Anasayfa / Sinema / Marmoulak (2004, Kertenkele) – Kamal Tabrizi

Marmoulak (2004, Kertenkele) – Kamal Tabrizi

İran sineması genel itibariyle duygusal, dram filmlerinin yoğunlukta olduğu bir yapıya sahiptir. Bunu İran coğrafyasının tarihsel seyrinden tutun da geçirdiği onlarca talihsiz deneyime kadar birçok sebebe bağlamak mümkün. Ancak bu İran toplumunun bir mizah anlayışının olmadığı anlamına gelmiyor. Nitekim Nietzsche’nin, “İnsanoğlu hayatta o kadar acı çeker ki, canlılar arasında yalnız o, gülmeyi icat etmek zorunda kalmıştır,” deyişinden de anlaşılacağı üzere asıl acı çekenin daha fazla gülmesi gerekir. Bunun yanında mizah kültürü put kırıcılığı, tabu yıkıcılığı ve eleştiri derinliğiyle de ayrı bir önem taşır. Senarist Peyman Ghassemkhani eşliğinde Kamal Tabrizi’nin İran sinemasının asık suratını değiştirmeyi hedefleyip hedeflemediğinden tam manasıyla emin olamasak da mizahın muhalif gücünden yararlandığından eminiz. Zira mesaj yerine ulaşmıştır ki film, muhafazakâr din adamlarıyla alay ettiği ve mevcut rejimi eleştirdiği gerekçesiyle kısa süre içerisinde yasaklanmıştır.

sanatlog-com-sinema

Filmi bir Ortodoks İslam – Heterodoks İslam kıyaslaması olarak okumak mümkün, aslında yönetmenin asıl derdinin bu olduğu da filmin tüm havasından anlaşılıyor. Bu kıyaslamada turnusol kâğıdı görevini üstlenen de düz duvarlara tırmanma özelliğinden dolayı kendisine “kertenkele” lakabı takılmış, günahkâr bir hırsız “Rıza” oluyor. Rıza başarısız bir soygun girişiminin ardından yakalanınca hapishaneye atılır ve hapishane müdürünün karşısına çıkarılır. Yönetmen burada Ortodoks hapishane müdürünün söylemlerinden, bu camianın epistemolojisine iner. Zira hapishane müdürünün, “Burası cezaevi değil, ben de cezaevi müdürü değilim. Burası bir ruhsal klinik ve sizi zorla da olsa cennete göndereceğim,” sözleri bu camianın kendini Allah konumuna koymasıyla beraber cennete gönderme görevini üstlenmesiyle gizli bir kibiri de içinde barındırdığının göstergesidir. Rıza’nın ilk alaycı gülüşü bu sözlerin üstüne ortaya çıkar ve ciddi bir yıkıcı figür üstlenir. Bununla beraber cezaevi müdüründe sıkça gözlenen “tahakküm epistemolojisi” de Ortodoksinin özelliklerinden biri olarak kenara yazılabilir. Örneğin hapishane tellerine takılan güvercinin Rıza’nın düz duvara tırmanma özelliği sayesinde serbest kalacağına inanmayan müdürün, “ Eğer bu duvara tırmanırsan bir hafta cezaevi işlerinden muaf kalırsın,” sözünü, Rıza bu işin hakkından geldikten sonra, “Hücreye atıldın, orada da bir hafta cezaevi işlerinden muaf olacaksın,” şeklinde kıvırması, kendi algı dünyasını sofist bir tarzda dayatmasıyla ilintilidir. Bu gün “sofist” dendiğinde ,gösterişli sözler, dil oyunları, safsata ve mantık hileleriyle başkalarının düşüncelerini etkilemeyi, yönlendirmeyi amaçlayan, insanlara yüzeyde çekici, ancak derinliği olmayan doğru görüntüleri verip , onları bu düşüncelere inandırmaya çalışan bir kişi akla gelir. İran’ın büyük kesim mollaları ile beraber tüm dünyadaki Ortodoks din adamlarının, çıkmazlarına karşı getirdikleri yol da bundan farklı değildir.

Tüm bu insafsızlıkların yanında hapishane sakinlerinin yozlaşmış dünyasını da kaldıramayan Rıza intihara karar verir. Başarısız bir intihar deneyimi sonucunda yaralanan Rıza, bu intihar deneyiminin hayatının dönüm noktası olacağının farkında değildir. Burada klasik bir İran sineması örgüsü olan “tevafuk” olgusundan bahsetmek gerekir. Tevâfuk, birbirine denk gelme, latîfâne (hoş, zarif) bir şekilde uyum içinde olma anlamına gelen İslamî terimdir. Anlamlı ve hikmetli (bilgece) amaçlarla, latîf bir şekilde birbirine yakışan ve birbiriyle ilişkili olan, uygunluk arz ederek bir düzenin varlığını gösteren, kısaca birbirine tevâfuk eden her şey, evrende tesâdüfe yer olmadığını işaret ve ispat eder. Majid Majidi ve diğer İran yönetmenlerinde de göze çarpan bu olgu aslında hayatı senaryoya dönüştüren bir olgudur. Nasıl ki yönetmen filminde her sahneyi bir diğer sahneye hizmet edecek biçimde inşa eder ve anlamlı bir bütün oluşturursa, Allah da aynı biçimde bizim önümüze çeşitli imkânlar çıkarır ve başımıza getirdiği her musibet onu fark edenler için bir çıkış noktasıdır. Tanrı evrene sürekli müdahale eder ve her şeyi anlamlı bir biçimde planlar. İşte Rıza’nın yarasından dolayı yattığı revirde karşılaştığı bir diğer molla da bu tevafukun örneklerinden bir tanesidir.

Bu molla diğer mollalara benzememektedir. Nitekim onunla karşılaştığımız sahnede elinde bulunan Küçük Prens kitabı bunun en net göstergesidir. Mollalığını ön plana çıkarmayan, boyacılık yaparak hayatını idame ettiren, kin beslemeyen, dinleyen ve filmin bel kemiğini oluşturan “Allah’a ulaşmanın insanların sayısı adedince yolu vardır” sözünü dillendiren yapısı Rıza’yı kendine çeker. Bir önceki gün molla olduğunu anlamayan Rıza’nın “Cennet ve cehennem hepsi yalan, bunları ben ve sen gibi tüm insanları kandırmak için söylüyorlar. İyi mollaları da yüksek fiyatlarla alıyorlar, zamanı gelince satmak için bekliyorlar.” sözlerini gülümseyerek karşılaması da bunlardan biridir. Tevafuk’a bakın ki hocanın adı da Rıza’dır ve dilinden Heterodoksinin sözleri dökülür. “İnsan sadece insan olduğu için saygıya layıktır. Güzel kıyafetler ona değer katmaz” sözü Rıza’ya toplumun çoktandır unutturduğu bir şeyi hatırlatır: İnsanlık!

Dünyanın Bütün Heterodoksları Birleşin!

marmoulak-2004-kamal-tabrizi

Dünyada hiçbir dinin ya da ideolojinin Ortodoks kesimleri diğerleriyle samimi bir payda ekseninde birleşemez. Ancak Heterodoksi gönül ve muhabbet ekseninde hareket eden her şeyde kendinden bir şeyler bulur. Örneğin İslam geleneğinden gelen Şeyh Bedreddin hareketinin o dönemin Hıristiyan Heterodokslarıyla birlikte hareket etmesi, tasavvufta bulunan Hinduizme ve Budizme ait özellikler bunun net göstergelerindendir. Bunun bir din olmasına da gerek yoktur. Nitekim hocamız, kertenkele Rıza’ya kendisine yakın hissettiği Küçük Prens’ten bir kısım okur:

“İnsanlar her şeyi marketlerden alır. Ancak dost satan marketler olmadığından dost satın alamazlar ve yalnızlık çekerler. Eğer bir dost istiyorsan gönlümü al.

Sordu: Peki gönül almak nedir?

Cevap verdi: İnsanlarla yakınlaşmak demektir. Bu ise günümüzde tamamen unutulmuş bir şeydir.
Tekrar sordu: Bunu nasıl yapabilirim?

Cevap verdi: Sabırlı olmalısın hem de çok…”

Allah’ın Günahı

iran-sinemasi-sanatlog-com

Hoca haklıdır, Allah hiçbir zaman tüm kapıları Rıza’nın yüzüne kapatmaz ancak bunun için Rıza’nın bir kez daha hırsızlık yapması gerekir. Mollalığın toplumsal konumunu bilen Rıza hocanın elbiselerini çalar ve bununla hapishaneden kaçar. Toplumdaki yozlaşma her yerde kendisini göstermiştir. Rıza gibi toplumdakiler de mollalığın statüsünü kullanmaya çalışmaktadır. Örneğin izin verilmeyen bir yoldan geçmek için yeni mollamız kertenkele Rıza’yı kullanan bir genç, Rıza’nın vasıtasıyla Allah’ın “şefkat tokadını” yer ve cüzdanı Rıza’ya kaptırır. Rıza’nın içine girdiği molla kıyafeti ve kimliği, filme tatlı bir hava katmaktadır. Zira mollaların ağır başlılığından faydalanarak onunla dalga geçen bir grup gence “Analarınıza selam söyleyin” diyen bir molla figürü gençlerde olduğu kadar onunla karşılaşan diğer kişilerde de dengesizlik yaratmaktadır. Tabi tevafuk’u devreye kattığımızda bütün bunların günahı Rıza’ya yol gösteren Allah’ındır.

Ters Misyon

kertenkele-film-analizi-kamal-tabrizi

Hapishaneden kaçtıktan sonra yakın bir arkadaşının evine sığınan Rıza, buradan arkadaşının ayarlayacağı pasaport ile yurt dışına kaçmayı planlar. O gece izlediği televizyon aracılığı ile de İran mollalarının bir kısmının söylemlerine tanık olur. Mohsen Namjoo’nun Hammash isimli parçasında dile getirdiği,

“Cep telefonu olan molla bizim,

bilgisayar dosyası olan devrim muhafızları bizim”

söylemi abartı değildir. İnternet, multimedya gibi bilişim terimlerini kullanan molladan karanlıklar içerisinden kurtulma metaforu olarak Quentin Tarantino’nun Pulp Fiction filmini kullanan mollaya geçişte Rıza biraz afallar ancak elbette bunlar da tevafukun bir parçasıdır. Rıza sınırda yaşayan Mahmut Mutazedi’nin elinden sahte pasaportunu alıp sınır dışına çıkmak için yola koyulur. Rıza taşıdığı molla kıyafeti ve misyonun altında hala eski Rıza’dır bir bakıma. İmameddin Nesimi’nin dillendirdiği dizeyi, Rıza’nın ağzından duymak da mümkündür:

Zâhid menem âbid menem âsî menem fâsik menem
Mü’min menem kâfir menem men külli insân olmuşam

Rıza her yönüyle bir insandır. Kadınlara karşı zaafı, sıkılması, sinirlenmesi ve öfkesiyle dayatılan molla figüründen ayrılır. Trendekilerin soru yağmurundan kendini kurtarmak için uydurduğu yalan gerçekleşir ve sınırdan kaçmaya giden Rıza şans eseri ismini uydurduğu köye imam olur. Ortodoksinin baskıcı mekanizmasının “cennetlik” etme uğraşlarından kaçan Rıza’nın kendisi artık insanlara yol gösterici bir konumda durmaktadır. Tabi burada Rıza’nın namaz kılmayı dahi bilmeyişi gibi birkaç önemsiz teferruatı atlarsak…

Rıza dini konulardaki bilgisizliğinden dolayı sadece sağduyusuna güvenerek hareket eder. Örneğin camide şarkı söyletmesi, karısını döven adamı dövmesi, sevişen gençleri desteklemesi, bunun güzel bir şey olduğunu dillendirmesi gibi bazı olaylar onun değerinden bir şey düşürmez. Çünkü Allah sık sık Rıza’ya yardım etmektedir. Pasaportunu almak için kapı kapı dolandığı köyde, gençlerin onun yoksullara yardım ettiğini sanması hem Rıza’nın değerini arttırır hem de bu sayede köyde böyle bir gelenek yaygınlaşmaya başlar. Tüm bunlarla hem Rıza’yla tanışan herkes hem de Rıza’nın kendisi kendi içinde bir yolculuğa başlar ve kendisiyle beraber evreni ve Tanrıyı keşfeder.

Tüm bunlar gerçekleşirken film Ortodoksinin suratına sille üstüne sille indirmektedir. Çocuğunu Kuran hafızlığı yarışmalarına hazırlayan cami ahalisinden bir baba, oğlunun yardım işlerine karşılık “Bunlar güzel şeyler ancak asıl işini erteliyorsun” der. Buna karşılık çocuğu “Hangisi asıl işim, insanlara yardım etmek mi yoksa Kuran ezberlemek mi?” diye sorar. Yani herkes yavaş yavaş Rıza’dan nasiplenmektedir, Rıza dışında. O hala pasaport alarak yurtdışına kaçma derdindedir, gözlerinin önünde gerçekleşen onlarca mucizeye rağmen. Ta ki bir seçim kampanyasına malzeme olarak kendi kaçtığı cezaevine vaaz vermeye gidene kadar.

Keşfediş

Rıza eski günlerinin geçtiği ortama geri döndüğünden midir, çıkmaza girdiğini fark ettiğinden midir bilinmez, vaaz sırasında duygusallaşır ve o güne kadar ki tüm birikimi birden kendini açığa vurur. Eski cezaevi müdürünün de karşısında olduğu bir gruba verdiği vaazdaki sözler oldukça önemlidir. Çünkü burada Rıza’nın Ortodokslara verdiği dersi görürüz. “Allah yalnızca iyilerin Allah’ı değildir” sözü ile Ortodoksların tanrı sahiplenmesi ve kibiri yıkılmaya çalışılır ve bir nebze kendi kibirleriyle yüzleştirilirler. Cezaevi müdürünün gözlerine bakarak “Kimseyi zorla cennete sokamazsınız” sözleri de bunlardan bir tanesidir. “İnsan değerlidir, sadece insan olduğu için.” sözleri ile de vaazını bitirir. Rıza’nın dışarıdaki ve kendi içindeki misyonu artık tamamlanmıştır. Sahte bir molla olduğu anlaşılır ve yakalanır. Hâlbuki Rıza asıl şimdi bir yol gösterici olmuştur ve camide söylenen bir Azeri türküsü “Küçelere Su Serpmişem” ile uğurlanır.

Kimilerine göre İslam’ın asıl özü, kimilerine göre ise İslam coğrafyasında bir karşı duruş olarak okunan Heterodoks İslam bütün güzelliği ve naifliğiyle burada kendisini gösterir. Şii geleneğe ve İran coğrafyasına çok uzak olmayan bu düşünce Kemal Tabrizi’nin günahkâr Rıza’sı ile vücut bulur ve kendisini Ortodoksinin ikiyüzlülüğünü faş ederek var eder. Ortodoksi ise bu tarz düşünceleri yasaklayarak ya da yok ederek yoluna devam edebileceğine inanarak karanlığına gömülür.

Ömer Mızrak

[email protected]

Yazarın diğer yazıları.

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

Otopsi: Hitchcock’un Psycho’sunun Sahne Sahne İncelemesi (Görsel Materyallerle Birlikte)

  1960 yılında Paramount Pictures şirketinin gözetiminde, Universal’in stüdyolarında çekilen ve Alfred Hitchcock’un son siyah ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kuşadası escort
bursa escort
ümraniye escort
çankaya escort
escort izmir