<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Sanat Üzerine Felsefi Soruşturmalar yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.sanatlog.com/sanat/sanat-uzerine-felsefi-sorusturmalar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sanatlog.com/sanat/sanat-uzerine-felsefi-sorusturmalar/</link>
	<description>Sanatla büyüyenlere...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 19:57:10 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
	<item>
		<title>Yazar: dilruba</title>
		<link>http://www.sanatlog.com/sanat/sanat-uzerine-felsefi-sorusturmalar/comment-page-1/#comment-4460</link>
		<dc:creator>dilruba</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 May 2010 21:38:24 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatlog.com/?p=3333#comment-4460</guid>
		<description>ilginiz için teşekkürler.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>ilginiz için teşekkürler.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: operadaki sessizlik</title>
		<link>http://www.sanatlog.com/sanat/sanat-uzerine-felsefi-sorusturmalar/comment-page-1/#comment-3647</link>
		<dc:creator>operadaki sessizlik</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2010 11:24:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatlog.com/?p=3333#comment-3647</guid>
		<description>Üniversite hocaları az bilinen kavramları neden ödev konusu olarak seçerler, kendi bilmedikleri konular hakkında kısa yoldan bilgilenmek için mi? Ben en azından bazı yardımcı doçent veya doçentlerin asistanlarına hamallık yaptırtıp kendi doktora tezlerini bitirdiklerini biliyorum...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Üniversite hocaları az bilinen kavramları neden ödev konusu olarak seçerler, kendi bilmedikleri konular hakkında kısa yoldan bilgilenmek için mi? Ben en azından bazı yardımcı doçent veya doçentlerin asistanlarına hamallık yaptırtıp kendi doktora tezlerini bitirdiklerini biliyorum&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: Editör</title>
		<link>http://www.sanatlog.com/sanat/sanat-uzerine-felsefi-sorusturmalar/comment-page-1/#comment-3599</link>
		<dc:creator>Editör</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Jan 2010 05:43:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatlog.com/?p=3333#comment-3599</guid>
		<description>&lt;strong&gt;Haklısınız, Türkçede multi-disiplin(er) / multi-disiplinlilik kavramı ile ilgili yeterli kaynak metin yok.

Şöyle diyebiliriz: 

Felsefi, edebi veya sosyolojik araştırma-inceleme-akıl yürütmelerde multi-disiplinlilik olabildiğince farklı alanların epistemolojik bulgu ve tezlerinden yararlanarak çıkarım ve saptamalarda bulunabilme yoludur. Mesela; postmodern bir anlatıyı analiz ederken haliyle yapısalcılık ve post-yapısalcılık teorilerinden, yanı sıra dilbilimsel gelenekten yararlanma yoluna gidilir. Bir sinema yapıtını fenomenolojik açıdan değerlendirmek için kapsamın geniş tutulması gerekir ki bu da derinlemesine bir sonuca ulaşabilmek için handiyse gereklidir. Katmanlı bir metin doğal olarak alt-metin ve üst-metinden meydana gelir. Metinleri çoğul okuma stratejilerinin süzgecinden geçirerek analiz edebiliriz. Bu açıdan multi-disipliner bir vizyonla yaklaşmamız icap edecektir. James Joyce&#039;un devasa romanı Ulysses&#039;i yorumlamak demek, multi-disipliner bir vizyonla ele almak demektir ki bu da İngiliz edebiyat geleneğini ilk elden sınamamızı gerektirir; farklı dilsel coğrafyaları özümsemeyi gerektirir. Karakter analizi yapmak için ise Freudyen okumalar lazımdır. Mesela Bloom üzerinden fetişizm sorunununa değinilebilir. Anlatı teknik ve yöntemleri (parodi, ironi; bilinç akışı tekniği, tanrı-bilici anlatım metodu) ise başlı başına bir inceleme konusudur. 

John Berger, Görme Biçimleri&#039;nde ünlü ressamların gösterişli çalışmalarını incelerken multi-disipliner bir yaklaşım tarzını benimsemiştir. Tabloları &quot;okurken&quot; salt konjonktürel eğilimlerle kendisini sınırlandırmamış, bu eserlere modern bir bakışla da bakmaya çalışmıştır. Modernizm zaten &quot;büyük bir anlatı&quot;dır. İçinde batı felsefesinin türlü çeşitli yaklaşım ve disiplinlerini barındırır. 

Kısaca; multi-disiplinlilik, epistemolojik donanımı zaruri kılmaktadır. Bu donanım psikolojiyi, felsefeyi, edebiyatı ya da sosyolojiyi yardıma çağırmak demektir.

Aşağıdaki linkte de yabancı kaynaklardan derlenmiş bir metin var:

&lt;a href=&quot;http://www.caginpolisi.com.tr/v1/yazdir.php?art_id=871&quot; rel=&quot;nofollow&quot;&gt;http://www.caginpolisi.com.tr/v1/yazdir.php?art_id=871&lt;/a&gt;

Çalışmanızda başarılar...&lt;/strong&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haklısınız, Türkçede multi-disiplin(er) / multi-disiplinlilik kavramı ile ilgili yeterli kaynak metin yok.</p>
<p>Şöyle diyebiliriz: </p>
<p>Felsefi, edebi veya sosyolojik araştırma-inceleme-akıl yürütmelerde multi-disiplinlilik olabildiğince farklı alanların epistemolojik bulgu ve tezlerinden yararlanarak çıkarım ve saptamalarda bulunabilme yoludur. Mesela; postmodern bir anlatıyı analiz ederken haliyle yapısalcılık ve post-yapısalcılık teorilerinden, yanı sıra dilbilimsel gelenekten yararlanma yoluna gidilir. Bir sinema yapıtını fenomenolojik açıdan değerlendirmek için kapsamın geniş tutulması gerekir ki bu da derinlemesine bir sonuca ulaşabilmek için handiyse gereklidir. Katmanlı bir metin doğal olarak alt-metin ve üst-metinden meydana gelir. Metinleri çoğul okuma stratejilerinin süzgecinden geçirerek analiz edebiliriz. Bu açıdan multi-disipliner bir vizyonla yaklaşmamız icap edecektir. James Joyce&#8217;un devasa romanı Ulysses&#8217;i yorumlamak demek, multi-disipliner bir vizyonla ele almak demektir ki bu da İngiliz edebiyat geleneğini ilk elden sınamamızı gerektirir; farklı dilsel coğrafyaları özümsemeyi gerektirir. Karakter analizi yapmak için ise Freudyen okumalar lazımdır. Mesela Bloom üzerinden fetişizm sorunununa değinilebilir. Anlatı teknik ve yöntemleri (parodi, ironi; bilinç akışı tekniği, tanrı-bilici anlatım metodu) ise başlı başına bir inceleme konusudur. </p>
<p>John Berger, Görme Biçimleri&#8217;nde ünlü ressamların gösterişli çalışmalarını incelerken multi-disipliner bir yaklaşım tarzını benimsemiştir. Tabloları &#8220;okurken&#8221; salt konjonktürel eğilimlerle kendisini sınırlandırmamış, bu eserlere modern bir bakışla da bakmaya çalışmıştır. Modernizm zaten &#8220;büyük bir anlatı&#8221;dır. İçinde batı felsefesinin türlü çeşitli yaklaşım ve disiplinlerini barındırır. </p>
<p>Kısaca; multi-disiplinlilik, epistemolojik donanımı zaruri kılmaktadır. Bu donanım psikolojiyi, felsefeyi, edebiyatı ya da sosyolojiyi yardıma çağırmak demektir.</p>
<p>Aşağıdaki linkte de yabancı kaynaklardan derlenmiş bir metin var:</p>
<p><a href="http://www.caginpolisi.com.tr/v1/yazdir.php?art_id=871" rel="nofollow">http://www.caginpolisi.com.tr/v1/yazdir.php?art_id=871</a></p>
<p>Çalışmanızda başarılar&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: dilruba</title>
		<link>http://www.sanatlog.com/sanat/sanat-uzerine-felsefi-sorusturmalar/comment-page-1/#comment-3591</link>
		<dc:creator>dilruba</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2010 02:28:59 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatlog.com/?p=3333#comment-3591</guid>
		<description>slm. sizlerden bişi rica edebilir miyim. ben gsf ögrencisiyim, arastırma yapıyorum. konu; multidisiplin nedir? fakat yeni bir kavram olduğundan kaynak bulamıyorum. konu ile ilgili fikirlerinizi alabilir miyim? yardımcı olursanız sevinirim :(</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>slm. sizlerden bişi rica edebilir miyim. ben gsf ögrencisiyim, arastırma yapıyorum. konu; multidisiplin nedir? fakat yeni bir kavram olduğundan kaynak bulamıyorum. konu ile ilgili fikirlerinizi alabilir miyim? yardımcı olursanız sevinirim <img src='http://www.sanatlog.com/wp-includes/images/smilies/icon_sad.gif' alt=':(' class='wp-smiley' /> </p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: wherearethevelvets</title>
		<link>http://www.sanatlog.com/sanat/sanat-uzerine-felsefi-sorusturmalar/comment-page-1/#comment-3351</link>
		<dc:creator>wherearethevelvets</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Dec 2009 17:56:04 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatlog.com/?p=3333#comment-3351</guid>
		<description>Sanırım, şu son durumda anlıyoruz ki, sanata asla ulaşamayacağız. Elimizde sanatsal obje var, bununla yetinmek zorundayız.  

Bazı fikirlerim var; belki Emin&#039;inkilerle paraleldir, bilemiyorum (yanlış anlama ihtimalim çok yüksektir çünkü bir yazı okurken aslında kafamdakileri düşünürüm). İlk önce elimdeki tek şey &quot;yaratım&quot;. Sanat olması için içinde yaratı olmalıdır (herhalde bunda hemfikiriz).

*Sanatçı olmak için sanat yapmak gerekir. Bu durumda daha önceden yapılmış bir sanatı yorumlayan kişiler sanatçı değil yorumcudur (mesela TSM sanatçıları).

*Sanatın varolabilmesi için içinde bulunduğu sürecin mutlaka sonuçlanması gerekmez. Eğer bir tablo henüz tamamlanmamışsa veya halkın karşısına çıkarılmamışsa bile sanattır. Sanat sanat için (mi) dir (?) Hepimiz birer sanatçıyız (?)

*Sanatsal obje, sanatı anlayabilmemiz için bir kılavuzdur. Ondan yola çıkarak insanı (sanatçıyı) anlayabiliriz. Sanatsal obje karşısında retrospektif çalışmalar yapılmazsa sanata ulaşılamaz.

*Bir sanatın sanat olabilmesi için, bir insan tarafından gerçekleştirilmesi gerekir çünkü bilinç gerektirir. Eğer elde edilen sonuçta, insanın kendisi hissedilmiyorsa, bilgisayar çıktısı gibi bir sanatsal objeyle karşı karşıya isek, bu durumda sanat söz konusu değildir. Bu zanaattir. Bu, şuraya gider; eğer bir sanatsal objeden, onu gerçekleştiren kişiyi tanıyamıyorsak bu onun sanatsal değerini düşürür. Sanatçı sanat süreci boyunca kendisinden bir şey vermemiştir. Elimize bir tablo geçtiğinde, güzel olsun iyi olsun, onu yapan kişiyi tanıtan özellikler taşımıyorsa değeri düşer. Bu durum ilgiyi objeden çok, onu yaratan insana çevirir.

*Eğer sanat hakkıyla gerçekleştirilmişse, yaratım sürecinde yaratıcı kendisini hem iyi ifade etmişse hem de bu süreçte kendisini geliştirmişse (kendisi de bir sürece girmişse) ortaya çıkan eserin kalitesini değerlendirmek abestir. Bu durumda bir Hitchcock filmiyle, kendisini çok iyi ifade eden ve sanat sürecini hakkıyla gerçekleştirmiş bir amatör film, &quot;sanatsal&quot; olarak birbirine üstün değildir (en sevdiğim çıkarım bu işte).

*Ajdar bir sanatçıdır. Ortaya çıkan objeye bakılmaksızın, yaratım sürecini açıkça ortaya koyan işlere imza atar. Ne olduğunu bilmesek bile bir şarkısını duyduğumuzda onun Ajdar şarkısı olduğunu anlarız; primitif duygularını, olgunlaşmamış karakterini ve beceriksizce sıraladığı sözcüklerden oluşan düşünce yapısıyla gerçekleştirdiği yaratım sürecini hemen anlayabiliriz. 

Bunları sırf tartışalım diye yazıyorum. Kışkırtıcı bir duruma düşmek istemiyorum tabi ki.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sanırım, şu son durumda anlıyoruz ki, sanata asla ulaşamayacağız. Elimizde sanatsal obje var, bununla yetinmek zorundayız.  </p>
<p>Bazı fikirlerim var; belki Emin&#8217;inkilerle paraleldir, bilemiyorum (yanlış anlama ihtimalim çok yüksektir çünkü bir yazı okurken aslında kafamdakileri düşünürüm). İlk önce elimdeki tek şey &#8220;yaratım&#8221;. Sanat olması için içinde yaratı olmalıdır (herhalde bunda hemfikiriz).</p>
<p>*Sanatçı olmak için sanat yapmak gerekir. Bu durumda daha önceden yapılmış bir sanatı yorumlayan kişiler sanatçı değil yorumcudur (mesela TSM sanatçıları).</p>
<p>*Sanatın varolabilmesi için içinde bulunduğu sürecin mutlaka sonuçlanması gerekmez. Eğer bir tablo henüz tamamlanmamışsa veya halkın karşısına çıkarılmamışsa bile sanattır. Sanat sanat için (mi) dir (?) Hepimiz birer sanatçıyız (?)</p>
<p>*Sanatsal obje, sanatı anlayabilmemiz için bir kılavuzdur. Ondan yola çıkarak insanı (sanatçıyı) anlayabiliriz. Sanatsal obje karşısında retrospektif çalışmalar yapılmazsa sanata ulaşılamaz.</p>
<p>*Bir sanatın sanat olabilmesi için, bir insan tarafından gerçekleştirilmesi gerekir çünkü bilinç gerektirir. Eğer elde edilen sonuçta, insanın kendisi hissedilmiyorsa, bilgisayar çıktısı gibi bir sanatsal objeyle karşı karşıya isek, bu durumda sanat söz konusu değildir. Bu zanaattir. Bu, şuraya gider; eğer bir sanatsal objeden, onu gerçekleştiren kişiyi tanıyamıyorsak bu onun sanatsal değerini düşürür. Sanatçı sanat süreci boyunca kendisinden bir şey vermemiştir. Elimize bir tablo geçtiğinde, güzel olsun iyi olsun, onu yapan kişiyi tanıtan özellikler taşımıyorsa değeri düşer. Bu durum ilgiyi objeden çok, onu yaratan insana çevirir.</p>
<p>*Eğer sanat hakkıyla gerçekleştirilmişse, yaratım sürecinde yaratıcı kendisini hem iyi ifade etmişse hem de bu süreçte kendisini geliştirmişse (kendisi de bir sürece girmişse) ortaya çıkan eserin kalitesini değerlendirmek abestir. Bu durumda bir Hitchcock filmiyle, kendisini çok iyi ifade eden ve sanat sürecini hakkıyla gerçekleştirmiş bir amatör film, &#8220;sanatsal&#8221; olarak birbirine üstün değildir (en sevdiğim çıkarım bu işte).</p>
<p>*Ajdar bir sanatçıdır. Ortaya çıkan objeye bakılmaksızın, yaratım sürecini açıkça ortaya koyan işlere imza atar. Ne olduğunu bilmesek bile bir şarkısını duyduğumuzda onun Ajdar şarkısı olduğunu anlarız; primitif duygularını, olgunlaşmamış karakterini ve beceriksizce sıraladığı sözcüklerden oluşan düşünce yapısıyla gerçekleştirdiği yaratım sürecini hemen anlayabiliriz. </p>
<p>Bunları sırf tartışalım diye yazıyorum. Kışkırtıcı bir duruma düşmek istemiyorum tabi ki.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

