Anasayfa / Sinema / Film Listeleri & En İyi Filmler / Federico Fellini Klasikleri (2) – Roma (1972)

Federico Fellini Klasikleri (2) – Roma (1972)

“Uygarlık kenetlenmiş biraraya, altında toplanmış bir yönetimin,

Gözüküyor barış içinde binbir yanılsamayla;

Ama ölçülüp biçilmiş insan yaşamı

Dehşete kapılsa da, durduramıyor bir türlü

Kudurmuşçasına arıyor yüzyıllardan bu yana,

Kudurmuşçasına arıyor, azgınca, her şeyi yıkarak

Varmak için gerçeğin ıssızlığına

Elveda Mısır ve Yunanistan, elveda ve elveda Roma!” (W. B. Yeats)

Federico Fellini, Roma’da (1972) henüz prologda ereğini ifşa eder bize. Bu olabildiğince şahsi bir gezinti olacaktır. Dolayısıyla fazla bir şey beklememek düşecektir izleyiciye. Nihayetinde bu Roma üzerine bir dokümanter değildir (Gerçi bazen dokümanterin stil araçlarını kullandığı olur Fellini’nin; bu nedenle deyim yerindeyse Roma, dokümanter film ve sinema filmi arasında bir “ara-yapıt”tır.), Roma’nın Felliniyen yorumudur önünde sonunda. Düşlerden yoğrulma, anıların bulanık izinden yapılma bir Roma. İlerleyen kısımlarda da -epizot denebilir- kadrajda boy gösterip dolaylı yollardan yapıtının ontolojik gerçeğini tekrar tekrar açıklama gereği duyar.

La dolce vita (1960, Tatlı Hayat) ve Otto e mezzo (1963, Sekiz Buçuk) gibi görece daha olgun yapıtlarında da varlığını hissettiren ironik tutum, Roma’da da biçemsel örgünün bir parçasıdır. Mesela, bir meydanda, yönetmenin yoluna çıkan gençler, şu an çekimi yapılan filmde -Roma’da- kendi sorunlarının da yer almasını kendisinden rica ederler. O ise soğukkanlılıkla, kendi sorunlarını çözemiyorken başka sorunları çözebilmesinin namümkün olduğunu beyan eder. Hem zaten şahsi bir “Fellini-esque Roma’dır” yollarında yürüdüğü. Öyle ki, giderek Roma’nın kendisi (hem şehir olarak, hem de sinema yapıtı olarak Roma) bir ironiye, bir söylentiye dönüşür. Sanki şehir olarak Roma, şu an izlediğimiz Roma’dır. Yok, eğer Fellini’nin Roma yapıtı ise izlediğimiz, bir gerçek “şehir” olarak Roma nerededir?

İşte: Fellini’nin Roma’ya tutuklu olduğunu söylemek yerindedir. Bu tutukluluk sendromu, Roma’yı çok sevmesine, geceleri bilcümle Romalılar uyuyorken gezintiler yapmasına karşın, sokak ve meydanları arşınlamasına, şehrin bilinçaltına inmesine karşın, pek iyimser değildir. Aktörel olarak “çığırından çıkmış” bir Roma’dır betimlediği. Karşıtlıklardan kurulu bir şehirdir o. Söz gelimi, sisli gecede bir fahişe belirir antik taşların arasından. Tünellerin, dehlizlerin diplerinde görkemli, büyük ve kadim Roma’nın tarihinin izleri sözde-medeniyetin teknolojik darbeleri sonucu silinmekte, Yeni-Roma, eski-Roma’nın üzerine sünger çekmektedir. Loş sokakların güzelim restoranlarında şişman ve çaçaron kadınlar… Ağır makyajlarıyla gotik genelevleri dolduran o malum Felliniyen kadınlar… Bir geniş meydanda ağır ağır öpüşen 68’liler… Vesair.

Roma, cilalı imajların bahçesinde eriyip gitmiştir. Ancak anılara, düşlere sığınarak (ki bazı epizotlarda önümüzde beliren toy gazeteci, bir zamanların genç ve acemi gazetecisi Fellini’den başkası değildir) sözüm ona suçluluk duygusundan arınılabilir. Yaratıcı, gerçekliğin bunaltıcılından Felliniyen diyara taşınır. Felliniyen diyarda fantasma ve gerçek bazen iç içe katlanır, bazen de karşı karşıya durarak diyalektik bir bütün oluşturur. Şüphesiz, toplumsaldan kaçış diyarı değildir Fellini-esque diyar. Olsa olsa bir düş-kent’tir. Bir yerde de, katı gerçekliğin grotesk imgelerle yabancılaştırıldığı, dönüştürüldüğü ara-bölge’dir. Bu nedenle, “Felliniyen” denilen olgu, konumuz gereği Roma, hiper-eleştireldir.

Küçük sürprizler de vardır Roma’da: Gore Vidal, Anna Magnani… Fakat Vidal, karamsar yorumuyla yönetmenin düşüncelerine ışık tutar gibidir. Magnani ise perdeyi kapatan son sözlerden birini sarfeder: “Artık evine dön!”

Roma’nın düş-gezgini Fellini, aheste aheste evine dönerken, geride büyük ve sancılı bir yapıt bırakır…

Hakan Bilge

[email protected]

Bu yazı Bireylikler’in 26. sayısında (2009) yayımlandı. 

Yazarın öteki incelemeleri için tıklayınız. 

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

Dressed to Kill (1980, Brian De Palma)

Alfred Hitchcock’un ve filmlerinin Hollywood’u hatta dünya sinemasını nasıl etkilediği malum. O etkilenmeden en çok ...

Bir Yorum

  1. 80 lerin bir başka güzelliği de arka arkaya Türkiye’ye gelen son dönem Fellini filmlerinden nasibimizi almaktı. Ve Gemi Gidiyor, Fred ve Ginger, vb vb. Fellini sirkinde epey eğlenmiş ve hüzünlenmiştik. O sıralar sinema ölüyor diye de bir panik vardı. Var gücümüzle salonları doldurmaya çalışırdık. Çılgın Sinema Günleri dönemlerinde o filmden bu filme sabah seansından geceyarısı seansına sinema bölgesi Beyoğlu sinemalarında dolanırdık.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kuşadası escort
bursa escort
ümraniye escort
çankaya escort
escort izmir