Sylvia Plath - Ayna

12 Nisan 2011 Yazan:  
Kategori: Edebiyat, Sanat, Siir, Ustalara Saygı

Gümüşüm ve doğruyum. Önyargılarım yok
Gördüğüm her şeyi yutuveririm bir anda
Olduğu gibi, aşkın veya nefretin sisiyle kaplı değilim
Zalim değilim, içtenim yalnızca
Küçük bir tanrının gözüyüm, dört köşeli.
Çoğu zaman karşı duvarın üzerinde düşüncelere dalarım
Pembedir duvar, benekli. Öyle uzun zaman baktım ki ona
Kalbimin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Fakat titriyor.
Yüzler ve karanlık ayırıyor bizi tekrar tekrar

Şimdi bir gölüm. Bir eğiliyor üzerime,
Erimimi arıyor gerçekte ne olduğunu anlamak için
Sonra bu yalancılara dönüyor, mumlara veya aya.
Sırtını görüyorum ve sadakatle yansıtıyorum sırtını
Gözyaşlarıyla ve bir el hareketiyle ödüllendiriyor beni
Önemliyim onun için. Geliyor, gidiyor.
Her sabah onun yüzü alıyor karanlığın yerini
İçimde genç bir kızı boğdu ve içimde genç bir kadın
Havalanıyor ona doğru günden güne, korkunç bir balık gibi.

Çeviri:

Sylvia Plath - Bayan Lazarus

2 Mart 2011 Yazan:  
Kategori: Edebiyat, Sanat, Siir, Ustalara Saygı

İşte yine yaptım
Her on yılda bir
Böyle bir tane beceririm

Bir tür ayaklı mucize, tenim
Bir lamba siperliği kadar parlak,
Sağ ayağım

Tüy kadar hafif
Yüzüm ifadesiz, incecik
Yahudi kumaşından.

Çözün kundağı
Ah, sevgili düşmanım.
Korkutuyor muyum? -

Burnu, göz bebekleri, 32 dişi yerli yerinde mi?
Acı nefesi
Ertesi gün yok olacak.

Yakında, çok yakında
Vahim bir öldür gücü
Evimde, etimde olacak

Ve ben işte gülümseyen bir .
Daha sadece otuzunda.
Ve kedi gibi dokuz canlıyım.

Bu Üçüncü Sefer.
Ne lüzumsuzluk
On yılda bir imha.

Bu ne çok iplik.
Çekirdek yiyen kalabalık
İtişir içeri görmek için

Ellerimi ayaklarımı çözmelerini -
Muhteşem soyunmalar.
Baylar, bayanlar

Bunlar ellerim benim,
Bunlar dizlerim.
Bir deri bir kemik olabilirim, farketmez,

Ben de onlardandım, tek tip kadın işte
İlk seferinde on yaşındaydım.
Kazaydı.

İkinci seferinde istedim
Bitirip gitmeyi ve hiç daha dönmemeyi.
Üstüstüme kapaklandım.

Tıpkı bir midye gibi.
Tekrar tekrar bağırmaları gerekti çağırmaları
Ve üstümden ayıklamaları inci gibi parlak yapışkan
Solucanları

Ölmek
Bir sanattır, herşey gibi.
Özellikle iyi yaparım.

Bir ölürüm ki, cehennemden gelir gibi olurum.
Bir ölürüm ki, adeta hakikaten olurum.
Sanki gider gibi bir davete.

Bunu yapmak çok kolay bir hücrede
Ölmek ve kımıldamamak
Ölüyü oynadığım tiyatroda sıranın gelmesi gibi

Güneşli bir günde geri gel
Aynı yere, aynı yüze, zalim
Eğlenen çığrışlara:

‘Mucize!’
İşte bu yere yıkar beni.
Ama bir bedeli var.

Yara izlerime bakmanın, bir bedeli var.
Kalbimi dinlemenin —-
Hakikaten çalışıyor.

Bir bedeli var, çok büyük bir bedeli var.
Bir sözün, veya bir dokunuşun.
Ya da biraz kanımı akıtmanın.

Bir tutam saçımın veya elbisemden bir parçanın.
Eee, Herr Doktor.
Eee, Herr Düşman.

Sizin eserinizim ben,
Paha biçilmez,
Altın topu bebeğinizim

Bir çığlığa eriyen
Dönüyorum ve yanıyorum.
Gösterdiğiniz alakaya aldırmadığımı sanmayın.

Kül, kül -
Külü eşele bak.
Etten kemikten eser yok—-

Bir kalıp sabun
Bir nişan yüzüğü
Altın bir diş.

Herr Tanrı, Herr Şeytan
Savulun
Savulun.

Küllerin arasından
Doğrulurum kızıl saçlarımla
Ve çıtır çıtır adam yerim.

Bayan Lazarus

Çeviri: Enis Akın

Sylvia Plath – Sırça Fanus

Bilindiği üzere birçok edebiyatçı hayatının büyük dönemini psikolojik sorunlarla boğuşarak geçirmiştir. Edebi yazınların başarısına büyük katkı sağlayan bu sorunlar, bize keyifli okumalıklar sunsa da sahiplerinin büyük çoğunluğunun hayatını ruh hastalıkları hastanelerinde zindan eder. Amerikalı yazar ’de bu zindanlarda boğulup, genç yaşta hayatına intihar ederek son veren edebiyatçılardan yalnızca biri.

Sırça Fanus (The Bell Jar) ABD’li şair ve yazar Sylvia Plath’in Ocak 1963′te “Victoria Lucas” takma adıyla yayımlanan tek romanı. Romanın büyük ilgi görmesi ise Plath’ın intiharından sonra yazarın gerçek ismiyle tekrar yayımlanması sayesinde gerçekleşiyor.

Amerika’da şair kimliğiyle ve başka bir şair olan Ted Hughes ile olan evliliğiyle dikkat çeken Sylvia Plath’in, “Sırça Fanus” un basımından bir ay sonra intihar ettiği bilinmektedir. Eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşadığı, eskiden, intihar ederek ölen başka bir şair, ’a ait evde başını fırına sokarak can vermiştir. Daha önce de birçok kez intihara teşebbüs eden şairin eserleri karamsarlıklarıyla ünlüdür. Kendi öz yaşam öyküsünden ilham alarak yazdığı “Sırça Fanus” daha sonra Ted Hughes’ın muhtemel şekilde sansürleyerek yayınladığı Plath günlükleriyle benzer özellikler taşır.

Üniversiteli, başarılı bir genç kızın yaşamdan kopuş öyküsünü izlediğimiz romanda, Sylvia Plath’in başlı başına sayılacak yaşamını bilmesek detaylara gömülü bir portreler analizi yapmak mümkün değil. Zira dağınık bir olaylar dizisi üstüne yapılmış başarılı ama duygudan yoksun tasvirler okuyoruz. Aslında Plath yazarlık dehasını her dakika sunduğu nitelikli ifadelerine rağmen aynı nitelikte bir “bütün ” örneği sunamıyor. Başkahraman Esther’in içinde bulunduğu dünyadan soyutlanışını, yaşadığı yabancılaşmayı ne kadar kayıtsız ve rahatsız edici bir üslupla dile getirdiğine şahit oluyoruz. Amerikan rüyası, Katolik ahlakçılığı ve feminizm üstüne ciddi söylemler yaparak Esther’in bunaltıcı ruh halinden zaman zaman uzaklaşıyor ve siyasi söylemlerde de bulunuyor. En nihayetinde eser, Sylvia Plath’ın intihara meyilli, hayattan keyif almayan bir kişilik olduğunun sinyallerini her satırında veriyor. Bu okuru güçlü bir farkındalığa götürse de, özünde fazlaca duygu mücadelesine maruz kaldığından kayıtsızlaşmış Esther karakteri üstünden ekşi, buruk bir manzara çiziliyor.

Bütün bu rahatsız edici haletine rağmen yazarın şair kimliğinden kaynaklanan şiirsel üslubu romanı okutuyor ve ardında tıpkı Camus’nün “Yabancı” sı gibi var olma sorunsalına dair sorgulamalar bırakıyor. Sırça Köşk, yazarınn kayıtsız, duygusuz ancak bütün nesnelliklerine rağmen şairane ifadelere dönüştürebildiği betimlemeleri için bile okunulması gereken bir eser.

Eserden sonra Gwyneth Paltrow ve Daniel Craig’in başrollerini paylaştığı, 2003 İngiliz yapımı sinema uyarlaması “Sylvia” ya da göz atılabilir.

İrem Nas

iremnas@gmail.com