11. Şefik Bursalı Resim Yarışması Şartnamesi 2011

Ağustos 15, 2011 by  
Filed under Duyurular, Resim, Sanat, Sanatsal Etkinlikler, Sergiler

2 Comments

AMAÇ

Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş resim ustalarından merhum sanatçı Şefik Bursalı’nın anısını yaşatmak, plastik sanatlar alanında sanatçılarımızın çalışmalarını desteklemek, değerlendirmek, sergilemek ve kalıcı eserler kazandırmak amacıyla, Kültür ve Turizm Bakanlığınca “Şefik Bursalı Resim Yarışması”nın onbirincisi düzenlenmiştir.

KONU
Serbesttir.

KATILIM
* Her sanatçı yarışmaya, daha önceden herhangi bir yarışmada ödül almamış ya da sergilenmemiş 1 (bir) eseriyle katılabilir.

* Yarışma; Seçici Kurul Üyeleri ile birinci derece yakınlıkları olanlar dışında, Bakanlığımız merkez ve taşra örgütü çalışanları dahil, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu,yaşayan tüm sanatçılara açıktır.

* Yarışmaya eser verecek olan sanatçılar, kendi anlatım biçimlerine uygun her türlü teknik ve malzemeyi kullanmakta serbesttir.

* Yarışmaya verilecek olan eserlerin uzun kenarları 150 cm.den fazla olamaz.

* Eserler sergilenmeye hazır bir şekilde imzalı elden teslim edilmelidir. (Kargo ve posta ile gönderilenler kabul edilmeyecektir.)

* Yarışmaya 18 (on sekiz) yaşını doldurmuş olanlar katılabileceklerdir.

* Ekteki Form–1 eksiksiz olarak doldurulup üzerinde “Şefik Bursalı Resim Yarışması” ibaresi, sanatçının adı ve soyadının yazılı olduğu bir zarfa konularak, eserle birlikte,

26 Eylül-04 Ekim 2011 tarihleri arasında, (Pazar günleri hariç) saat 17.00’ye kadar, aşağıda belirtilen eser kabul merkezlerinden birisine makbuz ve taahhütname karşılığında elden teslim edilecektir.

* Ekteki Form-2, eksiksiz olarak doldurulup eserin arkasına iliştirilecektir.

* Toplama Merkezlerindeki taahhütname eksiksiz doldurulacaktır.

TOPLAMA MERKEZLERİ

* ANKARA Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Müdürlüğü
Doktorluk Binasi 2. kat
Roma Meydanı, Hipodrom Cad.
06330 Hipodrom-ANKARA
Tel: 0312 324 54 83

* İSTANBUL Güzel Sanatlar Galerisi Müdürlüğü
Ergenekon Cad. Ahmetbey Plaza No: 10 Kat: 5
Pangaltı-Şişli-İSTANBUL
Tel: 0212 247 67 67

* İZMİRResim Heykel Müzesi ve Galeri Müdürlüğü
Mithatpaşa Cad. No:94 Konak / İZMİR
Tel: 0232 482 03 93

SEÇİCİ KURUL
Şefik Bursalı Resim Yarışması Seçici Kurulu aşağıda isimleri belirtilen üyelerden oluşur;

* Kültür ve Turizm Bakanlığı Temsilcisi
* Prof. Dr. Adnan TURANİil AKDENİZ
* Prof. Dr. Bedri KARAYAĞMURLAR
* Prof. Şeniz AKSOY
* Şefik Bursalı Ailesinden Bir Temsilci

Seçici Kurul üyelerinin isimleri alfabetik sıraya göre yazılmıştır.

Değerlendirme toplantısı için yeterli sayıda Seçici Kurul Üyesi bulunmaması halinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca yedek üye çağırılabilir.

DEĞERLENDİRME
Seçici Kurul, 2011 yılı Ekim ayında Ankara’da toplanarak, toplama merkezlerine verilen eserleri birlikte değerlendirerek sergiyi oluşturur. Sergilenmeye değer bulunan eserler içinden ödüle değer bulunanları belirler.

ÖDÜLLER
Şefik Bursalı Resim Yarışması’nda,
Başarı ödülüne değer görülecek 5 adet eserin her biri için;
7.000.- TL ve Başarı Belgesi verilecektir.

* Seçici Kurul, ödüllerin tümünü ya da bir kısmını dağıtıp dağıtmamakta serbesttir.
* Ödüller birden fazla katılımcı arasında da paylaştırılabilir.

TELİF HAKKI
* Yarışmada ödüle değer bulunan eserler, tüm haklarıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı Koleksiyonuna ait olacaktır.

* Yarışma sonunda ödül alan eser veya eserler, bütün telif haklarıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından satın alınmış gibi işlem görür. Kültür ve Turizm Bakanlığı, ödül ya da sergilenmeye değer bulunan eserleri, etkinliklerinde ve eğitim faaliyetlerinde afiş, katalog, broşür vb. her türlü tanıtım malzemelerinde 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun ilgili maddelerinde belirtilen şekilde; işleme, çoğaltma, yayma, temsil, işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkını yanı sıra sergilemek ve ödül alan eserlerin başka kamu kurumlarına devretmek üzere herhangi bir bedel ödemeksizin sahip olacaktır.

SERGİLEME
“Şefik Bursalı Resim Yarışması Sergisi” 2011 yılı Kasım ayında Ankara’da açılacaktır.

ESERLERİN İADESİ
* Yarışmaya teslim edilen eserlerin iadesi sergi bitiminde yapılacaktır.

* İade işlemlerinin başlama tarihi eser kabul merkezlerince ve Bakanlığımız web sitesi www.kulturturizm.gov.tr veya Genel Müdürlüğümüz web sitesi www.guzelsanatlar.gov.tr adreslerinden duyurulacaktır.

* Yarışmaya katılan tüm sanatçılar iade işlemlerinin başladığı tarihten itibaren, eserlerini on beş (15) gün içinde teslim alacaklarına dair taahhüt içeren bir belgeyi toplama merkezlerine ibraz etmek zorundadırlar.

* İade işlemlerinin başladığı tarihten itibaren 15 (on beş) gün içinde, teslim edildikleri toplama merkezlerinden geri alınmayan eserlerin kaybından veya uğrayabileceği hasarlardan dolayı herhangi bir neden ileri sürülerek Kültür ve Turizm Bakanlığı sorumlu tutulamayacaktır. Bu hususta tüm katılımcılar, şartnamede sunulan ek Form 1’e imza attıkları andan itibaren şartname hükümlerini kabul etmiş sayılırlar.

DİĞER
* Katılım Formları ve Şartnameler, Valiliklerden (İl Kültür ve Turizm Müdürlükleri), ilgili Fakülte ve Dernekler ile toplama merkezlerinden ayrıca, Bakanlığımız web sitesi www.kulturturizm.gov.tr veya Genel Müdürlüğümüz web sitesi www.guzelsanatlar.gov.tr adreslerinden temin edilebilir.

* Kültür ve Turizm Bakanlığı ödül alan ve sergilenmeye değer bulunan eserleri yurtiçinde ve yurtdışında sergileme hakkına sahip olacaktır.

* Kültür ve Turizm Bakanlığı, yarışmaya teslim edilen eserlerin taşınma ve sergilenmesi sırasında gereken önlemleri alır. Buna rağmen sözkonusu eserlerle ilgili olarak doğabilecek her türlü aksaklıklarda “Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Plastik Sanat Eserleri Seçme ve Değerlendirme Kurulu”nun kararı geçerlidir.

* Yarışmaya katılan bütün sanatçılar, bu şartname hükümlerini kabul etmiş sayılırlar.

* Şartnamede belirtilmeyen hususlarda veya tereddüt halinde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kararları geçerlidir.

KATILAN TÜM SANATÇILARA BAŞARILAR DİLERİZ.

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Ece Ayhan - Açık Atlas

Ağustos 13, 2011 by  
Filed under Edebiyat, Sanat, Siir

Leave a Comment

Hayattan ders veriyor diye öğretmenleri kızdıran
Tuzu bir bulmuş çocukları saklamadan güldüren dünyaya
Su kaçırmaz bir eşeğin sesine açıktır penceresi
Bir sınıfın, batı son dersinde, kuşluk vakti

Meşeler yapraklanınca bir tuhaf olurlar işte
Koparılmış kürt çiçekleri, hatırlayarak amcalarını
Azınlıkta oldukları bir okulda bile, sorarlar soru
Neden feriklerin ve eşeklerin memeleri vardır?

En arka sırada çift dikişliler, sınavda en öne
İntihara ve denizde nasıl boğulmaya çalışırlar
Yalnız Orta Doğu’da el altında satılan bir atlas
Kim demiş on sekiz yaşından küçükler okuyamaz

Bakıldı ki kum saati, ters çevrilmiş, çıt, usul isa asi olmuş
İkinci karnede babası yarısını silahıyla dışarda bırakıp
Öyle öğretildiği için saygılı, sınıfa giren parmak çocuğun
Boş yerine, girilmeyen bir dersin denizi, gelip oturmuş

Açık kalmış atlası, deniz taşmıştır, darılmasın Fırat ama

Hayatın orta öğretmeni sustu, dondu gülmeleri çocukların
Bir cenaze töreninde daha ölümü karşılamaya götürüleceğiz

Efendiler! Eşekler susabilirler
Ne yani çocuklar hiç gülmeyecekler mi?

Ece Ayhan

Açık Atlas 

Boş Bir Kâğıt

1 Comment

Geçtiğimiz günlerde, Sinan Çetin, katıldığı bir Tv programında, son filmi Kağıt’a dair konuşuyor; daha doğrusu, henüz düzgün cümle kuramayan, ve fakat, şekline şemailine hürmeten sunucu yapıldığı aşikar kızın da çanak çömlek sorularıyla, her zaman olduğu üzere, atıp tutuyordu, sola dair kafasında en küçük bir olumlu fikri bile besleyen herkese.

Buna değiniriz az sonra; ancak şimdiden söyleyeyim, ne kadar acınası değil mi; olmadığını, tükendiğini söyledikleri bir siyasete, devrimciliğe, bu kadar çok sövmeleri; dincilerin, liberallerin, milliyetçilerin! Acizliğin, zavallılığın bataklığında kulaç atmak; ama hiç yol alamamak! Peki ya, gerçekten yaşamış mı sayılıyor şimdi bu insanlar? Her neyse.

“Usta Yönetmen”, belki de hayatında en fazla emek harcadığı, güvendiği filmine, Kâğıt’a, kimsenin gitmemesine o kadar çok üzülmüş ki, ben kızdığını düşünüyorum, şimdi Dvd’sinin piyasaya çıktığını, bunun izlenmesine bile “fit” olacağını anlatıyordu. Evet, gerçekten, filme kimse, hatta hiç kimse gitmemiş, iyi mi? Kırk bini bile bulmamış gişe! Bu ise, aslında bir resttir, tabii anlayana!

Türkiye’nin en popüler yönetmeni, evet maalesef en popüler, bu denli bir “hakaret”e uğramışsa seyirci tarafından, o yönetmenin, “efendi gibi”, yolunun yanlış olduğunu kabul ve itiraf etmesi ve kenara çekilmesi gerekir. Sinan Çetin ise, bunun sebebini, filminin güldürmeyen; ancak düşündüren cinsten olmasına, oyuncuların popüler olmamasına bağlıyor. Ve elbette, bu yazıyı yazmama vesile olan şeye; “entelektüel camia”nın Kâğıt’ı görmezden gelmesine!

Yanlış anlaşılmasın, ben, anılan camiadan olmak bir yana, o camiaya mensup kimselerin herhangi biri ile bir yakınlığa falan da sahip değilim. Cihangir’de fesleğenli makarna yemek şöyle dursun, küçük bardakta çay bile içmedim!.. Diyeceğim, Çetin’in siteminin muhatabı sıfatı ile değil; ancak, devrimci-sosyalist camiaya dâhil biri olarak, Dvd’yi nereden bulacağız, internetten izlediğim filme dair, birkaç şey söylemek gereği hissettim.

Şurası önemli, Sinan Çetin, bu lafları edince, ben şaşırdım. Hadi solcular kendisine gıcık, Kâğıt’ı yazmadılar; ama dinci-liberal köşeciler de mi destek çıkmamış yönetmene? Tabii ki hayır, çıkmışlar; Zaman, Aksiyon gibi AKP-Cemaat yayınları, ellerinden geleni yapmışlar film için. Yazıyı yazmaya başlamadan evvel, Çetin’in, bunlara verdiği bir röportajı izledim, muhabirler, öyle bir coşturup havalandırmışlar ki şahsı, daha ne olsun dedim.

Aslında yönetmen en büyük yanlışı da burada yapmış, değineceğiz, bugünkü siyasi iklime uygun, buna “sanatsal” alanda da meşruiyet sağlamaya çalışan bir film çekerek ve de dinci-liberal kitlelere yaslanarak, dönmediği köşe kaldıysa,  köşeyi döneceğini hesap etmiş. Kâğıt’ı nasılsa Zaman okuyanlar izleyecek, Kâğıt’ın reklamını da Zaman yapsın yeter, diye düşünmüş. Ki, hatırlanacaktır, 12 Eylül’deki referandumda, ilgili filmin bazı bölümleri, internette, “evet” kampanyasında kullanılmıştı. Hal böyle iken, “yüzde elli sekiz”in, yönetmeni satmış olduğu açıkken, şimdi ağlayıp sızlamanın bir anlamı var mı?

Filmin hedefinin “yüzde elli sekiz” olduğunu, içeriğinin bugünkü siyasi süreci olumlamaktan müteşekkil bulunduğunu söylüyorum, niye? Niyesi basit; motto denilen ve filmin adının altında bulunan, filmin adından daha vurucu ve belirgin olan cümlede, şöyle deniyor: “Her yasak kendi isyancısını doğurur”. Güzel, ilk bakışta, sağcı, solcu fark etmez, herkesin doğru bulacağı bir söz seçilmiş; akıllıca. Daha doğrusu, söz, neyin ne olduğunu bilemeyecek derecede saf veya cahil insanları cezbetmek için yazılmış; kurnazca. Kafası karışmamış, aklı ve vicdanı hür, zekâ sahibi herhangi bir solcunun ise, anında çözeceği bir hilenin yazıya dökümüdür bu; biliyorum, zorca.

Tümden geldiğim söylenebilir ve bu yüzden eleştirilebilirim; fakat, andığımız yönetmen bir yana, herhangi bir kimsenin kurduğu birkaç siyasi veya sanatsal laftan, o kimsenin neci olduğunu anlayabilecek kadar da, yıllarca liberallerle uğraşmaktan kaynaklı, tecrübe sahibiyim, kimse meraklanmasın.

Devamla, filmin resmi sitesinden yararlanıyorum, sinopsis şöyle: “Saçma bir kanunu kör bir inatla uygulayan bir küçük memur. Bu saçma kanun karşısında ilk defa tevekkülle boyun eğmeyen bir genç adam. Kanun zedelerin yanlış kanunların karşısında hakkını kim koruyacak?” Yazım yanlışları, anlamsal kopukluklar, anlatımsal bozukluklar falan hiç konumuz değil; ama liberal militanlığın yarattığı kişilik bozukluğu ve küçülmenin boyutlarını göstermesi açısından, bunlara da vurgu yapılabilir. Ben yapmıyorum.

Kâğıt’taki öyküden de birazcık bahsedersem, sanıyorum, dertleri ve de derdimiz, daha da netleşecek.

1977 yılına gidiyoruz. Kanlı 1 Mayıs öncesi. İdealist bir genç solcu yönetmen, işçilerin birliği ve mücadelesi ile gelecek güzel günlerin filmini çekmeye çalışıyor. Her nasılsa, bir yapımcı, bu gence dünyanın parasını sunuyor; ama evvela, film için, Ankara’dan, ilgili kurumdan izin kâğıdı getirilmesini istiyor. Bizim yönetmen, saf ya, parasız izinsiz, çoktan çekimlere başlamış, prosedürü duyunca şaşırıyor. Bir telaş, bakılıyor ki film yürümeyecek, eczane açma yalanı ile, emekli memur babadan, ev ipoteği ile bulunan kredi alınıyor. Çalışmalar aksamıyor.

Nice sonra, Ankara’ya gidiliyor, aksilik ya, memure terslik yapıyor; film izni, çekimler başlamadan alınır, siz çekimlere başlamışsınız, diyor. İşte filmin üzerine kurulduğu temel de ortaya çıkmış oluyor. Yanlış kanun, küçük kafalı memurlar, saçma uygulamalar; tüm bunlara sebep hantal devlet, bürokratik devlet, halka düşman devlet! İznin ne zaman alınacağını bilmeyen bir “salak solcu”, bakın görün, nasıl da “koca bir film”in doğmasına vesile oluyor!

Film gösterime girmez, baba oğlunun eczacı olmadığını anlayınca intihar eder, kredi ödenemeyince sahip olunan tek şeye, eve, el konur, yönetmen, zararlı film çekmekten hapse atılır, geride kalan sevgili başkasıyla evlenir; tüm bunlara sebep nedir peki, nedir bu çileyi yaratan? Cahil olmayalım, tabii ki devlet, tabii ki yasalar! Tabii ki memurlar, tabii ki bürokrasi! Ve de, tüm bunların cisimleştiği şey, kâğıt! Şimdi oldu! Filmin adının nereden geldiği, ne kadar “derin”den geldiği de böylece ortaya çıkmış oldu!

Buradan sonrası ise, artık, bilindik Sinan Çetin saçmalamaları ile, kimisi absürdizm de diyebilir, sürüp gidiyor. Saf ve solcu yönetmen, hapisten dört yıl sonra çıkıyor, hukuk öğreniyor, kâğıtlardan yola çıkarak bir devlet, sistem eleştirisine varıyor; tuğla gibi kitaplar yazıyor, yaşadığı rezaleti, kendi meşrebince teorize ediyor. Ve son, başına bunca şeyin gelmesine neden olan kâğıtların sorumlusu olan kişiyi, küçük kafalı devlet memuresini, duvarları kâğıttan evine getiriyor: İntikam zamanı!

Takım elbiseli, hukuk kitapları yazmış, yakışıklı ve kendine güveni olan Emrah, “mağdur ve mütedeyyin halk kitleleri”ni; tipsiz, karga sesli, korkak, cahil Müzeyyen de “ceberut ve modern devlet”i temsil eden karakterler olarak bir münazaraya giriyorlar: Gün, o gündür! Hesap vaktidir! Kutsaldır! Kılıçlar çekildi, “ezilenler”, şimdi artık “ezenler”i yargılayacak!

Nasıl olacak peki bu? Bir ideolojinin, bir sınıfın, bir rejimin iktidar aygıtı ve örgütlenmesi olan devlet, ne şekilde yargılanacak? İdeolojiye karşı ideoloji, sınıfa karşı sınıf mantığı ile mi; yoksa, sen kağıttın ben taştım, sen beni sardın, beni yendin; şimdi ben makas olacağım, kağıdı kesip seni yok edeceğim, kurgusu ile mi? Tabii ki ikincisi ile! Şu ana kadar söylemedim bir şey; ama Sinan Çetin’in cehaleti ve cesareti, sadece ikincisine yetebilir!

Emrah soruyor, benim filmimden devlete ne, devlet bana ne karışır, bu yasalar neden var, devlet benim hayatımı ne hakla mahvetti? Müzeyyen yanıtlıyor, yasalar her şeyden üstündür, devletin dediği olur, devlet insandan önemlidir!.. Yönetmenin hesabına göre, izleyicinin burada “kopma”sı gerekiyor; diyecek ki izleyici, ulan harbiden ya, adamın babası öldü, sevgilisi kocaya gitti, anası perişan, filmi yandı, lanet gelsin bu devlete!

Buradan devam, Emrah diyor ki Müzeyyen’e, devlet yarın zeytin yemeyi yasaklarsa, ne yapacağız? Cevap geliyor, yemeyeceğiz! Yanlış, öyle değil, diyor Emrah; zeytin yemeyi sevenler örgütlenip dağa çıkacaklar, her yasak kendi isyancısını yaratır hanım!.. Sıra “entelektüel camia”da, diyecek ki camia mensupları, budur işte, halkın bazı kesimlerine iyi davranılmadığı için hepsi isyan ediyor bugün, çözüm kâğıtsız bir yaşamda, çözüm kahvaltı açılımında!  

Biliniyor, bugünlerde adı dahi, herhangi bir yerde zikredilmeyen; ancak, geçtiğimiz iki üç yılın namlı bir emekli profesörü, liberallerin peygamberinin bir lafı vardı, ezber bozmak, diye. Ne biçim bir eylem ismidir, aklıma geldikçe midem bulanır. En kötüsü ise, ezber bozma iddiasında olanların, her daim ezberden konuşmaları, ezberin dışına çıkamamalarıdır. İşte Kâğıt filmi de budur, Sinan Çetin, yetersiz ve çarpık siyasi bilinci ile, güya ezber bozacaktı; ama olmadı. Yemedi kimse. Şimdi ise, kimsenin ezberini bozamamış; fakat kendisi fena halde bozulmuş durumda.

Yavuz Turgul’un yazdığı, Şener Şen’in oynadığı ve benim çok sevdiğim, sık sık izlediğim Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni adlı filmdeki yönetmeni andırıyor, bu hali ile Sinan Çetin. Sonu da ona benzeyecek muhtemelen, şimdi o, medya maymunlarını oynattığı ve parsayı topladığı filmlerini tekrarlayacak.

Filmdeki bu tahrif olmuş, hastalıklı siyasi önermeye dair, daha net birkaç şey söylemek lazım. Ancak en başta şunu sormalıyız: Yönetmen bu “kafa”ya nasıl ulaştı?.. Cevap, sanıyorum ki, doksanlardan itibaren, Turgut Özal ve Tansu Çiller gibilere fiilen yamanarak ve iktidarın, paranın tadını alarak ve de fazlaca Cengiz Çandar, Şahin Alpay yazıları okuyarak, olabilir. Türkiye’nin gerçekten demokratikleşmesi için, her şeyin piyasaya devredilmesi, laiklik hassasiyetlerinin yok edilmesi, devletin küçültülmesini vazeden liberal borazanların yazdıklarını ayet bellemenin, insanı getireceği yer burasıdır. Burası ise, diptir, sondur.

Filmin tezi ne; devletler, yasalar ve kâğıtlar olmamalı! İsteyen istediğini yapmalı! Halka sınırsız özgürlük tanınmalı!.. Yönetmenin, ikide bir, oyunu AKP’ye verdiğini; zira AKP’nin, bu söylenenleri başarıyla yaptığını dile getirmesini de hesaba katarsak, söylenecek tek şey, sevsinler senidir! Bir kere, yasa ve kâğıt eşleştirmesi sakattır. Çünkü kâğıt yasanın belirleyeni falan değildir. Kâğıt, kâğıttır. Bir ayağı ötekilerden daha kısa bir masanın sallanmasını önlemek amacı ile de kullanılabilir, insanlık tarihinin en estetik üretimi olan şiirleri yazmak için de. Bu yüzden kâğıda düşmanlık, bir film açısından, metafor olarak bile düşünülse, mantıksızdır, aptalcadır.

Ama burada asıl mevzu şudur, ki bu, liberallerin iflah olmaz çelişkisidir, yönetmenin yanlış yorumu ile konuşuyorum, devlet, kanunlar, kâğıt; liberal bir düzenin tesisi sonucunda elbette ki ortadan kalkmayacaklar! Liberalizm de en nihayetinde bir modern devlet ideolojisidir.  Modernitenin siyasi yansıması da, bir örgütlenme aracı ve kurumu olarak, devlettir! Sosyalizmin Abecesi seviyesine inmek zorunda kaldık; fakat, sınıfsız bir toplum yaratılana kadar, devlet her daim yaşayacaktır. Nereden uydurdularsa artık, liberal düzende devlet yoktur tezini, pek çoğu safça pek çoğu kurnazca bu teraneyi dillendirip duruyor.

Daha önemlisi ise şu, kâğıtsız bir yaşam mümkündür aslında. Geçmişte böyleydi, ne kadar geçmişte, Ortaçağda! O dönemin astığı astık kestiği kestik kralları, imparatorları, bunu yaptı işte, kâğıtsız yasalarla halkları sömürdü, ezdi. Ve şimdi, AKP ve türevi, dünyanın çeşitli yerlerindeki “yeni sağ” iktidarlar, Ortaçağın gericiliğini “modernize” edip güncellediler. İddianamesiz, delilsiz, yani kanıtsız tutuklamalar ne anlama geliyor sanıyorsunuz? Kâğıt filmi bu düzene meşruiyet kazandırmak için çekilmiştir!

Sinan Çetin’in kötü niyeti ve cehaleti birleşince, daha pek çok yanlış yorum, hatalı okuma ortaya çıkıyor. Yetmişli yıllarda, seri bir biçimde seks filmlerinin patladığı dönemde, kimse izin, kâğıt sorunu yaşamıyorsa ve genç bir solcu yönetmen, bu düzenden mağdur olmuşsa, ortada bürokratik bir engel değil, ideolojik bir kuşatma vardır.

Bu arada, ne kadar trajikomik değil mi, sabah akşam AKP’cilik yap; ancak ülkemizde bir mağduriyet, gerçek bir mağduriyet arayınca yine karşında solcuları bul! Otuz yıldır bıkıp usanmadan solculara söv; ama filmini izlenir kılması için, yine onların öyküsünü anlatmak zorunda kal! Yazık bu liberallere be!

Söz açılmışken devam edelim, Çetin’i bu “kafa”ya ulaştıran şeylerden birisi de, kendisinin devrimci düşmanlığıdır. Başlarken bahsettiğim programda, kendisine bu soruluyor, nasıl oldu da solun dışına çıktınız, deniyordu. Yönetmen de, kendisinin, zaten o alana tam olarak giremediğini, 12 Eylül öncesinde de, sola dair eleştirileri olduğunu, insan hayatını siyasetten daha değerli bulduğunu söyleyip durduğu için hiç sevilmediğini anlatıyordu. Prenses filmi ise, bir anlamda bu düşüncelerinin ürünü imiş, ve birçok solcu da o filmden sonra kendisine hak vermeye başlamış.

Bunlar bir yana, Sinan Çetin ne derse desin, yönetmenin bir dönem soldan fazlaca “yararlandığı” muhakkak. “Sola dostça eleştiriler yönelttiği dönem”deki tüm çalışmaları, Çiçek Abbas, Çirkinler de Sever, 14 Numara, ince ve zekice bir toplumsal eleştiri altında, ezilen, dışlanan insanların, küçük hayatların anlatımıdır. Şahsi olarak, bunların üçünü de beğenirim, üçü de kalitelidirler.

Ama işte, 12 Eylül darbesi, askeri boyutu bir yana, ekonomik-politik açıdan, memlekete tam anlamı ile hâkim olmaya başlayınca, ki bunun miladı Özal iktidarıdır, Sinan Çetin uyanıyor, para kazanmak, büyümek, güçlenmek gerek diyor. Sonrası malum, bir yok olma, küçülme, kendine hakaret dönemi. Aynı programda anlatıldı, demiş ki yönetmen, solcuları kastederek tabii, para kazanmamak eşekliktir! Bak bak; işte kâğıt kürek, özgürlük ıvır zıvır laflarının özeti budur, Sinan Çetin’in özeti de bu kadardır!

Tabii, burada şu da önemli, bu kişi, neden bu kadar paraya, güce tapıyor, sorusu; bu cümle ile açıklığa kavuşmuş oluyor. Dahası, bu herhangi bir cümle değil, bir ifşaat olarak netlik kazanıyor. Demek ki, sinema, televizyon, reklamcılık, yapımcılık faaliyetlerinin arkasında bu neden yatıyormuş; Sinan Çetin, çok ama çok para kazanarak bazı özelliklerinden kurtulmaya çalışıyormuş! Sonuç mu, Kâğıt!

Kâğıt, üzerinde epey konuştuk; ama olay, aslında sadece tek bir kâğıt. Filmin sonunda, bir liste akıp gidiyor, listede, bugüne dek bilmem hangi ülkede ne kadar insanın öldürüldüğü, sebebi sonucu anlatılmadan, gizlenerek, söyleniyor. Bu insanların ölümüne sebep emperyalizmi, dünyada milyonları aç bırakan kapitalizmi deşifre etmeye kalkan biri ise görecektir, buna kâğıtlar yetmiyor. Sinan Çetin, saçmalıklarını, yazık, “yüzde elli sekiz”e bile yutturamıyor.

Zaman röportajında söylüyor, Rusya’da bir kâğıtla özel mülkiyeti yetmiş yıl yasaklamışlar, insanları votkaya mahkûm etmişler; böyle şey mi olurmuş?.. Votka mevzuu ayrı, votka Rusya’da bir kültür; Cemaat’in gazetesini görünce içki şikâyetinde bulunmak ikiyüzlülüktür. Özel mülkiyet ise, yönetmenin yanlışı var, Rusya’da gerçekten bir türlü yasaklanamadı, zaten de Sovyetler bundan dağıldı. Her neyse, bunlar bizi bağlar. Asıl diyeceğim, ben kâğıtları daha çok sevmeye başladım, elimde yetki olsa, ilk iş, evet ben de özel mülkiyeti yasaklarım. Sonra da, fazlasına lüzum yok, ziyan olur, şöyle ufacık bir kâğıda da, toplum önünde saçmalamayı yasakladığımı karalarım.

Bunca söz ettik, şükür ki bilgisayarda yazıyoruz, yoksa ben hiçbir kâğıda kıyıp da Kâğıt’a ve yönetmenine dair eleştiri yazmazdım.

Tüm bunların ardından filme dair söylenecek şey açık, ortada boş bir kâğıt ve buna binaen yine boş bir Kâğıt var. Birincisinin boşluğu, üzerine bir şey yazmaya gerek olmamasından, ikincisininki ise, içinde anlatılanların bir değere sahip bulunmamasından.

Alper Erdik

alpererdik@mynet.com

Derme Tiyatro, 2011-2012 Tiyatro Sezonu İçin Oyuncular Arıyor

Derme Tiyatro, 2011-2012 tiyatro sezonunda çocuk oyunlarında görev alacak;

- Eğitim belgesi olan,
- Ekip çalışmasına uyumlu,
- Yurtiçi ve yurtdışı turne engeli olmayan,
- 18-25 yaş arası bay ve bayan oyuncular arıyor.

Başvurular “e-posta ve ön kayıt bilgi formu” yoluyla alınacaktır. Cv ve performans fotoğrafları info@dermetiyatro.com adresine gönderilebilir. Değerlendirme sonrası uygun görülen adaylar ön görüşme için davet edileceklerdir. Yapılan görüşmeler sonucu, oyunculardan sahne performansları istenecektir.

ÖN KAYIT İÇİN TIKLAYINIZ: http://www.dermetiyatro.com/basvuruformlari/basvuru.htm

info@dermetiyatro.com

Oyunculuk başvurularında en çok dikkat edilen husus, kişinin yeteneği, aldığı eğitim ve tecrübesi dışında düzgün bir beden yapısına ve iyi bir ses tonuna sahip olmasıdır. Bununla birlikte güçlü bir belleğe, başkalarının duygularını anlayabilme ve başkalarının davranışlarını gözlemleyip canlandırabilme, düzgün konuşabilme, dans edebilme yeteneklerine sahip, yaratıcı, coşkulu, ve yönergeye uygun davranabilen, düzenli, disiplinli kimseler olmaları gerekir.

www.dermetiyatro.com
0212 571 94 84 

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Selçuk Başaran “ARTölye” Resim Sergisi

Ağustos 3, 2011 by  
Filed under Duyurular, Resim, Sanat, Sanatsal Etkinlikler, Sergiler

Leave a Comment

Selçuk Başaran, Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Resim-İş Egitimi Bölümü, 1998 Mezunu. 1993 – 2000 yılları arasında çeşitli reklam ajanslarında grafik tasarımcı olarak çalıştı. 2001 – 2008 yılları arasında, ODTU Geliştirme Vakfı Özel Lisesinde Resim Öğretmeni olarak görev yaptı. Aynı zamanda (2004 – 2008, 2009 – 2010) yılları arasında ODTU Mezunları derneği’nde yetişkinlerle ve çocuklarla atölye çalışmalarında bulundu. 

İlk kişisel sergisi 2006 yılında Ankara TCDD Sanat galerisinde açıldı.

2008 – 2009 yılları arasında çalışmalarına New York City’de devam etti. Burada ki çalışmalarının içeriği NYC izlenimleri üzerineydi. Aynı zamanda Manhattan PS 217 no’lu okulda çocuklarla workshop çalışmalarında bulundu.

İkinci kişisel sergisi 2010 yılının Ocak ayında Amerikan Büyükelçiliği sponsorluğunda Ankara Cağdaş Sanatlar merkezinde açıldı. Sergi daha sonra Gaziantep Kültür Merkezinde, Erzurum Atatürk Üniversitesinde ve Kayseri Erciyes Üniversitesinde izleyicilerle buluştu.


Bu serginin adı “New York Times”, konsepti New York City’di. 

Sanatçı birçok karma sergiye katıldı.

2010 yılı Şefik Bursalı Resim Yarışması ve 2011 yılı Nuri İyem Resim Yarışmaların’da eserleri sergilenmeye değer görüldü.

Sanatçı 2010 yılından beri Çankaya Universitesi’nde öğretim elemanı olarak Temel Resim Atölyesi I – II dersleri vermektedir.

Sanatçı “ARTölye” ismini vermiş olduğu sergisinin temasını şöyle tanımlıyor:

“Sanat zamandan ve mekandan bağımsızdır. Her yerdedir ve her zamandır ama genellikle doğduğu yer sanatçının atölyesidir. 

Bir sanatçının atölyesi onun çalıştığı yerdir. Yaşadığı, nefes alıp verdiği, yarattığı, ürettiği yerdir. Hayatının geçtiği, o sonu gelmez kavgaların verildiği yerdir. Var olduğu yerdir. Atölye’nin kapısı yalnızca sanatçının görebildiği bambaşka, gizli bir dünyaya açılır. Orada kapılar kapı, duvarlar da duvar değildir. Hatta belki duvarlar da yoktur, kapılar da… İmgelerden, düşlerden, görüntülerden, duygulardan, heyecanlardan süzülüp biçimlenmiş gizli bir dünyadır atölye… Bu sergimle sizleri son çalışmalarımın doğum yerine, kendi ARTölye’me davet ediyorum.”

5 – 20 Eylül 2011 tarihleri arasında  Selçuk Başaran’ın “ARTölye” isimli resim sergisini Galeri Selvin’de görebilirsiniz.

GALERİ SELVİN   - Arnavutköy Dere Sok. No:3 Arnavutköy Beşiktaş - İstanbul

Tel: 212.263 74 81 selvincg@gmail.com  - www.galeriselvin.com

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »