Neden Telif Ödemelisiniz?

11 Şubat 2011 Yazan:  
Kategori: Deneme, Duyurular, Edebiyat, Sanat

Edebiyat dergileri/gazeteler/yayınevleri! Yazılarını/şiirlerini yayımladığınız yazar ve şairlere telif ödemelisiniz! Öncelikle, yazar ve şairlerin emeğini sömürmemek için telif ödemelisiniz. Hemen ödemelisiniz, şimdi ödemelisiniz, ürünlerini yayımlandığınız tüm şair ve yazarlara ödemelisiniz. O yazar ve şairler, bugüne kadar ses çıkarmadılarsa da, bu bildiriden sonra örgütlü tavır gösterip, telif vermeyen hiçbir dergi ve gazeteye ürün yollamamalılar, emeklerini sömürtmemek adına, sadece yazarak geçimlerini sağlayabilmek adına. Ben kendi payıma, bugünden itibaren, bana telif ödemeyen herhangi bir dergi ve gazetenin yazınsal ürünlerimi yayımlamasını reddediyorum. Bütün şair ve yazarları da aynı yönde tavır koymaya davet ediyorum. Biz ancak toplu şekilde, örgütlü hareket edersek bu sömürü anlayışı yıkılır. Bu ülkenin tarihi için bir ilk de değildir bu, 60’lı yıllarda edebiyat dergilerinin yazar ve şairlerine telif ödediğini anımsamak yeterli olsa gerek

Edebiyat dergicileri! Çıkardığınız dergilerin size mali geri dönüşü, derginin masrafını bile karşılamıyor olsa da, telif ödemelisiniz! O dergi size manevi bir rant sağlıyor, para kazandırmasa bile. Mikro ya da makro erk odağı oluyorsunuz bu sayede ki böyle bir olanak olmasa kaçınız sırf edebiyat aşkıyla dergi çıkartır acaba. Böylece bu kadar seviyesiz dergi bolluğu da ortadan kalkar. Benzer poetik ve politik çizgideki dergiciler örgütlenip tek dergi çıkartırlar. Dergiler, yayımlanacak ürünlere telif ödeyecekleri için yayımlanan ürünlerin seçiminde nitelik de artar, bunca uyduruk metnin sanat eseri diye yayımlanması bolluğu da ortadan kalkar.

Yayınevleri telif ödemelisiniz! Çünkü ancak böylece bu ülkede gerçekten nitelikli sanatsal üretimi olan yazar ve şairler, yazmaktan başka iş yapmak zorunda kalmazlar. Yazarlar ve şairler, teliflerini almadan kitaplarının yayımlanmasına izin vermedikçe bu düzen sağlanabilir ancak. Bu da örgütlü bir yapı gerektirir elbette. Tabela sendikası ve örgütü olmaktan öteye geçmeyen ve birilerinin erk oyuncağı haline gelmiş Yazarlar Sendikası ya da PEN gibi atıl ve köhne örgütlenmelerle bu işin olmayacağı açık ki bugüne kadar bu bağlamda bir şey yapmamış olmaları da bunun kanıtıdır.

Yazar ve şairlerin telif haklarını sisteme bağlayan, dergiler, gazeteler ve yayınevleri ile yazar/şair teliflerini toplu sözleşmelerle belirleyen, sendika üyesi olmayan kimsenin kitap bastırmasına izin vermeyecek yasaların çıkması için mücadele edecek, gerçek anlamda işlevsel bir yazar sendikasına ihtiyaç vardır.

Yazarından şairinden kitabını basmak için üste para isteyen ahlaksız yayınevlerinin çarkını kırmak için ise, bunlara koyun gibi para verip kitabını bastıranlar artık aymalı. Manevi rant uğruna, matbu kitap sahibi olmanın sosyal etiketi adına, kendi onurlarını da edebiyatın onurunu da meze yapmamalı bu şahıslar. İşlevsel bir yazar sendikası kurulana ve sendika üyesi olmayanların kitap bastıramaması yönünde yasal dayanak sağlanana kadarki etik ve işlevsel adım budur ancak.

Onurlu yazar ve şairler! Bu köhne yazar örgütlerini lağvedin, içlerinde yer almayarak, bu çarkların dışına çıkarak. Kendi yazar sendikanızı kurun, sizi öğüten çarklara karşı birleşin, yayınevlerinin sultasına karşı örgütlenin, aranızda niteliksizleri barındırmayın. İpini koparan “şairim/yazarım” diye gezinemesin. Ahbap-çavuş ilişkisinden uzak ve her sene dönüşümlü olarak sendika üyelerinin oylarıyla seçilen bir seçici kurul, kimlerin sendikaya dahil olacağına nesnel sanatsal ölçütlere göre karar versin.

Evet yineliyorum, ben kendi payıma, bugünden itibaren, bana telif ödemeyen herhangi bir dergi ve gazetenin yazınsal ürünlerimi yayımlamasını reddediyorum. Tanımladığım gibi işlevsel bir yazarlar sendikası kurulup dergilerden, gazetelerden ve yayınevlerinden yazar ve şairlerin alacakları telifleri belirlemedikçe, ancak BENİM İSTEDİĞİM TELİF verilerek ürünlerim yayımlanabilir. Bütün şair ve yazarları da aynı yönde tavır koymaya davet ediyorum.

Birleşin, yöntemleri tartışın, ama sömürtmeyin kendinizi, bizi!

Emeğinizin hakkı için örgütlenin!

Serkan Engin

11.02.2011

sekoengo@gmail.com

Dergilerdeki Mülkiyetçiliğe Rest Çekmek

29 Ağustos 2009 Yazan:  
Kategori: Deneme, Edebiyat, Eleştiri, Sanat

(Burjuva Etiğinin Dergilerdeki Gölgesinin Yırtılması)

“Ne Tanrı benim üstümde
ne ben O’nun altındayım.”

Dostoyevski

Ön not:

Bu yazı belki bir şairin dergiler üzerinden intiharıdır. Ve/ama şiir coğrafyasında hacim sahibi olmak adına, dayatılmış yoz değerler(!) ile uzlaşmaktansa, gerçekten insani olanı savunmak adına çürümüşlüğe rest çekmektir…

“Etik!(Ahlak)” diye haykırırlar size.” Bir şiir(yazı) tek bir dergide yayımlanır!”… Peki hangi etik?!. Elbette ki derginin, gönderilen şiirleri kendi mülkü kılmaya çalıştığı burjuva etiği… Şair neden şiir yayımlatır?.. Her şairin farkında olduğu ya da olmadığı gerekçeleri vardır. Hiç şüphesiz, hepsinin ortak paydası, kabaca ‘kendi güzelliğini teşhir etmek ve övgü almak’ ekseninde tanımlanabilecek ego tatminidir. Ama bencileyin sosyalist bir şair için bundan çok daha öte amaçları da içinde barındırır şiir yayımlatmak.

Nesnel gerçekliğin öznel açıdan estetik düzlemde dönüştürülmesiyle, nesnel gerçekliğe artı değer olarak eklemlenen şiir, bu bağlamda şairin kendisini ve okuru insani olan dizgeye doğru evrilten devrimci bir müdahaledir. Nesnel gerçekliğe artı değer olarak eklemlenen şiir, tamamlandığı andan itibaren sadece şairinin bile değildir. Artık o, şairi de dahil olmak üzere tüm toplumundur. Bu yüzden, gerçek sahiplerinin tümüne ulaştırılması için çaba göstermek, toplumun bilinç düzeyini ve estetik algı seviyesini arttırarak, toplumu dönüştürmek amacında olan sosyalist şairin görevidir.

Bir ideolojiyi kuramsal olarak bilmek ve kabul etmek yetmez. Eğer onu içselleştirmediyseniz pratiğe dökemezseniz. Bu bağlamda, sol tandanslı dergiler de, diğerleri gibi, gerici etik(!) değerlerin izlerinden sıyrılamamışlardır… Nedir bu gerici etik(!) değerler?..

Örneğin, dergilerde hala feodal etik(!) değerlerin uzantıları vardır. Kan bağı ekseninde kendi klanından olanı kollar gibi; “hemşehrim, köylüm” kayırmacılığı gibi, eş-dost yarenliği yapılıp ahbap çavuş ilişkisi sürdürülmektedir. Sosyalist dergilerde bile, sınıfsal dayanışma ekseninde ve/ama şairin imzasına ve yaşına bakılmaksızın nitelikli ürünlerin öncelenmesinden çok, bu eş-dost dayanışması başattır. Kan davası da feodalitenin etik(!) değerlerindendir. Eş-dost kayırmacılığını savunmak ile kan davasını savunmak aynı gericiliğin ürünüdür.

Dergilerdeki bir diğer gerici etik(!) anlayış ise, Marksizmin yıkmaya çalıştığı burjuva etik(!) anlayışlarından biri olan, çekirdek ailedeki baba otoritesinin şiir coğrafyasındaki yansıması, yaş hiyerarşisidir. Pek çok dergici ve şiir yıllığı hazırlayıcısı, pervasızca, şiir seçimlerinde imzayı öncelediklerini, usta sayılan bir şair ne kadar kötü bir ürün vermiş olursa olsun, daha önceki ürünlerinin yüzü suyu hürmetine, yaşlarından dolayı geçen yıllar içinde şiire emek vermelerinin hatırına, bu ürünleri(!) yayımladıklarını itiraf etmektedirler. Melih Cevdet Anday, her ne kadar “Şairlerin yaşı olmaz” dese de; her ne kadar şiir tarihinde, on altı yaşında deha düzeyinde şiirler yazmış Arthur Rimbaud gibi bir örnek olsa da, dergiciler, burjuva etiği(!)nin yaş hiyerarşisi dayatmasından kurtulamamışlardır.

Oysaki, kötü bir şiirin (hatta düpedüz manzumenin), şairinin imzasından dolayı yayımlanması, bunu okuyan, yeni yeni şiir okuru olmaya başlamış bir genç için kötü örnek oluşturması nedeniyle topluma ihanettir. Oysaki, nitelikli bir şiirin, şairinin imzasının henüz yeterince hacim sahibi olmamasından dolayı yayımlanmaması Şiir’e hakarettir…

Yaş hiyerarşisini toplumsal hayat içinde savunmak ne kadar gerici bir tutum ise, dergilerde imzayı önceleyip “şiirden kesilmiş şairler”in kötü ürünlerini yayımlamak da bir o kadar gerici bir tavırdır. Kokuşmuş burjuva etiği(!) batağına saplanıp kalmaktır. Ve gene, ne yazık ki, sosyalizmi bu bağlamda içselleştirmemiş dergilerde de, bu burjuva etiği(!) uzantısı var olmaktadır…

Dergiler

Yukarıda kısaca değindiğim, dergilerdeki gerici etik(!) anlayışlar, ayrı bir yazı konusu. Bu yazıda asıl açımlamak istediğim, dergilerdeki mülkiyetçilik!.. Burjuva etiğinin(!) en temel yapı taşı… İnsanın insanı sömürdüğü dizge kapitalizmin olmazsa olmazı… Oysaki “Adalet mülkün temeli” değildir; mülk adaletin katilidir.

Etobur hayvanlar nasıl kendi av alanlarını belirler ve rakiplerini buralara sokmak istemezler ise; nasıl bir köylü, komşusu çitini bir metre kendi bahçesinin içine kaydırdı diye, çiftelisini komşusuna doğrultursa; dergiler de mikro iktidarları sarsılmasın diye mülkleri saydıkları, kendilerine yayımlanmaları için gönderilmiş ürünleri, başka dergilerle paylaşmak istemezler. (Ne acıdır ki, bir de, her dergi, kendini edebiyatın merkezi, Kabe’si, Güneş’i olarak görür. Herkes ve her şey etraflarında döner ve dönmelidir zannederler).

“Etik!” derler. Ne zaman, hangi şartlarda ortaya çıktığını kendilerinin bile bilmedikleri; ne gibi bir işlevi olduğunu sorgulamadıkları, “Teamül işte” diyerek, mikro iktidarlarını sabitleştirmek için sığındıkları tek açıklamaları budur: “Etik!”… “Bir şiir(yazı) tek dergide yayımlanır!”… Peki bu hangi etik? Kimin etiği?… Elbette ki burjuva etiği… Şiiri, gönderildiği derginin mülkü sayan burjuva etiği…

Bu “teamülü” hiç sorgulamadan, neden-sonuç ilişkisi çerçevesinde toplumsal işlevini(ya da işlevsizliğini) irdelemeden, mikro iktidarlarını perçinlemek için “tek şiir tek dergide” kokuşmuşluğunu savunurlar (ne yazık ki sol tandanslı dergiler bile). Bir şiirin(yazının), sadece tek bir dergide yayımlanmasının, toplumsal açıdan ne gibi bir yararı vardır, o derginin mikro iktidarını perçinlemekten başka?! Aynı şiirin, çok sayıda dergide yayımlanmasının ne gibi bir zararı vardır, o şiiri alımlayabilecek tüm bireylere ulaşabilmek ve onların dönüşümüne katkıda bulunmaktan başka?! Hele ki şiirin bu kadar az okunduğu bir ortamda… Hele ki editörlerin komşu dergileri, dergi yayın kurulundakilerin kendi dergilerini bile okumadığı bir zeminde. Şiir yıllığı hazırlayıcılarının bile- her nasılsa- dergilerdeki şiirleri doğru dürüst takip etmediği bir ortamda… (Bu bağlamda, kişisel deneyimlerimden yola çıkarak, isim, zaman ve dergi adı belirterek, somut örnekler üzerinden savımı kanıtlayabilirim. Ve/ama derdim, sorunu kişiselliğe indirgemek değil, dizgeyi sarsmak olduğundan, bu somut örnekleri vermiyorum).

Yüz elli küsur edebiyat dergisi dolaşımdadır. Editörler bile komşu dergiyi okumazken; dergi yayın kurulundakiler bile kendi dergilerini okumazken; şiir yıllığı hazırlayıcıları bile yeterince dergileri takip etmezken, sıradan bir şiir okurunun bu denli çok sayıdaki dergiyi takip etmesi nasıl beklenebilir? Bırakın tüm dergileri, kendi poetik ve ideolojik anlayışı doğrultusundaki onlarca dergiyi, gerek ekonomik gerek zamansal açıdan izlemesi hangi şiir okurundan beklenebilir. Her derginin(istisnalar hariç) ortalama birkaç yüz okuru olduğu bir ortamda (ki bu okurların çoğu da ne yazık ki sadece şairler ve şair olma heveslileridir), toplumsal dönüşüme, şiirleri ile katkı yaparak, toplumu oluşturan bireylerin bilinç düzeyini ve estetik algı seviyesini arttırmayı görev sayan, bencileyin sosyalist bir şair için, şiirlerinin ancak dar bir çerçevede kısılı kalmasına seyirci olmak trajik bir durumdur. Daha da ötesi, dergilerde yer bulmak adına, dergilerin mikro iktidarlarını perçinleyen, bu burjuva mülkiyetçiliğini sineye çekmek, devrimci ETİĞE, sosyalist AHLAKA aykırıdır.

Son not:

Bu yazıyı “okuyanlar okumayanlara anlatsın”… İmzamın hükmü -henüz- yeterli gelmeyeceği için bu yazının yankı bulacağını sanmıyorum. Ve/ama bundan sonra, dergi editörleri bu bağlamda, ya bana sızlanmasınlar, ya da hiçbir ürünümü yayımlamasınlar!
REEST!

Yazan: Serkan Engin

Bu metnin daha önce yayımlandığı dergiler:

EKİN SANAT EYLÜL-EKİM 2006
AKKÖY EYLÜL-EKİM 2006
göğebakmadurağı EYLÜL-EKİM 2006
BH KASIM-ARALIK 2006
ANDIZ KIŞ 2007
AFRODİSYAS SANAT OCAK-ŞUBAT 2007
ÇALI ŞUBAT 2007
GÜNEY NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2007
AKDENİZ EDEBİYAT MART-NİSAN 2008