Emre Namyeter Sergisi Doruk Sanat Galerisinde…

17– 30 Mart 2010 tarihleri arasında gerçekleşecek sergide Emre Namyeter resimleri sergilenecek…

Genç kuşak ressamlardan Emre Namyeter’in 25 adet eseri siz sanatseverlerin beğenisine sunulacak…

Ressam, çektiği fotoğraf karelerini tual ve duralit üzerinde estetik anlayış ve akrilik boya teknikleriyle harmanlayıp farklı bir görüş açısı ile siz sanatseverlere yansıtıp adeta Katarzis edecek…

Doruk Sanat Galerisi’nde gerçekleşecek olan sergi sanatçının 2009-2010 yılları arasında yaptığı resimlerden bir seçkiyi kapsıyor

EMRE NAMYETER sergisi Mart ayı boyunca DORUK SANAT GALERİSİNDE -Pazar günü hariç- saat 11.00-18.00 arası görülebilir.

ADRES: Boğazkesen Cad. 21/A Tophane İSTANBUL Tel: 0212 252 05 35

EMRE NAMYETER’in (2009-2010) KATILDIĞI SERGİLER

ekim 2009 Hush Galeri
kasım 2009 Tuyap Sanat Fuarı
kasım 2009 V Sanat
aralık 2009 V Sanat
şubat 2010 Gallateria

- EMRE NAMYETER’in RESİM SERGİSİNİN AÇILIŞ KOKTEYLİ 17 MART 2010 ÇARŞAMBA GÜNÜ SAAT 17.00′de DORUK SANAT GALERİSİ’NDE GERÇEKLEŞECEK…

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Fanzin Sergisi

Mart 8, 2010 by  
Filed under Duyurular, Sanat, Sanatsal Etkinlikler

2010 yılına dek çıkmış olan ulaşabildiğimiz tüm fanzinlerden bir sergi bu. Elinizdeki fanzinlerin kapaklarını ya da kendi fanzininizin kapağını, kısa bir tanıtıcı metinle birlikteanlasilamamak@hotmail.com ya da dusunkarafanzin@gmail.com’a gönderebilirsiniz. İlkini Ankara’da yapmayı düşünüyoruz. Hem tüm fanzincilerin buluşması için bir vesile hem de fanzin nedir bilmeyenlere bir görsel şölen hazırlamış olacağız.

Buna ek olarak “YERALTI” temalı görsel iş (fotoğraf/çizim/karikatür vs) inizi de aynı adreslere gönderebilirsiniz.

Aynı sergide bunlar da sergilenecektir.

Yeraltı temasıyla yapılan işe sadece fanzinciler değil herkes katkıda bulunabilir…

Tüm gönderimler için son tarih 20 Mart 2010′dur.

Ayrıca bu sergi taşınabilir bir sergi olup Ankara’dan sonra siz de bulunduğunuz ilde sergilemek üzere isteyebileceksiniz…

http://fanzinsergisi.blogspot.com

http://www.facebook.com/pages/Fanzin-Sergisi/243652249225?ref=ts

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Stanley Kubrick & 10′luk Film Listesi

Stanley Kubrick için 1963 yılı ilk önemli doruk noktası idi -ki bir önceki yıl Vladimir Nabokov’un Lolita’sını çekmiş, önemli ölçüde ses getirmişti. Ama bu film yönetmenin Avrupa’ya, İngiltere’ye yerleşmesinin de itici gücü olacaktı. İyi de oldu; çünkü bu tarihten sonra “münzevi bir adam” sinema sanatının ortajen yasalarını kökünden sarsmaya başlayacaktı…

Ele aldığı bütün film türlerinde istisnasız avant-garde bir vizyonu içselleştiren bu sinema imparatoru, Akira Kurosawa’dan Federico Fellini’ye, Luis Bunuel’den Martin Scorseseye, Woody Allen’dan Orson Welles’e, Sydney Pollack’dan Steven Spielberg’e  değin farklı anlayıştaki yönetmenleri kendisine hayran bıraktı…

Neydi o filmler?

Kara komedinin modern sınırlarının bir bölümünü çizen Soğuk Savaş parodisi Dr. Strangelove (1964, Dr. Garipaşk), bilimkurgu sinemasının metafizik olanaklarını araştıran ve sinema tarihinde bir dönüm noktası kabul edilen başyapıtlar başyapıtı 2001: A Space Odyssey (1968, 2001: Uzay Macerası), şiddetin kökenlerine indiği ve anarşizan söylemi nedeniyle liberal-muhafazakar İngiltere’yi sallayan A Clockwork Orange (1971, Otomatik Portakal), “zoom” kullanarak çağdaşı yönetmenleri ve sinema eleştirmenlerini şaşırttığı, her karesi günlerce süren çalışmalar sonucunda kotarılmış lirik tarihsel filmi Barry Lyndon (1975), korku janrını delik deşik eden, Stephen King’in aynı adlı yapıtından uyarladığı postmodern sinema kolajı The Shining (1980, Parıltı), savaşı bir “olgu” olarak ele alan ve uzam olarak Vietnam’a konumlanan Full Metal Jacket (1987) ve de her izlenişinde daha da zenginleşen, sinema dersi kıvamındaki son filmi Eyes Wide Shut (1999, Gözleri Tamamen Kapalı), bu münzevi adamın İngiltere’de ve ama Amerikan sermayesiyle çektiği sinema yapıtları idi…

Stanley Kubrick’in öteki filmleri ise; sonraları piyasadan bizzat toplattığı savaş filmi (ve aynı zamanda “debut” filmi) Fear and Desire (1953, Korku ve Arzu), sinematografisini de üstlendiği “film noir” çalışması Killer’s Kiss (1955, Katilin Öpücüğü), yine bir “film noir” olan ve hüzünlü finali akıllardan çıkmayan “heist” filmi The Killing (1956, Son Darbe), savaş karşıtı Paths of Glory (1957, Zafer Yolları) ve görkemli epik Spartacus (1960) isimlerini taşıyor…

Evet, 1963 yılını anarak söze girdik. Aşağıdaki liste, Kubrick tarafından 1963′te Amerika’da, henüz ülkesinden ayrılmadığı bir zamanda  deklare edilmiştir ve yönetmenin en sevdiği sinema filmlerini biraraya getirmektedir…

Stanley Kubrick’in kişisel listesi:

1) I vitelloni - Aylaklar (Federico Fellini)

2) Smultronstället / Wild Strawberries - Yaban Çilekleri (Ingmar Bergman)

3) Citizen Kane - Yurttaş Kane (Orson Welles)

4) The Treasure of the Sierra Madre - Sierra Madre Hazineleri (John Huston)

5) City Lights - Şehir Işıkları (Charles Chaplin)

6) Henry V (Laurence Olivier)

7) La notte - Gece (Michelangelo Antonioni)

8)The Bank Dick (Edward F. Cline)

9) Roxie Hart (William A. Wellman)

10) Hell’s Angels - Cehennem Melekleri (Howard Hughes)

Not: Yakında SanatLog’da Stanley Kubrick fırtınası esecek; buradan duyurmuş olalım…

Yazan: Hakan Bilge

www.sanatlog.com

Çağrı Raydemir’in İlk Albümü “1-Oyun” Mk2 Yapımcılık ve Seyhan Müzik Etiketiyle Piyasada…

Çağrı Raydemir’in ilk albümü “1-Oyun” 2010 yılı Şubat ayında Mk2 Yapımcılık ve Seyhan Müzik etiketiyle piyasada…

Ev stüdyosunda kaydedilen albümde sözler, müzikler, tüm enstrümanlar & vokaller, kayıt, düzenlemeler, miks & mastering ve kapak tasarımı Çağrı Raydemir’e ait.

Harun Can’ın (Korkuluk) “Adalet-i Kainat” ve Erdem Acır’ın (Cicibebe) “Boşuna” şarkılarında konuk olduğu albümün şarkı listesi ise şöyle:

1 - Sende Kalsın
2 - Ciddiyet Aktörleri
3 - Alışkanlık Olmuşsun
4 - Boşuna
5 - Bohem Hayaller
6 - Jetonsuz Krallar
7 - Değiştin Sandım
8 - Şekilperest
9 - Adalet-i Kainat
10- Alışma

Halen Ankara’da yaşayan ve ikinci albümünün kaydını hazırlayan sanatçının bilgilerine ulaşmak için internet adresleri:

www.cagriraydemir.com
www.myspace.com/cagriraydemir

Biyografi

Çağrı Raydemir 1981 yılında Ankara’da doğdu.

Müziğe 13 yaşında elektrik gitar çalarak başladı.

Müzik; hissetmek, çalıp üretmek, çeşitli gruplarda yer almak, sahneye çıkmak şeklinde veya farklı şekillerde hayatında yer aldı.

Bir dayatma ya da yönlendirme olmaksızın, toplumun genel geçer rotaları doğrultusunda klasik bir eğitim süreci sonrası son olarak ODTÜ Makine Mühendisliği’nden mezun oldu.Askerliği müteakiben, 2005 yılında halen devam etmekte olduğu iş hayatına başladı.

Geçmiş yıllarda yazdığı, arta kalmış zaman üretimi şarkılardan seçtiği 10 şarkıyı, 2010 yılı Şubat ayında müzik marketlerde yerini alan “1-Oyun” adlı ilk albümünde topladı.

Ev stüdyosunda kaydettiği “1-Oyun”  albümünde sözler, müzikler, tüm enstrümanlar & vokaller (konuk müzisyenler hariç), kayıt, düzenlemeler, miks & mastering kendisine aittir.

Halen bir yerlerde çalmaya ve 2. albümünün kaydına, yazdığı şarkılardan seçtiği yeni bir paket ile devam etmektedir.

Dünyada varolup giderek artmakta olan onca çıkarcılığın ve çoğu bu çıkarcılık halinden kaynaklı onca kötülüğün en başta bireysel düşünce ve bilinç kademesinde düzeltilmesi gerektiğine inanmaktadır.

Düşün & müzik adına, elinden geldiğince sürekli gelişmek, fikirler vermek, fikirler almak amacındadır.

SanatLog Haber

www.sanatlog.com

Dario Argento & Giallo

Wes Craven ya da George A. Romero gibi pili çoktan tükenmiş, atacak zarı kalmamış yönetmenleri sırf bilinçaltımızın gizli çağrısına uyarak yerleşik bir saygı içerisinde takip ediyoruz. Sahi, bile bile lades olmak değilse nedir bu? Ben çözemedim durumumu…

Dario Argento’nun son filmi Giallo (2009; “Sarı” anlamında… Fakat Giallo’nun İtalyan thriller ve polisiye filmlerine verilen bir ad olduğunu bilirsiniz. Janrdan ziyade bir tarz. Korku filmlerinde de sınanan bir tarz aynı zamanda.) pespaye iki başrol oyuncusunun kanıtladığı gibi, Argento’nun öteden beri zaafı olan sözümona oyuncu yönetimindeki başarısızlığının altını kalın çizgilerle çekiyor. Ama Sezar’ın hakkı Sezar’a! Argento için her vakit önemli olan atmosferin kendisidir. Stil, sinemasal zemininin inşasındaki başat unsurdur. Bu nedenle oyuncuların kompozisyonuna gereken önemi asla vermemiştir. Bunun güçlü kanıtları; yabancı oyuncuları kullanıp kötü dublaj yaptırması, hatta daha da ileri giderek seri katilleri subjektif çekim ölçekleri ile betimlediği sekanslardaki boğuk ses tonlarında aranabilir. Bu birinci nokta. İkinci nokta ise şu: Giallo tarzı İtalyan yönetmenlerce “katil kim?” mottosu üzerine kurgulanırken, Argento da klasik kaideye uymuş fakat çağdaşlarından ayrılarak özdeşleşimi engelleyici kamera açılarını benimsemiştir. Thriller elementleri ve suspense kodları içinde düşündüğümüzde bu, örnek aldığı ustaların bile izlemedikleri bir yöntem olarak karşımızda beliriyor. Argento’da kamera, ne ekrandan taşan seri katillerinin ne de bir maestro olarak yönetmenin göz’üne  içkindir. Şöyle ki subjektif açı üçlü mekanizma içinde çalışır. Oyuncu, yönetmen ve nihayet seyirci. Özdeşleşim mekanizmaları yerle bir olur böylece… Henri-Georges Clouzot ya da Alfred Hitchcock… Dario Amca mirasını borçlu olduğu bu iki yönetmene de son tahlilde itibar etmez görünür. Ama “İtalyan Hitchcock Argento” şeklinde anılmaya da devam eder öteden beri… “Katil kim?” mottosu Clouzot’nun da Hitchcock’un da meyletmediği bir sinemasal duruş formudur ki bu form, İtalyan Giallo yönetmenlerinin adları ile özdeşleşmiştir. Mario Bava, Sergio Martino, Lucio Fulci gibi. (İtalyan Giallo Sineması üzerine bir yazı kaleme almaya başladığım için söz konusu ikinci noktayı fazla açma gereği duymuyorum burada. Söz konusu yazı, fazla uzak olmayan bir gelecekte SanatLog sütunlarındaki yerini alacak, deyip parantezi kapatalım…)

Evet, Argento yine atmosfer yaratma derdinde… Geniş plan, ters açı, klostrofobik uzam; hülasa 70′lerde şöhret kazanmasını sağlayan her ne varsa pratiğe dökme çabasında. Fakat o da ne? Klişelerle dolu bayat bir senaryo, “oynamayan,” sadece repliklerini seslendiren oyuncular, çocukluk travmasına gark olmuş bir seri katil arketipi; derken çuvallıyor Dario…

Kötü bir senaryodan, eğer istenirse, deneysel kamera kullanımı ile değişik açılar yaratarak en azından farklı ve ilginç bir film çekebilirsiniz. Fakat oyuncularınızı da yönetmeyi beceremiyorsanız, ortaya 2009′un en kötü filmlerinden biri çıkar…

İşte Giallo tamı tamına böyle bir film…

Dario Argento, pespaye detektif Adrian Brody’e rol veriyor… Geçmişi belirsiz, travmatik ve yalnız özel detektif imajı (siz “klişe” olarak okuyun!). Hard bolied’larda da aynı imaj tekrarlanagelmiştir.

Brody, bir diğer pespaye Emmanuelle Seigner ile polis merkezinden çıkıyor… Ve ikinci klişe: Yalnız ve travmatik adam, genç kadına aşık olur… Sinemanın görüp göreceği en kötü oyuncu kompozisyonlarının bir bölümü ikilinin yan yana geldiği sahnelerde gerçekleşiyor.

Kurt detektif her şeyi çözmeye kararlı görünüyor… Hava aydınlık; ama detektifimiz ışığa ihtiyaç duyuyor. Zavallı!

Yukarıda, Giallo için Argento’nun “son filmi” demişim; yazık, hata etmişim. Aslında Argento son filmini 1987′de çekti. O film, “Opera” adını taşıyordu. Dario son filmini yıllar önce çekti ve sahneden ayrıldı. Ne acı!

Öyleyse sormalı:

Sevgili Dario, artık yemyeşil kırlarında Roma coğrafyasının, golf oynama zamanın gelmedi mi? Tükendin artık, hem de çoktan…

 Hakan Bilge

hakanbilge@sanatlog.com

« Önceki Sayfa — Sonraki Sayfa »