Sanatın Buzdağları, Yaşamın Sonsuz Renkleri, Grinin Elli Tonu

12 Kasım 2012 Yazan:  
Kategori: Deneme, Edebiyat, Kitaplar

Sanatın Buzdağları

Sanat üzerine öyle çok yazılıp çizilmiştir ki bazen “Söylenecek yeni bir söz kaldı mı acaba?” diye düşünürüm. Sonra yaşamın çeşitliliği, insanın düşünce dünyasının ulaşabildiği boyutlar, tarihin ve günümüzün sıradan görünen olaylarının açıklanmasının inanılmaz güçlükleri aklıma gelir ve sanatçıların kelimeler, ışık ve sesle iletebilecekleri öykülerin sonsuzluğunu bir kez daha hatırlarım.

Hangi dalda olursa olsun izleyicinin önündeki sanat yapıtı buzdağının suyun üzerindeki bölümü, dokuzda biridir. Onun maviliklerde yüzerek dünyaya anlamlı bir iz getirmesini sağlayan asıl derinliklerdeki görünmeyen bölümü, gizli kalan sekiz parçasıdır. En temelde sanatçının gelişmeye başladığı andan başlayarak biçimlenen bakışı, duruşu, özgün seçiciliği, değer yargıları vardır. Onun üzerinde evren, dünya ve yaşadığı coğrafyayla ilgili algıları, üçüncü katta iki temeli destekleyen ana kaynaklar, insanın düşünme, bilgi ve felsefe deneyimi gelir. Dördüncü katta asıl uğraş konusuyla ilgili temel bilgiler, edebiyatın, resmin, müziğin, sinemanın ya da ilgi duyduğu herhangi bir alanın kuramı yer alır. Beşinci bölüm bu kuramın tarihsel gelişimine, en son olgunluğuna nasıl ulaştığına ilişkin değişime ayrılmıştır. Altıncısında sanatçının artık belirlenmeye başlayan kişiliğine uygun dostları, kendi alanının düşünürleri, kuramcıları, tarihçileri bulunur. Yedincide bu konunun en iyi örnekleri ve özellikle de kendi dünyasına en yakın olanlar vardır. Sekizincide yalnızca büyük bir karmaşa görülür. Düşünceler, kaygılar, umutlar, sevinçler, düş kırıklıkları, korkular, acılar, yalnızlık, kalabalık, doğumlar, yaşam öyküleri, ölümler, ölümsüzlük, tükenmişlik, sonsuzluk, akla gelebilecek ya da asla düşünülemeyecek her şey bulutun içinde döner durur. Sanatçı bu karmaşayı belirli bir anda kontrol edecek güce ve başarıya ulaşırsa bunun üzerinde buzdağının görünen kısmı belirir. Önce kendisi, sonra diğerleri, çağdaşları, tüm insanlar buna hayranlıkla bakar. Ve çağlara meydan okuyan bir başarı yakalamışsa yapıtı bir klasik olarak nitelendirilir.

Yaşamın Sonsuz Renkleri

Yaşamın sonsuzluğu içinde grinin yeri ne olabilir? Milyonlarca rengin içinde bir renk. Milyonlarda bir. Sıfır. Grinin sıfır tonu.

Gri, aynı zamanda siyahın ve beyazın herhangi bir oranına karşı gelebildiği için çok zengin bir içerik de sunabilir mi?

Cinselliği konu alan kitaplar çok satar, ama okuyucuları daha çok erkeklerdir. Oysa son günlerin popüler kitabı Grinin Elli Tonu’nu (1) okuyanların milyonlarca kadın ve birkaç erkek olduğu söyleniyor.

Kitapta gerçekten grinin elli tonu var mı, cinsellikle ilgili konular ve sorunlar incelikle örülüyor mu, yoksa yalnızca siyahın ve beyazın bir kadının yazdığı yeni bir yorumuyla mı karşıyız, bilmiyorum.

Günün birinde kitabı okur muyum? İnsana, kadına ve erkeğe derinlikli bir yaklaşım bulabilir miyim? Yoksa günümüz toplumundaki kadın ve erkek algısının, salt yumuşaklığın ve salt sertliğin alışılmış tonuyla mı karşılaşırım? Cinsellik tarihinin izleri, günümüz toplumlarında yaşananlar anlatılan öyküde görülebilir, hissedilebilir mi?

Yaşamın renkleri içinde cinsellik çok güçlü ve parlak olsa, hemen dikkat çekip fark edilse de yalnızca bir tanesi. Çok satan bir kitabın ekonomideki yansıması da hemen görülüyor.

Grinin Elli Tonu kitaplarının çok satması ABD’deki East Millinocket kasabasına (2) ekonomik bir canlılık getirmiş. Bir zamanlar “kâğıdın yarattığı kasaba” diye adlandırılan bölge bir süredir zor günler geçiriyormuş. Kitabın yayıncısı üçlemeye artan talebi karşılayabilmek için burada yeniden açılan fabrikayı basım yerleri arasına katmış.  Böylece fabrikada yoğun bir üretim başlamış, daha önce işini kaybedenlere bir iş kapısı açılmış.

Ana öyküsü pek de yeni ve ilginç görünmeyen bu kitabın çok satma nedeni ne olabilir?

Kitap çok satmanın elli yolunu da mı bulmuş, kullanıyor?

Bir kitap nasıl çok satar?

Bunun kesin kurallarla tanımlanan, önceden bilinip uygulanabilen yolları olsaydı yaşam, özellikle de yayıncılık dünyası çok farklı olurdu kuşkusuz.

Satış olabilmesi, ürünün ticari bir değer taşımasını gerektiriyor, alıcının bir isteğini karşılayacak, ya da istememesine karşın istediğini sandığı, buna inandırıldığı bir ürüne sahip olmanın mutluluğunu yaşayacak.

Sanat ürünlerinde konu biraz daha karmaşık. Normalde çağının ilerisinde olması gereken sanat, serbest değişim ve ticaret dünyasında satışın ve tüketicinin genel beğeni düzeyinin sınırlamalarını yaşıyor. Hiç satmamakla çok satan olmak arasında bir yere yerleşmesi gerekiyor sanat ürünlerinin.

Sanatçı ne için üretiyor? Alıcı ne için tüketiyor? Bunun ipuçları yazarların ve okuyucuların verdiği yanıtlarda olabilir.

Edebiyat örneğini seçersek “Niçin yazıyoruz?” sorusuyla ilgili yanıtlar, “Niçin okuyoruz?” için de bir ölçüde geçerli olabilir.

Orhan Pamuk, “İçimden geldiği için yazıyorum! Başkaları gibi normal bir iş yapamadığım için yazıyorum. Benim yazdığım gibi kitaplar yazılsın da okuyayım diye yazıyorum. Hepinize, herkese çok çok kızdığım için yazıyorum. Bir odada bütün gün oturup yazmak çok hoşuma gittiği için yazıyorum. Onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum. Ben, ötekiler, hepimiz, bizler İstanbul’da, Türkiye’de nasıl bir hayat yaşadık, yaşıyoruz, bütün dünya bilsin diye yazıyorum. Kâğıdın, kalemin, mürekkebin kokusunu sevdiğim için yazıyorum. Edebiyata, roman sanatına her şeyden çok inandığım için yazıyorum. Bir alışkanlık ve tutku olduğu için yazıyorum. Unutulmaktan korktuğum için yazıyorum. Getirdiği ün ve ilgiden hoşlandığım için yazıyorum. Yalnız kalmak için yazıyorum. Hepinize, herkese neden o kadar çok çok kızdığımı belki anlarım diye yazıyorum. Okunmaktan hoşlandığım için yazıyorum. Bir kere başladığım şu romanı, bu yazıyı, şu sayfayı artık bitireyim diye yazıyorum. Herkes benden bunu bekliyor diye yazıyorum. Kütüphanelerin ölümsüzlüğüne ve kitaplarımın raflarda duruşuna çocukça inandığım için yazıyorum. Hayat, dünya, her şey inanılmayacak kadar güzel ve şaşırtıcı olduğu için yazıyorum. Hayatın bütün bu güzelliğini ve zenginliğini kelimelere geçirmek zevkli olduğu için yazıyorum. Hikâye anlatmak için değil, hikâye kurmak için yazıyorum. Hep gidilecek bir yer varmış ve oraya —tıpkı bir rüyadaki gibi— bir türlü gidemiyormuşum duygusundan kurtulmak için yazıyorum. Bir türlü mutlu olamadığım için yazıyorum. Mutlu olmak için yazıyorum.” diyor. (3)

Bir okuyucu için bunların anlamı ne olabilir? Milyonlarca kadın niçin grinin gizli tonlarını anlamaya böyle büyük bir ilgi duyuyor? İçlerinden geldiği için mi okuyorlar? İstedikleri gibi bir cinsel yaşamları olmadığı, herkese çok kızdıkları için mi? Bir odaya kapanıp yaşayamadıklarını kitap sayfalarında bulmak hoşlarına gittiği için mi? Sorunlarından uzaklaşıp yalnız kalmak için mi? Eşlerine neden böyle çok kızdıklarını anlamayı umdukları için mi? Cinselliğin güzelliğine inandıkları ve bunu hiç değilse sayfalarda bulmak istedikleri için mi? Yaşamın güzelliklerine ulaşmak, bir türlü mutlu olamadıkları gerçeğinden kurtulmak için mi?

Yaşamın sonsuzluğu içinde grinin yeri ne olabilir? Milyonlarca rengin içinde bir renk. Milyonlarda bir. Sıfır. Grinin sıfır tonu.

Grinin elli tonunun yaşamın sonsuz renklerinin yaşanmasına bir katkısı olabilir mi?

Grinin Elli Tonu

Veysel Atayman sinemada kadın hazzını öne çıkaran filmlerin çok az olduğunu söylüyor:

“Kadın ile cinselliğin ne zaman nasıl buluşturulacağı, kadının cinselliğin nesnesi mi yoksa öznesi mi olacağı, çok faktörlü düzlemlerce belirlenir. (Ne var ki, kadının cinselliğini kendisi için ve kendi hazzı adına istemesi, erkek toplumunun en büyük korkusu olmalı ki, pornografik filmlerde bile, kadın hazzını öne çıkaran, hazzın, zevkin öznesi kılan film sayısı ötekilerin yanında devede kulak kalır. Kadın erkek zevkine hizmet eden nesne konumundan çok az çıkabilir bu filmlerde.” (4)

Fantezilerindeki doyuma gündüz düşlerinde asla ulaşamayan mazoşist bir kadın olan Severine’i anlatan “Gündüz Güzeli” (5) filmi bu konuda değişik bir örnek olarak kabul edilebilir.

Arka kapak “Grinin Elli Tonu” kitabını yetişkin okurlar için bir “Erotik Romans” olarak tanıtıyor. Kısa özette, “Edebiyat öğrencisi olan Ana Steele, genç girişimci Christian Grey’le röportaj yapmaya gittiğinde son derece çekici, zeki ve sinir bozucu bir adamla karşılaşır. Toy ve masum Ana, bu adama duyduğu arzu karşısında şaşkına döner ve adamın gizemli doğasına rağmen ona yakınlaşma arzusuyla yanıp tutuşur. Ana’nın güzelliği, zekâsı ve özgür ruhuna direnemeyen Grey de onu istediğini kabul eder, ancak şartları vardır. Grey’in sıra dışı erotik istekleri karşısında şoka uğrayan ama bir yandan da heyecana kapılan Ana tereddüde düşer. Büyük başarısına rağmen - çokuluslu şirketleri, uçsuz bucaksız serveti ve sevgi dolu bir ailesi vardır - Grey şehvete esir olmuş ve hükmetme hırsı olan bir adamdır. Çift, cüretkâr ve tutkulu bir fiziksel ilişkiye yelken açarken, Ana, Christian’ın karanlık sırlarını ve kendi gizli arzularını keşfeder.” deniyor.

Süreyyya Evren dizinin “anne pornosu” denerek hor görülmesinde kadınları gerçekten aşağılayan bir yukarıdan bakma sezildiğini, 40 milyon kadına iyi gelmiş bir kitabı ancak maço bir zihniyetin anne pornosu diye damgalayıp köşeye kaldırmaya cüret edebileceğini söylüyor. (6)

Bu arada Grinin Elli Tonu’nun pabucunun dama atılmasıyla ilgili bir haber çıkıyor. (7) Japon-Amerikalı yazar Sylvia Day’in bir milyarderle güzel bir kadın kahramanın hikâyesini anlattığı “Reflected in You” (8) adlı romanının İngiltere’de sadece altı günde yaptığı satışla E. L. James’in rekortmen kitabının ilk hafta satışını geride bıraktığı belirtiliyor. Kitabın orijinal adı farklıymış, ama yayıncı bazı satış yerleri için fazla kırmızı olabileceği gerekçesiyle bu adı değiştirmiş.

Kitapların içeriğinden çok yarattıkları olay, gördükleri ilgi ve aldıkları tepkiler, tüm bunların günümüz dünyasıyla ilgili yansıttığı gerçekler anlamlı görünüyor.

Yaşamın renkleriyle ilgili anlatılabileceklerin bir sonu olabilir mi?

NOTLAR

1. E. L. James, Grinin Elli Tonu, 2012, Pegasus

2. Mehmet Arat, Kasabanın Kurtuluşu: Grinin Elli Tonu, http://mehmetarat.blogspot.com/2012/09/kasabann-kurtulusu-grinin-elli-tonu.html

3. Orhan Pamuk: Babamın Bavulu, Nobel Konuşması, 2006, © THE NOBEL FOUNDATION 2006

4. Veysel Atayman, Sinemanın Oyuncağı: Kadın, http://www.sanatlog.com/sanat/sinemanin-oyuncagi-kadin/

5. Mehmet Arat, Belle de Jour: Gündüz Güzelinin Gece Düşleri, http://www.sanatlog.com/sanat/belle-de-jour-gunduz-guzelinin-gece-dusleri/

6. Süreyyya Evren, Türkiye’de keyifle seks kölesi olmak mümkün mü?, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1101149&CategoryID=40

7. Grinin Elli Tonu’nun Pabucu Dama, http://kitap.radikal.com.tr/Makale/grinin-elli-tonunun-pabucu-dama-251492

8. Reflected in You, http://reflectedinyou.com/bared-reflected-entwined-sylvia-day/

Mehmet Arat

mehmetarat@ymail.com

Yazarın öteki yazıları için bakınız.