Anton Çehov - Kabuğuna Sinmiş Adam

Kabuğuna Sinmiş Adam, Anton Çehov’un yarattığı yaratıcı durum öykülerinin en güzellerinden bir tanesi. Bu öyküye eşlik eden diğer seçkin öyküleriyle Çehov, modern zamanların en büyük yazarlarından biri olarak kabul edilmeyi nasıl başardığını gösteriyor. 

Bir öykü yaratıcısı olarak Çehov, yarattığı karakterlerin derinlerini, iç çekişmelerini ve düşüncelerini okuruna anlatmaktan büyük bir zevk duyuyor ve yıllar içinde edindiği ustalıkla okurunun damağında değişmez, üstün bir tat bırakıyor.

Çehov, dünya edebiyatının yıkılmaz kalelerinden, çağlara meydan okuyan dilsel gücüyle kültür dünyamızın duayenlerinden biri olarak bu taptaze, duru çevirisi ile yeniden okunmayı fazlasıyla hak ediyor.

Kabuğuna Sinmiş Adam - Anton Çehov

Çev. İlker Balkan

Altın Bilek Yayınları 

Dünya Edebiyatı Kitaplığı

112 sayfa

ISBN: 978-605-5831-22-9

Barkod: 9786055831229

Fiyatı: 9 TL

Dağıtım Tarihi: 20 Mart 2012

Füsun Yeremyan Resim Sergisi

Nisan 19, 2012 by  
Filed under Duyurular, Resim, Sanat, Sanatsal Etkinlikler, Sergiler

Füsun Yeremyan Resim Sergisi 

4 MAYIS 2012 CUMA SAAT 15:00 

Bahçeşehir Koleji Florya.

Adres: Selim Pars Sok. No: 6 Florya / İstanbul 

Web: www.fusunyeremyan.com 

www.fusunyeremyan.deviantart.com

fusun_yeremyan@hotmail.com

“Metin Erksan Siyah Beyaz” İstanbul Modern Sinema’da

Metin Erksan’ın dokuz filmi İstanbul Modern Sinema’da gösterilecek…

Sinemamızda toplumsal gerçekçi akımı başlatan “auteur”

İstanbul Modern Sinema, Türk sinema tarihinin en önemli yönetmenlerinden ve filmleriyle çığır açan Metin Erksan’ın dokuz filmini izleyiciyle buluşturuyor. 19 Nisan - 29 Nisan tarihleri arasında gösterime sunulacak seçkide, Metin Erksan sinemasının olgunlaştığı ve en iyi ürünlerinin ortaya çıktığı 1960’lı yıllarda çektiği filmler yer alıyor. Bu filmler, Metin Erksan’ın günümüz Türk sinemasındaki etkisini, izlerini yansıtıyor.

“Metin Erksan Siyah Beyaz” başlıklı program, 19 Nisan Perşembe günü saat 16.30’da  Kuyu filminin gösterimiyle başlayacak ve gösterimin ardından saat 18.30’da düzenlenecek söyleşiye filmin yapımcısı, Lale Film’in sahibi Necip Sarıcı, Kuyu filmini Türk sinema tarihinin en iyi filmi olarak niteleyen sinema yazarları Yeşim Tabak ile Burcu Aykar katılacaklar. Söyleşide filmin perde arkası irdelenecek ve Metin Erksan’ın 1968’de Altın Koza’da kazandığı “En İyi Yönetmen” ödülüyle ilgili özel bir belgesel sunumu gerçekleştirilecek.

Metin Erksan, öznel, yenilikçi ve evrensel sinema diliyle Türk sinema tarihinde toplumsal gerçekçi akımı yaratan bir “auteur” olduğu gibi, uluslararası bir yarışmada birincilik ödülü alan ilk yönetmen. Sinemacı ve entelektüel kimliği iç içe geçen, sanat tarihiyle yakından ilgili olan Erksan, yıllarca sansürle mücadele etti ve filmleriyle olduğu kadar yazılarıyla da sinemaya büyük katkılar sağladı. “Erksan’ın tutkularının, eserlerindeki kişilerin tutkularıyla kaynaşarak, filmlerinin başka hiçbir rejisörün eserlerinde rastlanmayan o kendine has fırtınalı dünyasını” ortaya çıkardığını belirten Halit Refiğ, Metin Erksan’ın büyük sanat eserleri yaratmak için gereken ilk şartı başararak, kendi özel dünyasını kurduğunu vurguluyor.

“Metin Erksan Siyah Beyaz” başlıklı programda ünlü yönetmenin Kuyu, Susuz Yaz, Yılanların Öcü, Sevmek Zamanı, Cingöz Recai Beyaz Cehennem, Dokuz Dağın Efesi, Gecelerin Ötesi, Mahalle Arkadaşları ve Suçlular Aramızda isimli filmleri gösterime sunulacak.

Türk sinemasının kilometre taşı ve Metin Erksan filmografisinin en önemli filmlerinden biri olan Susuz Yaz, 1964 yılında Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü kazandı.  Susuzluk ve kadınsızlık temasını işleyen bu köy filmi, Necati Cumalı’nın aynı adlı hikayesinden uyarlandı. Fakir Baykurt’un aynı adlı eserinden Metin Erksan’ın senaryolaştırdığı ve Karanlık Dünya filminden sonra sansürle en sert çatışmasını oluşturan, 1966 yılında Kartaca Film Şenliği’nde birincilik kazanan, “köy gerçeklerine dönüş” filmi Yılanların Öcü’nde Erksan fakirliği abartmadan, karton tipler değil gerçek ve direnen karakterler yaratarak, mülkiyet temasının altını çizdi. Türk sinemasının en iyi filmlerinden biri olarak değerlendirilen kült aşk filmi Sevmek Zamanı, bir kızın suretine aşık olan delikanlı ile o suretin sahibi kızın modern zamanlarda geçen aşk hikayesiydi. “Metin Erksan Siyah Beyaz” başlıklı programın açılış filmi Kuyu ise Orhan Gencebay’ın müzikleri ve kuyu başındaki dramatik finaliyle 1969 yılında 1. Adana Altın Koza Film Şenliği’nde  “En İyi Film”,  “En İyi Yönetmen”, “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ve “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödüllerini kazandı, kimi eleştirmenlerce Türk sinemasının en iyi örneklerinden biri olarak nitelendirildi.

“Metin Erksan Siyah Beyaz” başlıklı programda yönetmenin gösterilecek diğer filmleri arasında Peyami Safa’nın polisiye romanından uyarlanan Cingöz Recai Beyaz Cehennem; Erksan’ın tarihsel gerçekçi hikâyelerinden biri olan, Ege yöresinde Osmanlı Hükümeti’ne karşı isyan ederek dağa çıkan Çakıcı Mehmet Efe’nin serüvenini anlatan Dokuz Dağın Efesi; 1961’de Türk Filmleri Yarışması’nda “En İyi Senaryo” ödülünü alan ve toplumsal gerçekçi sinemanın başlangıcı olarak kabul edilen Gecelerin Ötesi; Steinbeck’in Sardalya Sokağı romanından esinlenen Mahalle Arkadaşları ve 1965’te İzmir Enternasyonal Fuarı 1.Film Şenliği’nde “En Başarılı Yönetmen” ve 1965’te Milano Film Festivali’nde “En İyi Sosyal İçerikli Film” ödüllerine değer görülen Suçlular Aramızda bulunuyor.

Cingöz Recai Beyaz Cehennem

1954, 88´, siyah beyaz

Oyuncular: Turan Seyfioğlu, Avni Dilligil, Neriman Köksal

Peyami Safa’nın polisiye romanından uyarlanan bu hırsız-polis hikayesi uluslararası bir uyuşturucu çetesiyle mücadele eden Cingöz Recai’nin İstanbul’daki maceralarını anlatır. Hikâye, armatör Hüseyin Faik’in öldürülmesiyle başlar. Arkadaşı Leman’la bir gece gezmesinden dönen karısı Melahat, bindikleri taksi şoförü tarafından kaçırılmak istenir. Polislerce kurtarılıp evine getirilir. Evde kocasını boğulmuş olarak bulurlar. Arsen Lüpen tiplemesinden esinlenerek yaratılmış bu sakız çiğneyen, cesur ama tedbirli, zeki ama çapkın, sevimli sabıkalı rolünde Turan Seyfioğlu öne çıkıyor.

Dokuz Dağın Efesi

1958, 107´, siyah beyaz

Oyuncular: Fikret Hakan, Serpil Gül, Hayri Esen

Erksan’ın tarihsel gerçekçi hikâyelerinden biri olan film, Ege yöresinde Osmanlı Hükümeti’ne karşı isyan ederek dağa çıkan Çakıcı Mehmet Efe’nin serüvenini anlatır. Babası, Hasan Çavuş tarafından öldürülen Çakıcı Mehmet, bunun üzerine intikam almaya karar verir ve dağa çıkar. Anadolu’nun gerçekçi yaşantısınınn derinine bakan film Erksan’ın tüm kahramanları gibi yalnız ve tutkulu bir insanın destanını aktarır.

Gecelerin Ötesi 

1960, 85´, siyah beyaz

Oyuncular: Kadir Savun, Erol Taş, Hayati Hamzaoğlu

Film, aynı mahallede yaşayan yedi gencin öyküsünü anlatır. Birbirlerinden farklı yaşantılara ve ideallere sahip olan bu gençlerin tek ortak yanları,  paranın mutluluk getireceğine inanmalarıdır. Bunun için bir çete kurarlar ve benzin istasyonlarını soymaya başlarlar. Uzun yol şoförü Fehmi, ailesine bakmak zorunda olan dokuma işçisi Ekrem, Amerika’ya gidip şöhret olma hayaline kapılan rock’n roll meraklısı müzisyenler Sezai ve Yüksel, sanatından tatmin olmayan idealist tiyatrocu Cevat ve mutsuz ressam Ayhan… Her mahallede bir milyoner yetiştiren siyasi düzenin kurbanları üzerinden dönemin ekonomik yapısına ve sosyal yaşamına sert bir eleştiri getiren bu film, toplumsal gerçekçi sinemanın başlangıcı olarak kabul edilir. Gecelerin Ötesi 1961’de Türk Filmleri Yarışması’nda “En İyi Senaryo” ödülünü aldı.

Mahalle Arkadaşları 

1961, 90´, siyah beyaz

Oyuncular: Efkan Efekan, Suna Selen, Kadir Savun

Erksan yine bir çetenin maceralarını anlatıyor: Steinbeck’in Sardalya Sokağı romanından esinlenen bu hikâye bir kızı seven fakir bir kaptanla, aylak arkadaşları üzerinedir. Sinema yazarı ve tarihçisi Giovanni Scognamillo’nun ifade ettiği gibi, “Sevimli mutlu serseriler, avare yaşamanın rahatlığı, sorumsuz olmanın tatlılığı, zengin kız-fakir delikanlı aşkı, kötü adam, vamp kadın, geleneklere bağlı gülünç baba, Erksan’ın hikâyesinde kullandığı başlıca motiflerdi… Bu buruk güldürüde arkadaşlık savunuluyordu, küçük insanlar şirinlik kazanıyordu, burjuvalar sövülüyordu…”

Yılanların Öcü 

1962, 102´, siyah beyaz

Oyuncular: Fikret Hakan, Nurhan Nur, Aliye Rona, Kadir Savun, Erol Taş

Fakir Baykurt’un aynı adlı eserinden Erksan’ın senaryolaştırdığı bu film, yönetmenin sansürle üçüncü ve en sert çatışmasını doğurdu. Dönemin siyasi sahnesinde yankı uyandıran, basının uzun süre ilgisini çeken Yılanların Öcü, bir “köy gerçeklerine dönüş” filmi.  Yaşlı anası Irazca, karısı ve üç çocuğuyla küçük toprağını ekerek geçimini sağlayan Kara Bayram yoksul bir köylüdür. Muhtar, köyün ortak arazisinden bir yeri Deli Haceli’ye satınca yapılacak evin kendi evinin önünde olmasına karşı çıkan Kara Bayram’ın huzuru kaçar. Erksan filmde fakirliği abartmadan, karton tipler değil gerçek ve direnen karakterler yaratarak mülkiyet temasının altını çizer. Yılanların Öcü 1966 yılında Kartaca Film Şenliği’nde birincilik kazandı.

Susuz Yaz

1963, 90´, siyah beyaz

Oyuncular: Erol Taş, Hülya Koçyiğit, Ulvi Doğan

Necati Cumalı’nın aynı adlı hikâyesinden uyarlanan bu köy filmi, Berlin’de büyük ödül Altın Ayı’ya layık görüldü. Hikâyenin geçtiği İzmir’in Bademler köyünde dokuz ayda yapılan film susuzluk ve kadınsızlık temasını işler. Sosyolojik bir olayı “yalnız insan” dramıyla kaynaştıran filmde çiftçi Osman, arazisinde çıkan suyu kendi başına sahiplenmek ister, ancak suya ihtiyaçları olan diğer köylüleri karşısına alır. Bu çatışmada hapse düşen kardeşi Hasan’ın karısı Bahar’a da göz koyar. Sinema yazarı ve tarihçisi Giovanni Scognamillo, Susuz Yaz’ın “Toprak ve su mülkiyeti meselelerine, Türk köylüsünün cinsel davranışlarına, Erksan’ın kendi dünyası içinde doğru bir şekilde yaklaşmayı başardığı” için üstün bir sanat eseri olduğunu belirtiyor. Film, bir yandan köy yaşantısını, toplumsal davayı gözlemlese de asıl dayanağı üç karakterin arasındaki duygusal ilişkiler ve çatışmadır. Erksan bu filmde dönemin yıldız ekolüne karşı koyarak, sonrasında her biri Türk sinemasında değerli izler bırakan oyuncuların yetişmesini sağladı. Filmin müziği Manos Hacidakis tarafından bestelendi. Susuz Yaz, “Her bakımdan Türk sinemasının kilometre taşı” olarak nitelendiriliyor.

Suçlular Aramızda

1964, 98´, siyah beyaz

Oyuncular: Belgin Doruk, Tamer Yiğit, Ekrem Bora

İstanbullu zengin bir ailenin konağında, oldukça kıymetli olduğu söylenen bir kolye çalınır. Hırsızın evin içinden bir kişi olduğu düşünülmektedir. Ancak şüphelerde sınıf farklılıkları, önyargılar hemen göze çarpar. İşin tuhaf yanı kolye sahtedir. Suçlular Aramızda, çalınan bu sahte kolyenin çevresinde dönüp dolaşan, ölen ve öldürülen karakterlerin hikâyesidir. Farklı çevrelerde geçen ve bir polis romanını andıran olaylar aslında yine bir toplum eleştirisini ortaya çıkarır. Suçlular Aramızda, 1965’te İzmir Enternasyonal Fuarı 1.Film Şenliği’nde “En Başarılı Yönetmen” ve 1965’te Milano Film Festivali’nde “En İyi Sosyal İçerikli Film” ödüllerini aldı.

Sevmek Zamanı

1965, 89´, siyah beyaz

Oyuncular: Müşfik Kenter, Sema Özcan, Süleyman Tekcan, Deniz Çakır

Değeri sonradan anlaşılan kült bir aşk filmi. İnsan dramıyla, insanın içsel dünyasıyla ilgilenen, mekânı, öykü anlatımı, usta sahneleri ve diyaloglarıyla Türk sinemasının en iyi filmlerinden biri olarak değerlendirilir. Bir kızın suretine aşık olan delikanlı ile o suretin sahibi kızın modern zamanlarda geçen aşk hikayesidir. Döneminin popüler Türk filmlerinden tamamen ayrılan, aşkı farklı bir gözle, tutkuyu soyut bir yaklaşımla irdeleyen, Doğu masallarından borç aldığı ‘suret’ teması üzerinden kurgulanan filmi, Fransız sinema tarihçisi Georges Sadoul, “Sinemada sert bir sınıf çatışmasının en net göründüğü metin” olarak nitelendirdi. Halil, adada ustası Mustafa ile birlikte boyacılık yapmaktadır. Bir gün boyamaya girdiği boş köşklerden birinde duvarda asılı bir kadın resmi görür ve resme âşık olur. Bir yıl boyunca her gün köşke girer ve resmi seyreder; ta ki köşkün sahibinin kızı olan resimdeki Meral, iki arkadaşıyla köşke gelip Halil’i resmini seyrederken görene kadar. Meral, Halil’in kendisine âşık olduğuna inanarak bu aşka karşılık verir. Oysa Halil, Meral’e değil, onun resmine âşıktır.

Kuyu 

1968, 84´, siyah beyaz

Oyuncular: Nil Göncü, Hayati Hamzaoğlu, Aliye Rona

Şiddet ve tutkunun bir arada işlendiği film, bir gazete haberinden yola çıkmıştır. Komşusu Fatma’ya deli gibi tutkun olan Osman kızı defalarca kaçırır, dağa kaldırır, evlenmeye ikna etmeye çalışır, başaramayınca bir ağaca bağlayarak tecavüz eder. Ama Fatma’nın intikamı acı olur. Dönemin köy hikâyelerinin aksine toprak ağası karakterine yer vermeyen filmdeki dramatik çatışma, mülk sahibi olanların kendi çıkarlarını kovalarken başkalarına zarar vermelerinden kaynaklanır. Hastalıklı bir tutkuyla bir kadına sahip olma isteğinin sınırlarını gösterir. Nijat Özön “tam Erksan usulü bir kara sevda filmi” diye nitelendirdiği filmin, “İnsanın derinliklerine bakışı, karakterlerin patolojik yalnızlıklarını neredeyse doğallaştırdığına” değinerek, sinemanın değil, psikiyatrinin konusu olması gerektiğini belirtir. Orhan Gencebay’ın müzikleri ve kuyu başındaki dramatik finaliyle 1969 yılında 1. Adana Altın Koza Film Şenliği’nde  “En İyi Film”, “En İyi Yönetmen”, “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ve “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödüllerini kazanan film, kimi eleştirmenlere göre Türk sinemasının en iyi örneklerinden biridir.

Politik Taşlama Örneği: Memleketin Birinde

Aydın Belediyesi 2. Tiyatro günleri etkinlikleri çerçevesinde, Türk tiyatrosunun “politik tiyatro” anlamında bir köşe taşı olan Ankara Ekin Tiyatrosu aydınlı seyircilerle buluştu. Etkinliklerin açılış oyunu olan “Memleketin Birinde” adlı komedi izleyenlere gündeme yönelik “seyirlik bir ibret” sundu.

Oyuna yoğun katılım gösteren izleyiciler Aydın Belediyesi Şehir Tiyatroları Şükran Güngör sahnesini tıklım tıklım doldurdular. Seyircinin bu büyük ilgisi, günümüzde politik yönelişini açıkça gösteren tiyatro oyunlarının azlığının bir göstergesi olarak not düşülmesi gereken bir durumdu.

Oyun, ülkemizin içinde bulunduğu toplumsal ve siyasal panoramaya çomak sokan ve seyirciye gerçekleri sanatsal ve estetik bütünlük çerçevesinde slogancı bir anlayışa düşmeden gösteren önemli bir tiyatro örneği olduğunu gösterdi. Oyunun özellikle seyirciye düşünme payı vermekle kalmayan aynı zamanda yaşanılan çağa acil müdahale edilmesi gerekliğini gösteren bir metin olması itibariyle benzerlerinden ayrılan bir yapısı bulunmakta.

Özellikle Türk tiyatrosunun içine düştüğü, politikadan uzaklaşma ve uzaklaştırılmanın revaçta olduğu, ülkenin hakim siyasal anlayışına paralel şekillenen sanat dünyası içerisinde, böyle bir oyuna ne kadar gereksinim olduğu o günoyunu izleyen herkesin ortak görüşüydü.

“Memleketin Birinde” yapısal olarak, geleneksel türk tiyatrosunun biçimsel özelliklerini başarı ile kullanan bir oyun olarak öne çıkıyor. Karagöz ve Hacivat’ın perdenin önüne geçmesi ile bir nevi anlatıcı konumuna gelmesi ve gerçeklere çomak sokanın karagöz ile var edilmesi, karagöz’ün kişilik özelliklerine uygun bir yansıtma olarak başarıyla kurgulanmış. Geleneksel tiyatronun oyunculuk anlayışının da, Ankara Ekin Tiyatrosu’nun usta ve yeni oyuncularının bütünlüklü bir yapıda yansıtmaları, izleyenlerin sıkılmalarına olanak tanımayan bir yapıda kendini var eden bir etmen olarak öne çıkıyor. Şarkıların, dansın oyunun biçimsel ve anlamsal yapısına yaptığı işlevsel katkı oyuna organik bir bütünlük katıyor. Böylece geleneksel tiyatronun batı tiyatrosu ile harmanlanmış bir hali ortaya çıkıyor.

Oyunun dekor ve kostüm tasarımı, oyunun yapısına uygun olarak gayet işlevsel hazırlanmış, özellikle kostüm tasarımının oyun kişilerinin sosyo-psikolojik durumlarına uygun tasarlanmış olması titiz bir ayrıntı çalışmasının yapıldığının göstergesi. Sade ve abartıdan uzak, oyunun atmosferine ve dramatik yapısına uygun olan ışık tasarımı da usta tasarımcı Osman Koçak’a ait.

Yazar Semih Çelenk’in oyun broşüründe düştüğü notta önemle vurguladığı gibi “Memleketin Birinde, içerik olarak güne gündeme müdahale eden politik taşlama tiyatrosunun bir örneğidir” Yazarın vermek istediği mesaj gayet net. Özellikle ülkemizin kimliksizleşen ve kişiliksizleşen popüler(!) örneklerinin içerisinde sanat ve yaşam için birer umuttur tiyatro!

Yönetmen Faruk Güvenç’in “Ülkemiz birbirinden çetrefil, kurgulanmış oyunlarla çalkalanırken, biz bu görünmez oyunları görünür oyunlar haline getirmek görevimizden vazgeçmiyoruz” ifadesi Ankara Ekin Tiyatrosu’nun misyonunu yansıtması bakımından oyunun yazarını tamamlayan bir düşünce oluyor…

Tiyatronun sadece eğlence amaçlı oyunlarla bezendiği, izleyenlerinin sadece belirli bir entelektüel seyircide çakılı kalan deneysel çalışmalar arasında gerçek anlamda geniş seyirci kitlelerine ulaşabilen “politik tiyatro” örneği olarak “Memleketin Birinde”, ülkemizde sık ve yaygın bir şekilde sahnelenmesi gereken bir oyun. Sanatı gerçek anlamda halkı ile bütünleştirmeye çalışan herkesin bu oyunu izlemesi, izlettirmesi gerekmektedir… Aydın olmanın sorumluluğu elini taşın altına koymaksa eğer, Ankara Ekin Tiyatrosu bunun yolunu gösteriyor…

Serkan Fırtına

serkanfirtina35@gmail.com

Zamansız Dergisi: 1. Sayı

“Zamansız”, bir çabadır. Ve zamansız bir çabadır belki, hesap edememişizdir yani çoğu şeyi; biraz erken, ama fazlaca da geç başlamış olabiliriz sanki konuşmaya. Ortaçgil’in dediği gibi: “Hiçbir neden yokken, ya da biz bilmezken tepemiz atmış ve konuşmuşuzdur. Onca neden varken ve tam sırası gelmişken, hiçbir şey yapmamış, susmuşuzdur.” Zamansızlık, malum göreliliğinden sebep asgari kertede meşru geldi bize; napak panpa, ölek mi? Mevcut dergiler kötü, yenisiyle gelelim falan da demiyoruz biz, desek de dillendirmiyoruz çok; ne de ‘dergi çöplüğü’ denilen soyutluğun kokusu bulandırır midemizi, ‘çöplük’, burjuvanın bilmediği. Tek sayılık dergiler/çabalar yığılsın üst üste, baş koyup uyumalı üzerinde, şiirden kime zarar gelmiş ki? Hoş, belki tam da budur şu an şiirin büyük eksiği; ama bu küstahlığı ehillerine bırakmalı.

Fanzin öldüyse cenazesine geliriz, yeraltı ayağa düştüyse onun da canı sağolsun, biz ayakları daha çok severiz; başa geçecekler diye korkan oligarşiye karşı biz ayaktakımının yanında durmak isteriz. Duranımız da vardır, durmayanımızla da başka mezeyle içeriz. Huzuru kaçan bulmuş bir yol, kuşa uçmayı mı öğreteceğiz?

Böyleyken böyle, düştük bir alamete, kıyamet köpeğimiz olsun; büyük Bukowski söylemiş ya: “En azından denedik..”

Dergiye katkı sunanlar; E.M.Cioran, Ulus Baker, Ferhat asniya, Gürkan Gür, Münever Sarıoğlu Mazlum X, Deniz Cansever, Batur Üpçin, Kerim Akbaş, Cemil Atik, Sewal Kurukafa, Okan Yılmaz, Eyüp Fazlı Koştan, l.Barbara Abian ve Saba Okur.

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »