Ahmet Yazıcı Ahşap Heykel Sergisi

Ahmet Yazıcı’nın Ahşap Heykel Sergisi Klaxon’da…

Heykellerini ‘duvar panoları’ ve ‘iç mekan masa üstü’ heykelleri olarak iki ana grupta tasarlayan ve yontan Ahmet Yazıcı’nın üçüncü ahşap heykel sergisi 11 Kasım-3 Aralık tarihleri arasında Klaxon Kültür Merkezi’nde izlenebilir.

Asıl mesleği metalürji mühendisliği olan Ahmet Yazıcı, sanat çalışmalarına hayatının geç bir evresinde (emekliliğinde) başlamış olmakla birlikte sürekli sanat dünyasının içinde oldu. Ağactan heykel yapmayı seçmesindeki en büyük etken, yontuya renk dünyasının sonsuz güzelliğini de katabilmek olduğunu söyleyen sanatçı, heykellerinde genellikle çok sert bir ağaç olan huş ağacını (Baltic Birch) tercih ediyor. Bu malzemede diğer ağaç türlerinde zamanla ortaya çıkan çatlama vs gibi deformasyonlar oluşmuyor. Heykellerini ‘duvar panoları’ ve ‘iç mekan masa üstü’ heykelleri olarak iki ana grupta tasarlayan ve yontan sanatçı son dönem çalışmalarını 3 Kasım-11 Aralık tarihleri arasında Klaxon Kültür Merkezi’nde açacağı üçüncü kişisel sergisiyle sanatseverlerle paylaşıyor.

Avusturya Lisesi ve Avusturya’da ‘Montanistische Hochschule Leoben’ Yüksek Okulu Demir Çelik ve Metalurji Fakültesi mezunu olan yüksek mühendis Ahme Yazıcı’nın sanat çalışmalarının yanı sıra klasik müzik ve besteci L.v.Beethoven en büyük tutkusu. Sanatçı, eserlerindeki form ve renk harmonisini kurgularken dinlediği müzikten de etkilendiğini belirtiyor.

Sergi açılış: 11 Kasım 2010
Saat: 18.30-20.30
Adres: Klaxon Kültür Merkezi, Olivya No:5 D:2 İstiklal Caddesi, Beyoğlu
Tel: 0212 244 24 64 0533 282 08 42 http://www.klaxonkultur.com/

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Beyazperdede İlk “Alevi Açılımı”: Saklı Hayatlar

Alevilerin yaşamak zorunda bırakıldıkları “saklı hayatlar” ilk kez beyazperdeye taşınıyor. “Saklı Hayatlar” filminin yönetmeni ve senaristi A. Haluk Ünal “Türkiye’nin tüm saklı hayatlarını örnekleyen Alevi kimliğinin dramı, Sünni çoğunluğun da trajedisidir” diyor.

Çekimleri bugün başlayan ve “Birbirimizin acılarını hissedemezsek yaralarımızı saramaz, iyileşemeyiz” diye yola çıkan filmde; Ceren Hindistan, Yusuf Akgün, Lâçin Ceylan, Zerrin Sümer, Ahmet Mümtaz Taylan gibi güçlü ve seyircinin iyi tanıdığı oyuncular yer alıyor.

“Kürt realitesinden” sonra Alevilerin maruz bırakıldığı toplumsal baskı ve önyargılar da artık Yeşilçam’ın senaryolarına giriyor. Beyazperdede Alevi kızla Sünni oğlanın imkânsız aşkına değinen filmler görmüştük. Ancak Alevi toplumunun yaşamak zorunda bırakıldığı ötekileştirmeyi, ayrımcılığı doğrudan konu edinen bir film yapılmamıştı şimdiye kadar. Kültür Bakanlığı Fonu’ndan da destek alan Saklı Hayatlar bu konuda bir ilk.

Çekimleri bugün başlayan ve A. Haluk Ünal’ın yöneteceği ilk uzun metrajlı film olan Saklı Hayatlar’da Ceren Hindistan, Yusuf Akgün, Lâçin Ceylan, Zerrin Sümer, Ahmet Mümtaz Taylan gibi güçlü ve seyircinin iyi tanıdığı oyuncular yer alıyor. Filmin bir de çocuk oyuncu var: 8 yaşındaki Irmak Öztürk. Yapımcılığını Drama İstanbul’dan Serpil Güler’in üstlendiği filmin görüntü yönetmenliğine Altın Koza’da iki kez ödül almış olan Gökhan Atılmış, müziklerine ise bir dönem “İmkansız Aşk” şarkısı dillerden düşmeyen Cem Yıldız imza atacak. Vizyona Mart 2011’de girmesi planlanan filmin dağıtımını ise Tiglon yapacak.

1980’de Çorum katliamı sonucu İstanbul’a göç eden bir Alevi ailenin hikâyesinden yola çıkan Saklı Hayatlar, sıradan insanların yaşadığı kimlik çatışmalarının yol açtığı gerçek bir trajediyi anlatıyor. Filmin senaristi ve yönetmeni Ahmet Haluk Ünal Saklı Hayatlar’ı şöyle özetliyor:

“Uzun yıllardır bu topraklarda yaşatılan ama şimdiye kadar sinemada yeterince konu edilmemiş bir ayrımcılıktan yola çıkıyoruz. Gündelik ve ulvi hayatın, aşkın ve evlat sevgisinin kesiştiği noktada, kimliksel önyargılar yumağının yol açtığı trajediyi görselleştirmeyi hedefliyoruz.”

Gerçek hikayeler, yeni hikayeciler

Filmin örgüsünü oluşturan ana hikâye gerçek olaylardan esinlenmiş. Ayrıca filmde yer alan ayrıntılar yaşamdan alıntılanmış.

“Türkiye’de, egemen olandan farklı dinsel, politik ya da cinsel bir kimliğe sahipseniz saklanarak yaşamak zorundasınız. Ancak egemen kimliğe görünüşte de olsa uyum sağlayıp, kimliğinizi ortaya koymadığınız sürece ‘huzurlu’ yaşayabiliyorsunuz” diyen Ünal’a göre, “Kimlikler üzerindeki baskı sadece devletten de kaynaklanmıyor. Gündelik hayatı birlikte yaşadığınız sıradan insanların, ‘ötekilerin’ önyargıları farklı olmayı cehenneme dönüştüren en önemli unsur.”

“Anadolu’nun farklı kimliklere sahip insanları olarak resmi tarihin, resmi ideolojinin bize bellettiklerini bir kenara koyup birbirimizin gerçek acılarını, karşılıklı önyargılarla birbirimize çektirdiğimiz tüm acıları dinlemeye ve paylaşmaya başlamanın zamanı artık” diyen Ünal, “Kendimizin ve başkalarının hikayelerini hissetmenin, paylaşmanın en zengin en yoğun dili olan sinema, kimliksel önyargıların çözülmesine de önemli bir katkı yapabilir” görüşünde.

Saklı Hayatlar yeni bir yaratıcı yapım modelinin ilk filmi:
Dramaİstanbul Film Atölyesi

Saklı Hayatlar sadece konusuyla bir ilke imza atmıyor. Ekibi ve yapım süreciyle pek çok başka ilki de bir araya getiriyor. Saklı Hayatlar daha önce pek çok senaryosu perdeye aktarılmış olan A. Haluk Ünal’ın yönetmen koltuğunda olduğu ilk sinema filmi ama ilk uzun metrajlı filmi değil. Ünal 2008’de “Müslüm Baba’yı bıçaklayan genç bir Kürt hayranının hikâyesinin anlatıldığı ilk uzun metrajlı televizyon filmi Esrarlı Gözler’in senaryosunu yazmış ve Müge Turalı ile birlikte yönetmişti.

Saklı Hayatlar yapımcı şirket Dramaİstanbul Film Atölyesi’nin de ilk filmi olacak. Geniş bir yerli yabancı yazar ekibini bünyesinde barındıracak olan Dramaİstanbul, gelişmiş sinema sektörüne sahip ülkelerde uygulanan bir yapım yaratım modelinin Türkiye deki ilk örneği ve ilk uluslararası sinema atölyesi olma özelliğini taşıyor.

Bir proje havuzu ve yaratıcı atölye olarak çalışmalarına devam eden Dramaİstanbul, sektörel anlamda birbirini tanımayan ya da ulaşamayan, küçük bir iletişim ve çalışma çemberinde tıkanıp kalmış  yapımcı, senaryo, öykü, roman yazarlarının buluşma ve beraber çalışma noktası olmayı amaçlıyor.

Güçlü kadro,  güçlü ekip,  güçlü gişe beklentisi

Saklı Hayatlar’ın yapımcısı ve proje tasarımcısı, Dramaİstanbul’un kurucularından Serpil Güler sektörün de çok iyi tanıdığı bir isim. 20 yıl önce başladığı sinema yolculuğunu artık yapımcı olarak sürdüren Güler, son on yılda büyük bütçeli dramalarda uygulayıcı yapımcı olarak çalıştı.

Filmin görüntü yönetmeni “Sis ve Gece “ ve “ Beynelmilel” filmleri ile Altın Koza Film Festivali’nde iki ödül kazanan Gökhan Atılmış.

Filmin müziklerini ise Hırsız Polis dizisi için bestelediği “İmkansız Aşk” şarkısı dillerden düşmeyen, Zülfü Livaneli, Şükriye Tutkun, Yıldız Tilbe gibi birçok sanatçıya albüm çalışmalarında eşlik eden başarılı müzisyen Cem Yıldız yapacak.

Filmin iletişim danışmanlığını pointistanbul, fotoğraf danışmanlığını ise Galata Fotoğrafhanesi, Yücel Tunca ve Özcan Yurdalan üstlendi. Afişini ise reklam sektörünün tanınmış art direktörlerinden Barış Sarhan yaptı.

“Kısıtlı mali imkanlara rağmen filmin senaryosuna inanan çok güçlü bir oyuncu kadrosu ve çok güçlü bir ekip kurduklarını” belirten yapımcı Serpil Güler, bir ilke imza atacak olan Saklı Hayatlar’ın hem sektörde hem seyirci tarafında beklenen ilgiyi uyandıracağına inanıyor.

ÖNEMLİ NOT:

Filmin çekim süreci, fotoğraf ve videolarıyla birlikte günü gününe www.dramaistanbul.com.tr/blog adresinden izlenebilecek.

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Metin Altıok – Sonludur Aşk da

Kasım 8, 2010 by  
Filed under Edebiyat, Sanat, Siir, Ustalara Saygı

Güzel anılar biriktirdim senden,
Dudağıma solgun gülücükler getiren.
Özenle sakladım belleğimde,
Bir yığın oldu daha şimdiden.
Nasıl olsa bir sonu olacaktı bu aşkın
Bir gün apansız gerçekleşiveren.

Bir terazinin durgun pirinç kefesine
Pat diye inince kara kiloluk,
Nasıl kalkar havaya birdenbire
Boş kalan zavallı kefe.
Nasıl titreşir terazi uzun süre,
Denge sağlanıncaya kadar başka şeylerle.

Anılarla bozdum o dengeyi ben önce,
İkimiz için de yaptım bunu.
Yaşadığımız günlerden biriktirdim sessizce,
Bir kefede sana hiç sezdiremeden.
Koyabilirsin kara kiloyu artık,
Bak terazi nasıl kolay gelecek dengeye.

Mutluydum ben yine de kendimce.
Senin girdilerin, çıktılarım benim
Doğrusu uygundu birbirine,
Yan yana gelince bir resmi tamamlayan.
Vazgeçilmezdi ellerin sonra,
Yangınımdan yorgan döşek kaçıran.

Ama inan sonludur aşk da,
Kovalar sonunu kendi kendinin.
Bana bir uçurum gerek şimdilerde,
Yeterince dik ve derin.
Bir çavlan istiyorum çünkü,
Kırmak için kristalini hayatın ve şiirin.

Metin Altıok

Sonludur Aşk da

Çarlık Rusyası’ndan Sahneler: Rus Devlet Müzesi Koleksiyonu’ndan 19. Yüzyıl Rus Klasikleri

4 Kasım 2010 - 20 Mart 2011

Çarlık Rusyası’ndan Sahneler: Rus Devlet Müzesi Koleksiyonu’ndan 19. Yüzyıl Rus Klasikleri sergisi, İstanbul’da ilk kez sergilenecek bir dizi başyapıtı sanatseverlerle buluşturmanın yanısıra, Rus gerçekçi resimleri üzerinden, Rusya tarihinin bir dönem kesitini de sunuyor.

St. Petersburg‘daki Rus Devlet Müzesi’nin zengin koleksiyonundan seçilen başyapıtlar; çalışma ve yoksulluk, çocukların dünyası, halk eğlenceleri, savaş ve ölüm ile kentsoyluları konu alan sahnelerle devrime kadar yaşamın her alanından kesitleri yansıtıyor.

“Rus ruhu”; edebiyatta, müzikte ve güzel sanatlarda aşk, acı ve ölümün kol gezdiği bir duygu dünyası olarak işlenmiştir. Gündelik yaşam resimlerine 1860′lardan sonra gerçekçi eğilimler hâkim olur. İlerici ressamlar, çağın can alıcı sorunları olan sosyal adaletsizlik, serflik (1861′e kadar Rusya’da köylüler büyük toprak sahiplerinin mülkü sayılıyordu), çocuk işçiliği, kadınların hor görülmesi, yoksulluk gibi konuları işlemeye başlar. Gündelik yaşam, artık sanatçıların ilgi alanına girmiştir.

1870′ler ve özellikle de 1880′lerden sonra resimlerde daha olumlu bir hava esmeye başlar, acılarla dolu dünyadan yavaş yavaş çıkılır. Halk artık kurban değil, güçlü bir öznedir. Folklora, halkın doğa ve evren anlayışını şiirsel bir anlatımla betimlemeye önem veren bir eğilim belirir. Toplumsal sorunlar bütünsellikleri içinde ele alınır, artık suçlama değil, tahlil vardır.

Repin’den Makovski’ye, Yaroşenko’dan Şişkin’e ve dönemin daha pek çok ünlü sanatçısına yer veren sergi, dönemin Rusyası’nı hemen her yönüyle anlatırken, ele aldığı konular ve tiplemeleriyle, sanatseverlere Nikolay Gogol, Fyodor Dostoyevski gibi büyük Rus yazarlarının eserlerini okuyormuşçasına ayrı bir keyif de verecek.

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Hâr’ın 8. Sayısı (Kasım-Aralık 2010) Çıktı…

Kasım 8, 2010 by  
Filed under Deneme, Dergi & Fanzin, Duyurular, Edebiyat, Sanat, Siir

Hâr Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi’nin 8. Sayısı (Kasım-Aralık) Çıktı…

İÇİNDEKİLER

Kadın’ın Yazısı / NAZMİYE KETE
Dilden Dile Gelenler: Şair Kadınlara Dair / BETÜL DÜNDER
Yüksek Ökçeler / ÇİĞDEM SEZER
Kabil’in Gölgesi Üzerine Söyleşi / ZELİHA DEMİREL
Yaza Yaza Yaz Geldi/ FATMA N.
Kadın’ım, Şair’im, Yazı’yor’um / HİLAL KARAHAN
Muştu / NEFİSE KARATAŞ
Tüm Zamanların Yüreğinde kadının Ayak İzleri / MÜSLİM ÇELİK
Pelin Esmer’le Sinema Üzerine Söyleşi / SALİHA YADİGÂR
Flaneur İm / ÖKTEM TEPE
Öyküm / TUBA SUSOY
Çadırımda Bir Ayna / HÜSEYİN KÖSE
Malatya Evlerinde İki Anaç Bir Kuzuyu Ararken / SEMA ÇETİNKAYA
Bir “Gevheri” De Bizden: KÜÇÜK ABİDİN / SÜLEYMAN ÖZEROL
Sestir İnsanı Kemiren / İLKER GÖREN
Taciz Ateşi / KAĞAN UZUNER
Klasik Kürt Edebiyatının Üstadı: Ahmedê Xani / FAYSAL CEYLAN
Tütün İle Beşiğin / ÖZKAN KULA
Bozuk Ezber “Çocuklarımıza” / MUSTAFA GÜÇLÜ
GELIYÊ SEYFO (Hawara Qewmeke Lal) / BERKEN BEREH
Sidik Torbası / HÜSEYİN KAYAŞ
Gazap Üzümleri / HAKAN BİLGE
Yokluğun Öksüzlüğüm Olurdu / MEHMET ERCAN
Kuşkanar’ken / MAZLUM ÇETİNKAYA
Hâr 7. Sayının Üzerine / FERMAN SALMIŞ

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

« Önceki Sayfa — Sonraki Sayfa »