Anasayfa / Manşet / Yumurta (2007, Semih Kaplanoğlu)

Yumurta (2007, Semih Kaplanoğlu)

YUSUF’UN DÜŞLERİ: YUMURTA

“Bunca yıl bu gücenik macera beni tutuklu kılan
artık bu yaşa erdirdin beni, anladım
gençken almadın canımı, bilmedim
demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş
çünkü hataya bağışık büyük hatadan beri nezaret yer
çiğ tanesi sanmak ne cüret, gözyaşıymış
insanın insana raptolduğu cevher.

Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?”

(Münacaat, İsmet Özel)

Yumurta (2007), Yusuf’un kıssada da olduğu gibi atıldığı kuyudan kurtulmasının hikâyesidir. Düşman dışarıda bir yerde değil, daha da kötüsü içeridedir, hem de kendi içinde. Yetişkin Yusuf için esasında mekânartık bir önem bile teşkil etmemektedir. Yusuf şehirde de taşradaymış gibi yaşar. Nuri Bilge Ceylan’ın Uzak (2002) filmindeki Mahmut neyse Yusuf da odur. Fakat bir ölüm ve ardından taşraya, yani geçmişe yapılan bir yolculuk, Yusuf’un kendi iç dünyasına yaptığı yolculuk olacaktır.

Film, yaşlı bir kadının elindeki çanta ile değişik doğa ve hayvan sesleri eşliğinde kameraya doğru yürümesiyle başlar. Hikâye ilerledikçe bu kadının Yusuf’un annesi olduğunu anlarız. Yaşlı kadın kameraya yaklaştıktan sonra durur ve kadrajdan çıkar. Devinim durmuştur ve kameranın takibi ile yaşlı kadının uzaklaştığını görürüz. Semih Kaplanoğlu’nun kendisi için çok önemli olduğunu belirttiği bu sahne, film için de büyük önem teşkil eder. Yaşlı kadın, kameradan uzaklaşırken ufukta servi ağaçları görülür. Servi, ölümün simgesidir. Yaşlı kadın ölüme yürür, vadesi dolmuştur. Annenin ölümü fiziksel anlamda bir yok oluşu gösterse de, anne film boyunca Yusuf’un kendi ruhuna yaptığı yolculuğun rehberi olur. Yusuf şehirdeyken, onun adına taşradaki insanlara kitaplar gönderir, Ayla’yı Yusuf için bir eş olarak seçer ve yine Yusuf’un gönderdiğini söyleyerek ona hediyeler alır. Bunlar Yusuf’un taşradan kopuşunu engellemek için anne tarafından atılmış adımlardır.

yumurta-filmi-semih-kaplanoglu

Yusuf, annesinin ölüm haberini aldığında, kendisi için şehirde bir sığınak olan kitapçı dükkânında beklemededir. Hayatı askıya almıştır âdeta. Güzel bir kadının dükkâna girişi bile onun ilgisini çekmez. Hayata karşı bütün arzusu yok olmuştur. Annesinin ölümü ile birlikte bu yaşantıdan kurtularak, taşraya yolculuğa çıkar. Cenaze sırasında avucuna para sıkıştırdığı çocuk, evde kahvaltı sırasında parayı geri uzatır. Yusuf artık evine geri dönmüştür ve unuttuğu koşulsuz sevgiyle tekrar karşılaşır. Yumurta metaforu bu minvalde önemli bir yer teşkil eder, Yusuf’un düştüğü bu kuyudan çıkışı, aynı zamanda bir kuluçka dönemini anımsatır. Seçil Büker ve Hasan Akbulut’un ifadesi ile “Filmin adı ile mekânı arasında da sıkı bir ilişki olduğu söylenebilir. Zira yumurta, taşrayı çağrıştırır, büyük şehri değil. Ayrıca yumurtanın gelişmesi, olgunlaşması ve nihayetinde içinden bir canlıyı çıkarması için gerekli özel koşullardan birisi sessizlik, diğeri de sıcaklıktır.” Bu anlamda Yusuf için taşra gerekli koşulların oluştuğu mekândır. Fakat Yusuf annesinin cenazesini toprağa verdikten sonra şehre doğru yolculuğa çıkacağını düşünür. Cenazenin ardından ormanda uyuyakaldığı sırada bir rüya görür ve rüyada avucunun içindeki bir bıldırcın yumurtasının kırıldığını görürüz. Henüz evre tamamlanmamıştır ve Yusuf’un taşrada kalması gereklidir. Bunda ise vefat ettiği hâlde hâlâ hikâyenin belirleyicisi olan annenin isteği rol oynar.

nejat-isler-filmleri-sanatlog

Zehra Anne’nin adak isteği Yusuf’u zor da olsa taşrada tutmaya yeter. Aslında burada Ayla’nın da çok büyük önemi vardır. Yusuf her ne kadar görmezden gelmek istese de annesinin asıl isteği Yusuf’un Ayla’yla evlenmesidir. Ayla, Zehra Anne’nin son zamanlarında sürekli yanında olmuştur. Esasında o da taşradan kaçmak istemektedir ve Yusuf onun için şehri deneyimlemiş biridir. Bu açıdan Ayla’nın Yusuf’a bakışı, kendisine âşık olan elektrikçi çocuğa bakışından çok farklıdır. Yusuf’un Ayla’ya bakışı da zamanla değişir. Ayla, ayı ve bazı yıldızları çevreleyen ışık çevresi anlamına gelir. Yusuf’un kuyusuna yansıyan ayın etrafındaki hâledir esasında. Yusuf’un o karanlık iç dünyasını aydınlatacak yegâne ışık kaynağıdır.

Yusuf şehre dönmekten vazgeçtikten sonra geçmişine doğru bir yolculuğa çıkar. Önce kahvaltı sofrasında, cenazede verdiği parayı geri uzatan çocukta, kendi küçüklüğünü görür. Evden çıkarken Ayla’ya âşık olan gençte kendi gençliğini hatırlar. Tıpkı o genç gibi kendisi de âşık olduğu kadından olumlu yanıtı alamamıştır. Ardından okulun önünden geçerken gençken âşık olduğu o kadını görür. Esas şoku ise yaşlı bir adamın urgancı çıkrığında çalıştığını gördüğü sırada yaşar. Sara nöbeti geçirir ve ayıldığında salâyı kimin okuduğunu sorar. Yusuf’un nöbet geçirmesi, urganları görmesiyle gerçekleşmiştir. Üçlemenin son filmi olan ve Yusuf’un çocukluğunun işlendiği Bal’da (2010) sıklıkla kullanılan urgan, aynı zamanda babanın öldüğü sahneyi de anımsatır. Bu sahne Yusuf için bir çocukluk travması olan babanın ölümünün acı bir şekilde hatırlanışıdır.

semih-kaplanoglu-filmleri

Yusuf’un rüyası da urganları gördüğü sırada nöbet geçirmesini anlamlandırmamızı sağlar. Yusuf belki de urganları gördüğü sırada, düştüğü kuyudan çıkamayışını anımsamıştır. Bu rüya sahnesini izlerken aklımıza Mevlânâ’nın sözleri düşer: “Ey dünya kuyusuna düşmüş olan Yusuf! İp uzandı, onu iki elinle sıkıca tut. İpten gafil olma ve yakalamışken bırakma, çünkü ömür tükendi, akşam oldu.”Yusuf’un rüyası dini anlatıya açıkça bir gönderme olmakla birlikte aynı zamanda içinde kayda değer önemli bir detayı da barındırır. Rüyada bir kuş yuvası göze çarpar. Bu esasında Yusuf’un kendi yuvası yani taşradır.

Filmin henüz başında hayata gözlerini yuman fakat etkisini filmin sonuna kadar devam ettiren Zehra Anne’nin isminin anlamı da oldukça manidardır. Zehra, aydınlık ve parlak olan kadın demektir. Yusuf’un kendi iç dünyasına yaptığı yolculuğa ışık tutar. Ayla ise Zehra Anne’nin açıkça bir elçisidir. Yusuf adağı gerçekleştirmek için bir elçi olan Ayla ile yolculuğa çıkar. Yolculuk sırasında Ayla bir atmaca gördüğünü söyler. Ve Zehra Anne’nin anlattığı bir hikâyeyi hatırlar. Ayla’nın Yusuf’a aktardığı bu hikâye bir atmacanın yılanın tekini kapıp havalanışı ve sonra geri yere bırakışı ile ilgilidir. Yılan ve atmacanın dünyevi olan ile ruhsal olanı sembolize ettiği söylenebilir. Filmin hikâyesiyle ilişki kurduğumuzda Zehra Anne ve Ayla esasında bir atmaca görevi görür. Yusuf ise sürünmekte olan yılandır. Hikâyede atmacanın yılanı kapıp havalanması ve ardından yere bırakması da bundan sonra yaşanacakların habercisidir. Zehra Anne’nin istekleri bitmiş ve Ayla’nın ısrarları artıktükenmiştir.

yumurta-film-2007-sanatlog.com

Yusuf annesinin neden adak adadığını düşünür. Ayla’ya sorar fakat cevap alamaz. Muğlak bırakılan bu kısım esasında Yusuf’un dönüşümüne yöneliktir. Annenin filmin başından beri oynadığı rehber rolü adağın yerine getirilişi ile artık son bulur. Yusuf annesine olan borcunu ödediğini düşünerek taşradan ayrılmaya kalkışır. Yusuf’un acelesi vardır belki ama taşranın yoktur, onun gidişine izin vermez. Çünkü Yusuf’un kaçışı bir kurtuluş değildir, aksine rüyasında olduğu gibi sürekli tekrar eden bir düşüştür. Şiirselliğini çoktan kaybeden şair, annesinin ölü bedeninin karşısında ağlayamamıştır belki ama gitmesine izin vermeyen o çoban köpeğinin karşısında bütün duygularını açığa vurur. Yusuf’un gözyaşları esasında duygusal olarak buzlaşmış olan tüm iç dünyasının eriyişidir. Yusuf sabah olduğundan eve geri döner. Ayla, evde Yusuf’u gördüğünde eline yumurtayı uzatır. Yusuf filmin başında dükkâna giren kadını görmemiştir belki ama Ayla’yı görür. Yolculuk tamamlanmış ve Yusuf düştüğü kuyudan kurtulmuştur. Yusuf’un dönüşümü akıl yürütmeyle veya başka bir şekilde gerçekleşmemiştir, Yusuf’u yönlendiren sezgileridir. Yumurta, hakikate açılan kapılara sezgiyle ulaşılabileceğini bir kez daha gösterir.

Murat Uysal

muratuysal94@hotmail.com

KAYNAKÇA

Mesnevi Tercümesi, Mevlana (Çeviri: Şefik Can, İstanbul Ötüken Yayınları)

Yumurta: Ruha Yolculuk, Seçil Büker ve Hasan Akbulut (Dipnot Yayınları)

Bir Yusuf Masalı, İsmet Özel  (Şule Yayınları)

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

noah-russell-crowe

Noah (2014, Darren Aronofsky)

Marc Forster’ın World War Z’sini (2013, Dünya Savaşı Z) izlerken de benzer duygulara kapılmıştım: Yetenekli ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir