<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Tom &amp; Jerry ve Çizgi Filmlerde Şiddetin Parametreleri yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.sanatlog.com/sanat/tom-jerry-ve-cizgi-filmlerde-siddetin-parametreleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sanatlog.com/sanat/tom-jerry-ve-cizgi-filmlerde-siddetin-parametreleri/</link>
	<description>Sanatla büyüyenlere...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2010 23:33:27 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
	<item>
		<title>Yazar: operadaki sessizlik</title>
		<link>http://www.sanatlog.com/sanat/tom-jerry-ve-cizgi-filmlerde-siddetin-parametreleri/comment-page-1/#comment-3552</link>
		<dc:creator>operadaki sessizlik</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 11:51:52 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatlog.com/?p=3307#comment-3552</guid>
		<description>Enfes olmuş...

Çizgi filmler göründüğü gibi pek öyle toz pembe değil. Eğlence amaçlı yaratılmış da olsalar, eğlencenin içinde vahşet var, kan var... Şiddeti konu alan filmlerden ayrı tutulamayacak nisbette şiddet barındırıyorlar. Sinemada şiddeti ele alırken çizgi filmleri de yabana atmamamız lazım bu noktada. İşbu nedenle yazdığın yazı gayet isabetli olmuş. Teşekkürler dostum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Enfes olmuş&#8230;</p>
<p>Çizgi filmler göründüğü gibi pek öyle toz pembe değil. Eğlence amaçlı yaratılmış da olsalar, eğlencenin içinde vahşet var, kan var&#8230; Şiddeti konu alan filmlerden ayrı tutulamayacak nisbette şiddet barındırıyorlar. Sinemada şiddeti ele alırken çizgi filmleri de yabana atmamamız lazım bu noktada. İşbu nedenle yazdığın yazı gayet isabetli olmuş. Teşekkürler dostum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: Editör (sinefil78)</title>
		<link>http://www.sanatlog.com/sanat/tom-jerry-ve-cizgi-filmlerde-siddetin-parametreleri/comment-page-1/#comment-3384</link>
		<dc:creator>Editör (sinefil78)</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 02:14:53 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatlog.com/?p=3307#comment-3384</guid>
		<description>Evet, Yabancı&#039;yı da bu sularda ilişkilendirebiliriz pekala...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Evet, Yabancı&#8217;yı da bu sularda ilişkilendirebiliriz pekala&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: azaplanca</title>
		<link>http://www.sanatlog.com/sanat/tom-jerry-ve-cizgi-filmlerde-siddetin-parametreleri/comment-page-1/#comment-3339</link>
		<dc:creator>azaplanca</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Dec 2009 13:41:58 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatlog.com/?p=3307#comment-3339</guid>
		<description>Tom ve Jerry&#039;de şiddetin ortaya çıkışının anlamsızlığı Albert Camus romanı Yabancı&#039;daki Meursault&#039;un cinayet işlemesinin anlamsızlığı gibi. Şiddet bir şekilde ortaya çıkıyor ama sebebi meçhul. Geriye gösteri kalıyor. Varoluşçuluğun &#039;absürd&#039; diye adlandırdıkları durum sanki...

Yazı ise çok etkileyici gerçekten de. Bilgilendirici ve aydınlatıcı. Eline sağlık...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tom ve Jerry&#8217;de şiddetin ortaya çıkışının anlamsızlığı Albert Camus romanı Yabancı&#8217;daki Meursault&#8217;un cinayet işlemesinin anlamsızlığı gibi. Şiddet bir şekilde ortaya çıkıyor ama sebebi meçhul. Geriye gösteri kalıyor. Varoluşçuluğun &#8216;absürd&#8217; diye adlandırdıkları durum sanki&#8230;</p>
<p>Yazı ise çok etkileyici gerçekten de. Bilgilendirici ve aydınlatıcı. Eline sağlık&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: Editör (sinefil78)</title>
		<link>http://www.sanatlog.com/sanat/tom-jerry-ve-cizgi-filmlerde-siddetin-parametreleri/comment-page-1/#comment-3321</link>
		<dc:creator>Editör (sinefil78)</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Dec 2009 04:24:27 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatlog.com/?p=3307#comment-3321</guid>
		<description>80&#039;lerde çocukken sadık bir çizgi film izleyicisiydim. O dönemde çekilmiş veya TRT&#039;ye yansıdığı kadarıyla, -özellikle hafta sonları çizgi dizi kuşağı vardı- sabah erkenden kalkıp kardeşlerimle ne var ne yok izliyorduk. Fakat yukarıdaki yazının nostaljik bir bakış açısıyla, çizgi filmlere aşkla bağlı bir yazarın çocukluk anılarına dönük kurgulanmadığını görüyorsunuz. Alttan alta kendini hissettiren öfke bunun ürünü denilebilir. Bu konuda Orhan&#039;a (Kusagami) katılıyorum. Bugünün minikleri de benzer süreçleri kat ederek büyüyecekler. Umarım Nagehan Hanım&#039;ın kızı Sijan da iyi bir sinema izleyicisi olur; filmleri özetlemek yerine &quot;okuma&quot; ve analiz etme taraftarı olarak yetişir. 

Yazıyı tasarlarken sadece çizgi filmlere odaklanmak istemiştim; ama konu(lar) çatallandı ve farklı yazılar ortaya çıktı. Tom ve Jerry metni dışında Şirinler üzerine de uzun bir yazı kaleme aldım. Bu yazıda kapitalizm ve komünizm üzerine de eğildim. Evet, neyse, okuduğunuz üzere konu bir hayli çatallandı ve sinema filmlerindeki şiddete bakmadan düşündüklerimin noksan kalacağını hissettim. &quot;Halkı sağlığa yararlı şoklara uğrattığını&quot; belirten yüceler yücesi auteur Hitchcock Baba da bu açıdan yazıya sinmiş oldu. 

Bir de Kubrick sevgisi ilk izlenim olarak görülebilirse de aslında A Clockwork Orange ile The Shining anımsatmaları bu sevgiyle alakalı değil. Bu iki filmi referans göstermemin nedeni şiddetin görünümleri ile doğrudan ilgili. The Shining&#039;i yıllardır bir korku filmi olarak &quot;okudum&quot; ve izledim. Aradan geçen süreçte, farklı zamanlarda filmi yeniden ve yeniden izlediğimde, bir korku filmi biçiminde değil, bilakis korku filmleri ve çizgi filmlerin, hatta klasik masal metafiziğinin aynadaki aksi olarak değerlendirmeye başladım. Elbette konu icabı bu filme detaylı bir şekilde girmedim; çünkü bu başka bir yazının konusu. Amacım, yerleşik düşüncelerin dayanaksız bir temel üzerine kurulduğunu göstermekti. Neydi onlar? Bir kere The Shining nasıl bir korku filmi değilse (ne demek istediğimi anlıyorsunuz), çizgi filmler de göründükleri kadar saf ve temiz değillerdi. Yanı sıra, şiddetin estetizasyonuna kuşkuyla bakan otoritelerin (medya ve iktidar organları) çizgi filmleri bahis konusu bile etmemelerini uygarlığın o temel ve geleneksel ikiyüzlülüğü ile ilişkilendirmek gerekiyordu ki A Clockwork Orange örneği tam da bu düşünceye oturan bir başyapıttı.

Buna ek olarak; Funny Games de parodik söylemi icabı konunun içine dahil oldu. (torkunc&#039;la da benzer düşünüyoruz bu açıdan.) Bu filmin nerede durduğu da hep yanlış anlaşıldı. Hatta Roger Ebert de dahil olmak üzere tutucu eleştirmenlerin hışmına uğradı. (Roger Ebert&#039;in David Lynch&#039;in Lost Highway&#039;ine de saldırdığını o dönemden hatırlarsınız.) Fakat Funny Games gibi filmler önemli filmlerdir. Bu filmleri korku filmi zannetmek ve bu alışkanlık doğrultusunda yazıp çizmek ise sinemasal teori açısından büyük bir kayıp diye değerlendiriyorum. Korku filmi ve korku parodileri -alt tür olarak anlamak, değerlendirmek icap etse de- arasında ayrıma gitmek gerekiyor. Bazen listeler yapılır. &quot;En İyi 10 Korku Filmi&quot; gibi. Listenin başına nedense hep The Shining yazılır. İşin açığı bu filmin korku janrı açısından kritiğini nasıl yapıyorlar, merak ediyorum. Liste yapmak ayrı şey, filmleri &quot;okumak&quot; ayrı şey. Bu konuda ciddi vakit kaybettiğimizi düşünüyorum. Filmin jeneriğine helikopterin gölgesinin sızdığını büyük bir ustalıkla (!) anlatan kalemler (!) bir de filmi &quot;okuma&quot;yı deneseler hiç de fena olmazdı. Funny Games&#039;de izleyiciye dönüp konuşan karakterler, nasıl ki izlediğimizin bir film olduğunu, bir kurmaca içinde olduğumuzu anımsatıyorlarsa, The Shining&#039;de gölgesi kadrajın içine sızan helikopter de aynı sinemasal vizyonun bir parçasıdır. Bunu Kubrick&#039;in egosantrik ve titiz yönetmen ahlakıyla yan yana getirmek gibi bir hataya düşmemek gerekir.

Bu konuyu uzattım, farkındayım; fakat yazı içinde doğrudan değinemediğim için burada detaylandırmak ihtiyacı hissettim.

Şu konu insanı düşündürüyor: Minikler ve ebeveynleri ile olan ilişkileri. The Shining&#039;de küçük Danny&#039;e anne-babası, Bugs Bunny&#039;den ödünç aldıkları &quot;Doc&quot; biçiminde sesleniyorlardı. Bu coğrafyada neler olup bitiyor doğrusu merak ediyorum. Bir anne-babanın çocuğuna neyi izletip izletmemesi konusunda belirleyici olup olmaması konusu halen güncelliğini koruyor. Sinema varoldukça bu konu da tabiatı gereği varlığını duyurmayı sürdürecek. Murat&#039;ın (Wherearethevelvets) söyledikleri bu açıdan çok mantıklı ve yerinde bence. Çocuklarımızın eğitiminden okuldan evvel asıl bizler sorumluyuz. Filmler de başlı başına bir okuldur evet ama film filmdir; yaşam yaşamdır... Dünya dönüyor hala...

Unutmamamız gereken bir şey daha var: &quot;Eğlence&quot;, Disney&#039;in, Hanna ve Barbera&#039;nın, Japon animatörlerin sinemasal evrenlerinde başat unsurdur, evet; fakat şiddetin hemen hepsinde fütursuzca, adeta panayır yerindeki bir palyaço seremonisi gibi utanmazca tasvir edildiğini söylemeye lüzum var mı? Şiddetin orijini Tom ve Jerry&#039;de olduğu gibi basit nedenlere dayandırıldıkça, kopan kafa ve bacakları izlemeye devam ettikçe insan soyu adına ne gibi bir kazanım elde edeceğiz merak ediyorum. Öyleyse, anne-babaların bu konuda daha ayrıntılı düşünmeleri -herhalde- gerekiyor; fakat korumacı tutum içerisine girmemeleri koşuluyla... Çocukların özgüvenlerini yıkıcı davranışta bulunmak, aşırı sahiplenici yetiştirmek, potansiyel Norman Bates&#039;ler yaratmak demek. Daha fazla Norman Bates ise daha fazla sorun demektir.

Filmlerden korkan, iktidar yetkelerinin sarsılmasından ürken liboşların, oylarımızı alarak vatandaşların daha iyi bir sosyal yaşama kavuşması yönünde hükümetler kuran adamların, Aileden Sorumlu bilmemkimlerin bunu özellikle düşünmeleri lazım geliyor! 

Türk sinema geleneğinde ise çoğu kez abuk sabuk filmler çekildi ve ne istikrarlı seri çizgi filmler üretilebildi (&quot;Allah&#039;a çok şükür&quot;, diyen bi Şirin Baba ikame ettik, temel başarımız budur bizim.) ne doğru düzgün bir korku filmi çekilebildi. Maalesef biz de SanatLog yazarları olarak sürekli yabancı kültürleri işlediğimiz için bazen eleştiriye maruz kalıyoruz ki, bunun açıklamasını Murat&#039;ın geçenlerde kaleme aldığı Istampitta adlı müzik yazısı özelinde daha önce yapmıştık. Çok eski bir uygarlık olduğu öngörülen Türk uygarlığını fazla öne çıkaramadığımız için bizi affedin!... Belki bir gün Şahan Götatar, Kubrickvari bir film çeker, biz de uzun soluklu yazaaar çizeriiiz...

SanatLog&#039;daki uzun yazıları üşenmeden okuyanları çok seviyoruz biz. (SanatLog yazarları zaten kitap da okudukları için fazla zorlanmıyorlar bu konuda...) Okuyuculara teşekkür ederim.

Daha az şiddet içeren bir dünya, tüm çocuklar için…</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>80&#8242;lerde çocukken sadık bir çizgi film izleyicisiydim. O dönemde çekilmiş veya TRT&#8217;ye yansıdığı kadarıyla, -özellikle hafta sonları çizgi dizi kuşağı vardı- sabah erkenden kalkıp kardeşlerimle ne var ne yok izliyorduk. Fakat yukarıdaki yazının nostaljik bir bakış açısıyla, çizgi filmlere aşkla bağlı bir yazarın çocukluk anılarına dönük kurgulanmadığını görüyorsunuz. Alttan alta kendini hissettiren öfke bunun ürünü denilebilir. Bu konuda Orhan&#8217;a (Kusagami) katılıyorum. Bugünün minikleri de benzer süreçleri kat ederek büyüyecekler. Umarım Nagehan Hanım&#8217;ın kızı Sijan da iyi bir sinema izleyicisi olur; filmleri özetlemek yerine &#8220;okuma&#8221; ve analiz etme taraftarı olarak yetişir. </p>
<p>Yazıyı tasarlarken sadece çizgi filmlere odaklanmak istemiştim; ama konu(lar) çatallandı ve farklı yazılar ortaya çıktı. Tom ve Jerry metni dışında Şirinler üzerine de uzun bir yazı kaleme aldım. Bu yazıda kapitalizm ve komünizm üzerine de eğildim. Evet, neyse, okuduğunuz üzere konu bir hayli çatallandı ve sinema filmlerindeki şiddete bakmadan düşündüklerimin noksan kalacağını hissettim. &#8220;Halkı sağlığa yararlı şoklara uğrattığını&#8221; belirten yüceler yücesi auteur Hitchcock Baba da bu açıdan yazıya sinmiş oldu. </p>
<p>Bir de Kubrick sevgisi ilk izlenim olarak görülebilirse de aslında A Clockwork Orange ile The Shining anımsatmaları bu sevgiyle alakalı değil. Bu iki filmi referans göstermemin nedeni şiddetin görünümleri ile doğrudan ilgili. The Shining&#8217;i yıllardır bir korku filmi olarak &#8220;okudum&#8221; ve izledim. Aradan geçen süreçte, farklı zamanlarda filmi yeniden ve yeniden izlediğimde, bir korku filmi biçiminde değil, bilakis korku filmleri ve çizgi filmlerin, hatta klasik masal metafiziğinin aynadaki aksi olarak değerlendirmeye başladım. Elbette konu icabı bu filme detaylı bir şekilde girmedim; çünkü bu başka bir yazının konusu. Amacım, yerleşik düşüncelerin dayanaksız bir temel üzerine kurulduğunu göstermekti. Neydi onlar? Bir kere The Shining nasıl bir korku filmi değilse (ne demek istediğimi anlıyorsunuz), çizgi filmler de göründükleri kadar saf ve temiz değillerdi. Yanı sıra, şiddetin estetizasyonuna kuşkuyla bakan otoritelerin (medya ve iktidar organları) çizgi filmleri bahis konusu bile etmemelerini uygarlığın o temel ve geleneksel ikiyüzlülüğü ile ilişkilendirmek gerekiyordu ki A Clockwork Orange örneği tam da bu düşünceye oturan bir başyapıttı.</p>
<p>Buna ek olarak; Funny Games de parodik söylemi icabı konunun içine dahil oldu. (torkunc&#8217;la da benzer düşünüyoruz bu açıdan.) Bu filmin nerede durduğu da hep yanlış anlaşıldı. Hatta Roger Ebert de dahil olmak üzere tutucu eleştirmenlerin hışmına uğradı. (Roger Ebert&#8217;in David Lynch&#8217;in Lost Highway&#8217;ine de saldırdığını o dönemden hatırlarsınız.) Fakat Funny Games gibi filmler önemli filmlerdir. Bu filmleri korku filmi zannetmek ve bu alışkanlık doğrultusunda yazıp çizmek ise sinemasal teori açısından büyük bir kayıp diye değerlendiriyorum. Korku filmi ve korku parodileri -alt tür olarak anlamak, değerlendirmek icap etse de- arasında ayrıma gitmek gerekiyor. Bazen listeler yapılır. &#8220;En İyi 10 Korku Filmi&#8221; gibi. Listenin başına nedense hep The Shining yazılır. İşin açığı bu filmin korku janrı açısından kritiğini nasıl yapıyorlar, merak ediyorum. Liste yapmak ayrı şey, filmleri &#8220;okumak&#8221; ayrı şey. Bu konuda ciddi vakit kaybettiğimizi düşünüyorum. Filmin jeneriğine helikopterin gölgesinin sızdığını büyük bir ustalıkla (!) anlatan kalemler (!) bir de filmi &#8220;okuma&#8221;yı deneseler hiç de fena olmazdı. Funny Games&#8217;de izleyiciye dönüp konuşan karakterler, nasıl ki izlediğimizin bir film olduğunu, bir kurmaca içinde olduğumuzu anımsatıyorlarsa, The Shining&#8217;de gölgesi kadrajın içine sızan helikopter de aynı sinemasal vizyonun bir parçasıdır. Bunu Kubrick&#8217;in egosantrik ve titiz yönetmen ahlakıyla yan yana getirmek gibi bir hataya düşmemek gerekir.</p>
<p>Bu konuyu uzattım, farkındayım; fakat yazı içinde doğrudan değinemediğim için burada detaylandırmak ihtiyacı hissettim.</p>
<p>Şu konu insanı düşündürüyor: Minikler ve ebeveynleri ile olan ilişkileri. The Shining&#8217;de küçük Danny&#8217;e anne-babası, Bugs Bunny&#8217;den ödünç aldıkları &#8220;Doc&#8221; biçiminde sesleniyorlardı. Bu coğrafyada neler olup bitiyor doğrusu merak ediyorum. Bir anne-babanın çocuğuna neyi izletip izletmemesi konusunda belirleyici olup olmaması konusu halen güncelliğini koruyor. Sinema varoldukça bu konu da tabiatı gereği varlığını duyurmayı sürdürecek. Murat&#8217;ın (Wherearethevelvets) söyledikleri bu açıdan çok mantıklı ve yerinde bence. Çocuklarımızın eğitiminden okuldan evvel asıl bizler sorumluyuz. Filmler de başlı başına bir okuldur evet ama film filmdir; yaşam yaşamdır&#8230; Dünya dönüyor hala&#8230;</p>
<p>Unutmamamız gereken bir şey daha var: &#8220;Eğlence&#8221;, Disney&#8217;in, Hanna ve Barbera&#8217;nın, Japon animatörlerin sinemasal evrenlerinde başat unsurdur, evet; fakat şiddetin hemen hepsinde fütursuzca, adeta panayır yerindeki bir palyaço seremonisi gibi utanmazca tasvir edildiğini söylemeye lüzum var mı? Şiddetin orijini Tom ve Jerry&#8217;de olduğu gibi basit nedenlere dayandırıldıkça, kopan kafa ve bacakları izlemeye devam ettikçe insan soyu adına ne gibi bir kazanım elde edeceğiz merak ediyorum. Öyleyse, anne-babaların bu konuda daha ayrıntılı düşünmeleri -herhalde- gerekiyor; fakat korumacı tutum içerisine girmemeleri koşuluyla&#8230; Çocukların özgüvenlerini yıkıcı davranışta bulunmak, aşırı sahiplenici yetiştirmek, potansiyel Norman Bates&#8217;ler yaratmak demek. Daha fazla Norman Bates ise daha fazla sorun demektir.</p>
<p>Filmlerden korkan, iktidar yetkelerinin sarsılmasından ürken liboşların, oylarımızı alarak vatandaşların daha iyi bir sosyal yaşama kavuşması yönünde hükümetler kuran adamların, Aileden Sorumlu bilmemkimlerin bunu özellikle düşünmeleri lazım geliyor! </p>
<p>Türk sinema geleneğinde ise çoğu kez abuk sabuk filmler çekildi ve ne istikrarlı seri çizgi filmler üretilebildi (&#8220;Allah&#8217;a çok şükür&#8221;, diyen bi Şirin Baba ikame ettik, temel başarımız budur bizim.) ne doğru düzgün bir korku filmi çekilebildi. Maalesef biz de SanatLog yazarları olarak sürekli yabancı kültürleri işlediğimiz için bazen eleştiriye maruz kalıyoruz ki, bunun açıklamasını Murat&#8217;ın geçenlerde kaleme aldığı Istampitta adlı müzik yazısı özelinde daha önce yapmıştık. Çok eski bir uygarlık olduğu öngörülen Türk uygarlığını fazla öne çıkaramadığımız için bizi affedin!&#8230; Belki bir gün Şahan Götatar, Kubrickvari bir film çeker, biz de uzun soluklu yazaaar çizeriiiz&#8230;</p>
<p>SanatLog&#8217;daki uzun yazıları üşenmeden okuyanları çok seviyoruz biz. (SanatLog yazarları zaten kitap da okudukları için fazla zorlanmıyorlar bu konuda&#8230;) Okuyuculara teşekkür ederim.</p>
<p>Daha az şiddet içeren bir dünya, tüm çocuklar için…</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: wherearethevelvets</title>
		<link>http://www.sanatlog.com/sanat/tom-jerry-ve-cizgi-filmlerde-siddetin-parametreleri/comment-page-1/#comment-3316</link>
		<dc:creator>wherearethevelvets</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Dec 2009 19:14:22 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatlog.com/?p=3307#comment-3316</guid>
		<description>Popüler kültürle savaşmanın en iyi yolu onu entelektüel düzeyde incelemektir bence. 
Bu yazı çok güzel birşey yav!!! Tam bana göre!

Bence Disney (kısa) çizgi filmleriyle Looney Tunes (kısa) çizgi filmlerini ayrı tutmak gerekli. Her ne kadar yazı Tom ve Jerry&#039;i baz aldıysa da tarz bakımından Looney Tunes&#039;a benziyor. Disney filmlerinde kahramanlar ölümsüzdür, başlarına evler yıkılır, hortumla havaya uçarlar ama ölmezler. Önemli fark, karakterlerin birbirlerine &quot;şiddet&quot; uygulamamasıdır. Sadece alt metinlerden şiddeti hissedebiliriz o kadar. Ama, Disney&#039;e rakip olarak çıkarılan Looney Tunes çizgi filmleri (Bugs Bunny, Daffy Duck, Porky Pig, Elmer Fudd, Sylvester, Tweety, Wile E. Coyote and Road Runner...) aynı tarzı yansıtsa da (jazz orkestrası ezgileri üzerine oturtulmuş slapstick tarzı komedi) burada çok belirgin bir şiddet vardır. Karakterler yine ölümsüzdür ama maruz kaldıkları şiddet olayları Disney karakterlerinden çok çok farklıdır. Burada bir karakterin karnında koca bir kurşun deliği açılır, kafasına can yakıcı aletlerle vurulur, bazen bizzat liğme liğme doğranır! Günümüzde bu tarzın geldiği nokta &quot;Happy Tree Friends&quot;dir; ki burada basbayağı gore sahneler söz konusudur ve bu sahnelerin komik olduğu düşünülür.

İzleyicide her zaman şöyle bir düşünce vardır; eğer şiddet bizim başımıza gelmiyorsa ve kötü kişiler şiddetten nasipleniyorsa, bu bizim rahatımızı bozmaz. Grafik şiddet barındıran (Hostel ve Saw serileri gibi) filmler bizde şiddete karşı bir bağışıklık oluşturur, bir tür desensitizasyon diyebiliriz. Ne zaman ki &quot;Otomatik Portakal&quot; veya &quot;Funny Games&quot; gibi aslında pek de grafik şiddet içermeyen ama şiddetin anatomisini çarpıcı bir şekilde yansıtan filmler görürüz, işte bu filmler (ajanlar) bizim bağışıklık sistemimizi aşar.

Görsel materyallerdeki şiddet toplumdaki şiddeti artırır mı? Kesinlikle hayır! Toplumda zaten var olan şiddet ekrana yansır. Eğer bir toplumda şiddet görsel malzemelere sıçramışsa artık yapılacak bir şey yoktur. Önemli olan çocuklarımızı ve gençlerimizi, bu tür şiddete meyletmeyecek şekilde, sevgi vererek yetiştirmektir. Bu sevgiyi ona zaten televizyon veya sinema veremez, günah keçisi olmamalıdırlar. Çocuğumuz, kafası yarılan ve beyni akan bir çizgi film kahramanına gülüyorsa, sorun bizdedir. Çocukları bu immünizasyondan korumalıyız ki değer yargıları ve dış etkenlerden aldıkları algılar temiz kalsın. Bir örnek vereyim. Kendisiyle ilgilendiğim bir kız çocuğuna, okusun diye resimli güzel bir kitap almıştım. Bir kağıt üzerine çizilmiş bir kuş resmi vardı ve bu kuş uçmak istiyordu. Gerçek kuşların tüm yardımlarına rağmen (haliyle) uçamıyordu ki bir çocuk geldi ve ondan bir uçurtma yaptı. Nihayet artık uçabiliyordu. Ne şirin bir öykü değil mi? Çünkü sizin de benim gibi bazı algılarınız törpülenmiş. Bu kitabı okuduktan sonra küçücük kız ağlamaya başladı ve kitaptan nefret ettiğini söyledi. Neden diye sorunca &quot;Ama o hiçbir zaman gerçek bir kuş olmadı ki? Onu kandırdılar.&quot; dedi...!!!

Her neyse, Hakan&#039;ımın yazısı bir içim su olmuş. Bence bu yazı sitede çokça okunmalı ve yorumlarla zenginleştirilmeli. Göründüğünden çok çok önemli çünkü...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Popüler kültürle savaşmanın en iyi yolu onu entelektüel düzeyde incelemektir bence.<br />
Bu yazı çok güzel birşey yav!!! Tam bana göre!</p>
<p>Bence Disney (kısa) çizgi filmleriyle Looney Tunes (kısa) çizgi filmlerini ayrı tutmak gerekli. Her ne kadar yazı Tom ve Jerry&#8217;i baz aldıysa da tarz bakımından Looney Tunes&#8217;a benziyor. Disney filmlerinde kahramanlar ölümsüzdür, başlarına evler yıkılır, hortumla havaya uçarlar ama ölmezler. Önemli fark, karakterlerin birbirlerine &#8220;şiddet&#8221; uygulamamasıdır. Sadece alt metinlerden şiddeti hissedebiliriz o kadar. Ama, Disney&#8217;e rakip olarak çıkarılan Looney Tunes çizgi filmleri (Bugs Bunny, Daffy Duck, Porky Pig, Elmer Fudd, Sylvester, Tweety, Wile E. Coyote and Road Runner&#8230;) aynı tarzı yansıtsa da (jazz orkestrası ezgileri üzerine oturtulmuş slapstick tarzı komedi) burada çok belirgin bir şiddet vardır. Karakterler yine ölümsüzdür ama maruz kaldıkları şiddet olayları Disney karakterlerinden çok çok farklıdır. Burada bir karakterin karnında koca bir kurşun deliği açılır, kafasına can yakıcı aletlerle vurulur, bazen bizzat liğme liğme doğranır! Günümüzde bu tarzın geldiği nokta &#8220;Happy Tree Friends&#8221;dir; ki burada basbayağı gore sahneler söz konusudur ve bu sahnelerin komik olduğu düşünülür.</p>
<p>İzleyicide her zaman şöyle bir düşünce vardır; eğer şiddet bizim başımıza gelmiyorsa ve kötü kişiler şiddetten nasipleniyorsa, bu bizim rahatımızı bozmaz. Grafik şiddet barındıran (Hostel ve Saw serileri gibi) filmler bizde şiddete karşı bir bağışıklık oluşturur, bir tür desensitizasyon diyebiliriz. Ne zaman ki &#8220;Otomatik Portakal&#8221; veya &#8220;Funny Games&#8221; gibi aslında pek de grafik şiddet içermeyen ama şiddetin anatomisini çarpıcı bir şekilde yansıtan filmler görürüz, işte bu filmler (ajanlar) bizim bağışıklık sistemimizi aşar.</p>
<p>Görsel materyallerdeki şiddet toplumdaki şiddeti artırır mı? Kesinlikle hayır! Toplumda zaten var olan şiddet ekrana yansır. Eğer bir toplumda şiddet görsel malzemelere sıçramışsa artık yapılacak bir şey yoktur. Önemli olan çocuklarımızı ve gençlerimizi, bu tür şiddete meyletmeyecek şekilde, sevgi vererek yetiştirmektir. Bu sevgiyi ona zaten televizyon veya sinema veremez, günah keçisi olmamalıdırlar. Çocuğumuz, kafası yarılan ve beyni akan bir çizgi film kahramanına gülüyorsa, sorun bizdedir. Çocukları bu immünizasyondan korumalıyız ki değer yargıları ve dış etkenlerden aldıkları algılar temiz kalsın. Bir örnek vereyim. Kendisiyle ilgilendiğim bir kız çocuğuna, okusun diye resimli güzel bir kitap almıştım. Bir kağıt üzerine çizilmiş bir kuş resmi vardı ve bu kuş uçmak istiyordu. Gerçek kuşların tüm yardımlarına rağmen (haliyle) uçamıyordu ki bir çocuk geldi ve ondan bir uçurtma yaptı. Nihayet artık uçabiliyordu. Ne şirin bir öykü değil mi? Çünkü sizin de benim gibi bazı algılarınız törpülenmiş. Bu kitabı okuduktan sonra küçücük kız ağlamaya başladı ve kitaptan nefret ettiğini söyledi. Neden diye sorunca &#8220;Ama o hiçbir zaman gerçek bir kuş olmadı ki? Onu kandırdılar.&#8221; dedi&#8230;!!!</p>
<p>Her neyse, Hakan&#8217;ımın yazısı bir içim su olmuş. Bence bu yazı sitede çokça okunmalı ve yorumlarla zenginleştirilmeli. Göründüğünden çok çok önemli çünkü&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
