Anasayfa / Edebiyat / Dergi & Fanzin / Ahmet Şık ve “Faşizmin Ordusu”

Ahmet Şık ve “Faşizmin Ordusu”

Bağımsız mizah ve karikatür dergisi Leman, 1010. sayısında, Gazeteci Ahmet Şık’ın toplatılan “İmamın Ordusu” kitabı dolayımında Türkiye’deki gerici bünyenin prototipini kapağına taşıyarak polis devleti ve faşizmden bir enstantaneyi de görselleştirmiş oldu…

Geri kafalı AKP iktidarı, topu yargıya atsa da, hiçbir ülkede iktidarın haberi olmadan kuşun dahi uçmayacağını Mısır’daki sağır sultan bile biliyor. Bebeler bile biliyor.  Öğrencileri coplayan polisler bile biliyor. Satılmış bürokratlar da…

Fakat “cihana bedel” Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının her zamanki gibi hiçbir şey umurunda olmadığı için,  daha iyisi, balık hafızalı oldukları için bu hazin meselenin nihai anlamı da geniş kitlelerce önemsenmemiş görünüyor. Düşünce özgürlüğü nedir, kim özgürdür, gazetecilik hangi koşullarda yapılır gibi hayati sorular yine arada kaynamış durumda…

Basın erbabı ve medya çalışanları ise, gazetedeki köşelerini yalakalığa ayıran entel-dantel liboşlar ise (örnek: Mehmet Barlas) büyük ölçüde kafalarını kuma sokmuş durumda. Kendilerine dokunmayan yılan bin yaşasın havalarında çoğu. Kendileri tutuklanana dek farkında olmayacaklar anlaşılan… Kendi karıları ve çocukları cezaevi kapılarında değiller ya, ne önemi var efenim bunların. Hiç ama!…

Nedim Şener, Ahmet Şık… Veya Uğur Mumcu. Ya da Hrant Dink. Ve dahi Turan Dursun. Ahmet Taner Kışlalı, Çetin Memeç, Abdi İpekçi… Sahi bu isimler cidden ama cidden medyanın umurunda olmuş muydu? Sadece ölüm yıldönümlerinde haber yapmak anlamlı mı?

Gazetecilik, Karl Marx’ın, taaa 19. yüzyılda işaret ettiği gibi kendi özgürlüğünü baltalayan bir kurum olagelmemiş midir?

Faşizmi dolaylı yoldan evetleyen ama kusana kadar demokrasi diye bağıran AKP’li milletvekillerine, basın-yayın çalışanlarına,  medya patronlarına “bir gün”, hiç ummadığınız bir anda yatağınızdan uyandırılıp bilgisayarınıza el koyulacağı günü beklemelerini öneriyorum.

Bekleyin, görün…

Hakan Bilge

hakanbilge@sanatlog.com

 

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu İsimli Romanı Üzerine

Harry Haller; yolunu şaşırıp kendi habitatından ayrı düşmüş, kazârâ bir kente inip sürüye karıştığına inandığı ...

7 Yorum

  1. Başlığa bakınca ciddi ciddi dur şuna bir cevap döşeneyim tarzında fikir serdettim. Sanat diyor, edebiyat diyor, böyle bir sayfada herhalde daha objektif yazılar olur diye düşünmüştüm. Kusura bakma Hakan BİLGE, seni okuyunca iştahım kaçtı, samimi isen sadece bana şundan bahset: bu gün senin adını bile anmadığın, karşı gruptan gördüğün, davası devam eden veya tutuklanmış 30 üzerindeki yazar, gazeteci ve basın emekçisi var ve sen veya diğerleri bundan hiç söz etmiyor, adamlarınıza sahip çıkıyorsunuz, sorulacak çok şey var ama bunu size sormak anlamsız; çünkü yandaşsınız o kadar!

  2. Duyarlılığınıza teşekkür ederim dost. Elinize sağlık. Yalnız birşeyi düzeltmeme izin verin;

    ‘Nedim Şener, Ahmet Şık… Veya Uğur Mumcu. Ya da Hrant Dink. Ve dahi Turan Dursun. Ahmet Taner Kışlalı, Çetin Memeç, Abdi İpekçi… Sahi bu isimler cidden ama cidden medyanın umurunda olmuş muydu? Sadece ölüm yıldönümlerinde haber yapmak anlamlı mı?’

    diye yazmışsınız. Hepsini kapsamasa da medyada, dergilerde, televizyonlarda bu konuya sahip çıkan, yani elini taşın altına sokan yönetici ve gazeteciler, program yapımcıları mutlaka var. Ama ölüm yıl dönümlerinde haber yapmak moda oldu, o ayrı!

  3. Ali Haydar Özlü adlı arkadaşımızın neden üzüldüğünü anlayamadım. Görüşü ne olursa olsun adı anılması gereken (kendi uygun bulduğu) gazetecilerin isimlerini de ekleyerek yazının altına imzasını atması gerekirdi. Sanırım kendisi de aynı sorundan müzdarip çünkü, değil mi? Ben kendisinin de “adamlarına” (tabii böyle bir şey varsa) sahip çıkmasını beklerim ve bu işi burada da yapabilir. Ben kimsenin “yok kardeşim sadece solcuların (ya da tam tersi) adı anılacak, sağcıların (ya da tam tersi) ismi bile geçmeyecek. Onlara bu yazıda yer yok. Onlar düşünce özgürlüğünden yararlanamaz” dediğini zannetmiyorum. Önemli olan bu konuda hemfikir olmamız. Birlik beraberlik içinde yanlışı haykırmamız.

    Sami arkadaşımıza da katılıyorum. Bu konuya duyarlılıkla yaklaşan gazetecilerimiz de var. Fakat asıl önemlisi gazetecilerin kendi meslektaşlarına sahip çıkmaması; bu kişiler hiç olmamalıydılar! Yazıda da ismi anılan kişi dahil olmak üzere birçok gazeteci bu konuya hiç değinmediler bile. O zaman Ali Haydar arkadaşımızın bir sözü haklı çıkıyor: “yandaş” bazı gazeteciler var tabi ki. Problemi, bilerek göz ardı edenlerde bir patoloji olduğunu düşünüyorum. Korku?

  4. Bence burda asıl iş sorumluluk alıyor muyuz’da gizli. Sorumluluk alıyor muyuz? Çevremizde olup bitenden sorumlu hissediyor muyuz? Yazarın da söylediği gibi gazeteciler yeterince sorumlu değiller. Dolayısıyla insanların da sorumlu olmasını çok bekleyemeyiz. Vicdanımızla baş başa kalıp düşünelim derim. Ya öldürülen babamız olsaydı? İçeri tıkılan kardeşimiz? Çocuğumuz? Evet. Sorumluluk alalım. Susmayalım. Ne yapabiliriz’i tartıp düşünelim. Vatandaşız ve belli sorumluluklarımız olmalı değil mi?

  5. Dışarıdan gözlemlemek de pasiflik değil zaten. Tüm bunlara tanık olmak oldukça travmatik ve konforsuz birşey; asla pasiflik olamaz. Yeter ki gözlemleyip karar verelim sonrası için. Maalesef sessiz kalıp gözlem yapmayan, bu nedenle ilerisi için planlama yapamayan kişiler var.

  6. Bunun adı faşizmdir. Demokrasi görünümlü faşizm. Ben bu “demokrat görünümlü” faşist AKP’ye oy verenlerin koyun olduğunu düşünüyorum. Hepsi koyun. Yeni seçimde de koyunluklarını bir daha kanıtlayacaklar. Bu koyunların milletvekili seçtiği bir ülkede Ahmet Şık ya da en ufak muhalefet eden bir gazeteci veya yazar, gözümde, bu koyunların gözlerini gerçeğe açmak için uğraş veren birer “aydın”dır.

    Ve aydınlığı, “aydın”ları savunanlara, karanlığa kurşun atanlara “yandaş” diyenler de koyundur… AKP’yi sorgulayacağına öldürülen aydınlar için en ufak laf etmeyenler de koyundur… Öyledir. Bunca yazar veya “aydın” öldürüldüğü için neredeyse ağzı kulaklarına varacak olanlar da koyundur… Wherearethevelvets’in dediği gibi, “yaşananları göz ardı edenler” patolojik-korkak-koyunlardır…

    Bugün içerde bir sağcı var mı? Bırakalım bu sağcı-solcu saçmalığını, bu bir “aydın” sorunu zaten.

    “Dokunan Yanar!”

  7. ahmet ayçiçek

    Korku imparatorluğu oluşturmaya çalışan faşistlere çok güzel bir cevap vermiş Hakan Bilge. Objektif bakış açışından yoksun bazı yobazların yazıyı eleştirmeleri de gayet normal. Çünkü gerçekler bunların canını sıkıyor…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kuşadası escort
bursa escort
ümraniye escort
çankaya escort
escort izmir