SanatLog yazılarına abone olunYazılar RSSSanatLogYorumlar RSS

Tarih Kıyımı

2 Şubat 2013 Yazan:  
Kategori: Deneme, Edebiyat, Sanat

Cumhuriyet gazetesinin Akdeniz ekinde birkaç yıl önce “Likya Mezar Anıtı” ilgi bekliyor başlıklı bir haber yer almıştı. Haberden öğrendiğimiz kadarıyla Elmalı’daki Klasik Lidya dönemine ait önemli bir mezar anıtı, Vandalizmi çağrıştıran bir şekilde zarar görmüş. Yapının üzerine çeşitli yazılar yazarak ve kazıyarak modern insanımızın (!) dışavurumunun görüntüleri ortaya çıkmış. Akdeniz Üniversitesinin bu tarihi eserlerin ortaya çıkması için gösterdiği çaba tabii ki önemli bir gelişme, ancak sorun ortaya çıkardıktan sonra başlıyor. Gölova Köyü muhtarının da belirttiği gibi bu tarihi yapının korunması için yetkililer gereken sorumluluğu göstermelidir. Ancak ülkemizde arkeolojik bir gezi yapan her bireyin gözlemlediği bu ve benzeri tahribatlar ülkenin hemen hemen her yerinde göze çarpmaktadır.

Bu tarihi yapıların güvenliği konusu, bakanlığın gereken ilgiyi göstermesi ve yeterli personel sorununun çözülmesi ile kısa vadede halledilebilecek bir sorundur. Ancak çözülmesi gereken asıl sorun, bu katliamını yapabilen bireylerin nasıl değişip dönüştürüleceği sorunudur. Sadece “eğitim” konusu ile düşünerek genelgeçer bir cevap verilmesi sorunun önemini ciddiye alan bir yaklaşım olmaz. Yıllarca ortaöğretimde, ezberci anlayışının ve tarihin sıkıcı bir ders olarak algılanmasının sorumluları önce eğitim sistemi ve son tahlilde hakim siyasal anlayıştır. Kültür politikasının sadece etnik azınlıklar gibi konular ölçeğinde ele alındığı bir coğrafyada, kendi tarihinden olmayanların tarihsel yapılarına karşı birer yıkma ve parçalama eylemi gerçekleşmesi sonucu ortaya çıkar. Ülkemiz yıkılan heykeller mezarlığı haline gelmek üzeredir.

Din adına yapılan Afganistan’daki Buda heykellerinin yıkımı, konunun başka bir önemli boyutunu hatırlatmaktadır. Afet İnan, Muazzez İlmiye Çığ ve Ekrem Akurgal gibi dünyaca tanınan, Sümerolog, Tarih bilimci ve Arkeolog yetiştiren Cumhuriyetin geldiği son süreç, yerini mezar taşlarını yerle bir edebilecek bir tarih anlayışına bırakmıştır. Dünyanın en önemli kültürel miraslarına ev sahipliği yapan Anadolu toprakları her zaman hoşgörünün beşiği olarak adlandırılmıştır. Osmanlı toplum yapısının önemli bir tarihsel dilimi bu yargıyı kanıtlamaktadır. Ancak vatanperverliği sadece savaş ve kıyım ile adlandırmaya çalışan yanlış uygulamaların sonucu Likya mezar taşına “86/4” gibi askerlik zamanının yazılması ortaya çıkmıştır. “Her Türk asker doğar” diye yetiştirilen bu gençler, milli güvenlik derslerinde “vatanperverlik” üzerine saatlerce söylev dinlerler. Ancak Mustafa Kemal’in tarihe ne kadar önem verdiğini ve Cumhuriyet dönemi oluşturulan kamu iktisadi teşekkülerine  “Sümerbank” “Etibank” gibi isimleri neden verdiğini algılayamazlar. Zaten onlara bunları anlatacak olan insanlar da birer birer yok olmuşlardır. Onlara öğretilen tek şey ırkçı sonuçlar doğurması muhtemel olan milliyetçiliktir. Televizyon ekranlarında “terör”, “kan” ve “savaş” nidaları ile yükselen bir paradoksun içerisinde ne Sümerler’e yer kalır ne de Likya’lılara…

serkanfirtina35@gmail.com

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

Tarihi Yapılardan 4 Bin Yılllık Deprem Dersi!

25 Ekim 2011 Yazan:  
Kategori: Duyurular, Mimarlık, Sanat

Tarihi yapılardaki şaşırtıcı deprem uygulaması

Anadolu yapı medeniyetini araştıran arkeologlar, binlerce yıldır ayakta kalan tarihi yapıların temellerinde deprem sönümleme sistemlerinin uygulandığını belirledi.

İlk uygulaması M.Ö. 1900′lü yıllara dayanan ve uygulandığı yapıların geçmişten bugüne hala ayakta kaldığı deprem izolatör sistemi ”Orthostat”, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. yayınları arasında yer alan 1453 İstanbul Kültür ve Dergisi’nin 11. sayısında tüm yönleriyle ele alındı.

Jeoloji uzmanı Ali Bayraktar tarafından kaleme alınan ”Tarihi Yapı Temellerinde Uygulanan Deprem Sönümleme Sistemleri” başlıklı yazıda, Kâbe, Augustus Tapınağı, Ayasofya ve Süleymaniye Camisi’nin temellerinde de aynı sistemin kullanıldığı belirtiliyor.

Yazıda, Anadolu yapı medeniyetlerini araştıran arkeologların araştırmaları çerçevesinde, ”tarihi yapılarda, taşıyıcı beden duvarlarının altına isabet eden temel duvar kısımların tabaka tabaka, harç kullanılmadan kırık taşlarla örüldüğünü, böylelikle tabandan gelen deprem yüklerinin, yapının üst katmanlarına geçmesine engel olan sisteminin keşfedildiğini” belirledikleri kaydedildi.

Arkeologların ”Orhostat Taş Döşeği Sistemi” adını verdikleri bu uygulamanın görüldüğü yapılar arasında Kâbe, Agustus Tapınağı, Ayasofya ve Süleymaniye Camisi’nin de yer aldığı ifade edildi.

Sistemin ilkleri ve çalışması

Yazıda, sistemin ilke ve çalışması ile ilgili şu bilgilere yer verildi:
  ”Temel tabakası sağlam zeminden itibaren kırık taşlarla tabaka tabaka örülen sistem yer üstüne çıkınca, ‘düzleme tabakası’ ile sonlandırılmış. Temelde kullanılan taşlarla mukayese dahi edilemeyecek büyüklükteki taşlarla yapı beden duvarlarına taban teşkil edilmekte. Bu tabakada kullanılan taşlar 1,50 metre genişliğinde 1,80–2,00 metre yüksekliğinde 3,0 metre ile 5,0 metre boyunda. Bu büyüklükteki taşlar, kırık taşlarla örülen temel tabanının üstüne yerleştirilir. Kırık taş taban 10–20 santimetre büyük taşlardan dışarı taşmakta. Taş döşeğin teşkili için büyük taşlar yerine yerleştirildikten sonra alt boşlukları kırık taşlar ile sıkıca doldurulmakta. Bu tabakanın altında enine, boyuna ve dikine hiçbir bağlantı yapılmamaktadır. Bu tabaka tam bir yatay derz oluşturmaktadır.”

Hazreti İbrahim’in ateşe atılma hikâyesinin de ele alındığı yazıda, ateşin ortasına açılan su kuyusundan yükselen buharla ateşin sönmesi ve Hazreti İbrahim’in kurtuluşu bilimsel olarak anlatıldı.

Kendisi için hazırlanan devasa ateşten kurtulan Hazreti İbrahim gördüğü rüya üzerine Mekke’ye yola çıkar. Düşünde bildirilen su kuyusunun üstü açılır ve böylece Kâbe’nin ilk yapılan temel taşlarına ulaşılır. Hazreti İbrahim kırık taşlardan oluşturduğu temelle bugün bile kullanılan Allah’ın ilk mabedini yapar.

Hazreti İbrahim’in yapı sanatının Anadolu’da 500 yıl tüm deprem bölgelerinde uygulandıktan sonra unutulduğu ifade edilen yazıda, bu döneme ait hiçbir yapının günümüze kadar ulaşamamış olmasını arkeologların bu asırları Anadolu tarihinin kara yılları olarak nitelendirdikleri ifade edildi.

M.Ö 900 yılında bu sistemin yeniden bulunduğu ve tüm deprem bölgelerinde tekrar uygulanmasıyla mimarlık tarihinin tekrar yazıldığı kaydedilen yazıda, bu tekniğin en bilinen ve görülen uygulamasının İstanbul Sultan Ahmet Meydanı’ndaki Dikili Taş’ın temeli olduğu, M.S. 390 yılında dikildiği bilinen tek parça granit taşın, İstanbul’un önemli depremlerinde bile yerinden santim oynamadığı vurgulandı.


Anadolu yapı mühendisliğinin temelini oluşturan ve Osmanlı yapı standartlarına şekil veren bu keşfin Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması ile unutulduğu belirtilen yazıda, modern deprem yapı mühendisliğinin eskinin buluşlarından ve tecrübelerinden yoksun, tarihi geçmişi olmayan bir bilim olarak yürütüldüğü görüşüne yer verildi.

İlk uygulaması M.Ö. 1900’lü yıllara dayanan ve uygulandığı yapılar geçmişten bugüne hala ayakta kalan deprem izolatör sistemi “Orthostat” 1453 İstanbul Kültür ve Sanat Dergisi’nin11. sayısında tüm yönleriyle ele alındı. Jeoloji uzmanı Ali Bayraktar tarafından kaleme alınan yazıda Kabe’nin, Augustus Tapınağı’nın, Ayasofya’nın ve Süleymaniye Camii’nin temellerinde de aynı sistemin kullanıldığı belirtiliyor.

www.sanatlog.com

Osman Hamdi Bey ve Amerikalılar

4 Ekim 2011 Yazan:  
Kategori: Duyurular, Resim, Sanat, Sanatsal Etkinlikler, Sergiler

, Diplomasi,

15 Ekim 2011 - 8 Ocak 2012

’nde 15 Ekim tarihinde ziyarete açılacak sergi, ressam, arkeolog ve müzeci ile Amerikalı arkeolog ve fotoğrafçı John Henry Haynes ile Prof. Hermann Vollrath Hilprecht’in Osmanlı topraklarında kesişen yaşamlarından yola çıkarak, Amerikalı arkeologların Osmanlı topraklarındaki ilk kazılarını -Assos ve Nippur- ve iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri konu alıyor.

Pennsylvania Üniversitesi’nden Prof. Renata Holod ve Prof. Robert Ousterhout’un küratörlüğünde hazırlanan sergide, Pennsylvania Üniversitesi Müzesi, Boston Güzel Sanatlar Müzesi , İstanbul Arkeoloji Müzeleri, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi ve özel koleksiyonlardan derlenen Osman Hamdi Bey resimleri, 19. yüzyıla ait arkeolojik fotoğraf ve çizimler, mektuplar, seyahat günlükleri ve ilk kez sergilenecek arkeolojik eserler yer alıyor. Osman Hamdi Bey’in az bilinen resimlerinin yanı sıra, Pennsylvania Üniversitesi Müzesi’nde keşfedilen ve bugüne kadar bilinmeyen iki resmi de sanatseverlerle ilk kez buluşuyor. 

www.sanatlog.com