Post-modernist Şiir(!)’deki Sefaletin Çözümlenmesi

27 Ağustos 2009 Yazar:  
Kategori: Deneme, Edebiyat, Eleştiri, Sanat, Siir

Günümüzde yazılan şiirin en büyük sorunsalı, ’la olan ilişkisinde gizlidir. Şiir’in, daha doğrusu şairin, karşısında aldığı tavır, bunda etkili olmaktadır. Şiir ile ilişkisini çözümleyebilmek için önce Şiir’i tanımlamakla işe başlamamız gerekir.

Şiir, imgelerin, bir ya da daha çok izlek etrafında, metinsel bütünlük oluşturacak şekilde örgütlenmesidir. Bu tanımdan da çıkarsanabileceği gibi, Şiir’in temel birimi ’dir. Çünkü Şiir, doğal dil içinde gelişen ve/ama özerk bir üst-dildir. Bu da imgeler aracılığıyla, doğal dilin söz diziminin bilinçli olarak bozulup özgün bir dizgeyle yeniden kurulmasıyla oluşturulur. İmge, doğal dili dönüştürerek sınırlarını genişletir ve yeni anlatım olanakları sağlar. Sözcüğün, sabit sözlük anlamının ötesine geçmesine yol açar.

Sözcük, tek başına, alımlayan her bireyde, kalıplaşmış, donuk, sabit bir yansıma bulur. Bu yüzden hiçbir sözcük tek başına, imge’nin oluşturduğu çarpıcı çağrışım özelliğine sahip değildir. Sözcüğün çift anlam yüklenmesi amacıyla harflere bölünmesi (b/aşka…gibi) yeni bir çağrışım oluşturmadığı için imge’yi oluşturamaz, ancak teknik bir oyun düzeyinde kalır.

İmge, iki ya da daha çok sözcüğün, somut-soyut, soyut-somut, somut-somut, soyut-soyut, ya da bunların kombinasyonlarına dayalı bir ilintiyle, örnekseme (analoji) yapılmasıyla oluşturulur. İmge’nin işlevi, anlam’ı etkin bir şekilde iletebilmek için çağrışım yoluyla çarpıcı bir duyumsatma olanağı sağlamasıdır.

Şiir, imgelerle yazıldığı; sözcük tek başına imge olamayacağı ve her imge en az iki sözcükten oluştuğu için Şiir’in temel birimi sözcük değil imge’dir. Yani, “Şiir sözcüklerle değil imgelerle yazılır”. İmge’yi bir atoma benzetirsek, sözcükler, atomu oluşturan çekirdek, proton, nötron ve elektronlardır. Atomun bileşenleri, doğada, birbirlerinden bağımsız olarak bulunamazlar ve ancak bütünsel olarak atomu oluşturarak işlevsel bir varlığa sahip olurlar. Sözcükler de ancak, imge’yi oluşturmak üzere örgütlendiklerinde Şiir’de işlevsellik kazanırlar.

Bu arada belirtmek gerekir ki içinde imge bulunmayan şiirler(!) için, bütün olarak bir imge oluşturdukları savını öne sürenler, imge oluşturmayı beceremeyenlerin ekmeğine yağ sürmekten öte bir şey yapmazlar… Söz açılmışken, dize’nin tanımı üzerinde durmakta da yarar var. Dize, imge ya da imgelerin, şiirin metinsel bütünlüğü içerisinde, anlam ortak paydasında oluşturdukları ara toplamdır. Yani, imge ya da imgeler dize’yi, dizeler de şiiri oluşturur.

Şiir’de imge, nesnel gerçekliğin insan bilincinde, estetiksel olarak öznel yansımasıdır. Bu yansıtma, aynadaki gibi birebir olmayıp, nesnel gerçekliğin şairin bilincinde alımlanıp dönüştürülerek dışsallaştırılmasıdır.

Şiir, doğal dilin içinde kendi dizgesini geliştiren özerk yapılı bir üst-dil olduğuna göre, dilin temel işlevi olan bildirişim, Şiir’in de ayrılmaz bir parçasıdır. Bu da Şiir’in anlam’dan soyutlanamayacağı gerçeğini ortaya koyar. Dolayısıyla, Şiir’in temel birimi olan imge, anlamsız olamaz.

Şiir’de anlam rastlantısal değil içkindir. Şair, nesnel gerçekliği öznel olarak estetiksel düzlemde dönüştürerek imgelerle yansıttığına göre, kaynağını nesnel gerçeklerden alan imge, içkin olarak anlam taşır.

Aslında yanlış imge yoktur: Anlamlı olan imge ve anlamsız olan vardır. İmge ya da üretimini belirleyen, şairin bilinçsel yapısındaki ideolojik tutumdur.

İmge, şair tarafından dışsallaştırıldığı andan itibaren, nesnel gerçekliğe artı değer olarak eklemlenir. Buradan çıkarsanabileceği gibi Şiir, nesnel gerçekliğe bir müdahaledir. Bu dönüştürücü müdahale, ancak devrimci bir bilinç tarafından gerçekleştirilebilir. Dışsallaştırılan imge, nesnel gerçekliğin bir parçası olarak okura ulaşır ve okurun bilincinde, her okurun bilinç ve estetik algı düzeyine göre yankılanır. Yani, şiiri okuyan bireyin bilincinde yeniden üretilerek içselleştirilir. Buna yansımanın yansıması diyebiliriz. Bu da okurun bilinç ve estetik algı düzeyine artı değer katar. Daha ötesi, her okumada yeni çağrışımlar sağlayarak okurun bireysel dönüşümüne sürekli katkıda bulunur.

Yazı

Şair, yazarak kendini gerçekleştirir ve ontolojik bir anlam kazanır, çünkü varoluşu anlamlı kılan, bireyin somut ya da imgesel düzlemde, üretimle, nesnel gerçekliğe artı değer katmasıdır. Şair yazdıkça nesnel gerçeklikle beraber kendini ve okuru dönüştürür; bu da toplumsal dönüşüme katkı yapar. Nesnel ve öznel gerçeklik, diyalektik bir bütün olarak karşılıklı etkileşim içindedir. Toplumsal gerçeklik, her ne kadar bireyin bilincini sınırlasa da, şair birey, bu ablukayı yarabilen ve toplumdaki tüm bireyler için yıkmaya çalışan kişidir. Aksi takdirde, kapitalist üretim ilişkilerinin olduğu bir toplumda, sosyalist şairin varlığından söz edilemezdi zaten…

Gelelim saçma’ya… Doğada saçma yoktur. Her şey, diyalektik bir bütün olarak, sürekli bir değişim-dönüşüm içindedir. Saçma ise kendine ve doğaya yabancılaşmış bireyin hastalıklı zihinsel tasarımıdır. Nesnel gerçekliği dönüştürerek yansıtmadığı, nesnel karşılığı bulunmadığı, doğaya aykırı olduğu için yapaydır. Dışsallaştırıldığında, nesnel gerçeğe artı değer olarak eklemlenemez. Okura ulaştığında ise daha ilk okumada tükenir. Seken bir mermi gibi, alımlanamadan okurun bilincinden geri döner ve yazınsal çöplüğü boylar. Anlam taşımadığı için bildirişim işlevinden yoksun olan saçma, dilsel değildir. Dolayısıyla saçma’yla yazılan metin de şiir değildir.

Emperyalist kapitalizmin Şiir’deki izdüşümü olan post-modernist şiir(!), anlam’ı hiçleyen yapısıyla, imge’lerle değil saçma’larla yazılmaktadır. Anlam içermediği için bildirişim yetisi yoktur; bildirişim içermediği için dilsel değildir; dilsel olmadığı için de aslında şiir değildir!!!

Post-modernist şiir(!), kendine ve doğaya yabancılaşmış bireyin narsist mırıltılarıdır. Şairin kendisini ve okuru dönüştürme yetisinden yoksundur. Yığma saçma’ların, metinsel bütünlükten yoksun olarak yazılmasıyla oluşan post-modernist şiir(!), yabancılaşmayı oluşturan kapitalizme karşıt tavır geliştirmeyen edilgen bireyin yazdığı şiir(!)dir.

Kapitalizm, varlığını korumak ve sürdürmek için her türlü muhalif tavrı sindirmek ister. Dizgeye muhalif olan Şiir’i anlamsızlığa boğup edilginleştirerek, Şiir’in bireyi ve toplumu dönüştürme yetisini silebilmek için post-modernizm denilen, saçmalığın daniskasına işlerlik kazandırmaya çalışmaktadır. Böylece, dizgeyle uyuşan ve sömürü şartlarını kolaylaştıran, örgütsüz ve edilgen bireyler oluşturmayı amaçlamaktadır…

Bu noktada, ’in Yazko ’ın 33’üncü sayısındaki söyleşisinden bir alıntı yapalım. , Şiir’de anlam’a ilişkin şunları söylemektedir:

“Anlama gelince. Doğrusu asıl savaşım onun üzerinde toplanmıştır benim. Nedendir bilmiyorum, ben anlamı şiire pek yatkın bulmam. Kimi kitaplarımda onu düşman bile bilmişimdir. Anlam, sanki benim üvey evladımdır. Ama şunu da söyleyeyim; sonuçta şiir şiir ise, anlamlıdır.”

Kendi içinde çelişkili bu ifadenin sahibi olan İlhan Berk ve benzerleri, anlam’ı hiçleyen tavırlarıyla, post-modernizmin gölgesinde, bilerek ya da bilmeyerek emperyalist kapitalizmin uşaklığını yapmaktadırlar. Şiir’in post’u deliktir.

Yazan:

Bu metnin daha önce yayımlandığı dergi ve yıllıklar:

Ekin Aralık 2005
Berfin Bahar Ocak 2006
YKY 2006 Şiir Yıllığı
Kıyı Yaz 2007
Karalama Sayı 2 2007

Yorumlar

11 Yorum on "Post-modernist Şiir(!)’deki Sefaletin Çözümlenmesi"

  1. Şenol on Cum, 28th Ağu 2009 4:13 pm 

    Saptamaların çoğuna büyük ölçüde katılıyorum ama günümüz şiirinden bahsederken somutlaştırmak maksadıyla örneklere de yer verilse daha aydınlatıcı olurdu. Post-modernist şiir nedir, günümüzdeki örnekleri hangi şairlerde görülüyor ve bu şiirler nasıldır? Bunlardan hiç iz yok yazıda. Belki devamı böyle gelecektir yazının, bilemiyorum.

  2. Serkan Engin on Cum, 28th Ağu 2009 8:59 pm 

    Somut örneğin daha aydınlatıcı olacağı konusunda haklısınız Şenol Bey. Bu yazıda post-modernist şiir(!) eleştirisini çözümlemeli bir şekilde kotarmaya çalıştım. Kökeni Andre Breton öncülüğündeki, şiirden anlam’ı ve anlak’ı dışlayan ve şiirin yegane kaynağı olarak bilinçaltını, rüyaları ve sayıklamaları gören, yöntem olarak da otomatik yazıyı savunan “Sürrealizm”den alan, ayrıca eklektik olarak içinde Dadaizm ve Letrizm vs’yi barındıran post-modernist şiir(!)’e somut bir örnek vermek istiyorum. Böylece eleştirilen şiir anlayışı daha da netleşecektir:

    Taya Mektup

    ağrır, ağarırsa gülden sis
    taylar mı rahvan, orman dalar
    harfler, de ki hafriyat, hafriyat
    sonra siz, kazma ila kalem
    birleşiirsiniz

    taşır, soluğunda hem ham, hem olmuş bağ
    toy mu denir, ormanlara rahvan giren tay
    sızar, nal izleri: pegassos
    sonra siz, unutmuş vefa çanları
    diliniz şeffaf, şeffaf mı dersiniz

    bir yerlerde bel ki
    orman ile tay, kesişiirsiniz

    karada taylar, hala, atlara teyelli
    sonra siz, sahih orman mütercimleri:
    nesne ile akis
    itişiirsiniz

    Mehmet Öztek

    Varlık 2005

  3. m. kemal dursun on Cts, 29th Ağu 2009 12:04 pm 

    Üstte verilen tarzdaki şiirlerin geleneksel dergilerde yayınlanması sizce anlaşılır bir durum mu? Eminim bu tarz şiirlerden daha iyisini yazan ama kendisini gösteremeyen birçok şair vardır.

  4. Şenol on Cts, 29th Ağu 2009 1:57 pm 

    Teşekkürler Serkan Bey, şimdi daha anlaşılır oldu. Görünüş şiirin selameti bakımından pek iç açıcı durmuyor açıkçası.

  5. Serkan Engin on Cts, 29th Ağu 2009 7:37 pm 

    Şenol Bey, daha acıklı örnekler de var. Lale Müldür’ün Hayvan Dergisi’nde yayımlanmış bir şiirini(!) örnek olarak aşağıya ekliyorum ki iyice görelim durumun vahametini.

    *****************************************

    bilinmedik bir dilde psikotik bir metin

    çı çı çıçıçı çı çı çıçıçı
    yuvezü marnata ça
    3.gezegenden biri her perfect body
    la menita schizopphrenia
    la la la la palavra
    eller kendi boğazında sonunda

    not: suzanne takes you down
    to her place near the river

    bilinmedik bir dilde adamo metni

    vous permetter munsieur?
    juste avant le maniage?

    tombe la neige
    tu ne viendras pas ce soir

    la la la lah tumbe la neige
    la la la lah touta est blane
    du desespair

    la la la lah kar yagğıyor
    la la la lah her şey umutsuzluktan
    bembeyaz

    kar yağınca
    bu gece gelmeyeceksin
    inşallah! inşallah! inşallah!

    bilinmedik bir dilde türkçe metin

    enerji! bu cok fazla kullanılıyor artık.
    şimdi şu anda benim sana borcum yok
    lublu lublu lublu delica tezza

    60 mi, 70 mi o zaman?
    70, yalnız ben cebimden oderim,
    iyi 70 o zaman bir şiir icin!

    non sono dans la gardenia
    no energia, no energia!
    nena viju, nena viju nena viju!
    durokov vidit nehaçun
    aptalları görmeyi istemiyorum

    60 mi 70 mi o zaman?

    bilinmedik bir dilde heloise metni

    yeah yeah ye yeah ye
    my heloise i got to please her
    toray classy çowelleaaah
    la grande heloisaaaa
    la la la la pietessa
    onun sevgisi benim ama o yok.

    not: i find it hard to realize
    that love was in her eyes.
    it’s dying now..

    Lale Müldür

  6. Calderon De La Barca on Cts, 29th Ağu 2009 11:34 pm 

    Rusça olanlara bir el atayım; gerçi aşağıdaki metinde her dilden bir yama var ama;

    “lublu lublu lublu delica tezza” (delica tezza(neyse bu delicatezza)yı seviyorum, seviyorum seviyorum)

    aşağıdakinin çevirisini de kendi vermiş zaten;

    nena viju, nena viju nena viju!
    durokov vidit nehaçun
    (aptalları görmeyi istemiyorum)

    lakin çeviri şu olmalı,

    görmeyeceğim, görmeyeceğim, görmeyeceğim!
    atpalları görmek istemiyorun..(istemiyorum değil istemiyorun)..

  7. Serkan Engin on Pts, 31st Ağu 2009 7:31 am 

    Bir başka içler acısı örnek daha vereceğim, Serkan Işın’a ait:

    OKUNAMAZKIYIL

    Buna bunca budun konuşma
    İriğine varıyor biçimsiz sokakların
    Temelli yiğit apartmanları
    Yıkamıyor kaç zemandır
    Humma Baş tacı yara
    Bazı kaş kaldırmalar
    Burun bükmeler oğurunca
    Çık tepelerine fılkıran ağıçların
    Bakış karesinde irsî
    Kişiler nefes nefese yoğurduğunca
    Yurdum budur konuşma
    Meşalle katle vacib surat
    Bukleleri ile bulunur kadın
    Bir dil ittire kaktıra hürriyet
    Öğrülür ham tezkeresinden
    Fenalığında kişniş mezağarların
    Taştılığın baharında mıcmır ekin
    Oynaş durur sevgilinin yüzünde
    Bir güneşe güllah mevzili mıh
    Sevgilinin memesine notalar kor Üfle

    Serkan IŞIN

  8. sorguç on Pts, 31st Ağu 2009 7:31 am 

    aktarılan şiir örnekleri şizofren doğaçlamayı çağrıştırıyor…

  9. Serkan Engin on Sal, 1st Eyl 2009 7:22 am 

    Bu örneklerden sonra saçma ile imge arasındaki farkı belirginleştirmek için imgenin kurulumuna dair şematik olarak, somut bir örnek vermek istiyorum.

    Felsefi anlamda imgenin tanımı “Duyu organlarının dıştan algıladığı bir nesnenin bilince yansıyan benzeri” (sözlük tanımı). Yani “gece imgesi” denebilir felsefi anlamda ama şiirde “gece” sözcüğü tek başına imge olmaz. Çünkü “gece” dediğimiz zaman herkeste benzer çağrışımlar oluşur ama gece+ x sözcüğü ile ilk kez kullanılan özgün bir ifade ile imge oluşturulur. Şiirdeki “imge”den kastımız da budur.

    Somut örnek vermek gerekirse:

    gece……………doğal sözcük

    gecenin gömleği….birbirinden anlamca uzak iki sözcük
    arasında örnekseme (analoji) yoluyla
    kurulan imge

    Aşk’a yırtıldı gecenin gömleği…imge kombinasyonu ile
    oluşturulmuş bütün dize

  10. Pınar Salman on Çar, 14th Ara 2011 5:40 pm 

    Okuduğum güzel bir makaleydi. Teşekkür ve tebrikler Serkan Bey…

  11. Serkan Engin on Cts, 24th Ara 2011 10:28 am 

    İlginiz ve zarif yorumunuz için teşekkürler Pınar Hanım…

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz...
Yorumunuzda avatar çıkması için gravatara üye olmalısınız!