Anasayfa / Edebiyat / Deneme / Özgürlüğün Diğer Adı

Özgürlüğün Diğer Adı

Delilik; düşünce, inanış, davranış ve duygu açısından yaşadığımız toplumda farklı olma durumudur. Bu farklılık belki sorunlara bir çözüm, belki bir kaçış, belki de sadece her insanın içinde var olan ve uyandırılmayı bekleyen aslandır.

 

Hangi açıdan bakarsak bakalım kesinlikle kolay kolay ulaşılan bir mertebe değildir.

 

Bu mertebeye ya isteyerek, bunu bir kaçış olarak görerek ya da deli olmamaya çalışarak erişebiliriz. Bir kere karşılaştığımızda o sınırsızlık, sınırı geçme, kendi dünyamızı kurabilme ve yönetebilme özgürlüğünü tattığımızda vazgeçilemeyen, kurtulması zor olan duygu bizi esaretine çoktan almıştır.

 

Delilik sınırını aşanlara toplumda her ne kadar korkularak bakılsa da onlar yeni doğmuş bir bebek kadar zararsız ve masumdurlar aslında. Her ne kadar kötü algılansa da dezavantajlarının yanında bir o kadar da avantajları vardır deliliğin. Sonuçta deli özgürdür, kendi kurduğu, kendi yönettiği dünyası içinde yazar gibidir, yönetmen gibidir; oyununun, hayatının senaryosunu kendi yazar, oyuncularını kendi seçer, onları kendi istediği gibi konuşturur, oynatır. Bu fani dünyada hepimizin sadece izlemekle yetindiği bir tiyatro oyunundaki oyunun yazarı, kahramanı ve aynı zamanda yönetmeni de odur. Hayatta fark edilmeyen, istenmeyen biridir belki ama kendi iç dünyasında asıl karakter, ulaşılamayan, gıpta edilen sadece kendisidir.

 

Bilmem kaçınız farkındasınızdır, bu tür insanlar çocuklarla çok kolay diyalog kurarlar. Bunun nedeni onların da çocuklar kadar masum olmalarıdır. Şimdi çoğunuz düşüncelerimde bir çelişki olduğunu düşüneceksiniz belki de; çünkü daha önce onlar özgürdürler ve cesurdurlar demiştim ama saf, temiz ve masum olmadıkları şeklinde düşünülmemeli.

 

Sadece biz yetişkinler önyargılı yaklaşırız onlara, çoğumuz da yanımıza yaklaşmalarını bile istemeyiz. Çünkü biz büyüdük, akıllandık, kendimizi geliştirdik, hayatın gerçek ve acı yönlerini gördük ve bizler olgunlaştığımızı düşünürüz. Evet, olgunlaştık ama çocukken sahip olduğumuz saflıktan uzaklaştık. Bu olgunluk denen evrede çocukken bilmeden de olsa çok sevdiğimiz ve şimdilerde onlara deli diye tabir ettiğimiz insanlardan çekinmeye, uzaklaşmaya ve en önemlisi korkmaya başladık.

 

Hayatın tadını en iyi çıkaranlar onlardır; çünkü onlara ne yasalar işler, ne aile baskısı, ne toplum baskısı ne de başka bir şey. Onların sorumlulukları yoktur, yaptıkları tek şey günlerini en iyi şekilde geçirmektir. Şimdi delilerin bir günüyle kendi bir günümüzü karşılaştıralım; o, sabahın ilk ışıklarında belki çoğumuzun olmak istediği yerde güneşin doğuşunu izleyebilir hem de yanına kimseyi alma zorunluluğu hissetmeden, evdekilere ayıp olur diye düşünmeden. Özgürdürler, sınırları onlar belirler, başkalarının emirlerine boyun eğmezler, yönetilmezler; hatta deliliğin uç seviyesinde olanlar yönetilemezler, hatta yasalar bile onları korur.

 

Edvard Munch - Çığlık

 

Güneşin doğuşunu izledikten sonra öğle vakti martıların sesi, denizin dayanılmaz dalga sesleri insanı nasıl da boğazın serin sularına çağırır, yine özgürce tek kişilik hayatını yaşayan deli orada rahatça istediği vakte kadar dinlenir, keyfini bozacak bir şey yoktur. Akşam da kız kulesinin karşısına geçer, kim bilir. Gece de istediği yerde kendine bir yatak hazırlar ve derin bir uykuya dalar, yarının telaşı olmadan.

 

Sıkıntıları elbet vardır ama bu sıkıntılar bir elin parmağını geçmez; ya karnı acıkır, ya kış günü yatacak yer bulmakta zorlanır ya da giyecek konusunda zora düşer ama diğer insanlarla karşılaştırdığımızda görüldüğü gibi bu istekler devede kulak kalır. İstekleri çözülemeyecek şeyler değildir hem, düşünsenize ev kirası, borçlar, trafik derdi, okul sorunu, gelecek kaygısı… Bu gibi düşünceler olmadan her şeyden uzakta, özgürce, şu üç günlük dünyada dilediği gibi bir hayat geçirebiliyorsa biri delinin kendi sıkıntıları hiç mi hiç önemli değildir. Hem hangimiz böyle bir gün geçirebiliriz, kendimize bu kadar zaman ayırabiliriz? Etrafımızda bu kadar meşguliyet, yapılması gereken iş varken değil bir ömür bir gün bile bunu başarabilmemiz imkânsız. Bir günlük bile olsa sonucunda aksaklıkların, sıkıntıların ikiyle çarpıldığını şimdiden görebiliyorum.

 

Delilik, deli olmak özgürlüktür ve de cesaret ister; öyle ki hayatta önüne çıkanlara kader deyip boyun eğmek yerine sorgulayan, karşı çıkan, cesur biridir deli. Akıllı olanların, akıllıyım diye geçinenlerin aksine onlar kendilerini mahveden gerçekler üzerinde bile düşünmekten korkmazlar, belki bile bile meydan okumaktır bu ama bunu yapmak yürek ister, cesaret ister. Aklı başında olan, delilik duygusundan mahrum olan insan bunu belki yapamaz, harekete geçmek yerine düşünür fakat insanı harekete geçiren şey ise deliliktir; her insanda az da olsa olması gereken duygu.

 

Dünyadan kurtulmanın, her şeyden muaf olmanın tek yolu, özgürlüğün diğer adı işte budur. Her şeyin çoğu zarar azı karar derler ya işte delilik duygusu da böyledir; her insanın içinde olması gereken fazlasının deliliğe, delirmeye neden olduğu, yeteri kadar olduğunda ise delilik ve dâhilik arasındaki o ince ipte yapılan cambazlık sayılan erdemdir. İçinde azıcık da olsa delilik olan, bu cambazlığı başaran tüm dostlara saygılarla…

 

Yazan: Gamze Kuzu

GamzE@sanatlog.com

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu İsimli Romanı Üzerine

Harry Haller; yolunu şaşırıp kendi habitatından ayrı düşmüş, kazârâ bir kente inip sürüye karıştığına inandığı ...

5 Yorum

  1. Deliliğin -tabii mecazi olarak alın siz bunu- verdiği coşkunun yaratıcılığı artırdığı, kişiye yeni kapılar açtığı bilinen bir gerçek. Ama kaynağında mutlaka özgürleştirici renkler barındırmalı, yoksa kişiyi yalnızlaştırabilir.

    Hoşgeldin Gamze…

  2. Hayatı, keşke dememek adına -her ne kadar Don Kişotluk olarak algılansa da-, iyisiyle kötüsüyle yaşamak lazım ve tüm sonuçlarına sahip çıkarak -her ne kadar sınırlarla karşılaşsanız da- denemek lazım. Çok iyi deneyimler elde edebiliriz hiç değilse. Düşüncelerle geçmişte yaşamaktansa şimdide ve gelecekte yaşamak daha mantıklı ve yaratıcı… Her ne kadar delilik olarak algılansa da özgürlüktür aslında… 🙂

  3. Deliliğe biraz fazla romantik yaklaşılmış gibi geldi 🙂

    Aslında yaşamımızda o kadar çok kural koyuyoruz ki, gün geliyor kendi kendimizin kölesi olup çıkıyoruz. Prensiplerimizle, çevremize kat kat zincirler doluyoruz. Bu durumdan kurtulmanın bir yolu delilikse, ben varım!

    Bir de, Aysel Gürel’i hatırladım, bu yazıyı okuyunca. Kadın nasıl da özel bir dünya kurmuştu kendine… Deli Aysel derlerdi ve yaptıklarına kimse karışmazdı. Böyle bir muafiyet için bile deli rolü yapmaya razıyım. Zaten kızı Müjde Ar da farketmiş olacak ki, annesinin mirasını sürdürüyor…

  4. Elbette Aydınlanma’nın anladığı anlamdaki aklın karşısına deliliği koyacaksak ben bu oyunda yokum 🙂 Mamafih bir tür “akıl tutulması”ndan bahsedeceksek bu da yeni bir şey değil… “Yazınsal delilik” ile “düpedüz delilik” arasındaki farka da eğilmek olmaz bu saatten sonra. Fakat şu:

    “Ben” aydınlanmacı “akıl”, “Öteki” de bahsettiğimiz “deli” olsun… Bu ikisini nasıl uzlaştıracağız? İkisi arasındaki fark nedir? Hangisi daha kıymetlidir? Ne mutlu o deliye ki bunları düşünmek zorunda kalmıyor 🙂

    ÇIKIP ŞÖYLE DESEM: Deliler, dünyayı yönetenlerden (savaşları çıkaranlardan, insanları sömürenlerden) daha akıllıdır… BELKİ katılanlar olacaktır buna; fakat bu, gerçeği maalesef değiştirmiyor.

  5. Hepinize çok çok teşekkür ederim arkadaşlar. Herkes o kadar farklı ve güzel noktalara değinmiş ki inanın sizlere bir kez daha hayran oldum 🙂 Delilikle ilgili iki yazı yazmıştım, biri bu -pozitif olarak-, diğeri ise kötü bir hikaye fakat kendim ne düşünüyorum tam bir karmaşa, çok karanlık; zaten bu yüzden başkasının kimliğine bürünüp yazmayı seçtim.

    Teşekkürler, iyi çalışmalar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kuşadası escort
bursa escort
ümraniye escort
çankaya escort
escort izmir