Anasayfa / Sinema / Kült Filmler / Room 237 (2012, Rodney Ascher)

Room 237 (2012, Rodney Ascher)

Bir filmi okumakla o filmin gösterenleri hakkında kategorilendirmelerde bulunmak kuşkusuz aynı şey değildir. Freudcu, göstergebilimci, marxist, feminist yaklaşımlar öteden beri film analizlerinde çok sık başvurulan kuramsal metotları teşkil eder, herkes bilir. Filmlerin gösterdikleri, bazen gözümüze soktukları, sekansın içeriğinde bulunan göstergelerin gösterilmeye değil, okunmaya, analiz edilmeye ihtiyaçları vardır. Yoksa film hakkında yeni bir şey söylemiş olmayız. Sadece bilinen bir şeyi yeniden söylemiş oluruz. Papağan mı olmak istersiniz, yoksa orijinal bir iş yapmış olmak mı; ya da hiç değilse öznel fikrinizi mi belirtmek istersiniz, bir seçim yapmanız gerekir. Seçemeyen kişi özgür değildir.

Gösteren bazen bir pipodur, bazen de değildir. Önemli olan pipoyu nasıl okuduğunuzdur ve piponun anlatının bütünlüğü içerindeki spesifik yeridir ya da bütünlüğe olan katkısıdır. Ayrışan yanlarını da benzeşen yanlarını da okumak yine film eleştirmeninin temel görevidir.

Room 237‘deki (2012, Rodney Ascher) yüzünü görmediğimiz şizofrenik tartışmacıların The Shining‘deki (1980, Parıltı) gösterenlere salt bu açıdan yaklaştıklarını düşündüm.

room-237

Yani gösterenleri yeniden gösteriyorlar, fakat okumuyorlardı. Söz gelimi duvardaki bir Kızılderili tablosunu gösteriyorlar ve bu işte bir kızılderili tablosu diyorlar. Üstünde Kızılderili amblemi ya da logoları bulunan çorba kutularını işaret edip bu film Kızılderili Soykırımı hakkında diyorlar. Yani pipoyu gösterip bu bir pipodur diyorlar. Ama yönetmen zaten bize o tabloyu ya da çorba kutusunu göstermişti değil mi? Tablonun Jack Torrance’ın (Jack Nicholson) bastırılmışlığı, alkolizme eğilimi, eski öğretmen kimliği, şiddete olan özel ilgisi ve sonuç olarak ailesini katletmeye dönük başarısızlığa uğrayan cinai pratikleri ile bizim şizofrenlerin kurduğu Kızılderili katliamı bağlantısı nereye oturabilir? Yani bu filmin altmetinlerinde Kızılderili katliamı yatıyor, yok yahu, biraz da Yahudi Soykırımı’nı anlatıyor, derseniz, üstelik argüman mahiyetinde birkaç tablo ve asansörden fışkıran kan denizini gösterirseniz, daha da komikleşerek sayıları toplayıp tarihlerle uğraşırsanız anlamlı bir iş yapmış olmazsınız. Nostradamus’un hayaleti kovalasın sizi emi!

jack-nicholson_stanley-kubrick

İzleyen herkes şunu bilir veya düşünmüştür: The Shining Kızılderili katliamına gönderme yapmıyor, filmde bunu otelin müdürü zaten belirtiyor. Yani Overlook Oteli Kızılderili mezarlığı üzerine inşa edilmiş ve inşaat sırasında birkaç Kızılderili saldırısı geri püskürtülmüş. Birkaç tablo ve üzerinde Kızılderili portresi bulunan konserve kutusu gösterip vay be katliama gönderme yapılıyor, derseniz size gülerler. Yönetmenin kulağına gözüne soktuğunu sen niye izleyiciye söylersin ki be adam?

Şunu beklerdim: Jack Torrance eski bir eğitimci. En planlı cinayetlerin, katliamların aslında eğitimli kişiler tarafından planlandığını neden vurgulamadınız? Viktoryen dönemin ürünü Karın Deşen Jack’i neden anmadınız? Yahudi Katliamı filan diyorsunuz ama Nazi kamplarında çalışan doktorları neden anmadınız? Hitler’in emrinde çalışan sinemacıları, filozofları, sanatçıları niçin anmadınız? Yahudileri Yahudilere karşı ezdirmek için seçilen Yahudi kökenli Kapo’lara neden vurgu yapmadınız? Hitler’in okültizme olan bağlılığından neden dem vurmadınız? Führer’in çevresindekiler eğitimli kişiler değil miydi? Jack’in sadece eğitimci yanı yoktur, aynı zamanda yazar kimliği de vardır, dolayısıyla entelektüeldir. Buna neden vurgu yapmayıp da direkt olarak Kızılderilileri katleden beyaz adam ile ilişki kurdunuz? Hitler’in sıradan kasaplarıyla bağlantı kurdunuz? Film mi okuyorsunuz, tarih kitabı mı yazıyorsunuz? Heredot’un ruhu musallat olsun size emi!

Room 237 bununla da kalmıyor. Hiçbir zihin açıcı okuma yapmayı da başaramıyor. Ay’a iniş spekülasyonuyla 2001: A Space Odyssey (1968, 2001: Uzay Macerası) arasında kurulan bağlantı hepinizin beyni sulanmış oğlum, dedirtti. Teknoloji fobisi Hollywood sinemasında zaten bilinen bir klişeydi ama sözde entelektüellere de sirayet ettiğini görmek üzdü doğrusu. Aslında üzmedi, tiksindirdi.

room-237_rodney-ascher

Şunu düşünüyorum: Birileri illüminati, NASA ve aya inildi mi inilmedi mi spekülasyonu ve Yahudi Soykırımı dolayımında sürekli Stanley Kubrick’i kullanıyor. Hem entelektüel hem de popüler bir yönetmen olması, adeta bir Hollywood yıldızı gibi geniş bir hayran kitlesi yaratmış olmasından dolayı filmlerine atıflarda bulunarak kendi ideolojilerini dayatıyorlar. Bak Kubrick yapmış zaten bunu, biz de böyle düşünüyoruz diyorlar. Ulan keriz, Kubrick sonuna kadar ateist, adam Hollywood’a başkaldırmış, İngiltere’ye taşınmış, tamamıyla bağımsız sinemacı misyonunu yüklenmiş biri, üstelik sağcı bir liberal filan da değil, düş adamın yakasından artık! Bunların bir kısmı İslamcı bir kısmı da işsiz. Kendi fikri olmayan ve duyduğu, okuduğu her şeye çabucak inanmaya eğilimli güruhun da olan bitene çanak tuttuğunu görüyorum; tıpkı Oscar ödülerini sabaha dek izleyip tahmin döşenen işsizler gibi. Amerikalılardan çok Amerikancı, kraldan çok kralcı olan zavallılar bunlar. The Shining‘deki Mr. Grady o kırmızı tuvalette düzeltsin sizi emi!

the-shining-1980

Amaca giden yolda her şey mübahtır yollu Makyavelci İslamcıların tez elden Kubrick’in yakasından düşmeleri gerekiyor. Room 237‘deki yorumcuların da benzer biçimde hareket eden ve dikkat çekmeye çalışan çakma enteller olduklarını düşünüyorum. Özellikle The Shining’in giriş sahnesindeki bulutları gösterip bulutların arasında Stanley Kubrick ismi yazdığını söyleyen bunağın ne iş yaptığını merak ettim. Bir de bunu kanıtlayabilmek için photoshop kullanmaktan söz ediyor. Adamcağız filmi çözümlemeyi bırakmış, abuk sabuk işlerle uğraşıyor. Bir belgeselci, fikrini aldığı, danıştığı kişiyi iyi seçmeli, eskaza yoldan geçen bir adamı çevirip belgeseli için yorumcu niyetine seçmesi olacak iş değil.

room-237-2012

Not: Biraz Roland Barthes okuyan biri göstergebilim metotlarının Room 237‘deki gibi pratize edilmediğini bilir. Her gördüğünüz okumayı göstergebilimci metot diye yutmayın.

Not 2: Filmi geri sardırıp sekansları üst üste getirme pratiği eğlenceliydi, hakkını yemeyelim.

Hakan Bilge

sinefil78@gmail.com

Yazarın diğer yazıları, twitter ve facebook sayfası.

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

world-war-z

World War Z (2013, Marc Forster)

Saf ırkçı ve muhafazakâr nasihatlerle örülü World War Z (2013, Dünya Savaşı Z, Marc Forster) ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir