Sevim Burak Doğumunun 80. Yılında Anılıyor

Kasım 25, 2011 by  
Filed under Duyurular, Edebiyat, Sanat, Ustalara Saygı

Yazar Sevim Burak, 28 Kasım’da Yapı Kredi Kültür Merkezi’nin düzenlediği bir etkinlikle anılıyor…

Tiyatro, roman, anı-mektup gibi türlerde eserleri bulunan yazar Sevim Burak, doğumunun 80. yılında gerçekleştirilecek bir etkinlikle anılacak.

Etkinlik kapsamında oyuncu Tilbe Saran’ın, yazar Sevim Burak adına bu yıl Dublin-Trinity College’de de yaptığı yaratıcı okuması da Türkiye’de ilk kez gösterilecek.  

Yapı Kredi Kültür Merkezi’nin düzenlediği etkinlik, 28 Kasım Pazartesi günü saat 20:00’da Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Etkinlik kapsamında Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim görevlisi, yazar Nilüfer Güngörmüş Erdem ve Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi (DTCF) Tiyatro Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Beliz Güçbilmez de yazar hakkında birer konuşma yapacak.

Burak’ın romanı “Ford Mc I”yı yayına hazırlayan ve Burak hakkında çalışmaları bulunan Güngörmüş Erdem ve tiyatro yazarı Güçbilmez’in konuşmalarının ardından etkinlik, Saran’ın yaratıcı okumasıyla devam edecek. 

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Jack Kerouac’ın Kayıp Romanı “The Sea is My Brother” Yayımlandı

Kasım 25, 2011 by  
Filed under Duyurular, Edebiyat, Kitabiyat, Kitaplar, Roman, Romanlar, Sanat

Ünlü Amerikalı yazar Jack Kerouac’ın kayıp olduğu sanılan ilk romanı, ölümünden 40 yıl sonra yayımlandı. Beat Kuşağı akımının kurucusu Kerouac’ın birkaç mektubunda sözünü ettiği romanın kayıp olduğu düşünülüyordu.

Beat Kuşağı akımının kurucusu ve ”Yolda (On The Road)” adlı kült romanın yazarı Kerouac, 20 yaşındayken yazdığı, ”The Sea is My Brother” adlı ilk eserinde denizci olarak geçirdiği yıllarını anlatmıştı.

Kitabın editörlüğünü üstlenen Dawn Ward, eserin Kerouac’ın yazma sürecini nasıl geliştirdiğini gösterdiği için özel bir öneme sahip olduğunu açıkladı.

Yazarın, arkadaşı Sebastian Sampas’a yazdığı mektuplardan oluşan eser, kayınbiraderi tarafından Kerouac’ın arşivinde bulunmuştu. 1922 yılında doğan Kerouac, genç yaşta yazmaya başlamış, meslek olarak yazarlığı seçmeden önce spor muhabirliği, inşaat işçiliği ve denizcilik yapmıştı.

”The Town and the City” adlı ilk kitabını 1950′de yayımlayan Kerouac’ın en etkili ve ünlü kitabı ”On the Road” adlı eseriydi.

Kerouac, ABD’yi baştan başa dolaşmak için çıktığı yolculukta başından geçenleri ve arkadaş çevresini anlattığı romanını sadece üç haftada tamamlamıştı.

Kerouac, şair Allen Ginsberg ve William Burroughs’un da aralarında bulunduğu bir grup yazar tarafından kurulan Beat Kuşağı akımının sesi olarak ün kazanmıştı.

1969 yılında 47 yaşındayken hayata veda eden Kerouac’ın yayımlanmış diğer eserleri arasında ”Visions of Cody”, ”Visions of Gerard”, ”Big Sur” ve ”The Subterraneans” bulunuyor. 

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

2. İstanbul Dünya Müzikleri Festivali

2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında ilki düzenlenen “WOMİST -  İstanbul Dünya Müzikleri Festivali”nin ikincisi, 8 - 19 Aralık 2011 tarihleri arasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliği ile Pi Prodüksiyon tarafından gerçekleştiriliyor. WOMİST’2011’e, 10 ülkeden (Arjantin, Avusturya, Azerbaycan, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Fransa, Cezayir, Türkiye, Uruguay, Yunanistan) sanatçı grupları katılıcak.

Festival, 8 Aralık akşamı, Fulya Sanat Merkezi’nde, Arjantinli ve Uruguaylı sanatçıların yer aldığı “Tango Negro” topluluğunun konseri ile açılacak. Tangonun kökenlerine uzanarak,  19. yüzyılda Arjantin’e getirilen Afrikalı kölelerin müziğinden kaynaklanan, sürgün acılarını ve vatan hasretini dile getiren “Tango Negro” Quartet (Buschini, Rusillo, Mangalavite & Marini) geleneksel tangoyu modern caz’la buluşturan müzikleriyle 2. Uluslararası İstanbul Dünya Müzikleri Festivali’nin açılışını gerçekleştirecek. 

Festivalde, Saraybosnalı solist Amira iki konser verecek.  Yerel müziklerden evrensele ulaşan tarzıyla, Boşnak gençlerinin en sevdiği sanatçılardan biri olan Amira’nın şarkıları, son yıllarda Bosna-Hersek ve öteki Balkan ülkelerinin sınırlarını aşıp, Avrupa sahnelerine ve festivallerine uzandı. “Amira” adlı son CD’si Avusturya’da yayımlandı. Sanatçının konserleri 9 Aralık’ta Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi’nde ve 10 Aralık’ta Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek.

Dünyaca tanınmış Yunanlı müzisyen Eleftheria Arvanitaki’nin konseri ise, 13 Aralık Salı günü TİM Show Center’da yer alacak. Kariyerine 80’li yıllarda bir Rembetiko grubunun solisti olarak başlayan sanatçı, geleneksel ve modern Yunan müziğinin özgün bir sentezini sunduğu konserleri ile Amerika’dan Avustralya’ya dünyanın dört bir yanında geniş hayran kitleleri kazandı.  Eleftheria Arvanitaki, pek çok Yunan şairi, bestecisi ve söz yazarı için ilham kaynağı oldu; onun için yazılan eserler, Yunanistan’da olduğu kadar Avrupa’da da büyük beğeni topladı. Roma’da Papa’nın huzurunda verdiği konser ve 2004 Atina Olimpiyatları’nın Kapanış Töreninde seslendirdiği Philip Glass bestesi, unutulmaz performansları arasında yer alıyor.

Festival kapsamında 14 Aralık Çarşamba günü Fatih Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde seyirci ile buluşacak olan Azeri müziğinin ünlü solisti Sevda (Elekberzade), geleneksel Azeri müziğinin günümüzdeki en usta yorumcularından biri olmasının yanısıra, caz yorumlarıyla da bütün dünyada ilgi görüyor. “Lolo”, “Ala Göz”, “Elveda”, “Men Seni Araram”  adlı parçalarıyla Avrupa’da ün kazanan sanatçının “Gül Açıldı” adlı son CD’si Almanya’da yayımlandı.  Doğu ve batı müziklerini özgün bir sentezde buluşturan Sevda, Azeri müziğine farklı bir boyut getiriyor.

Fulya Sanat Merkezi’nde 15 Aralık günü sahne alacak olan Sofya doğumlu Martin Lubenov, bugün Balkan dünyasının en ünlü akordeon sanatçılarının başında geliyor.  Lubenov’un Avusturya’da kurduğu “Jazzta Prasta” Orkestrası, dinleyiciyi coşturan sahne performansları ile tüm dünya müziği festivallerinin vazgeçilmezleri arasında. Çalışmalarını Avrupa’nın farklı kentlerinde sürdüren Lubenov, Balkan geleneklerini, Bulgar, Makedon, Sırp, Yunan, Türk ve Roman folklorunu, Fransız geleneksel dans müziklerini (musette), caz ve tango ritmleri ile buluşturan zengin repertuarı ile ‘Dünya Müziği’nin önde gelen ustaları arasında sayılıyor.

Festivalin 19 Aralık günü Caddebostan Kültür Merkezi’nde gereçekleşecek kapanış konserinde ise, François Atlan ve Özlem Taner İstanbullu müzikseverlerle buluşacaklar. Cezayirli bir diplomat baba ile müzisyen bir Fransız anneden doğan ve şimdilerde Fas’da yaşayan şarkıcı Françoise Atlan, ilk albümü “Sefarad Romansları” ile tanındı. Piyano ve müzikoloji dallarındaki konservatuar eğitiminden sonra, Fas’dan Amerika’ya, İspanya’dan Japonya’ya dünyanın dört bir yanında konserler verdi; ünlü müzisyenlerle projeler gerçekleştirdi. Arap - Endülüs ve Sefarad şarkılarının yanısıra, Akdeniz’in tüm dillerinde şarkılar söyleyen Atlan, “dünya müziği”nin tanınmış isimleri arasında yer alıyor.   Sanatçı, İstanbul’da ünlü Cezayirli müzisyen Fouad Didi eşliğinde, “Granada’nın Ruhu” başlıklı bir program sunacak. Kapanış gecesinin diğer yıldızı Özlem Taner, geçen ay Kopenhag’da düzenlenen WOMEX 2011 Dünya Müzikleri Fuarı’nda ülkemizi temsil etti. Gaziantep’te doğan sanatçının Kalan Müzik’ten çıkan “Türkmen Kızı” isimli albümü İngiltere’de en çok dinlenen albümler arasına (top10 listesine) girdi. Ünlü world müzik dergisi FolkRoots’un övgüyle söz ettiği sanatçının albümü BBC’de en çok dinlenen 5 albümden biri olarak tanıtıldı.

FESTİVAL PROGRAMI

8 Aralık Perşembe     20:00 FULYA Sanat Merkezi, Beşiktaş             

                                    “Tango Negro”Quartet (Arjantin - Uruguay)

9 Aralık Cuma            20:00 Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi     

                                    Amira (Bosna-Hersek)

10 Aralık Cumartesi  20:00 Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi

                                    Amira (Bosna-Hersek)

13 Aralık Salı             21:00 TİM Show Center

                                    Eleftheria Arvanitaki (Yunanistan) 

14 Aralık Çarşamba   20:00 Fatih Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi

                                    Sevda (Azerbaycan)

15 Aralık Perşembe   20:00 FULYA Sanat Merkezi, Beşiktaş         

                                    Martin Lubenov  ‘Jazzta Prasta’ (Bulgaristan - Avusturya)       

19 Aralık Pazartesi    20:00 Caddebostan Kültür Merkezi

                                    Françoise Atlan & Fouad Didi (Fransa - Cezayir)

                                    Özlem Taner (Türkiye)  

Kartal, Bakırköy ve Fatih’deki konserlere katılım ücretsizdir.  Fulya Sanat, CKM ve TİM Show Center’daki konserlerin biletleri biletix’den temin edilebilir. www.biletix.comBilgi için : 0212 243 64 83   

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Türkiye İznik Çini Vakfı İle “Dünya Seramik Yolu”nda

Sanayi ve el işçiliğini bir araya getirerek özgün eserler yaratan seramik sektöründeki gelişmeleri ve ülkeler arası işbirliğini, bilgi paylaşımını sağlamak üzere Avrupa Birliği programı olarak başlatılan Dünya Seramik Yolu Projesi’ne Türkiye İZNİK VAKFI ile dahil oldu.

Bir kaç yıl önce, Limoges öncülüğünde başlatılan UNIC (Urban Network for Innovation / Seramikte Yenilik için Kentsel Tasarım Ağı) programının devamı olan Dünya Seramik Yolu projesine Türkiye’den İznik Vakfı, tarihi ve kültürel önemi nedeniyle özel olarak davet edildi

Fransa Limoges, Portekiz, İspanya, Romanya, İtalya, İngiltere, Hollanda ve Macaristan gibi Avrupa Birliği ülkelerinin yer aldığı projede artık Türkiye de İznik Vakfı ile kurumsal partner olarak yer alıyor. Fransa’nın Limoges kentinde yapılan Uluslararası Seramik Toplantısı’na katılan İznik Vakfı Başkanı Prof. Dr. Işıl Akbaygil, proje kapsamında hazırlanan protokolü imzaladı ve İznik Vakfı “Tam Üye” unvanıyla kurucu ortaklar arasında yerini aldı.

Toplantı sırasında bir konuşma yapan Prof. Dr. Işıl Akbaygil, tarihi 14. yüzyıla kadar uzanan İznik çini sanatından bahsetti. 17. yüzyılda bu sanatın yok olmasından çok uzun süre sonra, 1993 yılında İznik Vakfı’nın kuruluşuyla birlikte “gerçek Osmanlı işi çinileri”nin yeniden üretildiğini ve günümüz modern tasarımcılarına ilham verdiğini vurgulayan Akbaygil, İznik çinilerinin Avrupa ülkelerindeki seramik sanatına önemli katkılarda bulunacağını anlattı.

Dünya Seramik Yolu Proje Başkanı Monique Boulestin ise İznik çinilerinin gerçek anlamda sanat eseri niteliği taşıdığını, İznik Vakfı’nın bugüne kadar imza attığı projeler nedeniyle dünya çapında saygı gördüğünü ve bu projeye özel olarak davet etmek istediklerini söyledi.

Projede yer alan ülkelerin katılacağı 2. Uluslararası Seramik Toplantısı Mayıs 2012’de İznik Vakfı evsahipliğinde Türkiye’de gerçekleştirilecek. Toplantı sonrası bir açıklama yapan Akbaygil, Dünya Seramik Yolu Projesi’ne Bursa, Kütahya, Konya ve Avanos’un da dahil edilmesi için de gerekli çalışmaları başlattıklarını söyledi.


İZNİK VAKFI

Özellikle son 10 yılda “Mescid-i Aksa”, “Meksika Saat Kulesi”, Abu Dabi’de inşa edilen “dünyanın ikinci büyük camisi” gibi uluslararası projelerde “Gerçek Osmanlı İşi Çinileri” ile yer alan İznik Çini Vakfı hazırladığı ve ürettiği tasarımlarla dünya çapında adından söz ettiriyor.

İznik Vakfı, İznik çinilerini 400 yıl aradan sonra yine orijinal olarak üretmeyi başardı. Bu amaçla TÜBİTAK ve AR-GE departmanı ile uzun soluklu işbirliği yapan İznik Vakfı, çalışmalar sonucunda orijinal üretimiyle “2. Dönem İznik Çiniciliği”ni başlatmış oldu.  16. Yüzyılda Osmanlı Sarayı’na bağlı olarak İznik’te üretilen ve dünyanın dört bir yanına gönderilen çiniler bugün de İznik Vakfı tarafından yine dünyanın diğer ülkelerine gönderiliyor.

İznik Vakfı’nın 7 ayrı mühürle taçlandırdığı “gerçek Osmanlı işi çinileri”, 600 yıl sonra çağımızın modern tasarımcılarının da gözdesi haline geldi. Kanuni Sultan Süleyman’ın çok sevdiği büyük usta Mimar Sinan’ın eserlerinde özel bir yer verdiği İznik çinileri, dünyanın bir çok ülkesinde takdirle karşılanıyor.

Tasarım ekibiyle geleneksel desenlerin yanı sıra 21. Yüzyıl modern tasarımlara da imza atan İznik Vakfı’nın ürettiği orijinal çiniler, ülkemizde mimarlar ve tasarımcılar tarafından 1000 yıl ömürlü eserler yaratmak için tercih edilirken tasarım dünyasının gözbebeği İtalya’da da modern tasarım dahileri tarafından bir çok farklı alanda değerlendiriliyor.

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Lütfi Ömer Akad’ın İstanbul’u

1453 İstanbul Kültür ve Sanat Dergisi, geçtiğimiz günlerde hayata veda eden Türk Sineması’nın usta yönetmeni Lütfi Ömer Akad’ın İstanbulunu sayfalarına taşıdı. Sinema tarihçisi Ali Can Sekmeç’in dergi için kaleme aldığı “Lütfi Ömer Akad ve İstanbul” başlıklı inceleme yazısı okuyucuyu, Akad’ın filmografisine doğru biraz siyah-beyaz biraz renkli bir yolculuğa çıkarıyor.

Akad’ın Filmografisinden İstanbul

Şehri en çıplak, en sahici haliyle filmlerine yansıtan Lütfi Ömer Akad, eski İstanbul semtlerini çalışmalarında fon olarak kullandı. “Yalnızlar Rıhtımı”, “Vesikalı Yarim”, “Seninle Ölmek İstiyorum”, “Kader Böyle İstedi”, “Gelin-Düğün-Diyet” üçlemesi ve “Üç Tekerlekli Bisiklet” gibi bir döneme damgasını vurmuş yapıtları 1453 İstanbul Kültür ve Sanat Dergisi inceledi. Tüm filmlerin ortak noktaları, İstanbul’du.

Lütfi Ömer Akad, 1949 yılında “Vurun Kahpeye” filmi ile başlayan sinema kariyerinin ilk yıllarında, o günkü Türk sinemasında henüz var olmayan sinema dilinin kurulması çabalarının öncüsü olmuştu. Hikâyeleri ele alış biçimi ve bunları işleyişindeki sadelik Akad’ın kendine has bir sinema dilini oluşturmasını sağlamıştı. Tiyatro kökenli sinemacıların geliştirdiği dekor üzerine kurulu, yaşamayan mekân kullanımı yerine, gerçek mekân kullanımına yönelmişti.

İstanbul ve Aşk Üçlemesi
Vesikalı Yarim, Seninle Ölmek İstiyorum, Kader Böyle İstedi

Her ne kadar yönetmenin kendisi böyle adlandırmasa da “Vesikalı Yarim”, “Kader Böyle İstedi” ve “Seninle Ölmek İstiyorum” filmleri, genel olarak şehrin farklı köşelerinden umutsuz aşk öykülerini anlatır.

Her ne kadar yönetmenin kendisi bir İstanbul üçlemesi olarak adlandırmasa da “Vesikalı Yarim”, “Kader Böyle İstedi” ve “Seninle Ölmek İstiyorum” filmleri, genel olarak İstanbul şehrinin farklı köşelerinden umutsuz aşk öykülerini anlatır. 1968’de çekilen “Vesikalı Yarim”, büyük şair Orhan Veli’nin “Tahattur” adlı şiirinin finalinden almıştır ismini… Türkan Şoray ve İzzet Günay’ın başrollerini paylaştığı çalışma, Türk sinemasının unutulmaz filmlerinden biri olarak kabul edilir. Halil (İzzet Günay), Kocamustafapaşa’da manavlık yaparak yaşayan evli bir adamdır. Arkadaşlarıyla eğlenmek için Beyoğlu’na çıkar. Yolları ünlü Çağlayan Saz’a düşer. Burada karşılarına Sabiha (Türkan Şoray) adlı bir kadın çıkar. Halil ile Sabiha arasında tutku dolu bir aşk başlar. Filmde küçük ama gönlü büyük insanların davranışları yorumlanmış, mekân kullanma, ölçülü duygusallık ve fedakârlığın küçük ama etkili hali vurgulanmıştır. Ayrıca Ali Uğur’un kamerasından İstanbul şehri, filmin içine olabildiğince etkili ve abartısız şekilde yerleştirilmiştir. Beyoğlu, Tarlabaşı, Tepebaşı, Beşiktaş Balık Pazarı, Dolmabahçe, Topağacı ve Belgrad Ormanı… Film içinde bir İstanbul gezisine çıkar seyirci. Aynı yıl çekilen “Kader Böyle İstedi”, küçük, derli toplu bir İstanbul filmidir. Ahmet (İzzet Günay) adlı kendi halinde bir dolmuş şoförüyle, Nilüfer (Nilüfer Koçyiğit) adlı çok zengin bir aile kızının umutsuz ve acı bir sonla biten aşklarının öyküsüdür anlatılan. Sade ve sahici bir aşk ve fonda İstanbul… Bu kez İstanbul üzerinde dolaşan kameranın sahibi Mike Rafaelyan’dır. Yağmurlu, puslu, sisli havalarda çekilen Bayazıt meydanı, Eminönü, Beşiktaş, Boğaziçi, Sarıyer görüntüleri filmin dokusuna son derece sağlam bir destek sunar. 1969’da çekilen “Seninle Ölmek İstiyorum”da Selma (Türkan Şoray), milyoner Rıza (Cahit Irgat) ile evli olmasına rağmen mutluluğun uzağında bir kadındır. Nihat (İzzet Günay) adlı mühendis bir gençle tanışınca umutsuz bir aşk başlar. Biri mutsuz, diğeri yalnız iki insan, onları anlamayan insanlar tarafından âdeta birbirlerine itilirler. Bu kez İstanbul üzerinde Gani Turanlı’nın kamerası gezinir.

İstanbul ve Göç Üçlemesi
 Gelin, Düğün, Diyet

Akad’ın 1973-1974 yıllarında Erman Film adına çektiği bu üç film, bir göç üçlemesi olarak Türk sinema tarihindeki yerini almıştır. “Taşı toprağı altın” denilerek, yerini yurdunu geride bırakıp yeni hayatlara pencere açmak isteyen insanların Haydarpaşa Garı’nda başlayan İstanbul serüvenleri aslında 1950’lere kadar uzanmaktadır. 1970’lere gelindiğinde, artık “gecekondu” denilen ve yalnızca bu insanların yaşadığı derme çatma kenar mahalleler kurulmuştur İstanbul’un kıyısında bucağında… Lütfi Ömer Akad, bu insanların İstanbul’da var olma savaşlarına çevirmiştir kamerasını…“Gelin”de konu edilen aile Yozgat, Sorgunlu’dur. “Düğün”de Şanlıurfalı, “Diyet”te ise Afyonlu… Üçlemenin tamamının hikâye birliği içinde olmasına rağmen, üç filmde de ağırlık kadın kahramanın üzerindedir. Meryem gelin, Zelha bacı ve işçi kız Hacer tiplemeleri Hülya Koçyiğit üzerinden işlenmiştir. “Gelin”, trenin Haydarpaşa Garı’na gelmesiyle başlar. Yozgat, Sorgunlu Hacı İlyas’ın oğlu Veli, gelini Meryem ve küçük oğulları Osman da İstanbul’a gelmiştir. Aile önceden gelmiş, bir kenar mahallede bakkal dükkânı açmış ve kök salmaya niyetlenmiştir. Amaç İstanbul’un merkezine yürümek, büyümektir. Aslında istenen büyümek değil, değişmektir ama bedeli ağırdır. Ailenin yaşadığı yer, Mecidiyeköy’ün aşağılarında bir mahallede, dükkân ve çevresi ise Kemerburgaz’da çekilir. Filmde ayrıca Haydarpaşa Garı, Karaköy vapuru, Eyüp ve çevresi de görüntülenir. “Düğün”de Şanlıurfa’dan İstanbul’a göçmüş Zeliha, Cemile ve Habibe adında üçü kız, Halil, İbrahim ve Yusuf adında üçü erkek altı kardeşin öyküsü vardır. Zelha, tüm kardeşlerinin annesi gibidir ve bu yüzden Şanlıurfa’daki nişanlısı Ferhat’ı bırakıp İstanbul’a gelmiştir. Fakat İstanbul’da var olmak bu altı kardeşe de bedel ödetecektir. “Düğün”de kullanılan mekânlar yine Kemerburgaz ve Eyüp çevresindedir. Ayrıca Sirkeci sahil yolu, Eminönü gibi İstanbul’un kalabalık mekânları da filmde yer alır. Göç üçlemesinin son filmi “Diyet”te ise, Afyon’dan kopup babası Yusuf ile İstanbul’a gelen ve iki küçük çocuğuyla terk edilen fabrika işçisi Hacer’in öyküsü anlatılır. Hacer, çalıştığı cıvata fabrikasında hemşerisi Hasan ile tanışır ve onunla evlenir. Fakat fabrika sendikaya üye olanlarla olmayanlar arasındaki sürtüşmeye sahne olmaktadır. Hacer sendikadan yanadır ama Hasan asla… Bu karşı duruşun acı bir bedeli olacaktır. “Diyet” Gayrettepe, Mecidiyeköy ve çevresinde çekilir. Filmde ayrıca Valikonağı Caddesi ve Nişantaşı da yer alır.

Lütfi Ömer Akad filmlerinde İstanbul genel anlamda, dramatik yapının elverdiği ölçüde ve ölçülü bir seyir izlemiştir. Akad için, İstanbul’un özel anlamlar yüklenmiş ve bunu takip eden özel bir kullanımı olmamıştır. Akad’ın kamerası kimi zaman eleştirel bakmış, kimi zaman da duygusal yaklaşmıştır İstanbul’a. 

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »