Anasayfa / Sinema / İkonlar & Portreler / Bergman’ın Adası

Bergman’ın Adası

Marie Nyreröd’ün 2004 yılında çektiği Ingmar Bergman belgeseli. Orijinal adı: Bergman och filmen Bergman och teatern Bergman och Fårö. Üç bölümdür: Bergman ve Fårö, Bergman ve Sinema, Bergman ve Tiyatro. 2004 yapımı, İsveç televizyonu için çekilmiş, 3 saate yakın, hayli bilgilendirici bir çalışma.

bergman-island_ingmar-bergman-belgesel-sanatlog.com

Bergman’ın Fårö Adası’ndaki, yalnız yaşadığı evinde, bir dizi buluşma sonucu gerçekleştirilen belgesel şu âna dek sanatçı üzerine yapılmış en uzun belgesel olma özelliğini taşımasının yanı sıra onun iç dünyası, filmleri hakkındaki düşüncelerini, tiyatroya bakışını kuşatan, hayata dair gözlemlerini araştıran güzide bir çalışma. Ayrıca sanatçının gündelik yaşamını tanımak, senaryolarını yazdığı ofisini görmek, bir gün boyunca neler yaptığını gözlemlemek ve yaşadığı çevreyi öğrenmek isteyenler için de önemli bir kaynak.

Çok uzak bir anısından bahsederken bile yüzünde derin bir keder beliren bir yönetmen Bergman. Onun üzerine başka belgeseller de izlemiştim ama bu kez inanılmaz derecede sarsıldım ve şaşırdım. Filmleriyle özel yaşamı arasında inanılmaz koşutluklar bulunduğunu zaten biliyordum ama sanatı ve yaşamının birbiriyle bu denli tutarlı biçimde yol aldığını öğrenmek epey ufkumu açtı diyebilirim. Konuşurken bazen tutukluk yaşaması, kimi kez dalıp gitmesi ve tümceleri kısmen zorlukla tamamlaması; doğru tümceyi bulmaya çalışan birinden ziyade bazı şeyleri gizlemesiyle ya da açıklamak istememesiyle açıklanabilir. Evet, normalde bir insan için böyle düşünürüz, ama ben ona tümüyle inandım. İçindeki potansiyelin farkında olan biri ve hayranlık uyandırıcı. Alelalade şeylerden bahsederken bile bilge bir filozof gibi dingin, mesafeli konuşuyor; bununla birlikte duygusallığını da muhafaza ediyor.

Bütün bunlar filmlerinde tutuk tutuk konuşan, sabit bir noktaya bakan, dalıp giden, uygun sözü bulmak için düşünceler arasında dolaşan başkarakterlerinin nasıl bir ruh haliyle kuşatıldığını örneklemiyor mu? Sanatçının kahramanlarıyla bütünüyle özdeşleştiğini öngörebiliyoruz.

Sanırım tüm büyük sanatçılar gibi ölene dek sorgulamayı sürdürdü. Geçmişten hiç kopmayan, çok küçükken başına gelen bir olayın etkisini hâlen üzerinde hissettiğini, hatta rüyasında bile gördüğünü belirten dev çınarın sade gündelik yaşamı bile tıpkı filmleri gibi yoğun düşünceler içinde geçtiği kesin.

ingmar-bergman-sanatlog.com

“Kendi filmlerimi öyle sık sık izlemem. Çok şey oluyorum… Aşırı heyecana kapılıyorum. Gözlerim doluyor, çaresizce lavabo ihtiyacı hissediyorum, perişan oluyorum. Sanırım kendi filmlerimi izlemek berbat bir şey.” diyor bir ara. Esasen ne denli duygu yüklü olduğu belli, çünkü yoğun yaşamak ile sadece yaşamak arasında büyük fark var. Ya yaşamalı insan ya da sadece nefes alıp vermeli.

Bergman filmlerinde yaşamaya, ikinci hayatını sürmeye devam ediyor.

“Ne yaparsanız yapın, bir eleştirmene asla cevap vermeyin. Bir eleştirmenin yazdığı bir yazıyı asla tartışmayın. Bir eleştirmenle asla temasa geçmeyin. Sanatçı ile eleştirmen arasında ‘steril bir alan’ olması gerek.” demiş yıllar önce, televizyon kayıtlarından görüntüleniyor. Kendisinin her yaptığı işi eleştiren bir eleştirmene minik bir şiddet uyguladığından bahsediyor. Teorik uğraşısı olmayan, salt gördükleri üzerinde yazıp çizen eleştirmen profilini anımsattı bana ve aslına bakılırsa epey tanıdık geldi. Şiddet middet ama Bergman’a hak verdim doğrusu.

Yeri gelmişken: Filmleri hakkında soru soranlara verdiği yanıtların bizzat itiraf ettiği gibi bir şakadan ibaret olduğunu öğreniyoruz. Derinliksiz eleştirmenlere, yüzeysel sanat çevrelerine, burjuva gazetecilere verilebilecek en iyi yanıt da bu sanırım. Malumatfuruşların sayısının giderek arttığı postmodern karnaval içinde bir sanatçının tıpkı Bergman gibi tutarlı davranması, yapıtının özünü kendisine saklaması handiyse işten bile değil. Yüksek bir sanat yapıtının özünün tümüyle anlaşılabilmesi zaten mümkün değildir. Bu türden yapıtlar her okur ya da izleyici için yeni anlamlara gebedir çünkü. Andrei Tarkovski’nin, “Zekice yanıtlar istiyorsan zekice sorular sormalısın,” minvalinde bir eleştirmene sitem ederken kastettiği de buydu aslında. Bir sanatçıya sorulan her soru, kendisine ilgi ve dikkat gösterildiğini hissettirmeli. Aksi halde papağanlar bu işi zaten çok iyi yapıyor!

Nitekim bir röportajında şöyle demiş yıllar evvel:

“Yapıtımı başkasına yorumlamak istemem, ne düşündüğümü söylemem eleştirmene; herkesin bir filmi gördüğü gibi anlamaya hakkı vardır. Film onu ya çeker ya iter. Film, tepki yaratmak için yapılır. Seyirci hiç mi hiç tepki göstermezse, o film ilgi uyandıramayan, değersiz bir yapıttır.”

Kesinlikle yerinde bir tespit.

“Tiyatroya sinemadan çok daha güçlü bağlarla bağlıyım. Tiyatroya devam etmek için içimde muazzam bir istek var ama devam edebilir miyim bilmiyorum.” Evet, bu oldukça şaşırtıcı ama mesleğe tiyatro ile başladığı unutulmamalı. Sinemadan çok tiyatro ile uğraşmış bir yönetmen var karşımızda.

ingmar-bergman

Fårö Adası ise çok az insanın yaşadığı bir coğrafya. Devletin gölgesinin hissedilmediği yarı büyülü bir uzam. Hatta Bergman ile Marie Nyreröd bir aralık arabayla gezintiye çıkıyorlar, ortalıkta insan namına kimsecikler yok. Tıpkı Bergman’ın filmleri gibi ortalık kurşun gibi ağır ve sessiz. Arabayı Bergman kullanıyor; dinç bir sanatçı var kaşımızda.

Yaşamak için tıpkı filmlerindeki gibi yalın, sessiz bir coğrafyayı seçen Bergman’ın bu anlamda da tutarlı bir sanatçı olduğu hemen anlaşılıyor. Tanrı’nın varlığını sorgulayan Aynadaki Gibi (1961), çağdaş yaşamdaki yabancılaşma süreçlerine ve kuşandığımız maskelerin gerisine bakan, yanı sıra kişilik bölünmesini tasvir eden Persona (1966), bir ressam özelinde sanatçının kendi ben’ini, cinselliğini ve sanatını sorgulamasını içeren Kurtların Saati (1968), savaşın yıpratıcı etkilerini kuşatan ve ikili insan ilişkilerininin arka planını araştıran Utanç (1968), ikiye bölünmüş travmatik bir kadının yaşamından kesitler sunan Anna’nın Tutkusu (1969) ve evliliğin anlamını, gündelik yaşamdaki görüngülerini anlatan Bir Evlilikten Manzaralar (1972) adlı muhteşem filmlerini Fårö’de çeken Bergman ölene dek de bu adada yaşamış.

Aynadaki Gibi isimli varoluşçu filminde bir karakter şöyle bir itirafta bulunur:

“…İnsan büyülü bir çember çiziyor çevresine ve kendi gizli oyunlarına uymayan her şeyi bu çemberin dışında bırakıyor. Yaşam bu çemberi aştığı zaman, oyunlar küçük, karanlık ve gülünç oluyor. O zaman kişi yeni çemberler çiziyor ve kendine yeni bir sığınak kuruyor.”

Bu düzlemde Bergman’ın etrafına çizdiği çemberin de Fårö Adası olduğu söylenebilir. Kendi adasında kendisini keşfe çıkan, yaşamın anlamını, sanatın neliğini sorgulayan bir düş gezgininin çemberin içindeki sınırlı varoluşu sanatçının sınırlı dünyasına, yaşamın kendisinden ziyade onun sanat yapıtının aurası içindeki özel yerini alımlama çabasına içkin olduğunu mimlemekte yarar var. İnsan-öznenin kendisi de bir adadır ve sürekli dönüp kendine ulaşması, büyük-öteki’nde kendisine rastlaması tesadüf değildir.

ingmar-bergman-belgeseli-sanatlog.com

Sonbahar Sonatı, muhteşem Bergman’ın yüce Nietzsche’ye duyduğu yakınlığın belki de en kuvvetli izdüşümüdür. Varoluşçu kaygıların hüküm sürdüğü öyküde refah içre Batı’lı aile modeli altüst olmuş, anne-çocuk ilişkisi yara almış, kadın-erkek ilişkilerinin yıpratıcılığı suskunluğun ardına gizlenmiştir. İnsan-özne yeniden kendisini anlamlandırma problemi ile karşı karşıya kalmıştır:

“Kişi nasıl yaşaması gerektiğini öğrenmeli. Her gün üzerinde çalışıyorum. En büyük engelim, kim olduğumu bilememem. Kör gibi el yordamıyla arıyorum. Eğer birisi beni olduğum gibi severse, sonunda kendime bakmaya cesaret edebilirim belki.”

Bu itiraf, öteki’ni de gündeme getirdiği için arayış sonsuz ve sonrasızcadır. Özne, öteki’ne bir ayna gibi ihtiyaç duyarak en temel isyanını gündeme getirir. Bu karakterlerden her birinin ayrı ayrı ve bütün olarak adasındaki münzevi Bergman’ın sisli silüetinin tamamlayıcıları oldukları ileri sürülebilir. Bir başka deyişle, varoluşçu karakterlerin itirafnamelerine, açıklamalarına ve yaşam formlarına bakarak Bergman’ın kendisine ulaşmak, oradan da evrensel düzeyde geniş bir kitleyi yakalamak pekâlâ olasıdır. Bir Bergman filmi hemen her zaman bireyin kendisinden yola çıkarak ötekini ve sosyal çevresiyle ilişkilerini araştırır; bununla birlikte tasvire konu olan dar anlamıyla İsveç üzerinden Batı toplumu değildir sadece, aynı zamanda modern yaşamın içindeki köşeye sıkışmış bir haldeki, manevi sorunlar yaşayan, yalnız hisseden, bunalıma giren, bunaltı yaşayan, ikili ilişkilerde tökezleyen, acı çeken herhangi bir ülkeden herhangi bir insandır.

ingmar-bergman-3-dokumentarer-om-film-teater-fro-och-livet-av-marie-nyrerod

Bu arada, belgeselde şu ünlü vergi kaçırma mevzusu ve Bergman’ın ülkesini terk edip kısa süreliğine Amerika’ya gitmesi, ardından Berlin’e yerleşmesi, daha sonra da aklanmasıyla birlikte İsveç’e geri dönmesi iyi vurgulanmış. Karanlıkta kalan bu dönemin tıpkı Roman Polanski’nin Amerika’da başından geçen ve onu tüm yaşamı boyunca rahatsız eden elim hadiseler gibi çözüme kavuşturulup sanatçıya iadeiitibar edilmesi gayet yerinde.

Velhasılı kelam, işbu belgesel arşivlendi ve yakın zamanda yeniden izlenmek için demlendirilmeye alındı.

Hakan Bilge

[email protected]

Yazarın diğer yazıları.

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

Dressed to Kill (1980, Brian De Palma)

Alfred Hitchcock’un ve filmlerinin Hollywood’u hatta dünya sinemasını nasıl etkilediği malum. O etkilenmeden en çok ...

2 Yorum

  1. Lars Von Trier’in anlattığı komik hikayeleri, Bergman’a küfredişini hatırlıyorum bu belgeselden, o bölümler çok eğlenceliydi.

  2. sözünü ettiğiniz belgesel hangisi merak ettim, çünkü yazıya konu olan belgeselde trier veya bir başka yönetmenin bergman hakkındaki görüşlerine yer verilmiyor. belgesel bütünüyle bergman’la yapılan bir dizi söyleşiden yola çıkılarak hazırlanmış.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kuşadası escort
bursa escort
ümraniye escort
çankaya escort
escort izmir