, cinsel taciz, fiziksel yıldırma, iş ve aile sorumlulukların dengeleme zorunluluğu, resmi olmayan erkek ağları, patronluk, atama, seçme ve iş görüşmelerinde eril önyargılar, toplumsal cinsiyet kalıp yargılar, kadın rol modellerinin ve kılavuzların yokluğu ve dışlanma şeklinde görülmektedir.

gender-inequality-in-higher-education

Toplumsal cinsiyet düzeni içinde sporda kadının ikincilleştirilmesinin bir yolu da belirli spor branşlarının kadınlara kapalı olması, kadınların dışlanmasıyla birlikte bu kararları veren, yani sporu ve kadın sporunu kontrol eden kişilerin erkek olması, eril mantığa sahip olmalarıdır. Buna en güzel örneklerden biri Türkiye’de çok kısa bir ömrü olan kadın futbol liginin ve futbol takımlarının kapatılmasıdır. 1990’lı yılların başında sayısı 50’yi bulan kadın futbol takımlarının oluşturduğu Kadınlar Futbol ligi, federasyonun yeterli bütçe ayırmaması, sponsorsuzluk ve ilgisizlik yüzünden önce birçok takımın feshedilmesi ve sonrasında da ligin kapatılması ile yok edilmiştir. Ayrıca, her ne kadar Norveç, Amerika ve Çin gibi ülkelerde kadın futbolu çok fazla seyirciye ve sporcuya sahip olsa da uluslar arası futbolun tepesinde yer alan kişilerin mantığının farklı olmadığını da söylemek mümkündür. Örneğin, kadın futbolunu geliştirmeyi hedefleri arasında alan FIFA başkanı Joseph Blatter’in bulduğu çözüm, kadınların daha dar formalar ve kısa şortlar giymeleridir, yani kadınlıklarını, cinselliklerini öne çıkarmalarıdır.

Kadın Bedeni ve Spor

1970’lerde ve 1980’lerde bedenin iktidarın bir alanı olarak ele alındığı feminist çalışmaların kapsamını daha çok şiddet ve kadın b edeni üzerindeki kontrol ihtiyacı oluşturmuştur. En önemli feminist talep, kadınların kendi bedenlerini kontrol hakkına sahip olmalarıdır. Bedene yapılan uygulamaların birincil planda olduğu, erkeklerin inşasında önemli rol oynadığı kabul edilen spor ortamında yer alan kadın sporcu bedenleri bu tartışmaların nadiren içinde yer almıştır.

Bedenin kültürel ve toplumsal varlık olarak ele alınması, hem spor kurumundaki hem de spor bilimleri alanındaki biyolojik beden vurgusunun ve beden/zihin ikileminin aşılmasın bakımından önemlidir. Özellikle yarışma sporlarında beden, çeşitli antrenman yöntemleri ve buna yardımcı programlarla (diyet, ilaç kullanımı, vb.) düzenlenen, fiziksel yeterliğin ya da fiziksel mükemmelliğin üst düzeyde belirleyici olduğu bir yapı olarak ele alınmaktadır. Spor bilimleri alanında etkisi çok fazla hissedilen bu biyolojik/bilimsel yaklaşım, bedeni optimal performansa ulaştırılacak, kondisyon edilecek ve korunacak bir makine olarak çizmiştir.

Ayrıca beden/spor ilişkisi, mükemmel bedenler olgusunu doğurmuş ve beden teknolojileri daha farklı biçimlerde işlemeye başlamıştır. Özellikle spor ortamında belirginleşen ilaç kullanımı, kadınlara uygulanan cinsiyet testleri, cinsel pratiklerin düzenlenmesi değişen toplumsal cinsiyet ideolojilerine hizmet ederken, idealleştirilen mükemmel bedeni korumaya yönelmektedir. 1960 Olimpiyatlarında cinsiyet testleri uygulanmaya başlanmıştır. Başarılı olan sporcu kadınlara uygulanan bu testlerde kadınların kromozom yapısı, hormonal yapısı incelenerek kadın mı erkek mi oldukları belirlenmektedir. Örneğin, 1999 Dünya Veteran Spor Oyunları’nda Kathy Jaeger 100 metre dünya rekoru kırdığında, diğer yarışmacıların talebi üzerinde cinsiyet testine tabii tutulmuştur.

Geleneksel yaşam tarzında, kadın bedeni yumuşaklık, uysallık, incelik ve zariflik sembollerini taşır ya da bu sembollerde anlam bulur. Ve böylesi bir kadın bedeninin yaratılmasında etkili olan iki faktör vardır. Birincisi bireysel güç/istek, ikincisi ise çeşitli endüstrilerdir: sağlıklı yaşam/spor/egzersiz kulüpleri, medya, televizyon programları, sağlık ve diyet endüstrisi, spor endüstrisi. Feminist yaklaşıma göre, bu faktörlerle işleyen incelik beklentisi kadının toplumsal cinsiyet düzenindeki ikincil konumunun devamına ve onun toplumsal, fiziksel ve dışavurumcu potansiyelinin kısıtlanmasına hizmet etmektedir.

Değişen dünya düzeni, geleneksel kadın bedenini de değişime zorlamış ve yeni bir kadın estetik anlayışı ortaya çıkarmıştır: Çok yönlü, güçlü ama estetik kadın bedeni. Kadınların vücut geliştirmenin popüler formlarına, aerobik ve egzersiz etkinliklerine katılımları, kadınların beden kültürünü değiştirmiştir. Türkiye’de son yıllarda bu yeni hareket kültürü altında değerlendirilebilecek yeni fiziksel uygunluk hareketleri (step, aerobik, yoga, pilates, vb.) çok popüler olmaya başlamıştır. Türkiye’de spor kültürünün olmaması ve sadece yarışma sporlarına vurgu yapılması göz önünde bulundurulduğunda, bu yeni beden kültürünün spor kültürü ya da spor alanı tarafından değil daha çok kozmetik endüstrisi tarafından şekillendiğini söylemek mümkündür.

Spor Haberlerinde Toplumsal Cinsiyet

Kitle iletişim araçlarının toplumsal cinsiyet rollerini yeniden ürettiği artık bilinen bir gerçektir. Medya, spor haberlerinde de toplumsal cinsiyet rollerine çeşitli vurgular yapmakta ve aynı anlamların tekrar üretilmesine katkıda bulunmaktadır. Örneğin, Süreyya Ayhan’ı konu alan gazetelerde yapılmış söylem çözümlemesi sonucunda, basının sporcu kadını tanımlarken seçtiği ifadelerle sporcu kimlikten önce kadınlık vurgusunu ön plana çıkardığını, sporda kadın başarısını sıra dışı bir durum olarak tanımlandığını ve bu şekilde sporda kadını ikincil konuma sokan yargıları pekiştirdiğini ortaya koymuştur. Süreyya Ayhan ve başarısının basında “Şans yüzüne gülmüş bir Anadolu çocuğu” olarak tanımlanması, sporda kadın deneyiminin ve başarısının nasıl kıyısallaştırıldığı ve şans işi olarak görüldüğüne bir örnektir.

woman-and-mens

“Manikürlü, ojeli, bakımlı eller, bakımlı saçlar, makyajlı yüzler, onlar diğer kadınlardan kaslıydılar ama… (kadındılar)”. Bu sözler ATV ana haber bülteninde Avrupa Halter Şampiyonasında ödül alan kadın sporcuların bakanla görüşmelerine ait haberde yer almaktadır. Yine aynı haber bülteninde Olimpiyat hazırlık çalışmalarına Türkiye’de devam etme kararı alan Süreyya Ayhan’a spikerin sorduğu ilk soru: “Gelinlik giydiğinizde neler hissettiniz? Ne değişti? Ve Süreyya Ayhan’ın verdiği yanıt: “Antrenmanlarım iyi gidiyor”. Medyanın toplumsal değerleri kültürlediği gerçeğine uygun işleyen bu örneklerde, kadının spor kurumundaki başarısının onayının, toplumsal sistemin sürekliliğine katkısı boyutunda ele alındığını ve medyanın tavrını kadının spordaki başarısından öte, toplumsal sistemden yana aldığını söylemek mümkündür.

2008 Olimpiyatlarında Türk Medyasının Tutumu

2008 Olimpiyatları’nda Türk medyasının spor haberlerinde toplumsal cinsiyetle ilgili söylemlerine dair bir içerik çözümlemesi yapılmıştır. O dönemde en çok satan üç gazeteden ikisi olan Vatan ve Sabah gazetelerinin ilk sayfaları ve spor sayfalarında çıkan haberler incelenmiştir. Elde edilen bulgular aşağıdaki gibidir:

Kadın sporcuların başarısızlığının fizikselliğe bağlanması: İki gazete de olimpiyatlarda yer alan kadın sporcuların başarısızlıklarının nedenlerini fiziksel olarak yetersiz olmalarına bağlamıştır. Yukarıda da bahsedildiği gibi, kadın her zaman spor alanı için incinebilir ve narin olarak gösterilmektedir. Medya da bu anlamı doğrulamakta ve yeniden üretmektedir.

Sakatlığı iyileşen Nurcan Taylan, Atina 2004’teki başarısını tekrarlamak için podyuma çıkacak. (Sabah)

Sakat Nurcan ‘0’ çekti. (Sabah)

Yine sakatlık belası! Özge yarıştan çekildi. (Sabah)

Sıfır çeken Nurcan’a büyük eleştiri (Zaman).

Erkek sporcuların başarısızlığının kabul edilemez olması: Gazeteler, kadın sporcuların başarısızlıklarını fiziksel yetersizliklerine bağlarken, erkek sporcuların başarısızlıkları ise, kabul edilemez olarak ele alınmıştır. Medya, bu sporcuların başarısızlıklarını yüz kızartıcı bulmakta ve hakarete varan eleştirilerde bulunmaktadır. Çünkü erkeğin fiziksel ve biyolojik yapısı gereği; spor alanında birinci olması kaçınılmazdır ve böyle bir durumda mağlup olması doğal olarak kabul edilemez anlayışı hakimdir.

Bunu senden beklemezdik. (Atina’da altın madalya kazanarak ‘Yeni Naim Süleymanoğlu’ şeklinde övülen Taner sağır, 77 kiloda sıfır çekti. Sabah).

Olimpiyatta neden başaramadık? (Sabah).

Pekin’e umutlu gittik, buruk döndük. (Sabah).

Son 20 yılın en kötüsü (Sabah).

Sucu, minderde varlık gösteremedi (Zaman).

Atıcılıkta da başaramadık (Zaman).

Ömer ve Gülşah havuzda boğuldu (Zaman).

Olimpiyat rüyamız kâbus oldu (Zaman).

Olimpiyattaki beklentimiz bu değildi (Zaman).

Rehavete kapılan sporcular madalya dışındaki hayallerinin kurbanı oldu (Zaman).

Bakan Şahin’den sporculara sitem (Zaman).

Kadınların, kadın kimlikleriyle tasvir edilmesi: Özellikle Türkiye adına yarışan kadın sporcular gazetelerde kadınlık öğeleriyle tasvir edilmektedirler. Sporcu kimliklerinden öte kadın kimlikleriyle ön plana çıkarılan kadın sporcular, bu tarz kimlikleri ancak başarılı oldukları takdirde elde etmektedirler.

Elvanımız Pekin’de yüzümüzü güldürdü. (Sabah).

3 madalyalı teyze (41 yaşındaki bayan yüzücü Dara Torres, Pekin Olimpiyatlarına damga vurdu. 3 madalya kazanan Torres, “Rakiplerimin ebeveynlerinden bile yaşlıyım” dedi. Sabah).

Gururumuz Elvan (Sabah).

2 kızımız beş bin finalinde (Elvan ile Alemitu Bekele, Sabah).

Büyüksün Elvan (Sabah).

Gururumuz Elvan (Pekin’de eğilen başımız, 10 bin metrede Elvan Abeylegesse ile dikildi. Sabah).

41 yaşındaki genç kızın hatırlattıkları (Zaman).

Cinsel içerikli yaklaşımların yalnızca yabancı sporcular için kullanılması: Gazeteler, Türk kadın sporcularını “namus” kavramı içinde ele almalarına karşın, yabancı kadın sporcular “seksi” olarak tanımlanmış ve cinsellikleri ön plana çıkarılmıştır.

Olimpiyatın 5 güzel halkası (Sabah).

Olimpiyatın en seksi takımı (Olimpiyat oyunlarının en seksi sporcuları arasında ABD’li yüzücü Amanda Beard da var. Playboy’a da poz veren Beard, sporseverlerin başını döndürüyor. Sabah).

Aşırı milliyetçi vurgu: Olimpiyatlar Türk basını için, çetin bir mücadele, bir savaş olarak betimlenmiştir. Dolayısıyla kazanmak ya da kaybetmek milli bir başarı ya da başarısızlık olarak algılanmaktadır. Genel olarak başarısızlık bireysel, başarı ise toplumsal olarak kabul edilirken, sporcuların başarıları deyim yerindeyse tüm dünyanın Türkiye’ye ve sporcularına karşı olmasına rağmen gerçekleşmiştir.

Unbalanced scale with a man and woman
Unbalanced scale with a man and woman

Türkçe öğreneceğim (Ramazan Şahin, Sabah).

Bir havluyu bile çok görmüşlerdi (Sabah).

Servet’in altın yoluna hakemler taş koydu! (Sabah).

Bayrak krizi çıktı (Sabah)

Türkiye adına çok mutluyum (Elvan, Sabah).

Her Türk kızı kadar Türk’üm (Elvan, Sabah).

Etiyopya bayrağını almadı (Elvan, Sabah).

Ben bir Türk kızıyım (Elvan, Sabah).

Türkiye’ye armağan olsun (Elvan, Sabah).

Türkiye için daha çok altın kazanacağım (Ramazan Şahin, Zaman).

Yarışta ölümüne koşmam istendi, ben de öyle yaptım (Elvan, Zaman).

Dramatik öğelere başvurulması: Kadın ve erkek sporcuların hayat hikâyeleri başarıları anlatılmak için dramatik öğelerle süslenerek sunulmuştur. Özellikle kadın sporcuların hayatları, yukarıda da bahsedilen Süreyya Ayhan örneğinde olduğu gibi, imkânsız bir başarı örneği olarak sergilenmiş ve dolayısıyla kadın sporcular marjinalleştirilmişlerdir. Bunun dışında sporcuların başarıları da aileleri habere dâhil edilerek dramatikleştirilmiştir.

Madalyayı anneme takmak isterdim (Pekin Olimpiyatlarında ilk madalyamızı, halterde 48 kiloda ikinci olan Sibel Özkan kazandı. Yurtta büyüyen genç sporcu “Madalyayı anneme takmak isterdim” dedi. Sabah).

Babamın kalbi dayanmıyor (Babasının maçlarında çok heyecanlandığını belirten milli boksör, “Geçen sene kalp krizi geçirdi. Bu yüzden beni çok korkutuyor” dedi. Sabah).

Muhammed Ali boksa başlattı (Pekin’de boksta bronz madalyayı garantileyen Yakup Kılıç, dünyaca ünlü boksörün fotoğrafını görünce çok etkilendiğini ve o günden sonra hayatının değiştiğini söyledi. Sabah).

Babamı düşündüm (Ramazan Şahin, Sabah).

Kolu kırıldı, tekvandocu oldu (Azize Tanrıkulu, Sabah).

İşte Elvan’ın hikayesi (Sabah).

Yetiştirme yurdundan olimpiyat kürsüsüne (Sibel Özkan’ın hayat hikayesi, Zaman).

Sibel, yetiştirme yurdundan olimpiyat kürsüsüne çıktı (Zaman).

Kızım, amcaları yendim madalyayla sana geliyorum (Nazmi Avluca, güreş, Zaman).

Hazırlık kampında su bile verilmeyen Şahin, Türkiye’nin gururu oldu (Zaman).

Gümüş madalya Azize’yi ağlattı (Zaman).

Medyada zorunlu heteroseksüellik

Toplumsal cinsiyet uygun olarak kabul edilen kadınlığın ve erkekliğin zorunlu heteroseksüelliğe göre tanımlanması, birçok toplumsal kurumda olduğu gibi spor kurumunda da kadının ve erkeğin konumunu belirlemektedir. Medya da altını çizdiği tanımlamalarıyla heteroseksüelliği zorunlu kılmaktadır.

Heteroseksüel kadınlığa uymama cinsiyetçi ve heteroseksist bir ayrım getirmekte ve bu ayrımdan kaçmak için sporcu kadınlar kadınlıklarını vurgulamaya çalışmaktadırlar. Bir erkek alanı olarak görülen spor ortamında yer alan birçok kadının, hegemonik erkekliğin her türlü özelliklerine sahip olan erkek sporcu kimliği altında, kendi sporcu kimliğini oluştururken kadınlığını ön plana çıkardığını, makyaj yaptığını, daha kadınsı kıyafetler giydiğini ve kadınsı davranışlarda bulunduğunu söylemek mümkündür. Amerika ve Kuzey Amerika’daki futbol ve buz hokeyi kadın sporcuların kozmetik ürünleri reklamlarına çıkmaları, bazı Avrupa voleybol takımlarının gerek kendi reklamlarını gerek çeşitli firmaların reklamlarını yapmak amacıyla takvimlerde cinselliği öne çıkaran pozlar vermeleri bu çabanın en görünür halleridir. Bu bağlamda heteroseksüel ve kadınsı görünüşün sunulmasının kadın sporcular için bir hayatta kalma stratejisi olduğu ileri sürülebilir; kadınlar spora kabul edilirler ama heteroseksüelliklerini ve kadınlıklarını korudukları müddetçe. Spor ortamındaki kadınlar da kadınlıkla ilgili toplumsal beklentilerin farkındadırlar ve kadınlık performansı bilinçli bir eylemdir; birçok kadın kendi kadınlıklarını arttıracak eylemlere girişirler.

Örneğin, 1988 olimpiyatlarında yer alan zenci atlet Florence Griffith Joyner’in sporcu kimliğinden çok kadın kimliği ön plana çıkmıştır. Çünkü kadınlığını çok fazla belli eden şeyler yapmaktan çekinmemiştir. Aşırı makyajı, kıyafetinin kadınsılığı, ojeleri, tırnakları sporundan daha fazla konuşulan şeyler olmuştur.

Erkekler erkekliğin popüler imgelerinden güç, kuvvet ve bedensel kahramanlığa uymadıklarında korkak olarak adlandırılırken, kadınlığın normlarına uymayan sporcu kadınlar da lezbiyen ve Erkek Fatma olarak adlandırılmaktadırlar.

Bu noktada erkekler de en az kadınlar kadar zor durumdadırlar. Birçok araştırmacı hegemonik erkekliğin başarılmasında ve gösterilmesinde bedensel kahramanlığın gösterilmesinin bir aracı olarak sporun önemine işaret etmişlerdir. Spor, oğlan çocuklarının erkek dünyasına ait değerleri, tutumları ve becerileri öğrenebilecekleri erkekleşme pratiğinin önemli alanlarından biri olarak görülmektedir.

Okul beden eğitimi ve spor alanında toplumsal ve kültürel pratiklere bedensel katılım yoluyla erkekliğin oluşma yollarının araştırıldığı çalışmalarda, bir grup olarak erkeklerin hegemonik erkeklik ve spor ilişkisinde avantajlı bir konumda olmalarına rağmen, bireysel olarak de birçok erkeğin beden eğitiminde olumsuz yaşantılar geçirdikleri ortaya konmaktadır. Geleneksel olarak erkeksi kabul edilen sporlara katılmayı reddeden ve atletik becerisi az olan erkek öğrenciler, diğer erkekler tarafından sıklıkla kıyısallaştırılmaktadırlar.

break-the-glass-ceiling

Farklı erkeklik biçimleri arasındaki etkileşim, ataerkil bir toplumsal düzenin işleyiş biçiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu düzende, erken olgulaşan, mezamorfik bir beden yapısına sahip olan erkek çocuklarının özellikle beden ölçüsünün, kaslılığın ve kuvvetin başarıda daha belirleyici olduğu fiziksel temas içeren takım sporlarında diğer erkek çocuklarına karşı belirgin bir avantajları olmaktadır.

Medyada Bir Vaka: Eşcinsel Hakem

Geçtiğimiz mayıs ayında medyada bir hakemin eşcinselliği üzerine çeşitli haberler ortaya çıkmıştır. Medyanın bu olaydaki tavrı heteroseksüelliği ne denli zorunlu kıldığı ve bunun dışında kalanları nasıl sert bir dille eleştirdiğini görmek açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir. Medyada eşcinsel hakeme yönelik çıkan başlıklar genellikle şu şekildedir:

Eşcinsel hakem derdini anlattı!

Eşcinsel hakem ortalığı karıştırdı

Eşcinsel hakeme düdük imkânsız

Bu tarz başlıklar hakemlik gibi erkek alanına dahil edilen bir meslek için; eşcinselliğin problemli ve yüz kızartıcı bir şey olduğunu belirtmek adına özenle seçilmişlerdir. Her zaman tarafsız ve yorumsuz haber verdiğini iddia eden medya, bu olayda tarafını açıkça belirtmiştir. Başkalarının ağzından söylenen sözleri, bir anlamda kendi düşünceleri olarak yansıtmıştır. “Askerlik yapamayacak kadar sağlıksız bir hakem nasıl sağlıklı bir maç yönetir” cümlesinin dahi yer aldığı haberler, medyada cinsiyetlere yönelik ayrımcılığın en açık göstergesidir. Bu konuya ilişkin bir haberde yer alan aşağıdaki ifadeler, bu yorumu desteklemektedir:

“Eşcinsel olduğu için görev yapması engellenen 32 yaşındaki hakemin, yeşil sahalara yeniden dönmesinin imkânsız olduğu bildirildi. 12 yıldır hakemlik yapan ancak eşcinsel olduğu anlaşılınca maç alamayan bu kişi, hukuk mücadelesini kazanması halinde bile görevine dönemeyecek. Bu hakem, yurt içinde hukuk savaşını kazanamayıp da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bile gitse sonuç değişmeyecek. AİHM, eşcinsel hakemi haklı bulsa dahi, hakemlere görev verme yetkisi Merkez Hakem Kurulu’nda bulunduğu için değişen bir şey olmayacak. Çünkü Futbol Federasyonu’na iletilen rapor, psikiyatri servisinden alınmış. Ortada psikiyatrik bir durum söz konusu olduğu için, adı geçen hakemin sportif bir ortamda karar merci olması doğru bir yaklaşım değil”.

kadin-ve-erkek

Yukarıdaki haber, eşcinsel bir hakemin başvuracağı karar mercileri ve buralardan çıkacak sonuçlarla ilgili dahi araştırma yapmış ve imkânsızlığını üstüne basa basa söylemiştir. Bu da; medyanın bu olaya karşı tutumunu net bir şekilde göstermektedir.

Şeyda Koçak Kurt

seydak@gmail.com

Kaynakça

Aitchison, Cara, Carmichael, Sport and Gender Identities: Masculinites, Femininities and Sexualities, Routledge, New York: 2006

Cahn, Susan. K., Coming on Strong: Gender and Sexuality in Twentieth-Century Women’s Sport, Harvard University, Cambridge: 1994

Creedon, Pamela, J. Women, Media, Sport: Challengin Gender Values, Sage, California: 1994

Drinkwater, Barbara, L., Women in Sport, Blackwell Science, Malden: 2000

Koca, Canan ve Nefise Bulgu, Spor ve Toplumsal Cinsiyet: Genel Bir Bakış, Toplum ve Bilim Dergisi, sayı:103

8-24 Ağustos 2008 tarihine ait Sabah ve Zaman gazeteleri

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

the-us-vs-john-lennon-2006

The U.S. vs. John Lennon (2006, David Leaf, John Scheinfeld)

Richard Nixon ya da bir başkası da olabilirdi, genelde iktidar sahiplerinin paranoyak eğilimlerinin arkaplanını siyasal ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir