Sanat, Eğlence, Animasyon ve Manga: Japonya Medya Sanatları Üzerine Söyleşiler

Anime’nin yeni çağının habercisi olarak kabul edilen Gundam filmlerinin yaratıcısı ve yönetmeni TOMINO Yoshiyuki ve 80′li yıllardan bu yana medya sanatı alanında küratörlük ve incelemeler yapan KUSAHARA Machiko 18 Eylül Cumartesi Pera Müzesi Oditoryumu’nda anime severlerle bir araya geliyor.

18 Eylül Cumartesi
15:00 TOMINO Yoshiyuki söyleşisi
17:00 KUSAHARA Machiko söyleşisi

Katılım ücreti: 5 TL
Sunumların dili Japonca ve İngilizce’dir; simültane çeviri yapılacaktır.

Mobile Suite Gundam - Efsanevi Yaratıcısı ve Yönetmeni: TOMINO Yoshiyuki

TOMINO 18 Eylül Cumartesi saat 15:00′te Pera Müzesi Oditoryumu’nda anime severlerle bir araya gelecek.

İlk olarak televizyon anime dizisi olarak yaratılan bu film, Gundam, 1981′de bir sinema yapımına dönüştürüldü ve üç bölüme ayrıldı. İlk bölüm, gösterime girdiğinde Anime’nin yeni çağının habercisi olarak kabul edildi. Kurmaca bir evrende geçen filmde, Evrensel Yüzyıl, yıl 0079′da Zeon Prensliği, Dünya Federasyon’undan bağımsızlığını ilan etmiş ve bir bağımsızlık savaşı başlatmıştır.

Çatışma dünyadaki her kıtayı, bütün uzay kolonilerini ve ay yerleşimini direkt olarak etkilemiştir. Zeon, küçük olmasına rağmen “mobile suit” olarak adlandırdıkları insansı robotlarıyla taktiksel üstünlüğü elde etmiştir. Hikaye, yeni görevlendirilen Federasyon savaş gemisinin gizli araştırma üssüne gelmesiyle başlar.

TOMINO Yoshiyuki

1941′de Odawara Şehri’nde doğdu. Nihon Üniversitesi Sanat Koleji Sinema Bölümü’nden mezun olduktan sonra Mushi Productions’a katıldı ve Tetsuwan Atom (Astro Çocuk) gibi TV dizilerinin yapımında çalıştı. Sonrasında serbest çalışmaya başladı; birçok storyboard çalışması yaptı ve birkaç projede yapımcı olarak yer aldı. Bazı popüler yapımların yanı sıra, Umi no Toriton’un (Denizin Tritonu) ve Mobile Suit Gundam’ın yönetmenliğini yaptı. Aynı zamanda yazar ve öğretim üyesidir.

Mono ve Sanat - Geleneksel Japon Kültür Merceğinden Medya Sanatlarına Bir Bakış

“Postmodernizmden beri sanat, tasarım, mimari ve moda arasındaki sınırlar kalkmaya başladı. Bu olguda Japon medya sanatlarının rolü var. Başlıca simgesi, oynayan ve eğlenen bir grup hayvanı manga benzeri bir stilde ve kıvrak bir şekilde resmeden 12. yüzyıla ait Oynaşan Hayvanlar Defteri (Choju Giga) olan, zengin Japon oyun kültüründen yararlanarak dijital medya toplumundaki yaratıcılık arayışına nasıl bir katkıda bulunabiliriz? Kültürel çeşitliliğin yeniden keşfedilmekte olduğu bir dönemde Japonya’nın yeni bir perspektif getirebileceğine eminim.”

KUSAHARA Machiko

80′li yıllardan bu yana medya sanatı alanında küratörlük ve incelemeler yapıyor. NTT InterCommunication Center (ICC) ve diğer platformların kurulmasında görev almış, Ars Electronica ve Japonya Medya Sanatı Festivali gibi pek çok yarışmada jüri olmuştur. Tokyo Üniversitesi’nden mühendislik alanında doktora alan, hem güncel, hem de büyülü fener ve panorama gibi erken dönem görsel medyada, medya teknolojisi, sanat, kültür ile toplumun etkileşimi üzerine araştırmalar yapan ve yazılar yazan. Kusahara, halen Waseda Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor.

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Işık Sese Dönüşüyor: “Braun Tüpü Caz Grubu”

2010 Japonya Medya Sanatları Festivali’nde Mükemmellik Ödülü’nü alan genç medya sanatçısı WADA Ei’nin, 17 ve 18 Eylül’de Pera Müzesi’nde gerçekleştireceği canlı performansı, “Braun Tüpü Caz Grubu” ses, imge ve ışık arasındaki muhteşem ilişkiyi ortaya çıkarıyor.

Sanatçı 17 Eylül Cuma saat 19:00’daki performansı öncesinde Pera Müzesi Oditoryumu’nda bir de sunum gerçekleştirecek.

17 Eylül Cuma
17:00 - Sanatçı Performansı: “Braun Tüpü Caz Grubu / Pera Café
18:00 - Sanatçı Performansı: “Braun Tüpü Caz Grubu / Pera Café
19:00 - Sanatçı Sunumu ve Performansı: Pera Müzesi Oditoryumu ve Pera Café

18 Eylül Cumartesi
14:00 - Sanatçı Performansı: “Braun Tüpü Caz Grubu / Pera Café
16:30 - Sanatçı Performansı: “Braun Tüpü Caz Grubu / Pera Café

Katılım ücreti: 5 TL
Sunum dili Japoncadır; Türkçe simültane çeviri yapılacaktır.

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Arabia 3D ile Altın Çağ’a Yolculuk

MacGillivray Freeman’ın insanı düşünmeye zorlayan 3 boyutlu Arabia 3D filminde şaşırtıcı gizemiyle insanlığın altın çağının yaşandığı efsane dolu bir ülke ve coğrafya anlatılıyor. Arabia 3D filmi şu an AFM İstinyePark IMAX 3D ve AFM ANKAmall IMAX 3D sinemalarında gösterimde…

Arabia 3D’de Arap Yarımadası insanlarının bilgiye olan açlığı, ticaretten gelen zenginlikleri ve inançlarına olan bağlılıkları sayesinde günümüz dünyasının en güçlülerinden biri olmasına rağmen çok az anlaşılan bölgelerinden biri olmasına yol açan zorlu bir çöl ortamının öyküsü anlatılıyor. Arabia 3D sayesinde izleyiciler Arap Yarımadası’nın daha önce hiç girilmemiş coğrafyalarındaki gizemleri keşfedecekler.

Arabistan’ın bu renkli portresinde, modern günlük yaşamdan çağdaş görüntüler, eski medeniyetlere dair tarihsel canlandırmalar ve 3 boyutlu dijital görsel efektlerle, öykülerde anlatılan geçmişi ve geleceği ele alınıyor. Bu görsel ve teknik üstünlük sayesinde izleyiciler bir deve kervanıyla kum tepelerini aşacaklar, hazinelerle dolu Kızıl Deniz’e dalacaklar, görkemli bir kayıp şehrin harabelerini ilk kez keşfedecekler.

En büyük buluşların gerçekleştiği İslam dünyasının altın çağına bir anlamda geri dönüşler yapan filmde; her yıl hacca giden 3 milyon Müslümana eşlik etmenin yanı sıra yarının dünyasını şekillendiren Arap gençlerini ve üniversitelerde giderek daha fazla eğitim almaya başlayan Arap kadınlarını tanıyacaklar.

Bir belgesel diline de sahip olan Arabia 3D filmi buluşlarla dolu gizli kalmış bir dünyaya şaşırtıcı bir yolculuk olarak kalmayıp farklı kültürler arasında da bir köprü oluşturacak.

Arabia 3D’nin Oscar adayı yönetmeni Greg MacGillivray filmini anlatırken şunları söylüyor:

“Başka bir ülkenin kültürünü ve atmosferini başka hiçbir araç bir IMAX sinema filmi kadar iyi anlatamaz. Dünyanın bu önemli bölgesini bizzat daha iyi anlayabilmek için, daha önce hiçbir kameranın girmediği yerlerde aylarca çekim yaptık. Sanırım Arap halkının ve tarihinin yepyeni bir portresini çizdik. Kültürlerinin temelinde güçlü aile bağları, inançlarına olan bağlılıkları ve tarihi değerlerle modern dünya arasında bir denge kurma çabaları yatıyor. Arabia 3D izleyicileri için sürprizlerle dolu bir film ve şaşırtıcı görsel macera.”

Arabia 3D Arap tarihinin 2 bin yıllık geçmişine ışık tutuyor. Filmin öyküsü, her biri kendisini tarihi ve kültürü hakkında daha fazla bilgi edinmeye adamış, üç modern ve renkli Arap tarafından naklediliyor. Belgesel diline sahip olan Arabia 3 filminde anlatıcılardan biri olan Hamzah Jamjoom, Şikago DePaul Üniversitesi’nde sinema okurken geçmişiyle ilgili bir film yapmak için ülkesine dönüyor.

Yazar, şair ve fotoğrafçı olan Nimah Nawwab, Arabistan’la ilgili olarak genç bir kadının bakış açısını sunuyor.

Önde gelen Arap arkeologlardan Dr. Daifallah Al-Talhi, Nebatilerden kalma Medain-i Salih şehrinde yaptığı kazılarla halkının inanılmaz geçmişini ortaya çıkartıyor.

Ayrıntılı bilgi ve Rezervasyon için: AFM İstinyePark IMAX 3D: 0212 345 62 45

AFM ANKAmall IMAX 3D: 0312 541 14 44

www.arabia3dfilm.com

www.arabia-film.com

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

V Sanat Söyleşi Günleri

Eylül 8, 2010 by  
Filed under Duyurular, Sanat, Sanatsal Etkinlikler

V sanat tüm sanat dostlarının katılabileceği ve her ay bir konuğun yer alacağı söyleşi dizilerinin ilkini, sanat eleştirmeni ve sanat yazarı Abdülkadir Günyaz ile “Sanat Dünyası” başlığı ile gerçekleştirecektir.

Katılımın ücretsiz olduğu söyleşide Abdülkadir Günyaz aynı zamanda kitaplarını da imzalayacaktır…

Katılım tarihi : 28 eylül Salı 2010 - Saat: 19: 00

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Siemens Sanat Yeni Sezonu ‘Başka Dünyalar’ Sergisiyle Karşılıyor

Siemens Sanat’tan ayrı dünyaları bir araya getiren sergi: ‘Başka Dünyalar’

Siemens Sanat, yeni sanat sezonunu ‘Başka Dünyalar’ adlı sergi ile karşılıyor. Mürteza Fidan ve T. Melih Görgün’ün küratörlüğünü üstlendikleri sergide, Roza El-Hassan, Tamas Oszvald ve Youssef Tabti’nin yapıtları yer alıyor. Sergi, 29 Eylül 2010 - 23 Kasım 2010 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşuyor.

Fotoğraftan desene, yerleştirmeden heykel ve videoya kadar farklı türde yapıtların yer aldığı serginin küratörlerinden Mürteza Fidan sergide yer alan yapıtların kökenlerini oluşturan kültürel veya toplumsal göstergeler arasındaki iletişimin asıl temayı oluşturmadığına dikkat çekiyor. Esas olanın kültürlerarası farklılıkların bilincine vararak, yaratıcı öznenin kendi davranışını kendine yönelik değerlendirmenin bir aracına dönüştürüp dönüştüremeyeceği olduğunu belirten Fidan şöyle devam ediyor: “Önemli olan sanatçıların çalışmalarının birbiriyle uyumlu ya da ilişkili olup olmadığı değil, bir yapıttan diğerine geçiş esnasında yapıt içeriklerinin yeniden nasıl oluştukları, nasıl parçalandıkları ve izleyicide bu duruma ilişkin nasıl bir tutum geliştiğidir.”

Uluslararası sanat ortamında önyargıları ele alan performanslarıyla tanınan Roza El-Hassan’ın, ortağı Salam Haddad ile beraber farklı yıllarda gerçekleştirmiş olduğu çalışmaları sergide yer alıyor. Ayrıca, El-Hassan’ın Türkiye’de ürettiği yapıtlar da sanatseverlerin beğenisine sunuluyor.

Tamas Oszvald, İstanbul’da yaşayan çeşitli kişilerden ödünç aldığı değişken objeler ile ziyaretçilerin de bir parçası olabileceği alışılagelmişin dışında bir yerleştirme projesi gerçekleştiriyor.

Youssef Tabti ise, mekan, ses ve görseller arasında karşılıklı olarak güçlü bir bağ bulunan video ve yerleştirmeleriyle sergide yer alıyor.

Euromessage, Garanti Bankası, Intercity, Madebycat, OSRAM, Ran Logistics ve Siemens Ev Aletleri’nin desteğiyle gerçekleştirilen Başka Dünyalar adlı sergi, 29 Eylül – 23 Kasım 2010 tarihleri arasında, haftanın her günü 10.00 – 19.00 saatleri arasında Siemens Sanat’ta ziyaret edilebilir.

“BAŞKA DÜNYALAR” SERGİSİ KONSEPT METNİ

Kendimizi toplumsal açıdan ifade ederken, toplumsal alanın sonu, toplumsal bölünmeler ve karşı toplumsallık gibi güncel olgular, birey olarak bizleri kişilik yarılmalarına maruz bırakmaktadır. Birey varlığımızı tehdit eden bu şiddete karşı kendimizi nasıl koruyabiliriz, özne ve kültürel bakımdan kendimizi yeniden nasıl yapılandırabiliriz? Toplumların kimlik saplantısı değil burada sözü edilmek istenen. Çünkü kimlik saplantısı genellikle insan zihninde kapalılığa ve türdeşliğe yol açabilmektedir. Bu durum, dünyanın önemli bir bölümünün maruz kaldığı yıkıcı sonuçları bir hak olarak meşrulaştırabilmektedir. Dolayısıyla zamanın ruhunu iyileştirmenin kimlik arayışına dayandırılamayacağı görülmektedir artık: Geçmişe göre çok daha fazla kimlik parçalarından meydana gelen toplumsallık içinde yaşıyoruz bugün.

Sergide yer alan yapıtların kökenlerini oluşturan kültürel veya toplumsal göstergeler arasındaki iletişim asıl temayı oluşturmamaktadır. Esas olan kültürlerarası farklılıkların bilincine vararak, yaratıcı öznenin kendi davranışını kendine yönelik değerlendirmenin bir aracına dönüştürüp dönüştüremeyeceği ve sanatçıların çalışmalarının birbiriyle uyumlu ya da ilişkili olup olmadığı değil; bir yapıttan diğerine geçiş esnasında yapıt içeriklerinin yeniden nasıl oluştukları, nasıl parçalandıkları ve izleyicide bu duruma ilişkin nasıl bir tutum geliştiğidir.

Özne ancak kendi kendine geri başvuruyla, gündelik yaşamın hengamesine karşın kendi kendisiyle kurduğu en açık ilişki sonucunda, kendi özgürleşmesini ve berraklaşmasını geliştirebilir.

Günümüzde ortak yaşamın toplumsal kategorileri karmakarışık olmuş durumda. Günümüzün  bölünmüş bireyinin bunalımlarına karşın yeni aktörlerin oluşturulması, bireyin gösterimlerini ve bakışımızda yeni bir manzara meydana getiren yeni algılamalara ilişkin birlikteliklerin deneyimlenmesi, Youssef Tabti’nin çalışmalarının ana temasını oluşturmakta.

Tamas Oszvald yabancıların zorlanarak içine girebildiği kültürel blokların kalelerini yıkarak birbirlerine geçişlerin yollarını aramakta: Kültürel farklılıkların bilincinde olarak, öznenin kendine yönelik davranışlarını değerlendirmeye ilişkin bir araca dönüştürebilmenin deneysel sosyal formlarını araştırıyor, çalışmalarında.

Roza El-Hassan’ın çalışmalarında ise merhameti gündemin dışına iten şiddet altındaki toplumsal düzenlenimin karşısında, özne bağımsızlığının sakınılmasının gerekliliği (yalnızlığa yol açıyor olsa bile) türdeşliğe karşı en anlamlı güvenilir yerini korumakta. Baskıcı toplumsal düzenlenime karşı, karşılıklı birbirini tanıma-bilme ilişkileri geliştirmenin kaçınılmazlığını içine sindirme ve özne için kendini yapılandırma önceliği ve kendini keşfetme gerekliliği daha çok önem kazanmakta.

Toplumsal kategorilerle mesafeli olmak türdeşlikten uzaklaştırarak özgürleşmek için özne olma yolunda bir fırsat sunar bizlere. Tourainne ”Özne, dünyada yaşar ama dünyaya ait değildir. İşte bu yüzden özne fikri ırkçılığa karşı alabildiğine güçlü bir silahtır.” ifadesiyle kaybolan öznenin günümüzde yeniden yapılandırılması, türdeşliğin toplumsal yapıda yaratmış olduğu yıkıma ve bölünmelere karşı nasıl kendimizi geliştirebileceğimizi işaretlemekte.

Mürteza Fidan - Melih Görgün / Ağustos 2010

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »