SanatLog-Fırat Neziroğlu Söyleşisi

Gerçekleştirdiği çalışmalar ve açtığı sergilerle uluslararası birçok organizasyon ve platformda ülkemizin ismini duyurmayı başaran, Fiber Art’ın, bir başka deyişle Lif Sanatının uluslararası simalarından Fırat Neziroğlu ile yaptığımız keyifli söyleşi aşağıda sizleri bekliyor. İyi okumalar… SanatLog

SanatLog: Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, yapmış olduğunuz projelerle sanata dâhiyane bir yenilik kazandırdınız. Tasarımlarınızla lif, tekstilden öte bir boyut kazandı… Sizi gerçekten kutlarız… Sanatlog okuyucuları için biraz kendinizden bahseder misiniz?

Fırat Neziroğlu: 81 yılında İzmir’de doğdum. İzmir benim için vazgeçilmez. 20 yaşında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarım Bölümü’nden mezun oldum. Sanat ve Tasarım eğitimimi hem sanat eserlerimde, hem tasarımlarımda bir arada kullandım. Sanatın biricikliği ile tasarımın seri üretimini bir potada eritmek tek hedefim oldu. Bütün ilgi alanlarım bir sanat dalı ile ilişkili ve her biri bir diğerini besliyor.

SanatLog: Tekstil dünyası dışında –en azından diğer sanatlar kadar– pek fazla bilinmeyen lif sanatının gelişiminden bahseder misiniz?

Fırat Neziroğlu: Bence bu alan tekstil dünyasında da pek fazla anlaşılamıyor. Tekstil köken olarak geleneksel ve süslemeci bir yapıya sahip. Oysa kullanılan materyal ve teknik, tekstil tabanlı olmasına rağmen işin özü sanat eseri üretmek. Bir söz söylemek. Bu ayrımın farkına varıldığı zaman tekstil bir sanat olarak değerlendirilebilir. Lif sanatı 1962 yılında I. Lozan Bienalinde ilk büyük çıkışını yaşamıştır. Günümüzde World Textile Art Organization, European Textile Network gibi birçok birlik kurulmuştur. Lif Sanatçıları bu birliklerin organizasyonlarında Tekstil ve Lif sanatı ile ilgili seminerler, konferanslar düzenliyor, sergiler açıyorlar.

SanatLog: Çok yönlü bir kişiliğiniz var: Resim, müzik, heykel, grafik, ritmik cimnastik… Bu özellikleriniz ilginç bir kombinasyon oluşturmakla birlikte, lif ve ipe olan hakimiyetinizi, erken yaşta gerçekleştirdiğiniz “Dokuyabildiklerim ve Dokunabildiklerim”, “Boyumdan Büyük İşler”, “Dokunulmaz” ve “Giselle” sergilerinizle ispatlamışsınız açıkçası… Böylesine bir çıkışla nasıl bir ilgiyle karşılaşmıştınız, sonuçta alışılmışın dışında sanat eserleri olsa gerek değil mi?

Fırat Neziroğlu: İlk kişisel sergimi 2000 yılında lisans öğrenciliğim sırasında açtım. O zamanlar dans ve ritmik cimnastik daha çok hayatımın içindeydi. Düzenli olarak bir koroda ud çalıyordum. Bu birliktelikler; şimdi bakınca gerçekten emeklediğimi anladığım çalışmalarımı şekillendiriyordu. Dokuma eserler üretmek için bir çerçeveye ihtiyaç duyarız. Genelde çok aceleci ve heyecanlı bir insanım. Çizimlerimi dokumaya karar verdiğimde elime ilk geçen şey eski ahşap bir pencere kasasıydı. Kendime bir tezgâh yaptırmak için bile vakit harcamamıştım. Kısa süre sonra bu pencere kasasında 30 eser üretmiştim bile. Önceleri insanlar eserlerime daha işlevsel bakıyorlardı. Sanat-zanaat tartışmasını içimde çok sık yaşadığım dönemlerde aldığım birçok eleştiri bu günümü şekillendiriyor. Biraz asi bir tavrım var, bildiğimi okur görünüyorum; ama içimde çokça düşünüyorum eleştirileri ve bana yön verişlerini.

SanatLog: Lifle işlenmiş dans halindeki figürlerinizin birçoğunun öyküsü olduğundan bir söyleşinizde bahsetmişsiniz… Sizi en çok etkileyenlerden birini anlatabilir misiniz?

Fırat NeziroğluTezgah

Fırat Neziroğlu: Size anlatmak istediğim çalışmamın hikâyesinden öte, aldığım bir izleyici yorumu: 2002 yılında Sakatlık üzerine yaptığım “acıtan bacak” isimli çalışmamın yanında bir izleyici notu bulmuştum. “Bacağın acıması yeğdir yüreğin acımasına.” Bu yazı beni gerçekten daha çok düşünmeye iten bir eleştiri oldu.

SanatLog: Lif sanatının Türkiye’deki en iyi temsilcilerinden birisiniz. Açıkça söylemem gerekirse, her ne kadar sergilerinizi gezemesem de takip ettiğim kadarıyla, sizinle birlikte başta lif sanatının ve tasarımların bu kadar boyutlu ve ilginç olduğunu fark ettim… Peki, daha önceki yıllara göre ülkemizdeki “tasarım dünyası”nı nasıl değerlendirirsiniz?

Fırat Neziroğlu: Fakülteden mezun olduğum yıllar ve öncesinde Tekstil Tasarımcısının adı tekstil mühendisliği ve konfeksiyon ile birlikte anılıyordu. Ne işe yaradığımız konusunda genelde işverenlerin pek fikri yoktu. Düşünen ve karar veren kişiler olan tekstil tasarımcıları ne yazık ki ya taklit yapmaya ya da mühendislik çalışmalarına yönlendiriliyordu. Günümüzde tasarım ve tasarımcının önemi nihayet anlaşılmış durumda. Sanal dünyanın hayatımıza egemen olmasıyla birlikte artık her şey olası. İnsanları şok edemezseniz, yaptığınız iş hiçbir sonuca varmıyor. Dolayısıyla tasarımcının işi katlanarak zorlaşmaya devam ediyor.

Doğum

SanatLog: Lif, ilginç tasarımlarınızla birlikte başka bir boyut kazandı. Belki bildiklerimiz dışında pek çok “ilk” gerçekleştirdiniz. Lif sanatının bu gelişimini, daha doğrusu gösterilen ilgi bakımından, gerek ülkemizde gerek yurt dışındaki gelişimini nasıl değerlendirirsiniz?

Fırat Neziroğlu: Hepimiz gördüğümüz kadar tasarlıyoruz, üretiyoruz. İşimiz görmekle, yorumlamakla ilgili. Bütün ilgi alanlarımı birleştirip çalışmalarımı oluşturuyorum. Sadece gördüğüm doğallıktan etkileniyorum, yapılmış hiçbir şey bana ilham kaynağı olmuyor. Öğrencilerime de hep bunu öğütlüyorum. Bu yolda ilerledikçe yapılan eserler de, tasarımlar da bir ilk olma özelliği taşıyor.

Çalışmalarım 2009 yılından beri İtalya, Fransa, Arjantin ve İstanbul’da sergilenmekte. Gördüğüm kadarıyla kadim bir kültür ellerimizin altında dururken başka yollarda çıkış aramanın hiçbir gereği yok. Zaten gördüğü ilginin asıl nedeni; bu güne kadar büyüdüğüm topraklarda öğrendiğim gelenekler. En iyi bildiğim konu üzerinde yoğunlaşıyorum sadece. Böylece kültürümüzü tanımaya çalışan ülkelerde daha çok ilgi görüyorum.

SanatLog: 5 Aralık 2008′de İzmir Caz günleri kapanış konserinde, dokuma sanatı ile caz müziğini ilk kez bir araya getirdiniz. Gerçekten çok yaratıcı… Böyle bir kombinasyon oluşturmayı nasıl düşündünüz, size ilham veren neydi?

Fırat Neziroğlu: İzmir’de sanat sohbetleri yapabileceğiniz mekânlar var. Bu yerler kimi zaman girişlerinde duyduğunuz caz müziği ile karşılar sizi, kimi zaman körfeze batan güneşin ışıklarıyla. Böyle bir günde dostlarımla sohbet ederken, caz günleri kapanış konserinde disiplinler arası bir etkinlik yapalım diye bir fikir çıktı ortaya. Bu güne kadar dans ederek sahnedeydim. Bütün sanat görüşüm ilgi alanlarımı birleştirip, derdimi aktarmak. Özellikle uzun zamandır üzerinde düşündüğüm konu; plastik sanatlarda eser üretimi sırasında sanatçının yalnız oluşu. Bütün kararlar yalnızken alınıyor ve eserin gelişimi tamamen iç dünyamızda şekilleniyor. Oysa Sahne Sanatlarında eser seyirci ile yaşıyor, bütün kararlar ortak noktada hissediliyor. Dolayısıyla sahnede müzik eşliğinde dokuma performans gerçekleştiren ilk kişi olma ayrıcalığına sahip oldum.

SanatLog: 5 Şubat 2009 tarihinde İzmir Alsancak Kültür Sanat Merkezi’nde gerçekleşen, dokuma ve keçe tekniğini kullandığınız “Akıl Hastanesi” adlı projenizin tek kelimeyle harika olduğunu söyleyebilirim… Bu projenizin içeriğinden SanatLog okuyucuları için bahsedebilir misiniz?

Fırat Neziroğlu: Global dünya, yalnızlık, bireysellik, stres kavramlarının günümüzde artık sıradanlaştığını biliyoruz. Bir iç dökme fikri ile ortaya çıkan proje, aslında günlük yaşantıda sıkça karşılaştığımız nezaketten uzak irtibatların yarattığı küskünlük üzerine, bir düşüncenin görsele dönüşmüş halinden başka bir şey değil. Burada hazırladığım arkası dönük duvara işerkenki görüntümü oluşturan anahtar kelimeleri şöyle sıralayabilirim:

Neziroğlu

“İşemek – İç Dökmek”, “Arkanı Dönmek – Küsmek”, “İç Dökmek – Arkanı Dönmek”, “Gerçek Yüzünü Gizlemek”, “Sevilmeyi İstemek”, “Yan Yana İşemek – İzlenilmek”, “Yalnız Olmak - Ayakta Durmak” …. İhtiyaç…”

Neziroğlu 2

SanatLog: İstanbul, Londra, Paris, Roma, Münih, Como, Maniago’da birçok prestijli yarışmalara çalışmalarınız seçilmekle birlikte; Valcellina Award, Talente, Miniartextile gibi birçok uluslararası organizasyonda tasarımlarınız sergilendi. 25 Nisan’da Worl Textile Art Organization tarafından Arjantin’de düzenlenen Fiber Art Bienal’de sergilenen “Oyun Projesi” adlı serginizden genel hatlarıyla bahsedebilir misiniz?

Fırat Neziroğlu: “Oyun Projesi” ismi ile gerçekleştirdiğim bir dizi çalışmam dünya çapında oldukça ilgi gördü ve birçok galeri tarafından davet alıp yarışmalar kazandı. Burada işlediğim konu için temel başlıklarım şöyle:

İp Oyunu

“Batıda Aşk Hırstır, Beraberinde Hatayı Getirir; Doğuda Aşk Sabırdır İnce İnce İşlenir. Bir Yanda Kına Bir Yanda Kan Kırmızısı, Ortada İp Oyunu, İstanbul Köprüsü, Aynı Doğu, Aynı Batı, Aynı Köprü.”

“Mevlana’nın Hak’tan alıp halka vermesi mantığının bir sembolü olan, Sema Töreni sırasındaki mevlevilerin ellerinin pozisyonu, Beştaş oyunundaki form ile özdeşleştirilmiştir. Yukarı fırlatılan tek taş Hak’tan gelen ilham, aşağıda duran taşlar ise yeryüzü dağ-taş sembolünün bir göstergesidir. Malzeme olarak kullanılan keçe, Mevlevîlerin zaten kullandığı başlığın temel malzemesidir. Anadolu kültürünün zengin mozaiği bir Oyun Felsefesi üzerine tekrar yorumlanmaktadır.” Aşk ve dokunmak üzerine…

İtalya Como

SanatLog: Son olarak Lif tasarımı dışında gerçekleştirdiğiniz başka projeleriniz varsa, sakıncası yoksa bizim için paylaşabilir misiniz?

Fırat Neziroğlu: Bu aralar doğaya dönüşe verilen önem ve bu konuda yapılan bazen komik girişimler için hazırladığım “Pazar Yeri Projesi” üzerinde çalışıyorum. Pazarda satılan domates, biberler gibi çıplak pazarcılar ve çıplak alıcıları da tüm doğallığı ile işlediğim bir Pazar yeri üzerinde çalışıyorum :)

SanatLog: Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz efendim…

Fırat Neziroğlu: Asıl ben teşekkür ederim.

Söyleşiyi Gerçekleştiren: Melike Karagül

« Önceki Sayfa