<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>1 Film 3 Analiz: Alfred Hitchcock’un Vertigo’su (3. Analiz) yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.sanatlog.com/sanat/1-film-3-analiz-alfred-hitchcock%e2%80%99un-vertigo%e2%80%99su3-analiz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sanatlog.com/sanat/1-film-3-analiz-alfred-hitchcock%e2%80%99un-vertigo%e2%80%99su3-analiz/</link>
	<description>Sanatla büyüyenlere...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 19:57:10 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
	<item>
		<title>Yazar: Editör</title>
		<link>http://www.sanatlog.com/sanat/1-film-3-analiz-alfred-hitchcock%e2%80%99un-vertigo%e2%80%99su3-analiz/comment-page-1/#comment-4088</link>
		<dc:creator>Editör</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 02:17:20 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatlog.com/?p=3658#comment-4088</guid>
		<description>Röntgencilik temelde eril bir cinsel sapma olarak tarif edilegelmiştir. Elbette bu, kadının seyretme yoluyla haz duymasının zorluğuna bağlanmıştır. Rear Window ile ilgili kısa yazımda bunu belirtmiştim... 

Şimdi bu sorun yaratıyor, sanırım bana hak vereceksinizdir. Şu:

Voyörizm menşeli birçok sorun, hastalık, cinsel sapma vb. ruh haletleri, psikolojik semptom veya bulgular, doğrudan ve direkt olarak Freudçu psikanalitik araştırmalar sonucu ortaya çıkarılmıştır. Eşcinsellik de ilk olarak Freud tarafından tarafından araştırılmıştır esasen. Neyse. Lacan ve izleyicileri de kimi açılardan bu saptamaları eleştirip çoğaltmışlar ve klasik Freudçu teoriye yeni bulgular eklemişlerdir. Bunu biliyoruz. Psikanalitik teori birçok açıdan eleştirildiği gibi röntgencilik kavramı açısından da doğal olarak eleştiri oklarına hedef olmuştur. Bu, Freudçuluğun gözden düştüğünü göstermez ama...

Öyleyse sorun yaratan şey nedir?

Psikanalizmin, röntgenciliği eril iktidarın varlığına dayandırması düalist bir yaklaşım değil midir? 

Bu, -yani klasik bir cins ayrımı- cinsiyet ayrımcılığını körüklemez mi?

Ve hayati soru: Sinema sanatı özünde bir röntgencilik sanatı değil midir ve perdedekileri dikizleyerek coşku, haz veya tiksinti duyguları yaşamıyor muyuz?

Elbette Scottie, &quot;bakan&quot;, Madeline ise &quot;bakılan&quot;dır. Bu açıdan baktığımızda Vergito&#039;yu psikanalitik tezler ışığında &quot;okumak&quot; handiyse zorunlu hale gelmiyor mu? 

**********

John Berger, &quot;Görme Biçimleri&quot; adlı yapıtında, Batı resim sanatını irdelerken klasik Freudçu yaklaşıma bağlı kalmıştır. Şiddetle öneriyorum bu kitabı. Kitapta, Batı sanatının temelinin &quot;bakan&quot; ve &quot;bakılan&quot; üzerine kurgulandığı yönünde temellendirmeler var ki hayli ilham verici...

Kadının &quot;bakılan&quot; olarak kurgulanması düşüncesi kapitalist dizgenin de sorunudur. Reklam endüstrisi (örneğin kozmetik ve araba reklamları), bilboard&#039;lar (afişler vb.), televizyon show&#039;ları, popüler filmler hep kadının dikizlenmesi üzerine inşa edilmiştir. Bu, her fırsatta dile getirilmesi gereken bir olgu bence. Ha, Vertigo bu meselede nereye oturur, derseniz, bunun yanıtını geçmiş sayfalarda vermiştik aslında. Vertigo erkeğin filmidir ve cinsiyet ayrımcısı olduğunu da düşünmüyorum...

Polisiye kurgu ve voyörizme gelince...

Vertigo, polisiye film ve detektiflik filmlerinin sentezinden mürekkeptir. Bu filmlerde takip etme-takip edilme, seyretme-seyredilme diyalektiği daha çok kriminal vizyonun ürünüdür ve gerek toplumsal ve gerekse de hukuki halkaya dahildir. Vertigo temelde cinsellik, aşk ve saplantı konuları çevresinde döndüğünden, kriminal vizyon geri planda kalmıştır doğal olarak. İşte Gavin&#039;in daha sonraları ortaya çıkmaması, hatta dile getirilmemesi de bununla ilgili. Gavin kapital&#039;in sahibidir ki Scottie&#039;yi de Madeleine&#039;i de O kiralamıştır. Madeleine ile ilişkisi ise paraya endekslidir doğal olarak. Ben bu noktada Gavin&#039;in dekor-karakter olduğunu, yani çok önemli olmadığını düşünüyorum. Gavin&#039;in varoluşu, Scottie&#039;nin cinsel-psikolojik halet-i ruhiyesini betimlemek maksadıyladır. Bir itici kuvvettir, deyim yerineyse. Eni sonu Madeleine ile Scottie&#039;nin karşılaşması Gavin&#039;e bağlı ise de, gerçeği değiştirmez bu...

Madeleine&#039;in Gavin tarafından para karşılığı kiralanması, &quot;ödül&quot;olarak kolyeyi kazanmasını sağlamıştır. Kolye bile dikkat edilirse, &quot;iyi&quot; bir işe yarayacaktır. Scottie, Judy&#039;e belitecektir bunu hatta. &quot;Ama bir şeyi unuttun...&quot; Unuttuğu şey elbette ki kolyedir Madeleine&#039;in. Eğer kolyeyi takmamış olsa idi, belki Scottie hiçbir zaman Judy&#039;nin bir zamanlar tanıdığı ve aşık olduğu Madeleine olduğunu anlayamayacaktı. Ama dediğim gibi; kolyeyi veren Gavin&#039;dir, takan ise Madeleine; oradan da Judy. Kolyeyi tanıyıp gerçeğe uyanan ise keza Scottie&#039;dir. Özetle; Madeleine&#039;in ödülü olan kolye, Judy&#039;nin ölümünü hızlandırmıştır... Scottie ise iyileşmiştir; ama yine kolye sayesinde...

Bu konuya, alacağı biçim ölçüsünde bakmaya devam edebiliriz...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Röntgencilik temelde eril bir cinsel sapma olarak tarif edilegelmiştir. Elbette bu, kadının seyretme yoluyla haz duymasının zorluğuna bağlanmıştır. Rear Window ile ilgili kısa yazımda bunu belirtmiştim&#8230; </p>
<p>Şimdi bu sorun yaratıyor, sanırım bana hak vereceksinizdir. Şu:</p>
<p>Voyörizm menşeli birçok sorun, hastalık, cinsel sapma vb. ruh haletleri, psikolojik semptom veya bulgular, doğrudan ve direkt olarak Freudçu psikanalitik araştırmalar sonucu ortaya çıkarılmıştır. Eşcinsellik de ilk olarak Freud tarafından tarafından araştırılmıştır esasen. Neyse. Lacan ve izleyicileri de kimi açılardan bu saptamaları eleştirip çoğaltmışlar ve klasik Freudçu teoriye yeni bulgular eklemişlerdir. Bunu biliyoruz. Psikanalitik teori birçok açıdan eleştirildiği gibi röntgencilik kavramı açısından da doğal olarak eleştiri oklarına hedef olmuştur. Bu, Freudçuluğun gözden düştüğünü göstermez ama&#8230;</p>
<p>Öyleyse sorun yaratan şey nedir?</p>
<p>Psikanalizmin, röntgenciliği eril iktidarın varlığına dayandırması düalist bir yaklaşım değil midir? </p>
<p>Bu, -yani klasik bir cins ayrımı- cinsiyet ayrımcılığını körüklemez mi?</p>
<p>Ve hayati soru: Sinema sanatı özünde bir röntgencilik sanatı değil midir ve perdedekileri dikizleyerek coşku, haz veya tiksinti duyguları yaşamıyor muyuz?</p>
<p>Elbette Scottie, &#8220;bakan&#8221;, Madeline ise &#8220;bakılan&#8221;dır. Bu açıdan baktığımızda Vergito&#8217;yu psikanalitik tezler ışığında &#8220;okumak&#8221; handiyse zorunlu hale gelmiyor mu? </p>
<p>**********</p>
<p>John Berger, &#8220;Görme Biçimleri&#8221; adlı yapıtında, Batı resim sanatını irdelerken klasik Freudçu yaklaşıma bağlı kalmıştır. Şiddetle öneriyorum bu kitabı. Kitapta, Batı sanatının temelinin &#8220;bakan&#8221; ve &#8220;bakılan&#8221; üzerine kurgulandığı yönünde temellendirmeler var ki hayli ilham verici&#8230;</p>
<p>Kadının &#8220;bakılan&#8221; olarak kurgulanması düşüncesi kapitalist dizgenin de sorunudur. Reklam endüstrisi (örneğin kozmetik ve araba reklamları), bilboard&#8217;lar (afişler vb.), televizyon show&#8217;ları, popüler filmler hep kadının dikizlenmesi üzerine inşa edilmiştir. Bu, her fırsatta dile getirilmesi gereken bir olgu bence. Ha, Vertigo bu meselede nereye oturur, derseniz, bunun yanıtını geçmiş sayfalarda vermiştik aslında. Vertigo erkeğin filmidir ve cinsiyet ayrımcısı olduğunu da düşünmüyorum&#8230;</p>
<p>Polisiye kurgu ve voyörizme gelince&#8230;</p>
<p>Vertigo, polisiye film ve detektiflik filmlerinin sentezinden mürekkeptir. Bu filmlerde takip etme-takip edilme, seyretme-seyredilme diyalektiği daha çok kriminal vizyonun ürünüdür ve gerek toplumsal ve gerekse de hukuki halkaya dahildir. Vertigo temelde cinsellik, aşk ve saplantı konuları çevresinde döndüğünden, kriminal vizyon geri planda kalmıştır doğal olarak. İşte Gavin&#8217;in daha sonraları ortaya çıkmaması, hatta dile getirilmemesi de bununla ilgili. Gavin kapital&#8217;in sahibidir ki Scottie&#8217;yi de Madeleine&#8217;i de O kiralamıştır. Madeleine ile ilişkisi ise paraya endekslidir doğal olarak. Ben bu noktada Gavin&#8217;in dekor-karakter olduğunu, yani çok önemli olmadığını düşünüyorum. Gavin&#8217;in varoluşu, Scottie&#8217;nin cinsel-psikolojik halet-i ruhiyesini betimlemek maksadıyladır. Bir itici kuvvettir, deyim yerineyse. Eni sonu Madeleine ile Scottie&#8217;nin karşılaşması Gavin&#8217;e bağlı ise de, gerçeği değiştirmez bu&#8230;</p>
<p>Madeleine&#8217;in Gavin tarafından para karşılığı kiralanması, &#8220;ödül&#8221;olarak kolyeyi kazanmasını sağlamıştır. Kolye bile dikkat edilirse, &#8220;iyi&#8221; bir işe yarayacaktır. Scottie, Judy&#8217;e belitecektir bunu hatta. &#8220;Ama bir şeyi unuttun&#8230;&#8221; Unuttuğu şey elbette ki kolyedir Madeleine&#8217;in. Eğer kolyeyi takmamış olsa idi, belki Scottie hiçbir zaman Judy&#8217;nin bir zamanlar tanıdığı ve aşık olduğu Madeleine olduğunu anlayamayacaktı. Ama dediğim gibi; kolyeyi veren Gavin&#8217;dir, takan ise Madeleine; oradan da Judy. Kolyeyi tanıyıp gerçeğe uyanan ise keza Scottie&#8217;dir. Özetle; Madeleine&#8217;in ödülü olan kolye, Judy&#8217;nin ölümünü hızlandırmıştır&#8230; Scottie ise iyileşmiştir; ama yine kolye sayesinde&#8230;</p>
<p>Bu konuya, alacağı biçim ölçüsünde bakmaya devam edebiliriz&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: kusagami</title>
		<link>http://www.sanatlog.com/sanat/1-film-3-analiz-alfred-hitchcock%e2%80%99un-vertigo%e2%80%99su3-analiz/comment-page-1/#comment-4071</link>
		<dc:creator>kusagami</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 23:55:16 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatlog.com/?p=3658#comment-4071</guid>
		<description>Özdeşim açısından sorun yok o halde, çünkü birbirine yakın fikirleri ifade ettiğimize inanıyorum. Temelde her ne kadar farklı fikirlerden yola çıksak da, burda Scottie&#039;nin Madeliene ile özdeşleşip kadınsılığına vurgu yapıldığına dair aynı kanıtları sunmuşuz.

Anladığım kadarıyla o zaman &#039;Freudçu&#039; eleştiriye dair Mıulvey&#039;in görüşlerinden çok, Mulvey&#039;in Freud&#039;un görüşlerini çarpıtmasından yola çıkarak yazının bu bölümünü şekillendirdiğini söyleyebiliriz?

Kameranın etkin ve edilgin olması konusunda ayrıca bir tartışma yapılabilir, ben bu konuda sadece bu konunun Mulvey&#039;in belirttiği şekliyle olamayacağını, bu konuyla ilgili olarak da hemfikir olduğumuzun altını çizdim. Burada tartışılacak şey yine &#039;Kuleşov ile Vertov&#039; tartışmasıdır. Sorunun kökeninin yine buradan nüksedeceğini tahmin ediyorum.

Persona&#039;nın altını çizerek ifade ettiği &#039;doppleganger&#039; kavramı esasen Hitchcock sinemasının bel kemiğini oluşturuyor. Zizek&#039;in tabiriyle hepimiz bilinçaltımızda katilizdir. Bu söylemi Lang&#039;ın The Woman in the Window filmiyle örnekliyor. Bu filmde de katil olan profesör uyandığında her şeyin bir rüya olduğunu anlayarak derin bir nefes alır. Ancak şöyle bir sorun ortaya çıkar, profesör faili gerçekleştirmemiş olsa bile bunu aklından geçirmiş olması onun temelde bir katil olduğunu ifade etmek için yeterlidir. Rear Window&#039;da, Kelly benzer şekilde karşı apartmandaki yaşlı adamın, karısını gerçekten öldürmüş olabileceği düşüncesinden haz alır. Bunu da sesli bir şekilde ifade edere, bunun gerçekleşmesini arzular. Ancak burda bahsedilen &#039;evil double&#039;ın karşıt cinslerden olmasıdır. Vertigo&#039;daki gibi. Ya da Taradine Case filmindeki Peck&#039;in aşık olduğu Mrs. Paradine ile aynı kadına aşık olan uşağın fiziksel benzerlikleri ile, Psycho&#039;da Bates ile Mariane&#039;nin nişanlısının tıpkı aynadaki gibi birbirine benzer şekilde verilmesi bu başlığın altını biraz daha açmamızı sağlamaktadır. 

Madeliene&#039;nin kendini teşhir ettirmesi, bir anlamda kendi edilginliğini kabul etmesi değil midir o halde? diye sormak istiyorum. Bence burda benim bahsettiğim kendini teşhir ettirme, edilginliğini kabul etme anlamında kullanılabilir. Zaten burada Gavin Elster de Madeliene&#039;i kendine göre biçimlendirmiş değil midir?  Burda açıkta kalan diğer bir şey de Madeliene&#039;nin bunu ne karşılığında yapmış olduğunu gösteren bir delilden esame okunmamasıdır. Judy&#039;nin ait olduğu tabakaya bakarak bunu salt para için yaptığı sonucuna varabiliriz. Judy kendini Madeliene olarak pazarlamıştır. Ancak bundan zevk alıp almadığı konusunda da şüpheler oluyor. Eğer Madeliene bu voyaristik denemelerden zevk almışsa, bunu ne kadar Voyarizm başlığı altında inceleyebiliriz bilemiyorum. Ya da buna Voyarizm denilebilir mi? Bu bana daha çok &#039;panoptik&#039; bir mekanizmanın ürünü gibi geliyor. 

Madeliene izlendiğinin bilincindeyse tıpkı Kubrick&#039;in A Clockwork Orange ya da Chan Wook&#039;un Oldboy filmindeki gibi kendisini izleyene karşı geliştirilen -iktidar öznesine karşı geliştirilen- nefret ile birlikte Scottie&#039;ye karşı bir antipati beslemesi gerekiyordu. Ancak burada atladığım şey &#039;Madeliene&#039;nin cinsiyetidir. Yani burdaki panoptik bakış açısını, örnek gösterdiğim filmlerdeki gibi (paternal) -özne iktidarını ele geçirme ya da böylesine bir hadım edilmeye karşı geliştirilen savunma mekanizması- bir skalaya oturttuğumuzda sonuç belirttiğim gibi, farklı bir şekilde tezahür etmektedir. Yani kadın&#039;ın, erkek öznesi (paternalite, ataerkil, panoptikalite) gibi kavramların altında kendini edilgin bir şekilde sunması ve bundan zevk almasıdır. Madeliene erkek olsaydı sanırım Oldboy&#039;daki gibi vahim bir netice alınabilirdi. :)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Özdeşim açısından sorun yok o halde, çünkü birbirine yakın fikirleri ifade ettiğimize inanıyorum. Temelde her ne kadar farklı fikirlerden yola çıksak da, burda Scottie&#8217;nin Madeliene ile özdeşleşip kadınsılığına vurgu yapıldığına dair aynı kanıtları sunmuşuz.</p>
<p>Anladığım kadarıyla o zaman &#8216;Freudçu&#8217; eleştiriye dair Mıulvey&#8217;in görüşlerinden çok, Mulvey&#8217;in Freud&#8217;un görüşlerini çarpıtmasından yola çıkarak yazının bu bölümünü şekillendirdiğini söyleyebiliriz?</p>
<p>Kameranın etkin ve edilgin olması konusunda ayrıca bir tartışma yapılabilir, ben bu konuda sadece bu konunun Mulvey&#8217;in belirttiği şekliyle olamayacağını, bu konuyla ilgili olarak da hemfikir olduğumuzun altını çizdim. Burada tartışılacak şey yine &#8216;Kuleşov ile Vertov&#8217; tartışmasıdır. Sorunun kökeninin yine buradan nüksedeceğini tahmin ediyorum.</p>
<p>Persona&#8217;nın altını çizerek ifade ettiği &#8216;doppleganger&#8217; kavramı esasen Hitchcock sinemasının bel kemiğini oluşturuyor. Zizek&#8217;in tabiriyle hepimiz bilinçaltımızda katilizdir. Bu söylemi Lang&#8217;ın The Woman in the Window filmiyle örnekliyor. Bu filmde de katil olan profesör uyandığında her şeyin bir rüya olduğunu anlayarak derin bir nefes alır. Ancak şöyle bir sorun ortaya çıkar, profesör faili gerçekleştirmemiş olsa bile bunu aklından geçirmiş olması onun temelde bir katil olduğunu ifade etmek için yeterlidir. Rear Window&#8217;da, Kelly benzer şekilde karşı apartmandaki yaşlı adamın, karısını gerçekten öldürmüş olabileceği düşüncesinden haz alır. Bunu da sesli bir şekilde ifade edere, bunun gerçekleşmesini arzular. Ancak burda bahsedilen &#8216;evil double&#8217;ın karşıt cinslerden olmasıdır. Vertigo&#8217;daki gibi. Ya da Taradine Case filmindeki Peck&#8217;in aşık olduğu Mrs. Paradine ile aynı kadına aşık olan uşağın fiziksel benzerlikleri ile, Psycho&#8217;da Bates ile Mariane&#8217;nin nişanlısının tıpkı aynadaki gibi birbirine benzer şekilde verilmesi bu başlığın altını biraz daha açmamızı sağlamaktadır. </p>
<p>Madeliene&#8217;nin kendini teşhir ettirmesi, bir anlamda kendi edilginliğini kabul etmesi değil midir o halde? diye sormak istiyorum. Bence burda benim bahsettiğim kendini teşhir ettirme, edilginliğini kabul etme anlamında kullanılabilir. Zaten burada Gavin Elster de Madeliene&#8217;i kendine göre biçimlendirmiş değil midir?  Burda açıkta kalan diğer bir şey de Madeliene&#8217;nin bunu ne karşılığında yapmış olduğunu gösteren bir delilden esame okunmamasıdır. Judy&#8217;nin ait olduğu tabakaya bakarak bunu salt para için yaptığı sonucuna varabiliriz. Judy kendini Madeliene olarak pazarlamıştır. Ancak bundan zevk alıp almadığı konusunda da şüpheler oluyor. Eğer Madeliene bu voyaristik denemelerden zevk almışsa, bunu ne kadar Voyarizm başlığı altında inceleyebiliriz bilemiyorum. Ya da buna Voyarizm denilebilir mi? Bu bana daha çok &#8216;panoptik&#8217; bir mekanizmanın ürünü gibi geliyor. </p>
<p>Madeliene izlendiğinin bilincindeyse tıpkı Kubrick&#8217;in A Clockwork Orange ya da Chan Wook&#8217;un Oldboy filmindeki gibi kendisini izleyene karşı geliştirilen -iktidar öznesine karşı geliştirilen- nefret ile birlikte Scottie&#8217;ye karşı bir antipati beslemesi gerekiyordu. Ancak burada atladığım şey &#8216;Madeliene&#8217;nin cinsiyetidir. Yani burdaki panoptik bakış açısını, örnek gösterdiğim filmlerdeki gibi (paternal) -özne iktidarını ele geçirme ya da böylesine bir hadım edilmeye karşı geliştirilen savunma mekanizması- bir skalaya oturttuğumuzda sonuç belirttiğim gibi, farklı bir şekilde tezahür etmektedir. Yani kadın&#8217;ın, erkek öznesi (paternalite, ataerkil, panoptikalite) gibi kavramların altında kendini edilgin bir şekilde sunması ve bundan zevk almasıdır. Madeliene erkek olsaydı sanırım Oldboy&#8217;daki gibi vahim bir netice alınabilirdi. <img src='http://www.sanatlog.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: operadaki sessizlik</title>
		<link>http://www.sanatlog.com/sanat/1-film-3-analiz-alfred-hitchcock%e2%80%99un-vertigo%e2%80%99su3-analiz/comment-page-1/#comment-4067</link>
		<dc:creator>operadaki sessizlik</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 23:10:58 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatlog.com/?p=3658#comment-4067</guid>
		<description>Emeğine sağlık Calderon, beğenerek okudum yazını.

3 haftalık süre içinde epey Hitchcock filmi izledim, bazılarını da yeniden izledim. Dönüp baktığımda filmleri yeniden ve yeniden izlemenin ufuk açıcı olduğunu, gözden kaçırılan birçok noktanın bu şekilde ancak aydınlanabildiğini bir kez daha anladım. Meseleye bu zaviyeden bakınca yazma eyleminin ne kadar zor olduğu da anlaşılır sanırım. Bu nedenle hepinize ayrıca teşekkür etmeliyim... 

Psycho&#039;dan daha yetkin analizler olduğunu düşünmekteyim. Psycho zaten yorumlarla zenginleştirilememişti. Vertigo bu açıdan çok yararlı oldu. Yorumlar sayesinde yalnızca Vertigo değil, birçok mesele tartışıldı, değerlendirildi. Gönül isterdi ki Sanatlog&#039;u takip eden okuyucular da katkılarda bulunsunlar, görüşlerini beyan etsinler ama maalesef (Hakan&#039;ın da üstte belirttiği gibi) içe kapanık bir tartışma zemini gerçekleşti. Ziyanı yok. Bütün blog ve sitelerde yorum sıkıntısı var. Okuyucu artsa bile yorum aynı düzeyde artmıyor. 

Neyse, hepinize tekrar teşekkür ediyor, yukarıda ima edilen Fransız filmleri ile ilgili kritikleri bekliyorum...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Emeğine sağlık Calderon, beğenerek okudum yazını.</p>
<p>3 haftalık süre içinde epey Hitchcock filmi izledim, bazılarını da yeniden izledim. Dönüp baktığımda filmleri yeniden ve yeniden izlemenin ufuk açıcı olduğunu, gözden kaçırılan birçok noktanın bu şekilde ancak aydınlanabildiğini bir kez daha anladım. Meseleye bu zaviyeden bakınca yazma eyleminin ne kadar zor olduğu da anlaşılır sanırım. Bu nedenle hepinize ayrıca teşekkür etmeliyim&#8230; </p>
<p>Psycho&#8217;dan daha yetkin analizler olduğunu düşünmekteyim. Psycho zaten yorumlarla zenginleştirilememişti. Vertigo bu açıdan çok yararlı oldu. Yorumlar sayesinde yalnızca Vertigo değil, birçok mesele tartışıldı, değerlendirildi. Gönül isterdi ki Sanatlog&#8217;u takip eden okuyucular da katkılarda bulunsunlar, görüşlerini beyan etsinler ama maalesef (Hakan&#8217;ın da üstte belirttiği gibi) içe kapanık bir tartışma zemini gerçekleşti. Ziyanı yok. Bütün blog ve sitelerde yorum sıkıntısı var. Okuyucu artsa bile yorum aynı düzeyde artmıyor. </p>
<p>Neyse, hepinize tekrar teşekkür ediyor, yukarıda ima edilen Fransız filmleri ile ilgili kritikleri bekliyorum&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: Calderon De La Barca</title>
		<link>http://www.sanatlog.com/sanat/1-film-3-analiz-alfred-hitchcock%e2%80%99un-vertigo%e2%80%99su3-analiz/comment-page-1/#comment-4065</link>
		<dc:creator>Calderon De La Barca</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 18:11:49 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatlog.com/?p=3658#comment-4065</guid>
		<description>Arkadaşlar yorumlarınız için teşekkürler. Persona özellikle doppleganger bölümünü vurguladığın için sana ayrıca teşekkür. Bazı yerler Psycho&#039;daki bazı bölümlerin daha genelleştirilmiş versiyonu gibi dursa da yazı belirli bölümlerde ayrılıyor. 

Filmin son üçte birlik bölümü zaten salt Judy ile özdeşleşim süreci değildir, bunu böyle ifade etmedim. Vertigo&#039;yu özdeşleşme açısından da sıradışı kılan budur. Film Judy&#039;nin tekrar ve tekrar şekillendirilmesinden ibaret olsa da Judy ile özdeşleşmeyi içerir ama film Scottie&#039;nin bakış açısından çekilir, bu gerçekten sıradışı bir durumdur. 

Bununla birlikte Mulvey&#039;in temellendirdiği tezlere dair yapılan eleştiri &quot;Freudçu&quot; bir eleştiri değildir. Burada varsa bir yanlış anlaşılma şu noktada tekrar ifade edeyim; Freud&#039;un ne olup olmadığı konusunda, daha doğrusu tezinin manipule edilmesi, yanlış alımlanması (ben bunu bilinçli bir çarpıtma olarak görüyorum) konusunda eleştiriyorum. Bunun Freudçuluk ile bir alakası yok. 

&quot;Salt kamera açılarına indirgemesine ve teknik konularla desteklemesine&quot; dair çok fazla bir eleştirim yok. Burada bir kere Mulvey&#039;in temellendirmesi hatalı. Aslında kameranın Mulvey tarafından yanlış yorumlanması ile ilgili de çok güzel bir eleştiri temellendirilebilir. [Ama yazıda kameranın etkin ve edilgin ontolojik keyfiyeti ile alakalı olarak çok fazla bişey temllendirmedim.] Stanley Cavell &quot;The World Wiewed&quot; isimli kitabında kameranın hem etkin hem de edilgin durumunu ortaya koyar. Hatta edilgen durumu Carl Dreyer, Jean Vigo ve Renoir&#039;in filmlerindeki durumuyla ve örnekler ile zenginleştirir. 

Buna benzer olarak William Rothman da bu noktayı Norman Bates&#039;den örnek ile temellendirmiştir. öncelikle Norman Bates&#039;i hem etkin (katil) hem de edilgin (annesinin katline şahit olmuş biri olarak ve aynı zamanda annesinin gücü ve isteklerine boyun eğerek) ifade edilir. Ve Hitchcock&#039;un kamerasının yerine geçenleri olarak Rothman tarafından yorumlanır. Sonuç olarak Rothman ve Cavell da kameranın etkin ve edilgin olarak ayrılmasına karşılardır. [gerçi buna dair de Jameson temelli bir eleştiri getirilebilir ama eleştirinin (Mulvey, Narrative Cinema) eleştirisinin (Rothman, Murderous Gaze) eleştirisini (Jameson, Reading Hitchcock) yapmak yerine aklımıza uygun gelenleri kabullenmek en mantıklısı]

Kusagami bir noktada çok ince bir şeye değindi. Ben de kendisi ile bu konuda aynı fikirdeyim. Gavin Elster ile Judy bağlantısı. Bu konuya biraz el birliği ile kafa yormamız gerektiğini düşünüyorum. 

Bizim dikkatimizi pek çekmeyen nokta üçümüz de bu konuda hiçbişey söylemedik. Kinaye ile de olsa sinemanın en sapkın sahnelerinden birisi yaşanmıştır bu filmde. Biz bu sahneyi görmeyiz fakat Hitchcock bunu ima eder. Madeleine San Fransisco Bay&#039;ına atladıktan sonra Scottie tarafından soyulur ve daha doğrusu Scottie onun bilinçsiz olduğuna inanarak soymuştur lakin Madeleine orada bilinçsizmiş gibi davranır. Bunu özellikle Wood vurgulamıştır. &quot;Kendini teşhir etmekten hoşlanıyor muydu?&quot; Kusagami galiba sorunun cevabı bu ima edilen sahnede fazlası ile hissettirilmiş, boşlukları doldurmak bize ait. Sen iyi bir noktaya değindin ama bahsettiğim dolaylı yoldan bunun ifade edilmesi değil, salt bu sahnenin hod-be-hod kendisi idi. 

Hakan Hocam sinema-edebiyat bağlantılı -salt edebi konularda Sanatlog&#039;da hiçbir şey yazmış olmasam da- temellendirmelerin devamını getirmeyi düşünüyorum. Yapmasaydık eksiklik olurdu kanaatindeyim, salt edebiyat ile değil kutsal kitaplarla, mitoloji ile, din ile ilgili olarak bu filmin binbir çeşit bağlantısı ortaya konulabilir. Ama ayrıca dikkat çekip vurguladığın için teşekkürler.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Arkadaşlar yorumlarınız için teşekkürler. Persona özellikle doppleganger bölümünü vurguladığın için sana ayrıca teşekkür. Bazı yerler Psycho&#8217;daki bazı bölümlerin daha genelleştirilmiş versiyonu gibi dursa da yazı belirli bölümlerde ayrılıyor. </p>
<p>Filmin son üçte birlik bölümü zaten salt Judy ile özdeşleşim süreci değildir, bunu böyle ifade etmedim. Vertigo&#8217;yu özdeşleşme açısından da sıradışı kılan budur. Film Judy&#8217;nin tekrar ve tekrar şekillendirilmesinden ibaret olsa da Judy ile özdeşleşmeyi içerir ama film Scottie&#8217;nin bakış açısından çekilir, bu gerçekten sıradışı bir durumdur. </p>
<p>Bununla birlikte Mulvey&#8217;in temellendirdiği tezlere dair yapılan eleştiri &#8220;Freudçu&#8221; bir eleştiri değildir. Burada varsa bir yanlış anlaşılma şu noktada tekrar ifade edeyim; Freud&#8217;un ne olup olmadığı konusunda, daha doğrusu tezinin manipule edilmesi, yanlış alımlanması (ben bunu bilinçli bir çarpıtma olarak görüyorum) konusunda eleştiriyorum. Bunun Freudçuluk ile bir alakası yok. </p>
<p>&#8220;Salt kamera açılarına indirgemesine ve teknik konularla desteklemesine&#8221; dair çok fazla bir eleştirim yok. Burada bir kere Mulvey&#8217;in temellendirmesi hatalı. Aslında kameranın Mulvey tarafından yanlış yorumlanması ile ilgili de çok güzel bir eleştiri temellendirilebilir. [Ama yazıda kameranın etkin ve edilgin ontolojik keyfiyeti ile alakalı olarak çok fazla bişey temllendirmedim.] Stanley Cavell &#8220;The World Wiewed&#8221; isimli kitabında kameranın hem etkin hem de edilgin durumunu ortaya koyar. Hatta edilgen durumu Carl Dreyer, Jean Vigo ve Renoir&#8217;in filmlerindeki durumuyla ve örnekler ile zenginleştirir. </p>
<p>Buna benzer olarak William Rothman da bu noktayı Norman Bates&#8217;den örnek ile temellendirmiştir. öncelikle Norman Bates&#8217;i hem etkin (katil) hem de edilgin (annesinin katline şahit olmuş biri olarak ve aynı zamanda annesinin gücü ve isteklerine boyun eğerek) ifade edilir. Ve Hitchcock&#8217;un kamerasının yerine geçenleri olarak Rothman tarafından yorumlanır. Sonuç olarak Rothman ve Cavell da kameranın etkin ve edilgin olarak ayrılmasına karşılardır. [gerçi buna dair de Jameson temelli bir eleştiri getirilebilir ama eleştirinin (Mulvey, Narrative Cinema) eleştirisinin (Rothman, Murderous Gaze) eleştirisini (Jameson, Reading Hitchcock) yapmak yerine aklımıza uygun gelenleri kabullenmek en mantıklısı]</p>
<p>Kusagami bir noktada çok ince bir şeye değindi. Ben de kendisi ile bu konuda aynı fikirdeyim. Gavin Elster ile Judy bağlantısı. Bu konuya biraz el birliği ile kafa yormamız gerektiğini düşünüyorum. </p>
<p>Bizim dikkatimizi pek çekmeyen nokta üçümüz de bu konuda hiçbişey söylemedik. Kinaye ile de olsa sinemanın en sapkın sahnelerinden birisi yaşanmıştır bu filmde. Biz bu sahneyi görmeyiz fakat Hitchcock bunu ima eder. Madeleine San Fransisco Bay&#8217;ına atladıktan sonra Scottie tarafından soyulur ve daha doğrusu Scottie onun bilinçsiz olduğuna inanarak soymuştur lakin Madeleine orada bilinçsizmiş gibi davranır. Bunu özellikle Wood vurgulamıştır. &#8220;Kendini teşhir etmekten hoşlanıyor muydu?&#8221; Kusagami galiba sorunun cevabı bu ima edilen sahnede fazlası ile hissettirilmiş, boşlukları doldurmak bize ait. Sen iyi bir noktaya değindin ama bahsettiğim dolaylı yoldan bunun ifade edilmesi değil, salt bu sahnenin hod-be-hod kendisi idi. </p>
<p>Hakan Hocam sinema-edebiyat bağlantılı -salt edebi konularda Sanatlog&#8217;da hiçbir şey yazmış olmasam da- temellendirmelerin devamını getirmeyi düşünüyorum. Yapmasaydık eksiklik olurdu kanaatindeyim, salt edebiyat ile değil kutsal kitaplarla, mitoloji ile, din ile ilgili olarak bu filmin binbir çeşit bağlantısı ortaya konulabilir. Ama ayrıca dikkat çekip vurguladığın için teşekkürler.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: kusagami</title>
		<link>http://www.sanatlog.com/sanat/1-film-3-analiz-alfred-hitchcock%e2%80%99un-vertigo%e2%80%99su3-analiz/comment-page-1/#comment-4064</link>
		<dc:creator>kusagami</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 13:07:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatlog.com/?p=3658#comment-4064</guid>
		<description>Öncelikle buradan hem okuma hem de yazma zahmetine giren herkese teşekkür ederim. Vertigo’yu da Calderon hocam&#039;ın enfes yazısıyla bitirdik. Hakan hocam’ın dediği gibi bir süre bu analizleri askıya almak durumundayız. Ama farklı şekillerde yeni teoremler üzerinde duruyoruz :P

Vertigo’yu Freud’un psikanalitik değerleri açısından çok iyi temellendirdiğini düşünüyorum hocam. Ancak yine da bazı durumlarda açıkta kalan birkaç yer var. Örneğin Mulvey’in yazısını nirengi alan bölümde Mulvey’in etkin ve edilginlik kavrayışına Freud temelli bir eleştiri getirilmiş. Mulvey’in bunu salt kamera açılarına indirgemesine ve teknik konularla desteklemesine ben de karşı çıkıyorum. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta Madeliene gibi bir karakterin teknik açıdan ya da Scottie’nin onu nesneleştirmesinden çok, kadın karakterin kendini nesneleştirmesidir. Yazımda Nietzsche’den yaptığım alıntıyla cevap verirsek; 

Erkek: Ben isterim.
Kadın: O istiyor; işte şimdi mükemmelleşti dünya.

Zaten dikkat edilirse filmin son üçte birlik kısmında Judy ile özdeşimden çok bana göre Judy’nin, Scottie tarafından şekillendirilmesiyle ortaya çıkan bir durum var. Her ne kadar yazıda Judy kameraya bakıp kendi etkinliğini kanıtlamaya çalışsa da ya da etkin olmaya çalışsa da (bunu sadece kameraya bakmasından değil, yazdığı mektubu yırtıp atmasından ve Scottie’nin birçok emrivaki söylemlerine karşı gelmesinden anlıyoruz), ancak yine Judy edilginliğe mahkum edilmiştir. Scottie yazıda belirttiğin gibi Platoncu bir kavrayışla –platonik- Madeliene ideasına aşıktır. Benim yazımda ise Schopenhauer’in Aşkın Metafiziği&#039;nden alıntıladğım “…şimdi nasıl ki bütün idealar büyük hararetle fenomen (görüngü) alanına girmek için mücadele ederler…” sözünde Madeliene’nin de Judy gibi savaştığını ortaya çıkarabiliyoruz. Bunun kanıtı sanırım Carlotta Valdes portresi ve onun yaşamıdır. (Carlotta, Vctoryen bir dönemde yaşamıştır!!). 

Bana göre burada atlanılan bir konu var, Madeliene ile Scottie ilişkisini ele almamıza rağmen, Gevin Elster, Madeliene ilişkisine pek fazla değinmememiz. Yazımda Madeliene için ‘iki sadist adam arasındaki mazoşist kadın’ olarak ifade etsem de, aslında sadece Judy değil, aynı zamanda Madeliene de kendi ideasından kurtulup fenomenleşmeye çalışmaktadır. Ancak bunu ne Madeliene olarak ne de Judy olarak başaramamaktadır. Burada Hakan hocam’ın yorumunda skopofili’yi açmak gerektiğine inanıyorum. Skopofili’yi sadece etkin bir özne etrafında gelişen cinsel arzuların doyurulması (aslında arzu hiçbir zaman doyurulmaz Hitchcock filmlerinde, sürekli sirküler olarak kendini yeniler. (Vertigo’nun spirali gibi de ele alabiliriz) şeklinde ele almak yanlış olur. Seçil Büker’in Kim Korkar Hain Hitchcock’tan adlı kitabında Freud ile ilgili güzel bir anıştırma vardır bu konuda, hatta bu anıştırmayı Mulvey’in yazısından alır.

‘’Freud gözetlemeciliği cinselliği oluşturan güdü olarak tanımlamıştı, ama bu dürtü iki yönlüdür. Kimileri bakmaktan, kimileri ise göstermekten hoşlanıyor.’’ 

Olaya geri dönersek, Madeliene, Scottie’nin kendisini izlediğinin bilincindeydi. (kendini teşhir etmekten hoşlanıyor muydu?) Bu da diğer voyaristik Hitchcock filmlerinden ayrılıyor. Çünkü diğer filmlerde dikizlenenler bundan habersiz ve tamamen pasif durumdadırlar. Burada ise Madeliene’nin izlenmekten hoşlanma ihtimalinin olması, onun mazoşistliğine yapılan ya da Nietzsche’nin de deyimlediği ‘O, istiyor’un vurgusudur.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle buradan hem okuma hem de yazma zahmetine giren herkese teşekkür ederim. Vertigo’yu da Calderon hocam&#8217;ın enfes yazısıyla bitirdik. Hakan hocam’ın dediği gibi bir süre bu analizleri askıya almak durumundayız. Ama farklı şekillerde yeni teoremler üzerinde duruyoruz <img src='http://www.sanatlog.com/wp-includes/images/smilies/icon_razz.gif' alt=':P' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Vertigo’yu Freud’un psikanalitik değerleri açısından çok iyi temellendirdiğini düşünüyorum hocam. Ancak yine da bazı durumlarda açıkta kalan birkaç yer var. Örneğin Mulvey’in yazısını nirengi alan bölümde Mulvey’in etkin ve edilginlik kavrayışına Freud temelli bir eleştiri getirilmiş. Mulvey’in bunu salt kamera açılarına indirgemesine ve teknik konularla desteklemesine ben de karşı çıkıyorum. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta Madeliene gibi bir karakterin teknik açıdan ya da Scottie’nin onu nesneleştirmesinden çok, kadın karakterin kendini nesneleştirmesidir. Yazımda Nietzsche’den yaptığım alıntıyla cevap verirsek; </p>
<p>Erkek: Ben isterim.<br />
Kadın: O istiyor; işte şimdi mükemmelleşti dünya.</p>
<p>Zaten dikkat edilirse filmin son üçte birlik kısmında Judy ile özdeşimden çok bana göre Judy’nin, Scottie tarafından şekillendirilmesiyle ortaya çıkan bir durum var. Her ne kadar yazıda Judy kameraya bakıp kendi etkinliğini kanıtlamaya çalışsa da ya da etkin olmaya çalışsa da (bunu sadece kameraya bakmasından değil, yazdığı mektubu yırtıp atmasından ve Scottie’nin birçok emrivaki söylemlerine karşı gelmesinden anlıyoruz), ancak yine Judy edilginliğe mahkum edilmiştir. Scottie yazıda belirttiğin gibi Platoncu bir kavrayışla –platonik- Madeliene ideasına aşıktır. Benim yazımda ise Schopenhauer’in Aşkın Metafiziği&#8217;nden alıntıladğım “…şimdi nasıl ki bütün idealar büyük hararetle fenomen (görüngü) alanına girmek için mücadele ederler…” sözünde Madeliene’nin de Judy gibi savaştığını ortaya çıkarabiliyoruz. Bunun kanıtı sanırım Carlotta Valdes portresi ve onun yaşamıdır. (Carlotta, Vctoryen bir dönemde yaşamıştır!!). </p>
<p>Bana göre burada atlanılan bir konu var, Madeliene ile Scottie ilişkisini ele almamıza rağmen, Gevin Elster, Madeliene ilişkisine pek fazla değinmememiz. Yazımda Madeliene için ‘iki sadist adam arasındaki mazoşist kadın’ olarak ifade etsem de, aslında sadece Judy değil, aynı zamanda Madeliene de kendi ideasından kurtulup fenomenleşmeye çalışmaktadır. Ancak bunu ne Madeliene olarak ne de Judy olarak başaramamaktadır. Burada Hakan hocam’ın yorumunda skopofili’yi açmak gerektiğine inanıyorum. Skopofili’yi sadece etkin bir özne etrafında gelişen cinsel arzuların doyurulması (aslında arzu hiçbir zaman doyurulmaz Hitchcock filmlerinde, sürekli sirküler olarak kendini yeniler. (Vertigo’nun spirali gibi de ele alabiliriz) şeklinde ele almak yanlış olur. Seçil Büker’in Kim Korkar Hain Hitchcock’tan adlı kitabında Freud ile ilgili güzel bir anıştırma vardır bu konuda, hatta bu anıştırmayı Mulvey’in yazısından alır.</p>
<p>‘’Freud gözetlemeciliği cinselliği oluşturan güdü olarak tanımlamıştı, ama bu dürtü iki yönlüdür. Kimileri bakmaktan, kimileri ise göstermekten hoşlanıyor.’’ </p>
<p>Olaya geri dönersek, Madeliene, Scottie’nin kendisini izlediğinin bilincindeydi. (kendini teşhir etmekten hoşlanıyor muydu?) Bu da diğer voyaristik Hitchcock filmlerinden ayrılıyor. Çünkü diğer filmlerde dikizlenenler bundan habersiz ve tamamen pasif durumdadırlar. Burada ise Madeliene’nin izlenmekten hoşlanma ihtimalinin olması, onun mazoşistliğine yapılan ya da Nietzsche’nin de deyimlediği ‘O, istiyor’un vurgusudur.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

