<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Sanat Üzerine Felsefi Soruşturmalar 2 yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.sanatlog.com/sanat/sanat-uzerine-felsefi-sorusturmalar-2/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sanatlog.com/sanat/sanat-uzerine-felsefi-sorusturmalar-2/</link>
	<description>Sanatla büyüyenlere...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 19:57:10 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
	<item>
		<title>Yazar: emin</title>
		<link>http://www.sanatlog.com/sanat/sanat-uzerine-felsefi-sorusturmalar-2/comment-page-1/#comment-3427</link>
		<dc:creator>emin</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Dec 2009 08:12:07 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatlog.com/?p=3382#comment-3427</guid>
		<description>bence sanat akademileri bu anlamda sadece zanaat öğretme yeri olarak algılanabilir. belki de bundan dolayı tek tip çıkıyorlar. çünkü daha çok obje üzerine olan bir eğitim var ve objenin nasıl estetik yapılabileceği öğretiliyor bu okullarda.. ki bu da &quot;çağdaki estetik mutlaklığının&quot; bir öğretisi oluyor.. ki zaten okul başlı başına, toplumun bireyi istediği kişiye dönüştürme kurumudur :)

bir sanatçı ister sanatsal sürecini anlatır, ister anlatmaz. ama biz toplum olarak daha vakur, daha içine dönük, daha sükut insanları seviyoruz sanırım(ben de öyleyim).. hani bir laf vardır ya, biliyorsan dinle &quot;biliyor&quot; desinler, bilmiyorsan sus adam(bilge) sansınlar.

ancak sanatçının kendi deneyimini başkalarına anlatma çabası bence boş bir uğraştır. kimi sanatçılar tamamen bu &quot;anlatma olayına&quot; dönük oluyorlar.. deyim yerindeyse kendilerini paralıyorlar.. fakat bu da sanatçının kendini yansıtma objelerinin bir parçasına dönüşmüş olur.. demek ki içinde bir yerlerde &quot;dışarıyla iyi iletişime geçememe&quot; durumu falan vardır. bu da kendi üzerine kazı sonucu çıkmış bir edimdir. 

yani demek istediğim, sanat objesi tek başına değildir. &quot;sonsuzluk bence daireseldir&quot; triplerini de, bu söz sanatçısı tarafından ilk sergide söylendiği anda, içermeye başlar. objeyi tüketen kişi, bu sözü okuduğu, duyduğu anda(veya bu söze benzer şeyleri), objeyi de bu sözle beraber tüketmeye başlayacaktır.. ki bu da sanatçının aslında sanatsal süreci bitirememiş olduğunu gösterir. ve aslında &quot;sonsuzluk daireseldir&quot; demesi sanatsal süreci anlatma çabası değil, sanatsal objeyi şekillendirme çabası olur. o hala sanatsal edim içerisindedir. ve bunu bilmiyordur. kendini başkalarına anlatmaya paralarken, anlaması gereken ilk şey, ilkin kendini kendine anlatabilmesi gerektiğidir.

ama bu konuda ne söylenirse boş.. herkes kendi deneyimlerinden sorumludur. anlatmalı mı? bence hayır. bu onu küçük gösteriyor. ama anlatmak isterse de bu kendi bileceği bir iş..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>bence sanat akademileri bu anlamda sadece zanaat öğretme yeri olarak algılanabilir. belki de bundan dolayı tek tip çıkıyorlar. çünkü daha çok obje üzerine olan bir eğitim var ve objenin nasıl estetik yapılabileceği öğretiliyor bu okullarda.. ki bu da &#8220;çağdaki estetik mutlaklığının&#8221; bir öğretisi oluyor.. ki zaten okul başlı başına, toplumun bireyi istediği kişiye dönüştürme kurumudur <img src='http://www.sanatlog.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>bir sanatçı ister sanatsal sürecini anlatır, ister anlatmaz. ama biz toplum olarak daha vakur, daha içine dönük, daha sükut insanları seviyoruz sanırım(ben de öyleyim).. hani bir laf vardır ya, biliyorsan dinle &#8220;biliyor&#8221; desinler, bilmiyorsan sus adam(bilge) sansınlar.</p>
<p>ancak sanatçının kendi deneyimini başkalarına anlatma çabası bence boş bir uğraştır. kimi sanatçılar tamamen bu &#8220;anlatma olayına&#8221; dönük oluyorlar.. deyim yerindeyse kendilerini paralıyorlar.. fakat bu da sanatçının kendini yansıtma objelerinin bir parçasına dönüşmüş olur.. demek ki içinde bir yerlerde &#8220;dışarıyla iyi iletişime geçememe&#8221; durumu falan vardır. bu da kendi üzerine kazı sonucu çıkmış bir edimdir. </p>
<p>yani demek istediğim, sanat objesi tek başına değildir. &#8220;sonsuzluk bence daireseldir&#8221; triplerini de, bu söz sanatçısı tarafından ilk sergide söylendiği anda, içermeye başlar. objeyi tüketen kişi, bu sözü okuduğu, duyduğu anda(veya bu söze benzer şeyleri), objeyi de bu sözle beraber tüketmeye başlayacaktır.. ki bu da sanatçının aslında sanatsal süreci bitirememiş olduğunu gösterir. ve aslında &#8220;sonsuzluk daireseldir&#8221; demesi sanatsal süreci anlatma çabası değil, sanatsal objeyi şekillendirme çabası olur. o hala sanatsal edim içerisindedir. ve bunu bilmiyordur. kendini başkalarına anlatmaya paralarken, anlaması gereken ilk şey, ilkin kendini kendine anlatabilmesi gerektiğidir.</p>
<p>ama bu konuda ne söylenirse boş.. herkes kendi deneyimlerinden sorumludur. anlatmalı mı? bence hayır. bu onu küçük gösteriyor. ama anlatmak isterse de bu kendi bileceği bir iş..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: wherearethevelvets</title>
		<link>http://www.sanatlog.com/sanat/sanat-uzerine-felsefi-sorusturmalar-2/comment-page-1/#comment-3420</link>
		<dc:creator>wherearethevelvets</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Dec 2009 19:56:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatlog.com/?p=3382#comment-3420</guid>
		<description>Hmmm. Bu konuda haklısın.

Peki sanatın öğrenilmesi konusunda ne düşünüyorsun? Mesela Güzel Sanatlar akademisine herkes farklı farklı giriyor ama tek tip çıkıyor. Sence sanat öğretilebilir mi? İnsanın kendini ifade ediş tarzı &quot;Öyle yapma da, şu şekilde aktarırsan daha güzel olur&quot; diye değiştirilebilir mi? (Cevabını bildiğim soruları neden sorarım, bilmiyorum)

Ayrıca, bir de bu akademi mezunlarının açtıkları ilk sergide, eserlerini yorumlama tarzı var ki, sorma gitsin (Iııı, burada zamanın sonsuzluğunu anlatmak istiyorum. Iııı, evet, sonsuzluk bence dairesel bir süreçtir...gibi). Sanatçı sanat sürecini izleyicilerine anlatmalı mı?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Hmmm. Bu konuda haklısın.</p>
<p>Peki sanatın öğrenilmesi konusunda ne düşünüyorsun? Mesela Güzel Sanatlar akademisine herkes farklı farklı giriyor ama tek tip çıkıyor. Sence sanat öğretilebilir mi? İnsanın kendini ifade ediş tarzı &#8220;Öyle yapma da, şu şekilde aktarırsan daha güzel olur&#8221; diye değiştirilebilir mi? (Cevabını bildiğim soruları neden sorarım, bilmiyorum)</p>
<p>Ayrıca, bir de bu akademi mezunlarının açtıkları ilk sergide, eserlerini yorumlama tarzı var ki, sorma gitsin (Iııı, burada zamanın sonsuzluğunu anlatmak istiyorum. Iııı, evet, sonsuzluk bence dairesel bir süreçtir&#8230;gibi). Sanatçı sanat sürecini izleyicilerine anlatmalı mı?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: emin</title>
		<link>http://www.sanatlog.com/sanat/sanat-uzerine-felsefi-sorusturmalar-2/comment-page-1/#comment-3419</link>
		<dc:creator>emin</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Dec 2009 08:05:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatlog.com/?p=3382#comment-3419</guid>
		<description>daha önceki yorumunu okumuştum :)

ama mutlak dediklerin de bence yapıdan yapıya değişen şeyler. örneğin &quot;bozulmuş, çürümüş gıdalarda üreyen bakteriler veya diğer anaerobik canlılar kötü bir koku saçarlar ve ekşi tad oluştururlar&quot; önermesinden &quot;güzel değil&quot; bazı yapılara göre doğrudur. bazılarınaysa yanlıştır. leş yiyicilere bu koku iştah açıcı geliyordur. ama başka canlılara &quot;çirkin&quot; geliyordur. sülfrik asitle beslenen canlı bile var dünyada. bence doğada güzel veya çirkin diye bir sınıflandırma yok. olsa da görecelidir. parlak renkler örneğinde de aynı sorun var. kimi canlılar parlak renklerden hoşlansa da kimileri korkar(bazı populasyonlarda bu renkler &quot;tadı güzeldir&quot; mesajı verirken bazılarındaysa tadı kötüdür mesajı verirler). mesela ateşböcekleri parlak bir kırmızı ışık yayar ve diğer canlılara &quot;tadım kötüdür&quot; mesajı yayar. denizyıldızları da parlak renkler saçarlar. eğer bu parlak renk &quot;tadım güzeldir&quot; mesajı verseydi şimdiye değin deniz yıldızlarının soyları tükenirdi.

senin verdiğin parlak renk örneği sadece böcek ve çiçek döngüsünde işe yarar. ama denizyıldızı ve büyük balık döngüsünde anlamını yitirir. Kimi döngülerde ise &quot;tehlikelidir&quot; uyarısı verir. ve bence bundan dolayı doğada da öğrenilmiş estetik diye bir şey var, bu nedenle (eğer varsa)mutlaklığı orada bulamayız(sen yine kendi estetiğinle bakıyorsun doğaya). parlak renk kimi döngülerde &quot;zehir&quot;, kimi döngülerde &quot;güzel&quot;, kimi döngülerde &quot;tadı kötü&quot; anlamına oturur çünkü.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>daha önceki yorumunu okumuştum <img src='http://www.sanatlog.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>ama mutlak dediklerin de bence yapıdan yapıya değişen şeyler. örneğin &#8220;bozulmuş, çürümüş gıdalarda üreyen bakteriler veya diğer anaerobik canlılar kötü bir koku saçarlar ve ekşi tad oluştururlar&#8221; önermesinden &#8220;güzel değil&#8221; bazı yapılara göre doğrudur. bazılarınaysa yanlıştır. leş yiyicilere bu koku iştah açıcı geliyordur. ama başka canlılara &#8220;çirkin&#8221; geliyordur. sülfrik asitle beslenen canlı bile var dünyada. bence doğada güzel veya çirkin diye bir sınıflandırma yok. olsa da görecelidir. parlak renkler örneğinde de aynı sorun var. kimi canlılar parlak renklerden hoşlansa da kimileri korkar(bazı populasyonlarda bu renkler &#8220;tadı güzeldir&#8221; mesajı verirken bazılarındaysa tadı kötüdür mesajı verirler). mesela ateşböcekleri parlak bir kırmızı ışık yayar ve diğer canlılara &#8220;tadım kötüdür&#8221; mesajı yayar. denizyıldızları da parlak renkler saçarlar. eğer bu parlak renk &#8220;tadım güzeldir&#8221; mesajı verseydi şimdiye değin deniz yıldızlarının soyları tükenirdi.</p>
<p>senin verdiğin parlak renk örneği sadece böcek ve çiçek döngüsünde işe yarar. ama denizyıldızı ve büyük balık döngüsünde anlamını yitirir. Kimi döngülerde ise &#8220;tehlikelidir&#8221; uyarısı verir. ve bence bundan dolayı doğada da öğrenilmiş estetik diye bir şey var, bu nedenle (eğer varsa)mutlaklığı orada bulamayız(sen yine kendi estetiğinle bakıyorsun doğaya). parlak renk kimi döngülerde &#8220;zehir&#8221;, kimi döngülerde &#8220;güzel&#8221;, kimi döngülerde &#8220;tadı kötü&#8221; anlamına oturur çünkü.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: wherearethevelvets</title>
		<link>http://www.sanatlog.com/sanat/sanat-uzerine-felsefi-sorusturmalar-2/comment-page-1/#comment-3416</link>
		<dc:creator>wherearethevelvets</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 22:53:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatlog.com/?p=3382#comment-3416</guid>
		<description>Bu yazıda kesinlikle katıldığım bir öneri var; bana göre de sanat, sanatçının kendisi içindir. 

Estetik konusunda hala bazı problemlerim var. Estetik olgusu içinde zevk, kültür ve coğrafya değişkenleri var. Bu kelime, başta &quot;güzellik anlayışı&quot; olarak kullanılmış ama sonra &quot;sanat algısı&quot; şeklinde evrimleşmiş. Dolayısıyla değişkenlik gösteriyor. Fakat benim hala açıklığa kavuşturamadığım bir nokta var ki; doğada da bir estetik var ki bu zevke, kültüre veya coğrafyaya göre değişmiyor! Önceki yazımda kazanılmış zevkten bahsetmiştim. Belli bir yaşa gelmiş ve ister istemez bir zevk geliştirmiş insanlar üzerinde yapılan testlerin güvenilirlikleri bu nedenle çok düşüktür. Sadece zevkin evrimleştiğini kanıtlar. Estetiği anlamlandırırken, güzelliğin doğada ne amaçla bulunduğunu bilmemiz lazım. Doğa, iyi ve kötüyü belirlemek için çeşitli yollar izler. Çiçekler böcekleri etkileyebilmek için parlak renkler kullanırlar. Bu değişmez bir estetiktir. Doğrudur da. Ama biz kazanılmış zevklerimizden dolayı koyu kahverengi veya gri renkleri tercih edebiliriz; ama sonuç değişmez, parlak renkler estetiktir. Hayvanlar, hastalanmamak için yedikleri şeylerin tatlarına dikkat eder. Acı besinler büyük ihtimalle zehirlidir ve sinir sistemi aniden uyarılır, hayvan bu tattan uzaklaşır. Aynı şekilde bozulmuş, çürümüş gıdalarda üreyen bakteriler veya diğer anaerobik canlılar kötü bir koku saçarlar ve ekşi tad oluştururlar. Bu tad ve koku &quot;güzel&quot; değildir ve kötüdür. Amaç beslenecek kişiyi bu maddelerden uzaklaştırmaktır. İnsanlar sonradan değiştirdikleri zevkleriyle acı biberi tercih edebilir, ekşi yoğurt veya peyniri beğenebilir. Ama zevkin değişmesi, tatlının &quot;güzel&quot; olmadığı anlamına gelmiyor. Yani doğal kanunlara indiğimizde güzellik, anlayışa göre değişmiyor! 

Onun için ben diyorum ki ne kadar evrilsek de, ne kadar değişik bir kültüre sahip olsak da hiç değişmeyen &quot;güzel&quot;likler vardır. Bunları değiştirmek veya yok saymak anlamsızdır çünkü bizim dışımızda bazı kurallarla belirlenmişlerdir. Nutella&#039;nın tadı güzeldir (bazıları için çirkin olsa da bu değişmez), gül güzeldir (ay ben papatyayı tercih ediyorum diyenler olabilir ama sonuç değişmez). Peynir ve yoğurdun tadı ekşidir ve aslında insanda öğürme refleksini doğurmalıdır (Çinlilerin beğenmemesi doğal yani). Bunları biz istedik, biz kendimizi zorladık, sigara bizi öksürttüğü halde ille de içerek onu bir zevk haline getirdik. Ne kadar eğitim alsak da kübizm saçma sapan birşey işte, herşey ortada! 

Hala, kazanılmış zevkle estetiği (yani güzellik anlayışını) ayrı tutmamız gerektiğini düşünüyorum. Maalesef estetik hakkında yapılan tüm tanımlar, kazanılmış zevkten bahsediyor. Peki nerede kaldı güzellik anlayışı?

Emin, keşke bir önceki yazına verdiğim yanıtı değerlendirseydin. Bazı yönleri buraya da uzatılabilirdi belki.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazıda kesinlikle katıldığım bir öneri var; bana göre de sanat, sanatçının kendisi içindir. </p>
<p>Estetik konusunda hala bazı problemlerim var. Estetik olgusu içinde zevk, kültür ve coğrafya değişkenleri var. Bu kelime, başta &#8220;güzellik anlayışı&#8221; olarak kullanılmış ama sonra &#8220;sanat algısı&#8221; şeklinde evrimleşmiş. Dolayısıyla değişkenlik gösteriyor. Fakat benim hala açıklığa kavuşturamadığım bir nokta var ki; doğada da bir estetik var ki bu zevke, kültüre veya coğrafyaya göre değişmiyor! Önceki yazımda kazanılmış zevkten bahsetmiştim. Belli bir yaşa gelmiş ve ister istemez bir zevk geliştirmiş insanlar üzerinde yapılan testlerin güvenilirlikleri bu nedenle çok düşüktür. Sadece zevkin evrimleştiğini kanıtlar. Estetiği anlamlandırırken, güzelliğin doğada ne amaçla bulunduğunu bilmemiz lazım. Doğa, iyi ve kötüyü belirlemek için çeşitli yollar izler. Çiçekler böcekleri etkileyebilmek için parlak renkler kullanırlar. Bu değişmez bir estetiktir. Doğrudur da. Ama biz kazanılmış zevklerimizden dolayı koyu kahverengi veya gri renkleri tercih edebiliriz; ama sonuç değişmez, parlak renkler estetiktir. Hayvanlar, hastalanmamak için yedikleri şeylerin tatlarına dikkat eder. Acı besinler büyük ihtimalle zehirlidir ve sinir sistemi aniden uyarılır, hayvan bu tattan uzaklaşır. Aynı şekilde bozulmuş, çürümüş gıdalarda üreyen bakteriler veya diğer anaerobik canlılar kötü bir koku saçarlar ve ekşi tad oluştururlar. Bu tad ve koku &#8220;güzel&#8221; değildir ve kötüdür. Amaç beslenecek kişiyi bu maddelerden uzaklaştırmaktır. İnsanlar sonradan değiştirdikleri zevkleriyle acı biberi tercih edebilir, ekşi yoğurt veya peyniri beğenebilir. Ama zevkin değişmesi, tatlının &#8220;güzel&#8221; olmadığı anlamına gelmiyor. Yani doğal kanunlara indiğimizde güzellik, anlayışa göre değişmiyor! </p>
<p>Onun için ben diyorum ki ne kadar evrilsek de, ne kadar değişik bir kültüre sahip olsak da hiç değişmeyen &#8220;güzel&#8221;likler vardır. Bunları değiştirmek veya yok saymak anlamsızdır çünkü bizim dışımızda bazı kurallarla belirlenmişlerdir. Nutella&#8217;nın tadı güzeldir (bazıları için çirkin olsa da bu değişmez), gül güzeldir (ay ben papatyayı tercih ediyorum diyenler olabilir ama sonuç değişmez). Peynir ve yoğurdun tadı ekşidir ve aslında insanda öğürme refleksini doğurmalıdır (Çinlilerin beğenmemesi doğal yani). Bunları biz istedik, biz kendimizi zorladık, sigara bizi öksürttüğü halde ille de içerek onu bir zevk haline getirdik. Ne kadar eğitim alsak da kübizm saçma sapan birşey işte, herşey ortada! </p>
<p>Hala, kazanılmış zevkle estetiği (yani güzellik anlayışını) ayrı tutmamız gerektiğini düşünüyorum. Maalesef estetik hakkında yapılan tüm tanımlar, kazanılmış zevkten bahsediyor. Peki nerede kaldı güzellik anlayışı?</p>
<p>Emin, keşke bir önceki yazına verdiğim yanıtı değerlendirseydin. Bazı yönleri buraya da uzatılabilirdi belki.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

