Anasayfa / Edebiyat / Bir Yeni Zaman Tanrısı: Palahniuk

Bir Yeni Zaman Tanrısı: Palahniuk

Kapak

Babalar şiddet evrenine dişlerini geçirmişse, çocukların dişlerini buradan çekmek zordur… Romanları kimilerince iğrenç, pornografik, müstehcen, hatta hastalıklı bir ruhun hezeyanları olarak algılanan Chuck Palahniuk’un genetik şiddet döngüsünden payını alan yazarlardan biri olduğunu, kişisel tarihinin vahşet, katl, intihar ve uyuşmazlıklarla örüldüğünü bilmek, onu daha iyi anlamlandırmaya yarar ise bu yararcılık geleneğinden faydalanmak lazım. Hem dedesi, hem babası hiç de doğal olmayan biçimde ölen Palahniuk’un zihinsel ve imgesel evrenini dehşetten, kandan, iğrenç ve irkiltici olandan ayrı düşünmek mümkün değil bu durumda. Ama onun birbirini tekrar eden yazgıyı lanetleme ve çürüyüşe övgü hikâyelerini, ardındaki yetim kalmış, yaslı dili de duyarak okumak gerek. O zaman, sadece kaybedenlerin isyanını ve her tür zilleti görmek yerine, ilk kaybın endişesini ve tedirginliğini duyumsayabiliriz belki. Palahniuk’un romanlarında ölümün estetize edilişi, bir yeniden doğuş, yeniden bedenlenme ve kutsallık arzusuna gönderme yapar sanki sürekli.

Nice hikâyesi korkunç

Gündeliğin korkunç, korkuncun gündelik olduğu bir dönem Amerikası’nda büyükbabası Nick Palahniuk, büyükannesini öldürdükten sonra silahı kendi kafasına dayayarak intihar etmiştir. Babası Fred Palahniuk ise annesinden boşandıktan sonra, bir gazete ilanı aracılığıyla tanıştığı genç kadınla flört etmeye başlar. Fakat kadının eski kocası tarafından vurularak ölür. Cesedi kül olacak şekilde ateşe verilir. Payına düşen bu kanlı mirası, ilk romanı Dövüş Kulübü’nden bu yana edebiyat yoluyla protesto eder Chuck Palahniuk. Yazı aracılığıyla sessizliği kırma, kaderini yeniden inşa etme hakkını kazanmıştır. Ölümden geri gelen bir kahraman, katliamdan sağ çıkan bir mağdur gibi, birlikte yaşanması zor bir geçmişin ardından meselenin özünü hiç durmaksızın anlatmaya çalışır.

Saygın kültürü yöneten ahlâki değerlerle kuralları, birer yanılsama olarak algılayan bir karşı kahramandır ilkin. İktidarın sanrısal yapılarını kırmak için şiddetin her türünü kullanır romanlarında; cinayetler, yamyamlık, intihar, bedensel acı, tüm cinsel aykırılıklar ve aşırılıklar uygar olma prensibine bire bir saldırıdır. İnsan anatomisi üzerine bir envanter olan Günce’de, erkek kardeşinin bedenini tahrip eden bir anlatıcının anlattığı Gösteri Peygamberi’nde, bedenlerin kesilip biçilerek güzellik idealinin tasfiye edildiği Görünmez Canavarlar’da, kesip biçmeyi radikalleştirerek yamyamlaşan kahramanlarıyla Tekinsiz’de, her tür cinsel aşırılığın tıkıştırıldığı Tıkanma’da ve kuduz mikrobunun bir toplumsal histeriye dönüştüğü Çarpışma Partisi’nde, yasanın, ölümün, karşı çıkmanın simgesi olarak kanı, dışkıyı, meniyi, idrarı, kötücül virüsleri velhasıl sembolik toplumsal düzenin kirli ve iğrenç addettiği tüm motifleri kullanarak bir vahşet ve kösnü ikonografisi kurar Palahniuk.

Kendilerine fiziksel olarak acı çektirerek bir tür yeniden doğuşa kavuşacaklarını inanan, acıda dayanışan, kaynaşan, kendine acıyı yükleyen kahramanların bu ediminde etkinlikten edilginliğe dönüş de vardır ancak. Edilgin ben, kendisini gerçekte dış özne tarafından üstlenilen ilk rolünde fantezi içine geri yerleştirir. Böylelikle şiddetin, tüm o şaşaalı gösteriler ve grotesk tiplemelerin ardından ışır yas dili. Zihnin ölü insanla meşgul olmasını, onun anısı üzerinde durmayı ve bu anıyı olabildiğince uzun süre korumayı amaçlayan bu dil, Frued’un da belirttiği gibi bir melankoli ihtimali yaratabilir her an. Palahniuk’un romanlarında baba figürü arayışı hiç bitmezken, iki önemli rol modeli erkeğin yitiminin yarattığı erilliği kaybetme korkusu, çocukluğa çakılıp kalma korkusunu içinde taşır. Dövüş Kulübü’nün annesi tarafından büyütülen anlatıcısı, kendisini ‘otuz yaşında bir oğlan çocuğu’ gibi hissederken sorar: “Eğer erkeksen Hıristiyansan ve Amerika’da yaşıyorsan, Tanrı modeli olarak babanı görürsün. Eğer babanı hiç tanımamışsan, baban kaçıp gitmişse ya da eve hiç gelmiyorsa, Tanrı hakkında ne düşünürsün?”

Bu durumda, bütün hayatını bir baba ve bir tanrı aramakla geçirecektir erkek figür; bulamıyorsa da kendi tanrısını yaratacaktır.

chuck-palahniuk

Dövüş Kulübü gibi

Mazisi hayalet ölülerden mülhem, bir zamanların yeraltı yazarı Chuck Palahniuk, tahmininden öte bir şöhretle kahramanlaştı, bir yeni zaman tanrısına dönüştü. Dövüş Kulübü’yle tutunamayanların, ezilenlerin sesi haline gelen ancak kısa sürede sisteme uyumlanan Palahniuk’un dilimize çevrilen son romanı Çarpışma Partisi, tanrılığa öykünmek ve kahramanlığı ironize eden söylemiyle, onun isyan, inkâr ve rahatsız ediciliği sistemli bir misyonerlik temrini haline getirdiğini düşünenlere verilmiş bir yanıt adeta. Zira, çeşitli tanıkların ifadelerini derlemeyi gerektiren bir sözlü tarih mantığıyla, kolaj tarzında yazdığı romanının ‘Communitas’ başlıklı bölümü, kurmaca içindeki olayları kendi içinde tartışırken, yazarın bizzat kendisine yöneltilen eleştirileri ‘ti’ye alan tanık ifadeleriyle öne çıkıyor. Birer kanaat önderi, kendi dalında uzman olan bu tanıklardan Dr. Christopher Bing, düzenli olarak meydana gelen düzensizliğin, yani kaosun, diğer yandan örgütlenmiş bir medeniyete imkân tanıdığından dem vururken; Dr. Erin Shea’nın tespiti şu: “Çarpışma Partisi, mevcut sosyal düzeni korumak için, maliyeti uygun ve etkili bir sosyal program olarak görevini yerine getiriyor.” Ancak parti üyesi Vurucu Dunyun’a göre bunların tümü de zırva! Çarpışma Partisi’nde eğlenilir, Çarpışma Partisi eğlenceli oyun zamanıdır.

Dövüş Kulübü’nün bir benzeri olan Çarpışma Partisi’ndeki törenler, ya katılan insanları bitkin düşürüp sakat bırakmak ya da ölümü kullanarak tamamen ortadan kaldırmak yoluyla ve serbestliğe imkân vererek yönetenlerin güçlerinin katartik bir şekilde serbest kalmasına neden olmaktadır. İtaatin olduğu yerde direniş vardır ama direniş de kendi itaat pratiklerini belirler.

Bugünün seyirlik dünyasının yalnızca göz kamaştıran ışıltılı nesneleri değil, aynı zamanda ölümü ve dehşeti, kötülüğü ve suçu, sakil ve tekinsiz olanı da seyirlik kıldığı üzerine bir roman Çarpışma Partisi. Hastalık tarihinin en kötü hastası, ülkenin yarısına hastalık bulaştırmış süper bulaştırıcı, kudurmuş köpek Öğğk Casey’in ölümünün ardından derlenen bir tanıklık envanteri; yazarın diğer romanları gibi Sadistik bir listeleme… Zaten Palahniuk’un tüm romanlarında cinselliğin cinsel olmayan köklerini anlatırken kullandığı argo, porno, hard porno dil ve betimlemeler, okurun mesafe alamayacağı biçimde tekrar edilir, tanınmaz hale gelene dek büyütülür. Modernitenin yeraltına ittiği, görünmez kıldığı bulaşıcı ve genital hastalıklar, seks, cinsellik, fanteziler, mastürbasyon, tıbbi atıklar, mezbahalar, çöplükler, morglar, lağım arıtma tesisleri, domuz çiftlikleriyle doldurulmuş romanlarında imgenin pornografisi tüm güzel duyuları, estetiği yıkıcı bir kuşatıcılığa sahiptir.

carpisma-partisi-chuck-palahniuk

Kendine kuduz bulaştıran

Korumaya çalıştığımız evlerin ve ailelerin, pırıltılı dünyaların arkasındaki vasat gerçekleri gün yüzüne çıkarıp, görünür kılarken ne kadar yerin dibine itilmiş, bağımlı, saplantılı, travmatik, patolojik karakter varsa kullanır Palahniuk. Talihsiz Echo, Vurucu Dunyun, Zavallı Nelson, Irene Casey, Bodie Carlyle, Dr. David Schmidt ve daha pek çokları Çarpışma Partisi’nin tanıkları, anlatıcılarıdır. Kendine büyük bir arzuyla kuduz bulaştıran, büyük şehre taşındığında ‘arabalarla yapılan Dövüş Kulübü’ diyebileceğimiz Çarpışma Partisi’ne katılan Öğğkk Casey’in kim olduğunu, nasıl yaşadığını ve öldüğünü bize anlatmaya çalışan bu tanıklar üzerinden eziyetleri ve ölümü kanıksama duygusunu irdeler Palahniuk. Ölümü meşrulaştırma sürecine bakarken, yeniden diriliş motifiyle sistemin yarattığı ve beslediği bu döngüyü hicveder. Ölümün bir gösteriye, ölününse bir tapınma kültüne evrildiği çağdaş dünyada ancak gözalıcı, tiksindirici, aşağılayıcı, pornografik bir ölümle kahramana dönüşebilir insan… Dövüş Kulübü’nün Taylor Durden’ı, nasıl anlatıcının şizofrenik halüsinasyonuysa, Doğu mistik bilgeliğini içselleştiren tarihçi Yeşil Taylor Simms’e göre icat edilmiş bir karakter/kahramandır Öğğğk Casey: “Belki de kaybolan hayatlarımızı temsil etsin diye vahşi, efsanevi bir karaktere ihtiyacımız vardı.” Tanıklardan bir diğeri Ina Gebert ise tüm bu ölüp dirilişlerin İsa’nın dirilişini anımsattığını belirtir.

Yeni tanrılar, New Age peygamberleri ve şöhretle birlikte, din, Hıristiyanlık ve İsa kültü, Palahniuk’un vazgeçilmez leitmotivleri. Çarpışma Partisi’nde de dine ve kiliseye eğilimler, itirazlar görülür. Öğğk Casey’in ailesi kiliseye gider; romanın pek çok anlatıcısı aile, kilise ve toplum hayatında aktif rol oynamaktadır. Tekinsiz’de, annesi ve annesinin kaldığı hastanedeki diğer yaşlı kadınlar tarafından İsa’laştırılan Victor Mancini, “Acaba Tanrı’nın çocuğu olabilir miyim?” sorusuna yanıt ararken; Gösteri Peygamberi’nde, bir anda ün kazanan Creedish mezhebinin son üyesi Tender Branson, bir peygambere, yarı tanrıya dönüşme yolunda yaşadıklarıyla kıyametin çarpıcı bir habercisi olup çıkar.

Dövüş Kulübü’nün Tyler Durden’ından itibaren insanın kendini mahvederek ruhunun gerçek gücünü keşfedebileceğine inanır Palahniuk’un kahramanları. Kişinin bizatihi kendisine saldırmasını aydınlanmanın bir başlangıç adımı olarak öngören Tyler’in felsefesine göre, tüketim kültürünün uyuşturucu etkisinden kurtulmanın yolu, fiziksel acıyla tanışarak yeniden doğmaktır. Vahşetle kösnüllük bir aradadır, görsel sanatların kusursuz ve haniyse haysiyetli tek nesnesi insan bedeni zalimce parçalanır, doğranır, kirletilir onun romanlarında.

Chris Rojek, idealize edilmiş eril ve dişil şöhret kurgularının çileleri, yırtarak, keserek, yolarak, döverek ya da bunların aksine aşırı yiyerek, bağımlılıkla, agorafobi ve klostrofobiyle, bedene acı çektirmek üzerinde yoğunlaştığını belirtir; bedenin çile çekmesi şöhreti dünyevi bir varlık haline getirir. Ancak Palahniuk’un romanlarında çile çeken beden mistifiye edilir. Bireysel kimliğin bir anda yıkılıp gitmesi bağlamında kendisini en çok çeken metaforun bedensel tahribat olduğunu söyleyen Palahniuk acıyı muhalif bir sanatsal güç statüsüne yükseltir. Vücudun ve yüzün transformasyonu, plastik operasyonlar ve kimlik problemleri çerçevesinde kurguladığı Görünmez Canavarlar’da, Rona Barret’ın dediği gibi gerçek mutluluğu bulmanın tek yolu, bütün bedeni keserek açma riskini göze almaktır. Ama içinde, ihlal etme hakkına ve varlığın birbirinden farklı, toplu yoğunluklarını çağırma gücüne sahip şamanik bir inancı da barındırdığından asla mazoşistçe bir acı arayışı değildir bu.

Hande Öğüt

handeogut@gmail.com

Yazarın diğer yazıları.

Çarpışma Partisi, Chuck Palahniuk

Çeviren: Funda Uncu, Ayrıntı Yayınları

2010, 351 s.

Hakkında Editör

Hakan Bilge - The Godfather Mitosu (Şule Yayınları, 2015) ve Aşktan da Üstün: Hitchcock Sinemasında Kişisel Bir Gezinti (Doruk Yayınları, 2016) adlı sinema kitaplarının yazarıdır.

Bu yazıya da bakabilirsiniz.

bedri-rahmi-eyuboglu-resimleri

Tek Beden Pek Sanat

Kabul edilmeli ki bir sanat dalında kült sayılabilecek ürünler vermek büyük bir lütuf. Dünyaya sanatçı ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir