Anasayfa / Manşet / Prometheus (2012, Ridley Scott)

Prometheus (2012, Ridley Scott)

Hollywood makinesi eski olanı yeni bir formda, cilalayarak pazarlayan ideolojik bir aygıttır. Evet, çok da yeni bir şey söylemiş olmuyorum aslında, böylesi bir giriş yaparak. Fakat Hollywood değişmediğine göre, -miş gibi yapıp geleneksel Amerikan değerlerini büyük şirketleri ve dağıtım şebekeleriyle dünya kara parçalarına rahat rahat ve kaygısızca pazarladığına göre durup meseleyi yeniden düşünmek gerekebilir. Bunak Ridley Scott’ın, mesleğe başladığı ilk yıllarda ilerici bir liberal olmasına karşılık giderek sağa kayan bu yönetmenin Prometheus (2012) isimli bilimkurgu filmi bana ortajen meseleleri yeniden düşünmek için saldırgan bir fırsat vermiş oldu.

Şu: Evrim düşüncesini, sınıf kavgası ve diyalektiği çocukça dıştalayan öykü temelde bir arayışın öyküsüdür. Bir yaratıcı var mıdır, varsa kimdir, nedir, ne değildir, türünden sorulara sakın ola ki egzistansiyalist, Sartre’cı, Camus’cü alternatifler ürettiğini düşünmeyin! Hıristiyancı köle ahlakını haç metaforu ile kutsayan Prometheus, Alien’ın (1979) başladığı noktanın kökenine inerken, o noktada dikkatlice durup Alien’ı hemen hemen yeniden üretir. Bu da aşağı yukarı girişteki tümcemi doğrular nitelikte: Gökkubbenin altında yeni olan bir şey yoktur. Amaç, teknolojik yeniliklerin estetik bir gösterisinden çok geleneksel ideolojik ve dinsel algıların ergenlere yeni bir formda, yıldızı yeni yeni parlayan uluslararası oyuncularla birarada sunulmasıdır, hepsi bu. Alien’ın savları muhafazakârcı bir katılıkla yinelenir. Hiç olmazsa Alien feministik açılımlara haizdi. Erkek imparatorluğu ile inceden dalgasını geçiyordu. Prometheus’da ise İsa’nın doğumuna sarkastik bir gönderme vardır. Meryem ise bir doktorun bedeninde cisimleşir. Nitekim dünyayı da o kurtarır. Hollywood’un şu dünyayı kurtarma sevdası ve saçmalığı da Irak-Afganistan-Libya sömürüsü devam ederken, Suriye ve İran da gündemdeyken ilginç bir politik manevra olarak akıllara kazınır.

Prometheus’daki teknoloji fobisi de geleneksel düzeni yeniden ve fütursuzca inşa etmeye yarar. Dünyanın olası geleceği garanti altına alınır. Yani bir kez daha dünya, bu kez yaratıcı formundaki uzaylının zorbalığından kurtarılır. Normalliğe kavuşulur. Hollywood söz konusu olduğunda normallik; Hıristiyanca değerlere ısrarlı bir bağlılık, yeniliğe ve alternatiflere kapalılık ve durmaksızın ‘öteki’ yaratma inancıdır. Prometheus bu en eski kutsal görevi hakkıyla başarır.

Meşhur Prometheus efsanesi Olimpos tanrısı Zeus’a karşı bir ayaklanmanın cesurca bir tezahüründen başka bir şey değildir. Bilginin gizlenmesine, bir iktidar aygıtı olarak kullanılmasına isyan eden ve köleliğe karşı ayaklanan Promete, bilgi ateşini Zeus’dan çalarak yığınların hizmetine sunar. Bilginin geniş yığınlar tarafından dolaşıma açılması, geniş çapta bir ayaklanmaya yol açabileceğinden, dolayısıyla saltanatının tehlike altına girmesinden endişeye kapılan acımasız tanrı Zeus, Prometheus’a belki de evrenin en korkunç cezasını verir: Onu bir dağa zincirler. Bir kartal her gün gelerek Prometheus’un karaciğerini parçalayıp yer. Karaciğer her gün yeniden oluşur ve kartal da ziyafetine devam eder. Bu işkence sonsuza dek sürecektir… Fakat Promete hiç beis duymadan insanların bir gün kendisini kurtaracağından emin bir şekilde beklemeye devam eder; çünkü onlara bilginin ateşini armağan etmiştir.

Söz konusu efsanenin öznesi Prometheus’un adı Scott’ın filminde uzay gemisinin adıdır. Gemi personeli ölümsüzlüğe ulaşmak için yaratıcılarıyla kanlı bir düelloda karşı karşıya gelecektir. Risk ise dünyanın yok edilmesi üzerinde yoğunlaşır. Ama Beyaz Amerikalı her zamanki cesareti ve akılmaz serüveniyle dünyanın ortadan kaldırılmasının önüne geçer…

Ve antik efsane ile bağlar gevşetilir. Tutucu gelenekler öne sürülür. Dünya kurtarılır. İsa’nın zaferi kesinleşir. Hıristiyan ideolojisi kutsanır. Ama bu arada ergenler de sinemayı tıklım tıklım doldurmaya devam ederler. Bir film daha prodüktörünün kasasını epeyce şişkinletmiştir; şu eski Hollywood makinesi sayesinde…

Hakan Bilge

[email protected]

Yazarın öteki yazıları için şu sayfaya bakınız.

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

Dressed to Kill (1980, Brian De Palma)

Alfred Hitchcock’un ve filmlerinin Hollywood’u hatta dünya sinemasını nasıl etkilediği malum. O etkilenmeden en çok ...

3 Yorum

  1. Filmi henüz izleme fırsatım olmasa da yazının ”ana fikri” ve akıcı anlatımdan çok etkilendiğimi söylemeliyim.

    ”Beyaz Amerikalı her zamanki cesareti ve akılmaz serüveniyle dünyanın ortadan kaldırılmasının önüne geçer… Ve antik efsane ile bağlar gevşetilir. Tutucu gelenekler öne sürülür. Dünya kurtarılır. İsa’nın zaferi kesinleşir. Hıristiyan ideolojisi kutsanır. Ama bu arada ergenler de sinemayı tıklım tıklım doldurmaya devam ederler. Bir film daha prodüktörünün kasasını epeyce şişkinletmiştir; şu eski Hollywood makinesi sayesinde…”

    Hocam, ellerinize sağlık…

  2. Hocam beğenmene sevindim, teşekkür ediyorum.

  3. Ridley Scott’un değişen düşüncesini kendi geçmişine de aktarmasının kanıtı olmuş gerçekten film, yazı da çok güzel. Ellerinize sağlık.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kuşadası escort
bursa escort
ümraniye escort
çankaya escort
escort izmir