Ebru Döşekçi Heykel Sergisi

EBRU DÖŞEKÇİ HEYKEL SERGİSİ 6-31 ARALIK 2010 tarihleri arasında MERKUR’DE…

Ebru Döşekçi “Yolcu” adını verdiği ikinci kişisel sergisini MERKUR’de açıyor. Sergide sanatçının son dönem ürettiği 10 heykeli yer alacak.

Sergide yer alan heykeller sanatçının tekrar tekrar aynı yerlerden geçtiği, seçimler yaptığı, onaylamak için dönüp arkaya baktığı uzun bir yolculuğun izlerini taşıyor. Daha kapalı, daha kendinden emin, olgun ama dinamik formları içeriyor. Hem uçarı, hem daha güçlü yere basan heykeller… Canlı renkleri, pürüzsüz yüzeyleri ve estetik anlatımlarıyla her birinin kendi hikayesi olan yolculukların ifadeleri.

Heykellerinde sade, sakin, izleyeni yormayan yalın formlar kullanan sanatçı, malzemesini ve rengini eserin kendisine verdiği duyguya göre seçiyor.

Heykel sanatçısı Ebru Döşekçi 2005 yılında Yeditepe Üniversitesi Plastik Sanatlar Fakültesi’nden yüksek lisans diplomasıyla mezun oldu.

MERKUR: Şakayık Sok. Aylin Apt. No: 75/5 Teşvikiye Mah. Nişantaşı/İstanbul - T: 0212 231 69 87 - F:0212 231 55 07

www.galerimerkur.com - info@galerimerkur.com

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Şair Çalar, Şair Oynar

Kasım 22, 2010 by  
Filed under Deneme, Edebiyat, Sanat, Siir

Şairlerin hali çok acıklı doğrusu. Bazen traji-komik duruma da gelebiliyor. Çünkü şiir okuru falan yok bu ülkede, kayda değer sayıda. Bu yüzden de şairler kendileri çalıp kendileri oynuyorlar ne acıdır ki.

Ne büsbütün içinde ne tamamen dışında” olduğum şair ortamına, artık acıyarak bakmaya başladım açıkçası.

Ece Ayhan, Turgut Uyar, Cemal Süreya gibi büyük şairlerin şiir kitapları bile, senede bin tane satılmıyor. Bildiğim kadarıyla, istisna olarak, sadece Nazım Hikmet ve Yılmaz Odabaşı’nın şiir kitaplarının satışı, yıl içinde birkaç bin sayısına ulaşabiliyor. Edebiyat dergilerinde düzenli olarak şiir yayımlatan, şiir yıllıklarına giren şairlerin çok ünlü olanlarının dışındaki şairler, yayınevlerine kendi ceplerinden para vererek kitaplarını bastırmak zorunda kalıyorlar. O kitaplar da ancak 500 tane basılabiliyor, satmayacağı için. Dağıtımcıların çoğu, satılmadığı için, bu kitapları dağıtmaya yanaşmıyor. Kitapçıların çoğu da şiir kitapları satılmadığı için, çok ünlü ve satan şairlerin kitapları dışındaki şiir kitaplarını almak istemiyor.

Aynı zamanda tanınmış bir edebiyat dergisinin de sahibi olan bir yayınevi sahibinin bizzat ağzından dinlediğim üzere, sene içinde, sadece üç şairin kitabını, seçerek yayımlıyorlar ve o kitapları da 500 tane basıyorlardı ancak. Bu 500 kitabın 50 tanesi, kitabın sahibi şaire veriliyor, eşe dosta imzalı olarak versin, imza günlerinde kullansın, arşiv yapsın diye. 50 tanesini de yayınevi kendi arşivi için saklıyor. 200 tane kadarı da kitabın sahibi olan şair ve yayınevi tarafından diğer şairlere ve kitabın tanıtımını yapmalarını umdukları, basın-yayın organlarındaki belirli kişilere yollanıyor. 50 tanesi ise, zorla kütüphanelere kakalanmaya çalışılıyor. Toplam sayı ne etti: 350. Geriye ne kaldı 500 kitaptan: 150. İşte bu kalan 150 kitap, dağıtımcı bulunursa, dükkânına almayı kabul eden kitapçılar çıkarsa, uzun yıllar boyu tükenmek bilmiyor raflarda.

500 tane basılan şiir kitabının yaklaşık 200 tanesi, diğer şairlere yollandığına göre, şairler sadece birbirlerine şiir yazıyorlar ne acıdır ki. Şiir kitabı çıkartıp imzalayarak birbirlerine yollamaktan öteye geçemeyip şiir okuruna ulaşamıyorlar, kayda değer sayıda şiir okuru olmadığı için. Edebiyat dergilerinde de durum farklı değil. Satılabilen bir iki edebiyat dergisini alanlar, sadece şairler, kendini şair sananlar ve çok az sayıdaki sıkı şiir okuru. Diğer dergiler ise, dergiyi çıkartanlar tarafından şairlere ve diğer dergicilere yollanıyor çoğunlukla. Yani, bu dergiciler de birbirlerine kendi dergilerini yollamaktan öteye geçemeyip olmayan şiir okuruna ulaşamıyorlar. Yani, artık şiir, şairler arasında bir kapalı devre yayına, kendi aralarında bir oyuna dönüşmüş durumda. Ne acıdır ki şairlerin pek çoğu da birbirlerini okumuyor, bilindiği üzere.

Şiir dinletilerinin durumu da çok acıklı, hatta üniversitelerde düzenlenen dinletilerin durumu da böyle ne yazık ki. İstanbul dâhil olmak üzere, tüm şehirlerde düzenlenen şiir dinletilerine, konuk olarak çağrılan şairlerin dışında, sadece diğer şairler, kendini şair sananlar ve birkaç eş dost katılıyor. Kazara, ekstradan bir iki şiir okurunun gelmesi halinde ise büyük olay yaşanıyor doğrusu. Barlarda düzenlenen şiir dinletileri bir yana, üniversitelerde düzenlenen şiir dinletisi, şiir paneli, şiir kongresi gibi etkinliklerde de durum aynı. Birkaç sene önce, Kocaeli Üniversitesi’nde, başta Refik Durbaş olmak üzere, Seyyit Nezir, Baki Ayhan T., Arife Kalender gibi bilinen şairlerin konuk olup kürsüde şiir üzerine söyleşi yaptıkları dinletiye, sadece, İzmit’teki birkaç şair ve kendini şair sanan birkaç kişi katılmıştı mesela. Hatta, etkinliği düzenleyen İhsan Topçu, kürsüye çıkıp katılımın bu kadar az olmasından dolayı, konuk şairlerden özür dilemek durumunda kalmış ve bu durumun final sınavları döneminden kaynaklandığını söylemişti. Bir süre sonra ise, öğretmenlerinin zoru ve not korkusu eşliğinde, toplu halde, epey sayıda öğrenci salona getirildi, durumu kurtarmak için.

Kitap fuarlarına katılan şairlerin durumu da çok acıklı. Ruşen Hakkı, çok güzel tanımlamıştı yıllar önce, oradaki hallerini. “Gelinlik kızlar gibi oturuyoruz orada, gelene geçene bakıyoruz” demişti. Bu ülkede şiir okuru olmadığı için, şairler stantlarda oturup gelene geçene bakıyorlar ancak, eş dost geliyor birkaç kare fotoğraf çektiriliyor, şairler birbirlerinin standını ziyaret ediyor, orada gene birkaç kare fotoğraf. Yani, “dostlar alışverişte görsün” durumu yaşanıyor sadece.

Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye?” demişti ya bir şair. Asıl, kimse şiir okumuyorsa, şiir yazıp yayımlamak niye?

Yazan: Serkan Engin

KASIM 2010

sekoengo@gmail.com

Şiirin Çocuk Kalpli Şövalyesi

Kasım 21, 2010 by  
Filed under Deneme, Edebiyat, Sanat, Siir, Ustalara Saygı

İzmit’teki şairler arasında, ola ki birine canımı teslim etmek durumunda kalsam, hiç tereddüt etmeden, içlerinden İhsan Topçu’yu seçerdim. Çünkü O’nun kadar, masum bir kalbi hayatın göğünde bir bayrak gibi dalgalandıran başka bir şair daha görmedim İzmit’te.

Her dem bir çocuk kalbi vardır İhsan Topçu’nun, gömleğinin dışından bile ayan beyan görebileceğiniz. Hâlâ – sanırım ilk aşkı olan ve kendisine kavuşamadığı- Gülten’e şiirler yazacak kadar da naif bir şairdir. Zaten ne zaman biri Gülten dese aklıma İhsan Topçu gelir ya da biri Feride dese Yılmaz Odabaşı ve biri Aysel dese Attila İlhan. Hayali, yabancı kadın adlarından bahsederek şiir yazan züppe şairlerin gülünç halinin yanında, nasıl sıcak, nasıl samimi, nasıl yaşayan, nefes alan bir şeydir, Gültenlere, Feridelere, Aysellere şiir yazmak. Çünkü bu kadınlardır “bizim kadınlarımız”. Onlardır “uğruna ölümlere gidip geldiğimiz, zulamızdaki mahzun resim”de olan, yani “korkunç ve mübarek elleri /ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle/ anamız, avradımız, yarimiz”…

Bilen bilir zaten de bilmeyenler için kendisinin ülkemizde “Şiir Okulu” adıyla açılan ilk birimi, 1995’te Kocaeli Üniversitesi’nde kurduğundan, hatta bu birimin, yanılmıyorsam Rönensans sonrası Avrupa’da aynı adla açılan ilk örneğinden sonra dünyadaki ikinci şiir okulu olduğundan bahsetmeli. Daha ötesi, bugün Uluslar arası Pen’in de kabul edip her yıl dünyanın dört bir yanında kutladığı “Dünya Şiir Günü”nün fikir babası İhsan Topçu’dur ve Pen’den yıllar önce Kocaeli Üniversitesi’nde bu kutlamaları başlatmıştır. Pen’in Türkiye temsilcileri olan Tarık Günersel ve Gülümser Cengiz’in, İhsan Topçu’dan feyz aldıkları bu kutlama geleneğini, Uluslar arası Pen Genel Merkezi’ne önermelerinden sonra da “Dünya Şiir Günü” kutlaması enternasyonel bir boyuta ulaşmıştır. Bir de “Humanist Enternasyonel Şiir Onursal Ödülü” vardır İhsan Topçu’nun, 1992 yılında, İsveç’te, uluslar arası boyutta düzenlenen bir yarışmada “Gökyüzünü Yitiren Kuş” adlı şiir dosyasıyla aldığı. Ayrıca, Ş. Avni Ölez Şiir Emeği Ödülü vardır kendisinin, 2004’te “Yaşam Avuçlarımızda Sonsuzveren Gül” adlı kitabıyla aldığı.

Bu dediklerimin hepsini zaten şiiri yakından takip edenler bilir, ama asıl bir yönü vardır ki İhsan Topçu’nun, bence tüm bu, ödüller almasından, dünya tarihindeki ikinci ve ülkemizdeki ilk şiir okulunu kurmasından çok daha önemli, çok daha bilinesi, çok daha örnek alınası, çok daha takdir edilesidir.

İhsan Topçu, her şairde görülmeyecek kadar sağlam bir şiir namusuna sahiptir ki kişisel olarak kavgalı olduğu, hatta kendisine karşı ağır söz eden kişiyi, 2005’te hazırladığı Kocaeli Günümüz Şiiri Antolojisi’ne almaktan hiç çekinmemiş ve böylece bir şiir şövalyesi olarak, ayrıca dünya şiir tarihine geçmiştir.

Velhasıl, Sürmene’nin Kuşluca Köyü’nden kanatlanıp Şiir’in kalbine konan bir “sonsuz kanatlı kuştur” İhsan Topçu.

Yazan: Serkan Engin

sekoengo@gmail.com

KASIM 2010

Octavio Paz - Unutuş

Kasım 20, 2010 by  
Filed under Edebiyat, Sanat, Siir, Ustalara Saygı

Yum gözlerini, yitir kendini karanlıkta
gözkapaklarının kırmızı yaprakları altında.

Gömül vızıldayan sesin
düşen sesin halkalarına
ve uzaklarda yankılan
dilsiz bir çağlayan gibi,
davulların çalındığı yerde.

Bırak kendini karanlığa,
kendi etine gömül,
kendi yüreğine;
kemik, o mor şimşek,
kamaştırsın gözlerini, kör etsin,
mavi göğsünü göstersin akşam ışığı
körfezler ve gölgeli koyaklar arasında.

O sıvı karanlığında uykunun
ıslat çıplaklığını;
kıyıya kim bilir kimin bıraktığı
gövdeni, o köpük danteli unut.
Sonsuz kadın, yitir kendini
kendi benliğinin sonsuzluğunda,
bir başka denizle buluşan bir deniz gibi
unut kendini, beni unut.

Dudaklar, öpüşler, aşk, her şey yeniden doğar
o ölümsüz, o yalın unutuşta:
gecenin kızlarıdır yıldızlar.

Octavio Paz

Unutuş

Çeviren: Ülkü Tamer

Şiirin Gizli Gerillası

Kasım 20, 2010 by  
Filed under Deneme, Edebiyat, Sanat, Siir

İzmit’te, şiir yıllıklarına girebilen şairler olarak, Ruşen Hakkı, Ayşe Nalân, İhsan Topçu ve bendeniz Şiir Haini Serkan Engin ile birlikte, kendini şair zanneden amatör küme şiir oyuncularını toplasak, bir tane Mahir İrfan Benli kadar nitelikli şair etmeyiz. Mahir İrfan Benli ki gizli gerillasıdır şiirin ve edebiyat erk odaklarının iktidarını beslememek adına, edebiyat dergilerine şiir falan yollamaz, ama bugün dergilerde yayımlanan şiirlerin çoğunu, iki kere cebinden çıkartır, İrfan’ın şiirleri.

O, bu notu hiç okumayacak ki okusa kızardı bana, “Serkan, neden hakkımda böyle iri kıyım sözler ettin” diyerek. Bütün güzel ve büyük insanlar gibi ar eylerdi böyle aleni övülmekten. Hani, Nazım Hikmet’in, Bakü’de katıldığı etkinlikte, kendisini uzun süre ayakta alkışlayan coşkulu kalabalığın karşısına geçtiğinde, “Beni çok mahcup ettiniz. Adam eğer eşek değilse, bu kadar övgüden ötürü mahcup olur” mealinde sözler ettiği gibi.

İrfan’ın birkaç şiirini bu nota ekleyeyim dedim, ama sonra vazgeçtim. Çünkü O, kendini bulup keşfetmek isteyenler için şiir yazan biri. “Balık bilmezse Hâlik bilir”diyerek, bir potkal gibi şiirlerini, hayatın deryasına salan biri, sessizce çıkartıp elden dağıttığı şiir kitaplarıyla.

İyi şiir okurları olarak sizlerin, Mahir İrfan Benli şiirlerini arayıp bulup okumanızı dilerim, İrfan’ın fazlasıyla hak ettiği gibi.

NOT: Biliyorum ki bu yazıyı okuyanlar arasında, “kendini şair zanneden amatör küme şiir oyuncuları” olarak tanımladığım kişileri, insan olarak sevenler de var. Bu sözüm üzerine, arkadaşlarınızı korumak adına kırılıp incinebilirsiniz belki, ama n’eylersin ki “şiirli köyün delisi” benim. Doğru bildiğimi söylemekten hiç çekinmem, hele ki şiir üzre, Şiir’e, şiire verdiğim emeğe ve her zaman doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen kendi kişiliğime, saygımdan ötürü.

Yazan: Serkan Engin

KASIM 2010

sekoengo@gmail.com

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »