On Üç Tezde Yazarlık Tekniği

Ekim 1, 2011 by  
Filed under Edebiyat, Kitaplar, Sanat, Ustalara Saygı

1. Büyücek bir eseri kaleme almaya girişen kimse kendini hoş tutmalı ve günlük yazacağı kadarını bitirdikten sonra kendine, yazmayı sürdürmesini engellemeyecek her şeyi bahşedebilmelidir.

2. İstiyorsan, yapıp bitirdiğin işten başkalarına söz et, ama çalışma sürdükçe bir yerlerini okuma. Bu yoldan kazanacağın her hoşnutluk çalışma hızını kesecektir. Bu düzene uyulursa zamanla artacak olan kendini anlatma isteği gittikçe, çalışmanın tamamlanmasına yarayan ek bir itici güç olacaktır.

3. Çalışma çevresi konusunda gündelik hayatın orta-kararlığından kaçınmaya çalış. Adi gürültülerin eşlik ettiği bir yarı-sessizlik onur kırıcıdır. Buna karşılık bir müzik etüdünün ya da iş hayatından gelen bir ses kargaşasının eşliği, tıpkı gecenin kulakla duyulur sessizliği kadar yararlı olabilir. Böylesi sessizlik insanın içindeki kulağı keskinleştirse, o iç kulak kendi yoğunluğu sayesinde en sıra dışı gürültüleri bile silip geçen bir söyleyişin mihenk taşı haline gelir.

4. Sıradan el araçları kullanmaktan kaçın. İnce eleyip sık dokuyarak belli kağıtlar, kalem uçları, mürekkeplerde ısrar etmek yararlı olur. Bu araçların lüksü aranmayabilir, ama bolluğu olmazsa olmaz.

5. Kafandan hiçbir düşüncenin tebdili kıyafet geçmesine izin verme ve not defterini Emniyet’in yabancı uyruklular kayıtlarında gösterdiği sıklıkla tut.

6. Kalemini ilhama karşı duyarsız kıl, o zaman mıknatıs gücüyle çekecektir kendisine ilhamı. Aklına gelen bir şeyi yazmakta ne kadar düşünceli bir çekingenlik gösterirsen, o ölçüde gelişip olgunlaşmış biçimde, gelip ellerine düşecektir. Söz düşünceyi fetheder, oysa egemenliğine alır.

7. Hiçbir zaman aklına bir şey gelmez olduğu için yazmayı bırakma. Edebiyatçı onurunun bir buyruğu, yazmayı ancak ya uyulacak bir saat geldiğinde (yemek zamanı, bir buluşma) ya da eser bittiğinde kesmek yolundadır.

8. İlhamın gelmediği zamanı yaptığın eseri temize çekerek doldur. Sezgi bu sırada uyanacaktır.

9. Nulla dies sine linea-ama haftalar, pekala geçebilir.

10. Bir esere hiçbir zaman, üzerinde bir kere akşamdan gün aydınlanana kadar oturup çalışmadan bitmiş gözüyle bakma.

11. Eserin sonunu alıştığın çalışma odasında yazma. Gereken cesareti orada toplayamazsın.

12. Yazıya geçirmenin evreleri: düşünce –üslup- yazı. Temize çekmenin anlamı, dikkatin bu sırada artık yazı güzelliğinde toplanmasıdır. Düşünce ilhamı öldürür, üslup düşünceye gem vurur, yazı üslubu ödüllendirir.

13. Eser, tasarımın ölü maskıdır.

On Üç Tezde Yazarlık Tekniği

Açık Kapı Mimarlık Festivali

İstanbul’un Gizemli Yapıları, Açık Kapı Mimarlık Festivali için kapılarını aralıyor… 

İstanbul`un yapılı mirasını kentlilerin dikkatine sunmayı amaçlayan ve normalde halka açık olmayan binaları etkinlik süresince gezilebilir kılan Açık Kapı Mimarlık Festivali bu yıl 1-9 Ekim 2011 tarihlerinde gerçekleşiyor.

Arkitera Mimarlık Merkezi tarafından ikincisi düzenlenen Açık Kapı Mimarlık Festivalin, bu yık ki en önemli özelliği kentlilerin gündelik hayatta merakla izlediği yapıları gezme fırsatı bulacak olmaları.

Gezilecek önemli yapılar

Bu yıl Açık Kapı Mimarlık Festivali`nde gezilecek binalar arasında Hollanda Başkonsolosluğu, İngiltere Başkonsolosluğu, Cumhurbaşkanlığı Huber Köşkü, Fransız Sarayı gibi prestijli yapıların yanı sıra İstanbul Üniversitesi Gözlemevi, Kandilli Rasathanesi gibi merak uyandıran çalışmalara ev sahipliği yapan mekanlar da bulunuyor. Festival kapsamında yer alan Taksim Aya Triada Kilisesi, Fener Rum Patrikhanesi, Göztepe Şahkulu Sultan Dergahı gibi mekanlar ise kapıları herkese açık olan, ancak; festival kapsamında farklı bir gözle ele alınacak mekanlar arasında.

Sapphire Seyir Terası

Ziyaret edilecek yerler arasındaİstanbul`un önemli seyir noktalarından biri olan Sapphire Seyir Terası ise 3-7 Ekim tarihleri arasında Açık Kapı Mimarlık Festivali kapsamında mimarlık öğrencileri ve mimarlarca indirimli gezilebilecek.

Mimarlık dünyasında ses getiren ve uluslararası alanda ödüller kazanan Nakkaştepe`deki Vakko Moda Merkezi de Açık kapı Festivali kapsamında gezilebilecek binalardan bir diğeri.

İstanbul`un mimarlık üretiminin odağında yer alan Tabanlıoğlu Mimarlık, Emre Arolat Mimarlık, Teğet Mimarlık, Brigitte Weber gibi önemli ofisler de festival süresince kapılarını ziyaretçilere açmaya hazırlanıyor.Açık Kapı Festivali kapsamında gönüllü rehberler eşliğinde yapılacak gezilere dokuzyüzü aşkın ziyaretçinin katılması bekleniyor.Sınırlı sayıda kontenjanın bulunduğu gezilere kayıt olmak ve ayrıntılı bilgi almak için www.acikkapi.gen.tr adresi ziyaret edilebilir.

Festival kapsamında gezilecek binalar:

Ahrida Sinagogu, All Saints Moda Kilisesi, Avusturya Başkonsolosluğu, Aya Triada Kilisesi (Kadıköy), Aya Triada Kilisesi (Taksim), Bab-ı Ali Osmanlı Arşiv Binası, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, Belçika Başkonsolosluğu, Beylikdüzü Anten Kulesi, , Kandilli Rasathanesi, Doğan Apartmanı, Fener Rum Patrikhanesi, Florya Atatürk Deniz Köşkü, Fransız Sarayı, Göztepe Şahkulu Dergahı, Haliç Tersanesi, Halki Palas, Haydarpaşa İngiliz Mezarlığı, Haydarpaşa Lisesi, Heybeliada Ruhban Okulu, Hollanda Konsolosluğu, Huber Köşkü, , İngiliz Hastanesi, İstanbul Erkek Lisesi, İstanbul Hilton Oteli, İstanbul Radyo Evi, İstanbul Üniversitesi Gözlem Evi, İstanbul Valilik Binası, İtalyan Sefareti Yazlık Binası, Karaköy Yeraltı Camisi, Kırım Anglikan Kilisesi, Kuleli Askeri Lisesi, Levent Loft, Özel Saint Joseph Lisesi, Özel Saint Michel Lisesi, Sapphire Teras, Scheneider Temple, Selimiye Kışlası, Sirkeci PTT Binası ve Müzesi, Splendid Palas Otel, Sveti Stefan Bulgar Kilisesi, Vortvots Vorodman Kilisesi, Yenikapı Marmaray Kazıları, Yenikapı Mevlevihanesi.

Haber

www.sanatlog.com

Yolcu Dergisi: 65. Sayı

YOLCU DERGİSİ 65. YÜRÜYÜŞÜ;

“ÖLÜ TAKLİDİ YAPMADIM HİÇBİR CELLADA…”

YOLDAKİLER:

*ferhat kalender *mustafa karaosmanoğlu *müştehir karakaya *atasoy müftüoğlu *ömer idris akdin *rabia gelincik *kübra usta *ahmet mercan *mustafa uçurum *ercan çiftçi *tuğba gülşen doğru *bilal can *raşit ulaş çetinkaya *hares yalçi *ümit zeynep kayabaş *ali can çınar *yaşar bedri özdemir *hakan bilge *faik öcal *sulhi ceylan *seyyit köse *fahri eyhan *dursun ali sazkaya *ahmet şevki şakalar *mustafa bilgücü *hayrettin durmuş *ferhat özbadem *banu özbek *a.vahap dağkılıç *gülsüm eren *kadri raşit akdeniz *cemile bayraktar

www.sanatlog.com

Filmekimi Programına Genel Bir Bakış

İstanbul Sanat Vakfı tarafından düzenlenen Filmekimi, 8–15 Ekim tarihlerinde izleyicilerle buluşuyor…

Filmekimi’nde, dünyanın belli başlı festivallerinde ödüller kazanmış, Berlin, Cannes, Venedik ve Toronto’da dünya prömiyerlerini yapan filmlerle usta yönetmenlerin son yapıtlarının da aralarında bulunduğu 40’a yakın film izleyicilerin karşısına çıkacak.

 

Anadolu’ya açılıyor

Filmekimi, 8–15 Ekim tarihlerinde, 8 gün boyunca Beyoğlu’nda Atlas ve Beyoğlu sinemalarının yanı sıra Nişantaşı City’s ve Cinebonus Maçka G-Mall olmak üzere 4 sinemada izleyicilerle buluşacak.

Filmekimi 10. yılında, İstanbul sınırlarını aşıyor ve Türkiye’nin beş kentine daha sinemanın en iyi ve en güncel örneklerini götürüyor. Filmekimi ve bu yılki İstanbul Film Festivali programında gösterilen filmlerden oluşturulan özel seçkinin gösterimleri, 13–16 Ekim’de İzmir’de, 20–23 Ekim’de Bursa ve Konya’da, 27–30 Ekim’de Trabzon ve Diyarbakır’da yapılacak.

Biletler 1 Ekim’de satışta

Filmekimi biletleri, 1 Ekim Cumartesi saat 11.00′den itibaren; Biletix satış noktaları, biletix.com, Biletix çağrı merkezi ile Atlas, Beyoğlu ve City’s gişelerinden satışa sunulacak.

Filmekimi’nde hafta içi gündüz seansları (11.00, 13.30, 16.00) sadece 5 TL. Haftaiçi 19.00 ve 21.30 seansları ile hafta sonu tüm seanslar tam 14, indirimli 8 TL. Filmekimi gösterim saatleri, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30.

Bilet fiyatları İzmir için 10 TL ve 8 TL (indirimli), Bursa, Konya ve Trabzon için 8 TL ve 5 TL (indirimli), Diyarbakır için 5 TL ve 3 TL (indirimli) olarak belirlendi.

Bu beş şehirdeki biletler de yine Biletix üzerinden, İstanbul’daki biletlerle aynı tarihlerde satışa çıkacak. Bu yıl da dünyanın belli başlı festivallerinde ödüller kazanmış, Berlin, Cannes, Venedik ve Toronto’da dünya prömiyerlerini yapan filmlerle usta yönetmenlerin son yapıtlarının da aralarında bulunduğu 40′a yakın film, Filmekimi boyunca izleyicilerin karşısına çıkıyor. Bu zengin program 8 gün boyunca Beyoğlu’nda Atlas ve Beyoğlu sinemalarının yanı sıra Nişantaşı City’s ve Cinebonus Maçka G-Mall olmak üzere 4 sinemada izleyicilerle buluşacak.

Filmekimi kapsamında bu yıl Avrupa Birliği MEDIA programının desteğiyle İstanbul’un yanı sıra İzmir, Bursa, Konya, Trabzon ve Diyarbakır’da hafta sonları gösterimler yapılacak ve böylece Filmekimi Türkiye’nin dört bir yanında yeni sezonunu müjdeleyecek.

Filmekimi seçkisi 13-16 Ekim’de İzmir YKM Cinebonus, 20-23 Ekim’de Bursa Burç ve Konya’da Kule Site Sineması, 27-30 Ekim’de Trabzon’da Cinebonus Forum Trabzon ve Diyarbakır’da Avrupa Sineması‘nda izleyicilerle buluşacak. İstanbul dışındaki kentlerde yapılacak gösterimlerin programı, ağırlıklı olarak Avrupa filmlerinden oluşacak.

BİLET FİYATLARI

Hafta içi 11.00, 13.30 ve 16.00 seansları (tek fiyat): 5,00 TL. Hafta içi 19.00 seansı ve hafta sonu tüm seanslar: 14,00 TL tam, 8 TL indirimli (öğrenci ve 65 yaşını geçmiş sinemaseverler).

LALE ÜYELERİ

www.lalekart.org

Lale üyeleri için hafta içi 11.00, 13.30 ve 16.00 seansları (tek fiyat): 5,00 TL. Hafta içi 19.00 seansı ve hafta sonu tüm seanslar: 11 TL tam, 6 TL indirimli (öğrenci ve 65 yaşını geçmiş sinemaseverler).
Lale üyeleri için öncelikli satış 28, 29 ve 30 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecektir. Siyah, Beyaz ve Kırmızı Lale üyeleri her seans için en fazla iki (2) bilet, Sarı Lale üyeleri ise en fazla bir (1) satın alabilir.

BİLET SATIŞI

Biletler, 1 Ekim Cumartesi gününden 11.00′dan itibaren BİLETİX’te [BİLETİX satış noktaları, BİLETİX çağrı merkezi (0216 556 98 00) www.biletix.com] ve Beyoğlu, Atlas ve Nişantaşı City’s sinemalarında (11.00-20.00 arasında) satılacaktır. Beyoğlu, Atlas ve Nişantaşı City’s sinemalarından alınan biletlere hizmet bedeli eklenmez.

BİLETİX SATIŞ NOKTALARI
İstanbul Avrupa Yakası: Ada Kültür – Beyoğlu; Carrefour Tobacco Shop -Beylikdüzü; Mass Alışveriş ve Eğlence Merkezi; MMM Migros – Merter; Vakkorama Akmerkez; Galleria Alışveriş Merkezi-Buz Pisti; İş Kuleleri İş Sanat Kültür Merkezi
İstanbul Anadolu Yakası: Eminönü Vapur İskelesi İçi – Kadıköy; MMM Migros – Caddebostan; MMM Migros – Soyak; Maltepe Grandhaus Alışveriş Merkezi; Ataşehir Setur

PROGRAMDA NELER VAR?

Bisikletli Çocuk / Jean-Pierre Dardenne & Luc Dardenne

Rosetta, L’enfant / Çocuk, Le fils / Oğul, Le Silence de Lorna / Lorna’nın Sessizliği gibi filmleriyle birçok festivalden ödüllerle dönen Dardenne Kardeşler, son filmleri Bisikletli Çocuk ile Filmekimi izleyicisiyle buluşuyor. Screen dergisine göre “çocukluk hakkında yapılmış en iyi filmlerden biri” olan Bisikletli Çocuk, Cannes’da Jüri Büyük Ödülü’nü Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da filmiyle paylaştı.

Film, babasının artık onu istemediğini söyleyen ve yetimhanede bir başına kalan 11 yaşındaki Cyril’in iyimser, bir o kadar da masalsı hikâyesini anlatıyor. Başroldeki küçük Thomas Doret oyunculuğu ile büyük beğeni topladı.

Melankolia / Lars von Trier

Çektiği her filmiyle olay yaratan Danimarkalı yönetmen Lars von Trier’in son filmi Melankolia Filmekimi’nin en çok ses getirecek filmlerinden. Cannes Film Festivali’nde gerek konusu gerekse yönetmeni Lars von Trier’in demeçleriyle oldukça konuşulan Melankolia, yönetmeninin kendi sözleriyle “dünyanın sonu hakkında güzel bir film”. Kirsten Dunst ile Charlotte Gainsbourg’un iki kız kardeşi canlandırdığı filmin kadrosunda Kiefer Sutherland, Charlotte Rampling gibi deneyimli isimler de yer alıyor. Kirsten Dunst, bu rolüyle Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nün de sahibi oldu.

Elena / Andrey Zvyagintsev

Dönüş ve Sürgün filmleriyle İstanbul Film Festivali takipçilerinin yakından tanıdığı Rus yönetmen Andrey Zvyagintsev’in son filmi Elena, Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünün kapanış filmi olarak gösterildi. Belirli Bir Bakış Jüri Ödülü’nü de kazanan film, başroldeki karakter Elena’nın oğlunun geleceği uğruna verdiği zor kararla hüzünlü bir dönüşüme uğrayan hayatını beyazperdeye taşırken, günümüz Rusya’sında ahlak ve fedakârlık kavramlarını sorguluyor.

Snowtown / Justin Kurzel

Avustralyalı yönetmen Justin Kurzel’in 2005 yılında çektiği Blue Tongue’dan sonraki ikinci filmi Snowtown, Cannes’da bu yıl FIPRESCI Ödülü’nü kazandı. Film, Avustralya’nın Adelaide kentinin kenar mahallelerinde iki erkek kardeşi ve annesiyle birlikte yaşayan

16 yaşındaki Jamie’nin etrafındaki şiddetten kurtulmak için farkında olmadan azılı seri katil John Bunting’le yakınlaşmasının öyküsünü anlatıyor.

Artist / Michel Hazanavicius

Michel Hazanavicius’un son filmi Artist’te başrolü üstlenen Jean Dujardin, muhteşem performansı ve Cannes’da kazandığı En İyi Erkek Oyuncu ödülünün rüzgarıyla şimdiden Oscar’larda adı geçen oyunculardan. Konuşmasız, siyah-beyaz ve eski gibi saniyede

22 kare çekilen Artist, sessiz film çağına bir saygı duruşu niteliğinde… Film, 1927 yılında sesli filmlerin piyasaya çıkmasıyla kariyeri dibe vuran bir aktörün, George Valentin’in hikâyesini anlatıyor. Jean Dujardin, bu yıl 30. İstanbul Film Festivali’nde beğeni toplayan Küçük Beyaz Yalanlar ve Buz Sesi filmlerinde de rol almıştı.

La Guerre est Declarée / Valérie Donzelli

Cannes Eleştirmenler Haftası’nın açılış filmi olan La Guerre Est Declarée, senaryosunu da yazan başrol oyuncuları Valérie Donzelli ve Jérémie Elkaïm’in kendi yaşadıklarından yola çıkarak çektikleri bir yapım. Film, oğullarının hastalığı yüzünden yaşamın acımasız, beklenmedik karmaşıklığına atılıveren genç bir çiftin aşkını canlı ve dinamik bir tarzda anlatıyor.

Bu bir film değil / Mojtaba Mirtahmasb & Cafer Panahi

Cafer Panahi’nin son filmi Bu Bir Film Değil, Cannes’daki prömiyerinde gösterilmek üzere bir kekin içine saklı bir USB bellekte İran’dan Fransa’ya kaçırıldı. Ayna, Daire ve Ofsayt gibi başyapıtların yönetmeni Panahi’nin film yapması, “ulusal güvenliğe karşı işlenen suçlara” istinaden 20 yıl boyunca yasaklanmıştı. Panahi bu yüzden, yönetmen arkadaşı

Mojtaba Mirtahmasb ile bir gün geçirerek bir şeyler içip bir şeyler atıştırırken üzerinde çalıştığı bir senaryoyu sahne sahne anlattı. Panahi filmde şu yakıcı soruyu da sordu: “Madem anlatılabiliyor, film yapmaya ne gerek var?”

Olmak İstediğim Yer / Paolo Sorrentino

The Cure’un solisti Robert Smith’in biraz hırpalanmış halini andıran Sean Penn, “kariyerinin en eksantrik, en tuhaf ama harika performanslarından biriyle” Filmekimi’nde olacak.

Oscar için şimdiden adı geçmeye başlayan Penn, Paolo Sorrentino’nın İngilizce çektiği ilk filmi Olmak İstediğim Yer’de emekli olmaya karar vermiş, ellili yaşlarındaki bezgin bir rock yıldızını canlandırıyor. Otuz yıldan uzun süredir görüşmediği babasının ölümü üzerine 2. Dünya Savaşı sırasında Auschwitz toplama kampında babasına işkence eden Nazi subayı bulmayı kendine misyon edinerek uzun bir yolculuğa çıkan Penn’e filmde Frances McDormand, Judd Hirsch ve Eve Hewson gibi isimler eşlik ediyor.

Bu yıl Cannes’da Kiliseler Birliği Ödülü’nü kazanan filmin müzikleri David Byrne ve Will Oldham’a ait.

Peki Şimdi Nereye? / Nadine Labaki

İstanbul Film Festivali’nde açılış filmi olarak gösterilen ve büyük beğeni toplayan Karamel’in ardından Nadine Labaki senaryosunu yazdığı, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlenip başrolünde de oynadığı son filmi Peki Şimdi Nereye? ile dinsel çatışmaları ve savaşın anlamsızlığını kadınların kıvrak zekâsı üzerinden eleştiriyor. Cannes’daki dünya prömiyerinde dakikalarca ayakta alkışlanan Labaki’nin mizah ve içtenlikle dolu son filmi, memleketi Lübnan’da hiçliğin ortasında güneşten kavrulmuş, savaşın ardından yaralarını sarmaya çabalayan küçük bir köyde geçiyor.

Senin İçin / Gus Van Sant

Amerikan bağımsız sinemasının usta isimlerinden, İstanbul Film Festivali Sinema Onur Ödülü sahibi yönetmen, senaryo yazarı, müzisyen Gus Van Sant’ın Milk’ten sonra çektiği son filmi Senin İçin ölümcül bir hastalığa yakalanan genç bir kız ile kendi kendinden kaçan genç bir adamın aşk öyküsünü konu ediyor. Alice in Wonderland ve The Kids Are All Right gibi yapımlardan seyircilerin yakından tanıdığı Mia Wasikowska ile usta oyuncu Dennis Hopper’ın oğlu Henry Hopper’ın başrolleri paylaştığı film dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde yaptı.

Salgın / Steven Soderbergh

2000 yılında Traffic filmiyle En İyi Yönetmen Oscar’ını kazanan Steven Soderbergh türler arasında gezinmeyi seven bir yönetmen. Soderbergh bu kez de bir virüs salgınını konu edinen, oyuncu kadrosu yıldızlarla dolu bir aksiyon-gerilim filmiyle Filmekimi izleyicilerinin karşısına çıkıyor. Marion Cotillard, Matt Damon, Laurence Fishburne, Jude Law, Gwyneth Paltrow ve Kate Winslet gibi isimleri kadrosunda barındıran Salgın, küresel bir felaketi engellemek amacıyla zamana karşı koşan, ölümcül bir virüsün peşinde farklı ülkelerden bir grup doktorun mücadelesini anlatıyor. Film, halen devam etmekte olan Venedik Film Festivali’nde de gösteriliyor.

A Dangerous Method / David Cronenberg

David Cronenberg’in merakla beklenen son filmi A Dangerous Method, senaryoyu da yazan Christopher Hampton’ın The Talking Cure adlı oyunundan beyazperdeye uyarlandı. Viggo Mortensen Keira Knightley ve Michael Fassbender gibi yıldızlarla dolu oyuncu kadrosuyla dikkat çeken film, 1904 yılında geçiyor ve psikolojinin iki büyük öncüsü Sigmund Freud ile öğrencisi Carl Jung’un ilişkisini ve bu iki büyük ismin aralarındaki dostluğun nasıl bozulduğunu anlatıyor. Cronenberg, bu yılki Venedik Film Festivali’nde ana yarışmada.

Kevin Hakkında Konuşmalıyız / Lynne Ramsay

Tanınmış İskoç yönetmen Lynne Ramsay, müziklerini Radiohead’den Johnny Greenwood’un yaptığı psikolojik gerilim Kevin Hakkında Konuşmalıyız ile Morvern Callar’dan dokuz yıl sonra sinemaya dönüyor. Filmin başrolündeki, kötü yürekli oğlunun yaptıklarıyla dünyası kararan bahtsız anne rolündeki Tilda Swinton, muhteşem performansıyla adını şimdiden Oscar adayları arasında geçirtmeye başladı. Tilda Swinton’a başrollerde John C. Reilly, genç yıldız Ezra Miller ve Ashley Gerasimovich eşlik ediyor. Lionel Shriver’ın Türkiye’de de aynı adla yayınlanan Kevin Hakkında Konuşmalıyız adlı ödüllü romanından uyarlanan film, bu yıl Cannes Film Festivali’nin en ses getiren filmleri arasındaydı.

Tiranozor / Paddy Considine

Tanınmış İskoç oyuncu Paddy Considine, hem senaristliğini hem yönetmenliğini üstlendiği ilk filmi Tiranozor ile bu yıl Sundance’den hem En İyi Yönetmen, hem Jüri Özel Ödülü, Münih’ten ise En İyi İlk Film Ödülleri ile döndü. Film, karısının ölümünün ardından şiddet, acı ve öfke duyan Joseph’in dini bir yardım kuruluşunda çalışan Hannah ile yaşadığı dokunaklı aşk öyküsünü anlatıyor. Peter Mullan’ın başrolünde oynadığı bu sarsıcı film Considine’ın, tıpkı Mullan gibi, oyunculukta olduğu kadar yönetmenlikte de başarılı olduğunu kanıtladı.

Erkek Fatma / Céline Sciamma

1980 doğumlu genç Fransız yönetmen Céline Sciamma’nın son filmi Erkek Fatma, oyunlar, çocuk dünyası ve mutlu güzel yaz günlerini fon alarak cinsiyetle ilgili kalıpları inceliyor.

Erkek Fatma, Berlin’den Jüri Ödülü ile dönerken, Philadelphia’da Gay – Lezbiyen Jüri Özel Ödülü, San Francisco’da Gay – Lezbiyen İzleyici Ödülü ve Torino’da Gay – Lezbiyen En İyi Film ödüllerini kazandı. 10 yaşındaki kız çocuğu Laure’un yeni taşındıkları kasabada kendisini erkek olarak tanıtmasını konu eden ve amatör çocuk oyuncuların olağanüstü performanslarıyla dikkat çeken Erkek Fatma, Berlin Film Festivali’nin Panorama ve Nesiller bölümlerinin açılışlarında gösterildi.

Ölüm Denizi / Na Hong-Jin

Kuzey Kore, Güney Kore ve Çin arasına sıkışmış Yanji kentinde geçen Ölüm Denizi, araba kovalamacaları, cinayetler ve bıçaklı kavgalarla dolu bir aksiyon-gerilim filmi.

“Bu yılın en zekice çekilmiş en yaratıcı aksiyon filmlerinden biri” olan Ölüm Denizi’nin yönetmeni Na Hong-Jin 2009′da aksiyon-gerilim filmi The Chaser / Takipçi ile büyük beğeni toplamıştı. Filmin başrol oyuncularından Ha Jung-Woo performansıyla 2011 Asya Film Ödülleri’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülüne de layık görüldü. Film bu yıl, Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış Bölümü’nde gösterildi ve büyük beğeni topladı.

The Future / Miranda July

Me And You And Everyone We Know / Ben, Sen ve Diğerleri ile büyük bir çıkış yapan ve kendine büyük bir hayran kitlesi edinen Miranda July, “kozmik bir aşk öyküsü” olan The Future ile iki yıl aradan sonra beyazperdeye dönüyor. Dünya prömiyerini Sundance’te yapan ve eleştirmenlerden övgü toplayan The Future, yaşamlarına yeni bir bakış açısı kazandırmaya çalışan bir çiftin öyküsünü anlatıyor. Filmde, Miranda July’nin kendini canlandırdığı otuzlu yaşlarındaki Sophie’ye Hamish Linklater eşlik ediyor.

Almanya’ya Hoşgeldiniz / Yasemin Şamdereli

2002 yılında çektiği Her Şey Türkleştirildi / Alles getürk! filmiyle dikkatleri üzerine çeken yönetmen Yasemin Şamdereli, Almanya’ya Hoş Geldiniz filmiyle 2011 yılında Alman Film Ödülleri’nden En İyi Senaryo Ödülü ile döndü. Film, 1964 yılında Almanya’ya giden bir milyon birinci “misafir işçi” olan Hüseyin Yılmaz’ın öyküsünü anlatıyor. Almanya’ya Hoş Geldiniz, Avrupa ve Almanya’da çok kültürlülük ve göçmenlerle ilgili tartışmaların sürdüğü bir dönemde 50 yıldır Almanya’da yerleşik Türklerin macerasını iyimser bir yaklaşımla ele alıyor. Film, bu yıl gösterildiği Berlin Film Festivali’nde de büyük ilgi topladı ve çok iyi eleştiriler aldı.

Ruh Eşim / Jean-Marc Vallée

2005 yılında ilk filmi C.R.A.Z.Y. ile dünya çapında müthiş ilgi toplayan ve İstanbul Film Festivali’ne de konuk olarak gelen Kanadalı genç yönetmen Jean-Marc Vallée, halen sürmekte olan Venedik Film Festivali’nde prömiyeri yapılan üçüncü filmi Ruh Eşim ile izleyici karşısına çıkıyor. Film, biri 1960′ta, diğeri günümüzde geçen ama birbirine paralel ilerleyen iki farklı olay örgüsünü bir şarkı ve bir mekânı birleştirerek izliyor. Eleştirmenlere göre film sevgiye dair fantastik bir macera, “aşk hakkında mistik ve doğaüstü bir yolculuk”.

Beginners / Mike Mills

Mike Mills, otobiyografik öğeler taşıyan filminde, babasıyla sürprizli ilişkisini gayet içten bir şekilde anlatıyor. Beginners, yıllar süren evliliğinden sonra, karısının ölümü üzerine eşcinsel olduğunu açıklayan 75 yaşında bir baba ve oğlu arasındaki ilişkiyi ve içten sevgiyi anlatan “harikulade yaratıcı bir komedi”. Mike Mills’in 2005 yapımı ilk filmi Başparmak İstanbul Film Festivali’nde gösterildiğinde büyük ilgi toplamıştı.

Şeytanın İkizi / Lee Tamahori

Lee Tamahori’nin son filmi Şeytanın İkizi, dünya prömiyerini Sundance’te yaptı.

Film, Saddam Hüseyin’in oğlu Kara Prens Uday Huseyin ile kendisine benzerliğinden dolayı görevlendirdiği subay Latif Yahya’nın ilişkisini ele alıyor. Kadınları dövmesiyle, insanları olur olmaz işkence edip öldürmesiyle meşhur, ahlaksız, hukuk tanımaz Uday Hüseyin ve Latif Yahya’nın para, güç, yalan, kan ve şiddetle örülü bu gerçek gangster öyküsünde Dominic Cooper hem Uday’ı hem de Latif’i canlandırıyor. Bu rolde harikalar yaratan Cooper’a Ludivine Sagnier eşlik ediyor.

Tatilde Katil / Guillaume Nicloux

Tanınmış oyuncu ve yönetmen Guillaume Nicloux’nun son filmi Tatilde Katil, tek bir mekânda geçiyor. Agatha Christie romanlarının kurallarını izleyen bu hareketli cinayet komedisi, cinsel hayatlarını canlandırmak ve evliliklerini kurtarmak amacıyla bir otele giden bir çifti, daha doğrusu komik bir suç sarmalında dibe vuran acayip karakterleri izliyor.

Çaresiz çift, meşhur opera sanatçısı Eva Lopez’in ölümü üzerine baş şüpheli olarak görülüyor ve olaylar sarpa sarıyor.

Jane Eyre / Cary Joji Fukunaga

Yönetmen Cary Joji Fukunaga ve senarist Moira Buffini, Charlotte Brontë’nin klasik başyapıtı Jane Eyre’yi beyazperdeye yeniden uyarladı. 19. yüzyılda geçen öykü, göz alıcı, zengin, romantik bir dönem filmine; ürpertici, gotik bir gerilime dönüştü. Buffini, aynı zamanda 30. İstanbul Film Festivali’nde gösterilen Tamara Drewe filminin de senaristiydi. Film, bir yetim olarak geldiği malikaneyi yıllar sonra terk eden Jane Eyre’in bu kararının ardından olanları anlatıyor.

Oyunun Sonu / J.C. Chandor

Yönetmen J.C. Chandor’un ilk filmi Oyunun Sonu, 2008′de ABD’de patlayan finans krizinin Wall Street’te Lehmann Brothers benzeri bir yatırım bankasındaki etkilerini 24 saat boyunca izliyor. Sundance’te ilk kez izleyici karşısına çıkan, ardından Berlin’de Altın Ayı için yarışan bu finansal gerilim filmi, Zachary Quinto, Stanley Tucci, Jeremy Irons, Demi Moore ve Kevin Spacey’li müthiş oyuncu kadrosuyla dikkat çeken bağımsız bir yapım.

My Piece of the Pie / Cédric Klapisch

En üretken Fransız yönetmenlerden Cédric Klapisch’in İspanyol Pansiyonu (2002), Rus Bebekler (2005) ve Paris’in (2008) ardından çektiği hareketli filmi My Piece of the Pie, Dunkirk’te bir sanayi şirketinde çalışan, üç çocuk annesi France’ı izliyor. Başrollerini Karin Viard ve Gilles Lellouche’un oynadığı sosyal içerikli bu komedide, işinden yeni atılmış bir fabrika işçisi ile bir borsa simsarının birlikte yaşadığı olaylar mizahi bir şekilde aktarılıyor.

Dünyada Bir Gün / Kevin Macdonald

Beşinci yıldönümünü kutlayan YouTube, Ridley ve Tony Scott’la işbirliği yaparak internet üzerinden, herkesten 24 Temmuz 2010 günlerini anlatan bir video günlüğü çekmelerini istedi. 192 ülkeden toplam 4.500 saatlik başvuru arasından işte bu film kotarıldı. İskoçya’nın Son Kralı filmiyle adını duyuran yönetmen Kevin Macdonald, Scott kardeşlerin yapımcılığında, “antropolojik bir çalışma” olarak tanımladığı son filmi Dünyada Bir Gün’de insana dair küçük anları, her tür âlemden sessiz, komik, iç burkucu anları bir araya getirdi. Sonuç, günlük hayatın evrenselliğini anlatan, tuhaf olduğu kadar göz alıcı bir kolaj, 21. yüzyıl yaşamının nasıl olduğunu gösteren, uzun metrajlı, müthiş “röntgenci” bir film.

Aşkın Formülü Yok / Andreas Öhman

İsveç’in Oscar adayı olan Aşkın Formülü Yok, genç yetenek Andreas Öhman’ın yönetmenliğini yaptığı üçüncü filmi. Filmin kahramanı, abisi Sam kız arkadaşı tarafından terk edilince dünyası altüst olan, Asperger sendromundan muzdarip Simon adında 18 yaşındaki bir genç. Hastalığı nedeniyle aşk ve duygu hakkında bir şey bilmeyen Simon, parlak zekâsını kullanarak tamamen bilimsel yöntemlerle abisi Sam’e yeni bir sevgili bulmayı kendine görev ediniyor.

Gökten Bir Uydu Düştü / Julie Delpy

Oyuncu, senaryo yazarı, yönetmen ve şarkıcı Julie Delpy, 2007 yılında büyük ilgi gören Two Days in Paris / Paris’te İki Gün ve The Countess / Kontes’in ardından son filmi Gökten Bir Uydu Düştü ile Filmekimi’ne konuk oluyor. Delpy, filmin başrolünü de üstleniyor. Filmin öyküsü 1979′da, babaannelerinin doğumgününü kutlamak için Fransa’nın Brittanny bölgesindeki bir evde, yaz tatili sırasında bir araya gelen geniş bir ailenin iki gününe odaklanıyor. Gökten Bir Uydu Düştü, eğlenceli, insanın içini ısıtan, bir aileyi üç nesil boyunca izleyen dokunaklı bir komedi.

Uyuyan Güzel / Julia Leigh

Avustralyalı roman ve senaryo yazarı, yönetmen Julia Leigh’in kendi romanından beyazperdeye uyarladığı Uyuyan Güzel, “tuhaf bir cinsel kâbus” olarak tanımlandı. Filmin kahramanı, okul masraflarını karşılamak için tıbbi denek olmaktan arada bir fahişeliğe kadar çeşitli işlere girip çıkan Lucy. Uyuyan Güzel, Cannes jürisinde yer alan Jane Campion’ın sözleriyle “varoluşçu sinemanın çağdaş bir örneği, yürek yakan, korkutucu, şaşırtıcı ve güzel bir film”.

Hırsız Kedi Paris’te / Jean-Loup Felicioli & Alain Gagnol

Kukla canlandırmacısı ve grafik tasarımcı Jean-Loup Felicioli ile Alain Gagnol’un yönetmenliğini yaptığı Hırsız Kedi Paris’te sinemaseverleri çocukluklarına götürecek sımsıcak, kahkaha dolu bir animasyon… Film, başroldeki kedi Dino’nun gündüzleri sahibi Zoé, geceleriyse Paris’in arka sokaklarında meşhur hırsız kedi Nico arasında birbirinden apayrı ikili dünyasında geçiyor. Le Monde gazetesinin “bir müzik ve renk senfonisi” olarak nitelendirdiği, kara filmlerden esinlenen, ilk gösterimini Berlin Film Festivali’nde yapan Hırsız Kedi Paris’te, caz esintileri taşıyan müzikleriyle de dikkat çekiyor.

Gösterime Girecek Filmler

• Oyunun Sonu / Yönetmen: J.C. Chandor / ABD
• Tiranazor / Yönetmen: Paddy Considine / İngiltere
• Tehlikeli İlişki / Yönetmen: David Cronenberg / İngiltere-Almanya-İsviçre-Kanada
• Bisikletli Çocuk / Yönetmen: Jean-Pierre Dardenne & Luc Dardenne / Belçika-Fransa-İtalya
• Gökten Bir Uydu Düştü / Yönetmen: Julie Delpy / Fransa
• Yaşam Savaşı / Yönetmen: Valérie Donzelli / Fransa
• Hırsız Kedi Paris’te / Yönetmen: Jean-Loup Felicioli & Alain Gagnol / Fransa-Hollanda-İsviçre-Belçika
• Jane Eyre / Yönetmen: Cary Fukunaga / İngiltere-ABD
• Artist / Yönetmen: Michel Hazanavicius / Fransa
• Ölüm Denizi / Yönetmen: Na Hong-Jin / Güney Kore
• Gelecek / Yönetmen: Miranda July / Almanya-ABD
• Acı Tatlı Tesadüfler / Yönetmen: Cédric Klapisch / Fransa
• Snowtown / Yönetmen: Justin Kurzel / Avustralya
• Peki Şimdi Nereye / Yönetmen: Nadine Labaki / Fransa-Lübnan
• Uyuyan Güzel / Yönetmen: Julia Leigh / Avustralya
• Dünyada Bir Gün / Yönetmen: Kevin Macdonald / İngiltere
• Yeni Başlayanlar / Yönetmen: Mike Mills / ABD
• Bu Bir Film Değil / Yönetmen: Jafar Panahi & Mojtaba Mirtahmasb / İran
• Tatilde Katil / Yönetmen: Guillaume Nicloux / Fransa
• Aşkın Formülü Yok / Yönetmen: Andreas Öhman / İsveç
• Kevin Hakkında Konuşmalıyız / Yönetmen: Lynne Ramsay / İngiltere
• Almanya’ya Hoşgeldiniz / Yönetmen: Yasemin Şamdereli / Almanya
• Erkek Fatma / Yönetmen: Céline Sciamma / Fransa
• Salgın / Yönetmen: Steven Soderbergh / ABD-Birleşik Arap Emirlikleri
• Olmak İstediğim Yer / Yönetmen: Paolo Sorrentino / İtalya-Fransa
• Şeytanın İkizi / Yönetmen: Lee Tamahori / Belçika
• Ruh Eşim / Yönetmen: Jean-Marc Vallée / Kanada-Fransa
• Senin İçin / Yönetmen: Gus Van Sant / ABD
• Melankolia / Yönetmen: Lars von Trier / Danimarka
• Elena / Yönetmen: Andrei Zvyagintsev / Rusya
• Başka Bir Dünya / Yönetmen: Mike Cahill / ABD
• Tost / Yönetmen: S.J. Clarkson / İngiltere
• Martha Marcy May Marlene / Yönetmen: Sean Durkin / ABD
• Af Günleri / Yönetmen: Everardo Gout / Meksika
• Ada / Yönetmen: Kamen Kalev / Bulgaristan-İsveç
• Umut Limanı / Yönetmen: Aki Kaurismäki / Finlandiya-Fransa-Almanya
• Habemus Papa / Yönetmen: Nanni Moretti / İtalya
• Inni / Yönetmen: Vincent Morisset / İzlanda-İngiltere-Kanada
• Mutlu Bir gün / Yönetmen: Sam Levinson / ABD

Haber

www.sanatlog.com

Ludwig van Beethoven’ın Kayıp Bestesi Gün Işığına Çıkıyor!

Ünlü klasik bestecisi Ludwig van ’ın daha önce gün yüzüne çıkmamış bir bestesi yaklaşık 200 yılın ardından ilk defa müzikseverlerle buluşacak… 

Beethoven’ın, 1799 yılında bestelediği “Yaylı Çalgılar Dörtlüsü Op.18 No.2” adlı eserinin bir bölümü olarak yazdığı, ancak daha sonra eserden çıkardığı ve bir başka versiyonunu bestelediği “yavaş bölümden” geriye kalan notları birleştiren müzikologlar, “kayıp” parçayı yeniden yapılandırmayı başardı. Dünyanın önde gelen Beethoven uzmanlarından Manchester Üniversitesi Müzik Profesörü Barry Cooper’ın çabalarıyla yeniden hayat bulan parça, Beethoven’ın günümüze ulaşan defterlerinde yer alan 74 ölçü temel alınarak yeniden düzenlendi.

Defterlerdeki ölçülerin yarısının tek bir enstrüman için yazılmış olduğunu ve diğer enstrüman bölümlerini kendisinin tamamladığını belirten Cooper, ortaya çıkan parçanın, Beethoven’ın yazdığı orijinal bölümün tıpatıp aynısı olmasa da “şaşırtıcı derecede benzeri” olduğunu kaydetti. Bölümün tamamlanmış hali, bu hafta Manchester’da “Quatuor Danel” yaylı dörtlüsü tarafından seslendirilecek.

Beethoven tarafından yazılan orijinal “yavaş bölüm”, yeni versiyonuyla değiştirilmeden önce, ünlü bestecinin o dönem himayesinde çalıştığı Prens Franz Joseph Maximilian von Lobkowitz’a teslim edilmişti. Parçanın tam metnini bir daha gören olmamıştı. Beethoven, sonraki yıllarda bir arkadaşına yazdığı mektupta, “yaylıların kompozisyonu üzerine ustalaşmadığı” için söz konusu bölümü eserden çıkardığını söylemişti. Müzik Profesörü Cooper, daha önce de Beethoven’ın taslakları üzerinde çalışarak bestecinin 10. senfonisindeki boşlukları tamamlamıştı.

Haber

www.sanatlog.com