İstanbul Modern Sinema, Uluslararası Video Programını Sunuyor…

Art in the Auditorium III

İstanbul Modern Sinema, 21-24 Nisan tarihleri arasında Saatleri Ayarlama Enstitüsü işbirliğiyle, Whitechapel Sanat Galerisi’nin güncel video, animasyon ve kısa filmleri dünyanın farklı köşelerine taşıyan Art In the Auditorium programının üçüncü bölümüne yer veriyor. Gezici video programının bu yılki seçkisinde Andy Warhol’un “Empire” filmine işaret eden çalışmasıyla Ergin Çavuşoğlu, İsviçre’den içi doldurulmuş kuşların ekonomik krizi tartıştıkları videosuyla Elodie Pong ve oyuncu Charlie Sheen ile babası Martin Sheen’i oynadıkları filmler aracılığıyla bir araya getiren ve Hollywood’dan savaşa, tarihten aile kurumunun sorunlu yapısına kadar farklı konuları inceleyen filmiyle Vietnamlı sanatçı Dinh Q. Lê yer alıyor.

Arjantin’den Lübnan’a, Norveç’ten Yeni Zelanda’ya on ülkeden sanatçıların çalışmalarından oluşan seçki, iki program halinde saat 13.00, 15.00 , 17.00 ve 19.00’da dönüşümlü olarak gösterilecek.

21 – 24 Nisan
(13.00 / 15.00 / 17.00/ 19.00)

PROGRAM I

Giorgio Andreotta Calò 04:00

Marthe Thorshaug 17:00

Niles Atallah, Joaquín Cociña y Cristóbal León 7:00
Ergin Çavuşoğlu 9:43
Huang Xiaopeng 32:42

71:00 dakika

PROGRAM II

Dinh Q. Lêm 10:18
Elodie Pong 27:00
Kelly Nipper 10:12
Stephen Sutcliffe 26:35
Jalal Toufic 5:00
Rachel Rakena 7:06

86:40 dakika

Giorgio Andreotta Calò, Volver, 67:53’, İtalya / GAMEC

Calò kentsel tarih ve değişim olgularını belgesel diliyle ele alır. Sanatçıyı bir galerinin çatısına asılı bir kayık içinde gösteren çalışmada kamera etrafı kuşbakışı görür. Romantik ufuk görüntüleriyle, galeriyi çevreleyen ve mutenalaştırma sürecinden geçen endüstriyel alanlar iç içe geçer. Bu alegorik tasvirle Calò’nun çarpık kentleşmenin ortasındaki yalıtılmışlık duygusunu kişisel mitolojisine taşıması, romantik gelenekteki sonsuzlukla yüz yüze gelen yalnız sanatçı imgesini çağrıştırır.

Marthe Thorshaug, The Legend of Ygg, 2009, 17.00’, Norveç / Henie Onstad Art Centre
Binici kadınlar, hocalarının kışkırtmasıyla birbirlerinin sınırlarını zorlarlar. Eski bir Norveç efsanesini temel alarak kendilerini ve atlarını sınamak için yolları kullanır, trafik kazalarında neden olurlar. Amaçları korkusuz olmaktır. Ünlü İskandinav efsanelerini yeniden yorumlayan Thorshaug’un yaratıcı dünyasını bir fablda olduğu gibi, at, coğrafya, efsane ve ölüm oluşturur.
Niles Atallah / Joaquín Cociña / Cristóbal León, Lucia, Luis and the Wolf, (Lucia, 3’50”; Luis, 3’50”), 2007 Arjantin / Fundación Proa
İki kısa animasyondan oluşan Lucia, Luis and the Wolf serisi bir korku hikâyesinden çok, stop motion animasyon teknikleri ile titiz bir akustik ve skenografik çalışmayla aktarılan bir gerilim olarak tanımlanabilir. Videoda zaman tek tek fotoğraflarla kurularak, sonunda Lucia ve Luis’in hikâyesine dönüşür. Lucia ve Luis, duyulan ve söylenen her şeyin korkunun üzerine kurulduğu bir yerde yaşayan çocuklardır.
Ergin Çavuşoğlu, Empire (after Andy Warhol), 2009, 9:43’, Türkiye / The Institute for the Readjustment of Clocks

Ergin Çavuşoğlu çalışmasında özgün bir imgeyi çoklu anlamlar içerecek biçimde dönüştürür. Çalışma, ismini Warhol’un Empire State binasının 8 saat 6 dakikalık tek bir çekiminden oluşan ve gündüzden geceye geçişi görüntüleyen Empire adlı filminden alır. Çavuşoğlu, Andy Warhol’un ikonik bir yapıyı temsiline gönderme yaparken, sıradan bir binaya yeni bir çerçeveden bakar; böylece çalışmanın yönünü küresel düzlemden yerele çevirir. Bu tek kanallı video zamansal ve mekânsal süreklilik kavramlarını merkez alır.

Huang Xiaopeng, Guess Love Everyday, 2007, 2’51”; The Explosion Is A Voice At Time The Generation Hear, 2007, 5’46”; Only You, 2009, 2’50”; Italian Aria, 2008-9, 2’42”; Hit Me Baby One More Time, 2010g, 5’31”; Excuse Me, Degree Has The Neighborhood Already Had No Toilet?, 2008, 5’37; It’s Gonna Pop You Idiot!, 2006, 7’01” / Çin / Para/Site

Xiaopeng’in çalışmaları tarihin ağırlığını taşıyan Son İmparatorluk’un sınırında yer alır. Tek “bir” resmi dilin homojenleştirici bir rol üstlendiği bu topraklarda 292 farklı dil yaşar. Xiaopeng’in çalışmalarının merkezinde de dil yer alır. Ancak Xiaopeng, dil ve teknoloji arasındaki ilişkiyi incelerken temelde siyasal bir amaç taşır. Google gibi Çin hükümetiyle gerilimler yaşayan bir kuruluşun online çeviri araçlarını kullanması çalışmalarına ironi katar.

Dinh Q. Lê, From Father to Son: A Rite of Passage, 2007, 10’, Vietnam / San Art

Vietnam’ın en önemli sanatçılarından olan Q Lê, büyük siyasal, toplumsal ve kültürel çalkantılar yaşayan bir kuşağın üyesi. Charlie Sheen’in Platoon ve babası Martin Sheen’in Apocalypse Now filmlerindeki görüntülerini bir araya getiren video, baba-oğul ilişkisini, kuşak farkını, sinemanın Vietnam savaşına bakışını ve Hollywood’un yükseltilmiş maskülenlik konusunu ele alıyor.

Elodie Pong, Even A Stopped Clock Is Right Twice A Day, 2008, 2’34”; After the Empire, 2008, 13’50”; Je suis une bombe, 2006, 6’12”; Endless Ends, 2009, 6’47”
İsviçre / Kunsthaus Zürich

Pong, güncel dünyaya ironik bir bakış atan videolar üretir. Kolektif belleğimizde yer etmiş bazı tarihi anları ve figürleri kullanarak absürd, komik ve aynı zamanda rahatsız edici dünyalar yaratır. Elodie Pong, “After the Empire” adlı video çalışmasında güncel tarihten, popüler kültür ikonlarını bir araya getirir: Karl Marx, Marilyn Monroe ile karşılaşır, Elvis, Minnie Mouse’un Japon versiyonuyla konuşur, Martin Luther King Zürihli bir köylü kadınla tanışır. Tüm bu karşılaşmalar bildik diyaloglarla ilerler. Pong, toplumsal belleğimiz üzerinden kimlik sorununu irdeleyerek bugünkü “kes-yapıştır” çağına da atıfta bulunur.

Kelly Nipper, Weather Center, 2009, 5’11; Sapphire, 2008, 4’00, ABD / Ballroom Marfa

Nipper uzaya, zamana, hava durumuna ve duygulara dair fikirlerini biçimlendirmek için koreografiyi kullanır. Weather Center, Alman Ekspresyonist koreograf Mary Wigman’ın ilk performansını 1914’te Münih’te gerçekleştirdiği Witch Dance solosuna dayanır. Nipper’ın videosundaki dansçı yüzünü gizleyen bir maskeyle, hava durumlarını andıran heyecanlı hareketler yaparken, dış ses birden ona kadar sayar.

Stephen Sutcliffe, Despair, 2009, 7’22”; Deleuze un Album, 2009, 23”; Said the poet to the analyst, 2009, 1’19”; The Garden of Proserpine, 2008, 2’08”; Six Essential Books, 2008, 1’34”; Vacillation, 2008, 35”; We’ll Let You Know, 2008, 58”; O come all ye faithful, 2007, 47”; Come to the Edge, 2003. 1’36” / Whitechapel Gallery

Sutcliffe, geniş VHS ve ses kaydı arşivini kullanarak film müzikleriyle hareketli görüntülerin birleşiminden oluşan sofistike bir görsel dil kurgular. Genellikle çok kısa olan bu “video kolajları” konuşma parçalarının, bulunmuş yayın görüntülerinin, animasyon ve müziklerin karmaşık ve bağlantısız birleşimleridir. Pastoral şiir ve Monty Python’dan medyanın dijital öncesi dönem VHS estetiğine kadar uzanan İngiliz kültür tarihinden anları, birey ve toplum arasındaki ilişkiyi görünür kılacak biçimde bir araya getirip yeniden kurgulayarak kendine mal eder. Programda sekiz kısa video çalışmasının yanı sıra Vladimir Nabokov’un cinayet ile çift ve karmaşık kimlikler üzerine yazdığı1934 tarihli aynı adlı romanına dayanan 2009 tarihli Despair adlı video da yer alıyor.

Jalal Toufic

Lebanese Performance Art; Circle: Ecstatic; Class: Marginalized; Excerpt 3, 2007, 5’, Lübnan / Beirut Arts Center

Toufic’in etkileyici videosu birçok insan için anlaşılmaz olan bir kültürel özelliğin değerini ve gücünü gösterir. Çalışma izleyiciyi genellikle yanlış anlamalar nedeniyle önyargı ve şiddet doğuran karışık dışavurumlar ve kültürel ritüeller üzerine düşünmeye davet eder.

Rachel Rakena, Kaore te aroha (Endless is the love), 2009, 7’50”, Yeni Zelanda / City Gallery

Rakena’nın Kāore te aroha (Endless is the love) videosu yeme eyleminin bir özlem, bütün olma ve tatmin metaforuna dönüştüğü, hareketli görüntülerle anlatılmış bir aşk şarkısı. Videoda, izlendiğinin farkında değilmiş gibi görünen bir adam, kamera kendisini izlerken balık kafalarını oburca yer. Adamın, izleyicinin ve yaşanan anın farkına varıp yukarı bakarak gülümsemesiyle şarkı sona erer. Filmin sonunda gelen bu tatminkâr gülümsemeyle izleyici de tatmin olur ve doyar.

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Alexander Calder ile “Sanat Sirki”

13 Nisan 2011 Yazan:  
Kategori: Duyurular, El Sanatları, Sanat, Sanatsal Etkinlikler

Yorum yapın

Genç İstanbul Modern, çocukları ve ailelerini renkli bir dünyaya davet ediyor…

İstanbul Modern Sanat Müzesi, Paris’teki Centre Georges Pompidou’nun işbirliği ve Eğitim Sponsoru Garanti Bankası’nın katkılarıyla gerçekleştirdiği “Genç İstanbul Modern” etkinliklerinin dokuzuncusu “Sanat Sirki” başlıklı etkinlikle sürdürüyor.

5 Nisan -12 Haziran 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilen, 6-16 yaş grubundaki çocuklara ve ailelerine yönelik “Sanat Sirki”, Alexander Calder’in sirkleri anımsatan eserlerinden yola çıkarak tasarlandı.

Atölye, sanatıyla renkli ve eğlenceli bir dünya yaratmış olan büyük usta Alexander Calder’i tanıma, yaratım sürecini keşfetme ve onun heykellerinde kullandıklarına benzer malzemeleri kullanarak eğlenceli sanat oyunları oynama fırsatı sunuyor. Yaratıcılığa yönelik bu etkinlikte çocuklar, Calder’in kendine has dilini ve sanatsal formlarını keşfediyor; renkli, şaşırtıcı, eğlenceli kompozisyonlar yaratmış sanatçının büyülü dünyasında gündelik hayatımızdan tanıdığımız malzemelerle oynayarak, denge, hareket, kompozisyon, uzam, çizim, boşluk, doluluk ve performans gibi çeşitli kavramlarla tanışıyorlar. Gündelik malzemelerle kompozisyonlar oluşturarak, sirk kahramanları yaratıyorlar.

“Sanat Sirki” üç aşamada tamamlanıyor:

“Uçan renkler” aşamasında, çocuklar büyük renkli süngerleri asarak, renk plakalarını birleştirerek, akrobasi bandında yürüyerek heykel sanatında denge unsurunu arıyor ve dev heykeller kuruyorlar. Şekillerin büyüklükleri, renkleri ve yönleriyle oynanan bu oyunla çocuklar Calder’in dünyasını tanıyorlar.

“Boşlukta çizim” aşamasında, çocuklar zincirler ve teller kullanarak çizgileri heykelleştiriyorlar. İlk aşamada, ellerini hiç kaldırmadan, kesintisiz çizimlerle alıştırmalar yapıyorlar, ardından zincir veya kalem kullanarak, iki boyutlu çizgileri üçüncü boyuta taşıyorlar. Ardından oluşturdukları heykellerine ışığı kullanarak farklı görüntüler kazandırıyorlar.

“Calder’in sirki” aşamasında çocukları eğlenceli bir oyun bekliyor. Bu alanda çocuklar mandal, boncuk, mantar, tıpa, ataş, köpük gibi malzemelerle trapezde sallanan, sahnede koşturan, trambolinde zıplayan akrobatlarını ve sirk hayvanlarını yaratıyor, Calder’in eserlerindeki gibi gündelik malzemelerle sıra dışı, şaşırtıcı, komik, eğlenceli kompozisyonlar oluşturuyorlar.

Taşın İçinde Saklı Kuş, Ayın Altında, Dokunduğum Dünya, Oyunbaz Nesneler, Matisse-Picasso, Su İçinde Suluboya, Işığın Sihri ve Tasarım Atölyesi adlı atölye çalışmalarını tamamlayan “Genç İstanbul Modern”, çocuk ve aileleri “Sanat Sirki” başlıklı dokuzuncu etkinliğiyle ağırlıyor.

Genç İstanbul Modern’in 5 Nisan - 12 Haziran 2011 tarihleri arasında gerçekleşen “Sanat Sirki” adlı atölyesi, Pazartesi hariç hafta içi her gün saat 10.00 ve 13.00’te okul grupları için; Cumartesi günleri saat 10.15 ve 13.00’te ve Pazar günleri ise saat 10.15’de bireysel katılımlar için düzenleniyor. Atölyeye aileler Pazar günleri saat 14.00’te katılabiliyor. 90 dakika süren “Sanat Sirki” çalışmasının kontenjanı 20 kişi ile sınırlı.

Hafta içi her gün, 10.00, 13.00

Cumartesi, 10.15, 13.00

Pazar, 10.15, 14.00 (ailelerle birlikte)

Rezervasyon ve ayrıntılı bilgi için: 0212 334 73 41’i arayabilirsiniz…

ALEXANDER CALDER (1898-1976)

“Ben, bakması eğlenceli olan şeyler yapmak istiyorum.” A. Calder

1898 yılında Philadelphia’da doğan heykeltıraş ve ressam Alexander Calder, Stevens Teknoloji Enstitüsü’nde makine mühendisliği eğitimi görür. İlk çalışmalarından itibaren, kesintisiz tek bir çizgiyle hareket duygusunu yaratmaya çalışır. Özellikle sirklerden esinlenerek hayvanları, akrobatları ve palyaçoları işlediği çalışmalar gerçekleştirir. Desenlerden yola çıkarak tel heykeller ve devinen oyuncaklar üretir. Calder’in elle ya da motorla hareket eden yapıtları “mobil” olarak adlandırılır. Daha sonraları, ince tel ve levhalardan oluşan, kendi ağırlıklarına bağlı olarak salt hava akımıyla hareket eden konstrüksiyonlar da üretmiştir. Denge ve hareketi işlediği eserleri Kinetik Sanat’ın öncü örnekleri arasında yer alan Calder’in başlıca eserleri arasında “Kuleler”, “Çanlar”, “Stabil”, “Adam”, “Kırmızı ve Mavi Boyalı Anten”, “Totemler”, “Kızıl Güneş” ve “Kırmızı, Siyah ve Mavi” yer alır.

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

“Gecenin Karanlığında Kahverengi Senfoni”

11 Nisan 2011 Yazan:  
Kategori: Duyurular, Resim, Sanat, Sanatsal Etkinlikler, Sergiler

Yorum yapın

Taşkın Esin’in“GECENİN KARANLIĞINDA KAHVERENGİ SENFONİ” başlıklı sergisi 28 Nisan - 17 Mayıs 2011 tarihleri arasında Piha Kollektif Sanat’ta izlenebilir…

GECENİN KARANLIĞINDA KAHVERENGİ SENFONİ

Zaman ve mekândan soyutlanmış figürleriyle geçmiş ve gelecek arasında sıkışıp kalmış insanın korkularını, kaygılarını, umut ve umutsuzluklarını ele alan Taşkın Esin’in resimlerinin en dikkate değer yanı hem estetik hem de düşünsel açıdan izleyiciyle etkileşim içinde olmasıdır. Bu etkileşim onun figürlerinin tuvalin dışında bir yerlerde var oldukları hissini vermesinden kaynaklanır. Sanki onun figürleri herhangi bir zaman kesitinde herhangi bir hikâyeden alınıp tuvalin içine hapsedilmiş gibidir. Ne başı vardır hikâyenin ne de sonu… Her şeye sonsuz bir belirsizlik hâkimdir. Tıpkı yaşamda olduğu gibi… Çünkü sanatçının amacı hikâye anlatmak değil hikâye yazdırmaktır.

Taşkın Esin’in çalışmalarının önemli bir özelliği de Diğer Taraf, Işık, Tanı, Cinayet adlı resimlerinde olduğu gibi gerilimin ön planda olmasıdır. Sanatçı bu gerilimi en üst düzeyde hissettirebilmek için tuvalini neredeyse tüm renklerden arındırarak kahverenginin hakimiyetine bırakır. Kimi çalışmalarında tek bir figüre yer vererek izleyicinin figür üzerinde odaklanmasını sağlayan Taşkın Esin, kimi çalışmalarında ise birçok figürü bir arada ve karmaşık bir biçimde kullanarak izleyicinin dikkatini hikâyeye yöneltse de bu çalışmaların ortak noktası tuvallerden yükselen notaların oluşturduğu senfonidir. (Şafak Güneş Gökduman)

Sanatçının Kısa Özgeçmişi

1978’de İstanbul’da doğan Taşkın Esin, bir yıl Feza Tolgay Özer Resim atölyesine devam etmiş ve lisans eğitimini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nde tamamlamıştır. Digital art ve animasyon konularıyla ilgilenen, 1998- 2003 yılları arasında çeşitli projeleri sergilenen sanatçının resimleri 2010 yılında “Yargı Ve Hoşgörü” ve “”Cumhuriyet Sanatçıları” adlı sergilerde yer almıştır.

Taşkın Esin, born in 1978, attended to Tolgay Özer art course and then he received his graduate degree at Mimar Sinan Fine Arts University in Industrial Design. In his early career between 1998 – 2003 he mostly worked on various digital art and animation projects. In 2010 his paintings were exhibited at “Judgment and Tolerance” and “Artists of the Republic” exhibitions.

Caferağa Mah. Bademaltı Sok. 17/B Moda Kadıköy - İSTANBUL - 0216 337 15 13 - www.pihasanat.com

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

İlhan Berk - Teşekkür

10 Nisan 2011 Yazan:  
Kategori: Edebiyat, Sanat, Siir, Ustalara Saygı

Evet hep açık gidip gelen ağzın içindi;
Gökyüzünün o huysuz maviliği içindi;
Elma kokan bir Türkçeyle konuştuğun içindi;
Ölümün sefil, kötü belleği içindi;
Her gün Pazar kurulan o sokaklar içindi;
Saçında uykusu kaçmış çiçekler ıslattığın içindi;
Çocuklar okuldan dönüyormuş gibi sesin içindi;

İşte bütün ama bütün bunlar için sana teşekkür derim.

İlhan Berk

Teşekkür

İki Yeni Sergi 7 Nisan - 3 Temmuz Tarihleri Arasında Pera Müzesi’nde! |

7 Nisan 2011 Yazan:  
Kategori: Duyurular, Resim, Sanat, Sanatsal Etkinlikler, Sergiler

İhsan Cemal Karaburçak
7 Nisan - 3 Temmuz 2011

20. yüzyıl Türk resminin en özgün sanatçılarından biri olan İhsan Cemal Karaburçak, akademik eğitimi reddederek kendini geliştirmiş sayılı otodidakt sanatçılardandır.

Uzun yıllar sürdürdüğü memuriyet döneminde resimle tanışan, yaşamının büyük bölümünü geçirdiği Ankara’da evinin bir odasından dönüştürdüğü mütevazi atölyesinde çalışmalarını sürdüren Karaburçak, Türk resminin değeri yıllar geçtikçe anlaşılan gizli kalmış ustaları arasında yer alıyor. Retrospektif niteliğindeki bu sergi, özgün üslubu kadar renkleri, özellikle de tuvaline imzası kadar yer etmiş “mor”uyla tanınan İhsan Cemal Karaburçak’ı yeniden tanıma fırsatı veriyor.

Resim fırçasını eline ilk kez 1930 yılında, Telgraf İşleri Müdürlüğü’ndeki görevi gereği bulunduğu Paris’teyken kaydolduğu École Universelle’de alan ancak katı öğretim kuralları ve sanat anlayışına uygun düşmemesi sebebiyle yarıda bırakıp kendi kendini yetiştirmeye karar veren Karaburçak, modern sanatı yakından incelemiş, herhangi bir akım ya da üsluba bağlı kalmadan kendine özgü bir resim dili oluşturmuştur. 1930-1970 yılları arasında portre, natürmort, doğa görünümleri, kent manzaraları, gece manzaraları, soyutlamalar ve soyut çalışmalar olmak üzere pek çok konuda eserler üretmiştir.

“Ben bir renk ressamıyım. Güneş de renkleri öldürdüğü için tabiatı havanın karardığı, bulutların biriktiği veya yağmurdan sonra toprağın, ağaçların ve binaların yıkandığı, renklerin meydana çıktığı saatlerde sevmekliğim bu yüzden olabilir. Koyu tonları da daha çok bu tonlar arasında uygun yerlere konulan ışıkların veya alttan gelen aydınlanmanın olgun cazibesi altında kaldığım için seçiyor olmalıyım. Belki de kötümser veya melankolik bir ruh veya mizaç meselesidir; kim bilir? Ama sebep ne olursa olsun beni doyuran bir netice aldığıma ve sanatı da sanat için yaptığıma göre sanatımdan, dolayısıyla da hayatımdan memnunum demektir.” İhsan Cemal Karaburçak, 1968

Temelde İnsan

Çağdaş Sanat ve Nörobilim
7 Nisan - 3 Temmuz 2011

Temelde İnsan: Çağdaş Sanat ve Nörobilim sergisi, yapıtları nörobilim araştırmalarıyla kesişen yedi çağdaş sanatçının yapıtlarını bir araya getiriyor. Küratörlüğünü New York’taki School of Visual Arts, Güzel Sanatlar Bölümü Başkanı Suzanne Anker’ın üstlendiği sergide yer alan sanatçılar: Suzanne Anker (ABD), Andrew Carnie (İngiltere), Frank Gillette (ABD), Michael Joaquin Grey (ABD), Leonel Moura (Portekiz), Rona Pondick (ABD) ve Michael Rees (ABD).

Farklı disiplinlerden gelen, temel öğe olarak robotbilim, üç boyutlu tarama, photoshop, hızlı prototipleme, mikroskopla inceleme ve bilgisayar görüntüsü gibi yeni teknolojileri kullanan bu sanatçılar; doğanın gizemlerini, birliğini ve süreçlerini, bilgi ve inançların aktarımını konu alıyor. Madde, algılama ve belleğin zihinde canlandırdığı metaforları yapıtlarına katan sanatçılar bu sayede, kendine özgü kişiselleştirmelerini, mecazi ve simgesel bir yapı çerçevesine oturtuyorlar.

Sergi, sanat ve bilimi buluşturarak, sanata farklı bir noktadan, bilim penceresinden bakmaya, çağdaş sanatla nörobilim arasındaki güçlü ilişkiyi anlamaya ve sorgulamaya davet ediyor.

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »