Anasayfa / Müzik / Gösteriler & Topluluklar / Pink Floyd Üzerine Denemeler – Bölüm 1: Syd Barrett

Pink Floyd Üzerine Denemeler – Bölüm 1: Syd Barrett

“Onsuz başlayamazdık ama onunla da devam edemezdik.” (Roger Waters)

Yağmurlu bir havada yalın ayak koşan bir kadının hüznüydü düşen her bir nota, çıldırış ve Syd Barrett’i kaybediş; ardından Wish You Were Here…

Bazen güneş açar gitarların gölgesinde, bilirsiniz, inanılmaz şarkılara gebe olur, sonra sizi hapseder duygularına, Comfortably Numb, High Hopes, Hey You, Shine On You Crazy Diamond, Julia Dreams, Another Brick On the Wall part 2 ve daha sayılmayacak nicesinin yaratıcısı, on sekiz albümünün dünya çapında yaklaşık 150 milyon sattığı ve 2 Mart 1973 çıkışlı Dark Side of the Moon albümünün hala listelere girebildiği grup Pink Floyd ve hikâyenin adının başladığı adam.

Syd Barrett’in Pink Anderson ve Floyd Council adlı iki jazz müzisyeninden ilham alarak bulduğu Pink Floyd ismi; adı daha önceleri sırasıyla adı  Sigma 6, T-Set, Meggadeaths ve Abdabs olan grubun oldukça hoşuna gitmişti; özellikle Roger Waters’ın.

Henüz on sekiz yaşındaydı. Syd iyi derecede vokal yapıyor, söz yazıyor ve müzikler besteliyordu. Tek bir şarkı haricinde (Take Up ahe Stethoscope and Walk) albümde yer alan tüm şarkılar onun imzasını alırken çok değil dört yıl önce babasını kaybettiğinde içine dökülen duygular yavaş yavaş zihnini yoğun uyuşturucunun (LSD) etkisiyle de zehirliyordu. Ve bu, şarkılardaki psychedelic etkinin onun bir parçası olduğu gerçeği ve giderek kötüleşen halüsinasyon nöbetlerinin hızlı adımlarla yaklaştığında olacakların gölgesini göstermeye devam ediyordu. Konserlerdeki kötü performansları ve giderek artan dengesiz ruh hali artık onun gerçekliği olmaya başladığında, zamanı dolmuştu, gidiyordu, grubun sadece söz yazarı olarak filan tekrar anlaşması hikâye, böyle olmalıydı.

Yaklaşık beş yıl sonra gurubun yayınlayacak olduğu Wish You Were Here (1973) albümü kayıtları ona ithaf edilmiştir. Albüm kaydedilirken vucudundaki tüm tüyler alınmış, oldukça şişman bir adam stüdyoyu ziyaret ettiğinde, grup üyeleri onun Syd Barrett olduğunu fark edememişlerdi. Fark etmeleri sonucunda ağlayan grup üyeleri ona Wish You Were Here’i ona dinlettiklerinde eski moda bir şarkı olduğunu söyleyerek gitti Syd ve bu son toplu görüşmeleriydi.

Grup ayrıca Dark Side of The Moon albümündeki çıldırışı anlatan Brain Damage şarkısını Syd’den etkilenerek yazmış ve Roger Waters, 1982 tarihli Pink Floyd: The Wall filminin başkahramanı Pink’i yaratırken eski dostu Syd’i düşünerek oluşturmuştur.

Mehmet Onur Kocabıyık

 [email protected]

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

Hakan Bilge’nin Yeni Kitabı “Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti” Raflardaki Yerini Aldı

“Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti” adlı sinema kitabı Doruk Yayınları arasından çıktı. ...

7 Yorum

  1. eline kulağına sağlık üstad. devamını sabırsızlıkla bekliyorum. floydiyan olmasam da bir pink floyd dinleyicisi olarak faydalı bir yazı olduğunu düşünüyorum 😉

  2. İnsan içindeki Pink Floyd sevgisini, o beş adamın yarattıklarını gördükçe, anlatmadan duramıyor. Öyle bir bağımlılık yaratıyor ki Pink Floyd, onu duymak, onu yazmak, onu yaşamak istiyor “Floydian”lar.

    Hem herkesin duymasını istediğim, hem de kendime saklayacağım bir yazı bu. Devamını bekliyorum…

  3. Ey Türk Floydianlari! Birleşin. 1.220 üyemiz ile Facebook gruplarımıza bekliyoruz.

  4. Tekrar Pink Floyd’a döndüğümüzde şunu gördük ki Rock’ın Roll’un veya Protest Pop’un yok olmasının en büyük nedeni pasif ve üretimsiz (bir anlamda vasıfsız) dinleyiciyse, Pink Floyd’un olası sonuna da neden yine aynı neden olacak. Dünyada değiştirilen hiçbir şey yok ve insanlar ‘Müzik Dinliyorlar’. Dünyayı anlamak için!

    Orhan Kâhyaoğlu

  5. 1983 yılının Mart ayında, dünyanın hemen her tarafı yeni bir haberle çalkalanıyordu. Tanınmış İngiliz Rock topluluğu Pink Foyd’un son albümü «The Final Cut» çıkmıştı piyasaya. Bir önceki albümlerinin piyasaya çıkışının üzerinden dört yıla yakın bir zaman geçmişti ve bu zaman içinde, plağın yankısı halen devam ederken; milyonlarca satımı, filminin çekilmesi ve dünyanın her tarafında izlenmesi; İngiltere’deki muhafazakâr çevrelerin albümlerini tepkilerle karşılaması; topluluğun cok ayrıcalıklı yerlerde ele alınmasına neden oluyordu. Bu ilginin kaçınılmazlığının bir diğer gerekçesi de 1973 yılında çıkan «The Dark Side of the Moon» adlı albümün, 1983 yılının son ayında bile müzik dergilerinin listelerinden hâla inmemesiydi. “Gerek topluluk üyelerinin, gerekse müzik anlayışlarını diğerlerinden ayıran ve bu müzik anlayışının temeli olan altyapılarının özellikleri neydi öyleyse? Nasıl bir sürecin ürünüydüler? 17 yıllık müzik tarihlerinde, onları böylesi başarılı bir noktaya getiren anlayışlarının altyapısında neler yatıyordu? 20. yüzyılda kendini aktif olarak ön plana çıkaran Avant-Garde sanat ve müzik akımlarının içindeki yerleri neresiydi? Müziklerinin kaynakları nelerdi ve İngiliz müzik geleneğindeki yerleri neresiydi?

  6. m.onurkocabiyik

    Pink Floyd üzerine olan yazılarım, vize sınav dönemim biter bitmez devam edecektir. Bu sorularınızın yanıtlarını eğer yazı dizisini takip ederseniz bulabilirsiniz. İlginiz için teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kuşadası escort
bursa escort
ümraniye escort
çankaya escort
escort izmir