Art ON the Gallery Haziran Ayını Üçüncü Sergisiyle Karşılıyor!

1 Haziran 2011 Yazan:  
Kategori: Duyurular, Resim, Sanat, Sanatsal Etkinlikler, Sergiler

üçüncü sergisiyle çağdaş Türk sanatçılarla, çağdaş sanatın yabancı ustalarını bir araya getiriyor. Dexter Dalwood’un yanı sıra İrfan Önürmen, Burcu Perçin ve Seçkin Pirim’in eserlerinin bir araya geleceği karma sergi 2 Haziran Perşembe günü Art ON the Gallery’de ziyarete açılıyor.

26 Mart’ta dünyaca ünlü çağdaş sanatçıların tek ve sınırlı sayıdaki eserlerini bir araya getiren sergisiyle Akaretler’de kapılarını açan, geçtiğimiz ay ise fotoğraf sanatçısı Ali Alışır’ ın kişisel sergisi “Sanal Mekanlar”ı sanatseverler ile buluşturan Art ON the Gallery’nin üçüncü sergisi 2 Haziran Perşembe günü açılıyor.

Art ON the Gallery’nin 2 Haziran Perşembe günü ziyarete açılacak olan karma sergisiyle İngiliz çağdaş Dexter Dalwood, İrfan Önürmen, Burcu Perçin ve Seçkin Pirim ile bir araya geliyor. Çağdaş Türk sanatçılarının eserlerini, dünyanın önde gelen isimleriyle bir arada sergileyerek reel bir karşılaştırma olanağı sağlamayı amaçlayan Art ON the Gallery koleksiyonerler için seminerler ve buluşmaları düzenliyor.

Art ON bu karma sergisinde ölmüş rock yıldızları ya da siyasi liderleri konu alan pop-art tablolarıyla bilinen ressam Dexter Dalwood, kendine özgü kolaj tekniğiyle çağdaş Türk sanatında dikkat çeken İrfan Önürmen, işlerinde çevresel sorunlara dikkat çeken Burcu Perçin ve üçüncü boyuta taşan işleriyle tanınan Seçkin Pirim’i bir araya getiriyor.

2 Haziran Perşembe günü ziyarete açılacak olan sergi Haziran ayı boyunca hafta içleri Salı’dan Cuma’ya, hafta sonları ise Cumartesi günü 11:00-19:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

Şair Nedim Cd. No:4 Akaretler 34307 Beşiktaş, İstanbul/TURKEY

P: + 90 212 259 15 43 / +90 212 259 15 46 / F: +90 212 259 15 56

www.art-on.co info@art-on.co

Salı – Cumartesi 11:00 – 19:00

www.sanatlog.com

İki Yeni Sergi 7 Nisan - 3 Temmuz Tarihleri Arasında Pera Müzesi’nde! |

7 Nisan 2011 Yazan:  
Kategori: Duyurular, Resim, Sanat, Sanatsal Etkinlikler, Sergiler

İhsan Cemal Karaburçak
7 Nisan - 3 Temmuz 2011

20. yüzyıl Türk resminin en özgün sanatçılarından biri olan İhsan Cemal Karaburçak, akademik eğitimi reddederek kendini geliştirmiş sayılı otodidakt sanatçılardandır.

Uzun yıllar sürdürdüğü memuriyet döneminde resimle tanışan, yaşamının büyük bölümünü geçirdiği Ankara’da evinin bir odasından dönüştürdüğü mütevazi atölyesinde çalışmalarını sürdüren Karaburçak, Türk resminin değeri yıllar geçtikçe anlaşılan gizli kalmış ustaları arasında yer alıyor. Retrospektif niteliğindeki bu sergi, özgün üslubu kadar renkleri, özellikle de tuvaline imzası kadar yer etmiş “mor”uyla tanınan İhsan Cemal Karaburçak’ı yeniden tanıma fırsatı veriyor.

fırçasını eline ilk kez 1930 yılında, Telgraf İşleri Müdürlüğü’ndeki görevi gereği bulunduğu Paris’teyken kaydolduğu École Universelle’de alan ancak katı öğretim kuralları ve sanat anlayışına uygun düşmemesi sebebiyle yarıda bırakıp kendi kendini yetiştirmeye karar veren Karaburçak, modern sanatı yakından incelemiş, herhangi bir akım ya da üsluba bağlı kalmadan kendine özgü bir dili oluşturmuştur. 1930-1970 yılları arasında portre, natürmort, görünümleri, manzaraları, gece manzaraları, soyutlamalar ve soyut çalışmalar olmak üzere pek çok konuda eserler üretmiştir.

“Ben bir renk ressamıyım. Güneş de renkleri öldürdüğü için tabiatı havanın karardığı, bulutların biriktiği veya yağmurdan sonra toprağın, ağaçların ve binaların yıkandığı, renklerin meydana çıktığı saatlerde sevmekliğim bu yüzden olabilir. Koyu tonları da daha çok bu tonlar arasında uygun yerlere konulan ışıkların veya alttan gelen aydınlanmanın olgun cazibesi altında kaldığım için seçiyor olmalıyım. Belki de kötümser veya melankolik bir ruh veya mizaç meselesidir; kim bilir? Ama sebep ne olursa olsun beni doyuran bir netice aldığıma ve sanatı da sanat için yaptığıma göre sanatımdan, dolayısıyla da hayatımdan memnunum demektir.” İhsan Cemal Karaburçak, 1968

Temelde İnsan

Çağdaş Sanat ve Nörobilim
7 Nisan - 3 Temmuz 2011

Temelde İnsan: Çağdaş Sanat ve Nörobilim sergisi, yapıtları nörobilim araştırmalarıyla kesişen yedi çağdaş sanatçının yapıtlarını bir araya getiriyor. Küratörlüğünü New York’taki School of Visual Arts, Güzel Sanatlar Bölümü Başkanı Suzanne Anker’ın üstlendiği sergide yer alan sanatçılar: Suzanne Anker (ABD), Andrew Carnie (İngiltere), Frank Gillette (ABD), Michael Joaquin Grey (ABD), Leonel Moura (Portekiz), Rona Pondick (ABD) ve Michael Rees (ABD).

Farklı disiplinlerden gelen, temel öğe olarak robotbilim, üç boyutlu tarama, photoshop, hızlı prototipleme, mikroskopla inceleme ve bilgisayar görüntüsü gibi yeni teknolojileri kullanan bu sanatçılar; doğanın gizemlerini, birliğini ve süreçlerini, bilgi ve inançların aktarımını konu alıyor. Madde, algılama ve belleğin zihinde canlandırdığı metaforları yapıtlarına katan sanatçılar bu sayede, kendine özgü kişiselleştirmelerini, mecazi ve simgesel bir yapı çerçevesine oturtuyorlar.

Sergi, sanat ve bilimi buluşturarak, sanata farklı bir noktadan, bilim penceresinden bakmaya, çağdaş sanatla nörobilim arasındaki güçlü ilişkiyi anlamaya ve sorgulamaya davet ediyor.

“Kayıp Cennet” Sergisi

Kayıp Cennet sergisi çağdaş sanatçıların teknolojiyi kullanma biçimlerini ve doğaya, hayvanlar dünyasına ve son yıllarda dünyayı etkileyen önemli ekolojik değişimlere dair bir dizi güncel konuya yaklaşımlarını mercek altına alıyor…

Serginin merkezini kayıp, yitirilmiş ve belki de yeniden keşfedilmesi imkânsız bir fikri oluşturuyor. Bu , her koşulda kültürün biçimlendirdiği, dönüştürdüğü ve yerine alternatifinin henüz konulamadığı bir gerçeklik olarak tanımlanıyor. Hayvanlar dünyasıyla kurduğumuz ilişki biçimleri, her geçen gün giderek önem kazanan ekolojik dönüşümler, doğanın bir korunak ve yuva olarak yeniden tarifi, apokaliptik bir gelecek öngörüsü ekonomik bir süreç olarak doğadan elde ettiğimiz kazanımlar ve sonuçları üzerinden doğanın varlığına ulaşan farklı kuşak ve coğrafyalardan sanatçılar sergide bir araya geliyor.

Öte yandan, doğayı hayal gücünün kaynağı ve psikolojik süreçlerin itici gücü olarak etüt etmek, doğanın yüceliği karşısında yitip gitmek, doğanın bir korunak, bir yuva olarak yeniden tarifi gibi bilinçaltı alanlarına açılan çalışmalar da mevcut bu sergide. Daha da önemlisi, sergide insan doğasının, doğanın verili pek çok koşulunu nasıl tekrar ettiğini araştıran ve doğa-insan-kültür ilişkisinin benzerliklerle örülü olduğunu gösteren çalışmaları da yer alıyor.

Dijital medya ve videolar aynı zamanda doğayı seyirlik bir manzara olarak ayağımıza getiriyor. Doğanın kendisine değil dijital, yeniden üretilmiş seyirlik haline bakıyoruz. Kimi apokaliptik görüntüleri izlerken sadece doğanın yitimine değil bir gösterinin renkli anlarına da şahit oluyormuşuz izlenimine kapılıyoruz. Doğa, her halükarda her bir ayrıntıda bizi şaşırtmaya devam ediyor. ise, onu görsel bir şölene dönüştürürüp seyirlik ve bir alternatif dünya olarak yeniden üretiyor. Masumiyeti yitirilmiş dünyada , yeni bir deneyim alanı olarak dominant bir biçimde doğanın yerini alıyor.

Sergide yer alan sanatçılar: Doug Aitken, Francis Alys, Katerina Athanasopoulou, Jim Campbell, Ergin Çavuşoğlu, Desertmed, Shaun Gladwell, Emre Hüner, Nina Katchadourian, Ali Kazma, Laleh Khorramian, Guy Maddin, Rivane Neuenschwander, Ulrike Ottinger, Tony Oursler, Qiu Anxiong, Pipilotti Rist, Charles Sandison, Kiki Smith, Bill Viola, Pae White.

Küratörler: Paolo Colombo – Levent Çalıkoğlu

Tarih: 25 Mart 2011 – 24 Temmuz 2011

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Clara ve Luigi Mayer’in Resimlerinde 18. Yüzyıl İstanbul’u

4 Nisan 2011 Yazan:  
Kategori: Duyurular, Resim, Sanat, Sanatsal Etkinlikler, Sergiler

18. yüzyılda Aydınlanma düşüncesiyle ivme kazanan Doğu’ya yolculuk, devlet adamları, siyasetçiler ve gezginler kadar sanatçılar için de son derece cazipti.

İstanbul ise, klasikten moderne doğru evrimleşen estetiğiyle için bir cazibe merkezi ve Batı’yı etkileyen “Türk Modası”nın kalbiydi.

galerisinde açılan sergi, 1776 - 1792 yılları arasında İstanbul’da görev yapan İngiltere Büyükelçisi ’yle birlikte kente gelen ve İstanbul’da evlendiği ’in resmettiği, kentin 18. yüzyıl sonunda kazandığı eşsiz pitoresk görüntülerinden oluşuyor. ’in dokuz, ’in ise bir eserinin yer aldığı suluboyalar ’na ait.

LUIGI MAYER (1755-1803)

18. yüzyılda Doğu’nun büyüsüne kapılıp bu coğrafyayı resimleyen Avrupalı ressamların önemli temsilcilerindendir. Sanat eğitimini İtalya’da aldı. 1771′de St. Luc Akademisi’nin desen ödülünü kazanarak dikkatleri üzerine çekti. Geç Barok döneminde kökleşen Aydınlanmacı düşüncelerden etkilenerek antik uygarlıkları resimledi. Bu amaçla 1776-1792 arasında İstanbul’da görev yapan İngiltere Büyükelçisi Sir Robert Ainslie’nin Anadolu’daki arkeoloji gezilerine ressam olarak katıldı. İstanbul’a dönüşünde Clara Barthold ile evlendi. Birlikte, kentin 18. yüzyıl sonunda kazandığı eşsiz pitoresk görüntüleri tuvale aktardılar. Mayer’in sanatında naif estetik ile gerçekçi üslup, sağlam bir denge üzerinde III. Selim’in modernleşen İstanbulu’nu yansıtırlar.

CLARA BARTHOLD MAYER

Hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur. İsviçre asıllı olduğu, babasının İstanbul’daki İngiltere Büyükelçiliği’nde tercümanlık yaptığı farklı kaynaklarda belirtilir. Luigi Mayer’le İstanbul’da tanışmış, evlendikten sonra 1794′te eşiyle birlikte İngiltere’ye yerleşmiştir. Figürlü manzara resmine yoğunlaşan sanatçının yapıtları aynı yıl J. Harris taragından Londra’da yayınlanmıştır. Sanatçı ayrıca eşinin resimlerini de yayınlamış, Luigi’nin 1803′teki ölümünden sonra, Londra’da Portman Square’deki evlerinde çalışmalarını sürdürmüştür. Clara Mayer’in Boğaziçi, Sarayburnu ve Yedikule’yi konu alan, John William Edy tarafından gravürlenmiş kompozisyonları ve “İstanbul Limanı’na Giriş” başlıklı suluboya yapıtı bugün Victoria and Albert Museum Koleksiyonu’ndadır.

18. YÜZYILDA İSTANBUL’A PANORAMİK BİR BAKIŞ

“Kuzeyden güneye doğru akan, çevresinde her renkten evlerin bulunduğu büyük bir ırmak düşünün; sırtlarında güzel evler, bahçeli, çiçekler içinde şahane köşkler. (…) Öyle bir ırmak hayal edin ki üstünde muazzam bir kentin insanları hiç eksik olmasın ve kıyılarında şahane çimenler, büyüleyici vadiler, görkemli köşkler bulunsun ve bu köşklerde Türk padişahları, Avrupa ülkelerinin elçileri, zengin Rum, Ermeni, Yahudi, Avrupalı tüccarlar dinlensinler, kendilerine gelsinler ve bu hayatın zevklerinden yararlansınlar.” Guillaume Martin, 1794

“Sultanların kayıkları, büyüklük ve zarafetleri, altın yaldızları ve süsleri, kürekçilerin sayıları ve heybetleri ile uzaktan derhal farkedilir. Bunların on dört çift küreği vardır. Beyazlar giyinmiş 28 Bostancı mağrur bir edâ ile kürek çekerler. Bostancıbaşı Hünkâr kayığında dümen tutar. Padişahın böyle kayıkla denize çıkışı ve saraya dönüşü her seferinde top atışlarıyla selâmlanır. Padişahın kayığı, kıç tarafındaki koyu kırmızı renkli altın saçaklı güzel tenteden belli olur.” Olivier, 1792

SanatLog Haber

www.sanatlog.com