Şiirin Konsomatrisleri

Eylül 3, 2024 by  

Filed under Deneme, Edebiyat, Sanat, Siir

(Şair Oligarşisinin Yerel İzdüşümü)

YazıŞiir ile şair arasındaki ilişki, pek çok boyutuyla irdelenebilir: Özne-nesne ilişkisi, mülkiyet ilişkisi, ontolojik bağlam ilişkisi… Biz, bu yazıda, şairin yaşam pratiği ile şiirin ilişkisi bağlamında, şiir üzerinden erk elde etmek için çırpınan şair oligarşisini çözümlemeye çalışacağız.

Şair, şiir yazarak kendini gerçekleştirir; ontolojik bir anlam kazanarak kendini sürekli yeniden üretir. Küçük burjuva şairlerini ve gerici şairleri bir kenara koyarsak, toplumcu (sosyalist) şairin şiir yazmasında bundan öte amaçlar olmalıdır.

Nesnel gerçekliğin, şairin imgeleminde dönüştürülerek öznel olarak dışsallaştırılması olan şiir, toplumcu şairin kendisiyle beraber toplumu dönüştürmek için bir araçtır. Toplumcu şair, toplumun bilinç düzeyini ve estetik algı seviyesini arttırmak ve sınıf bilincini yaymak durumundadır. Bunu yaparken, didaktizmin tuzaklarına karşı uyanık olmalı ve şiirin politik bir araç olduğu kadar estetik bir amaç olduğu gerçeğini ıskalamamalıdır.

Toplumcu şair, devletin sönümlendiği komünist dünyayı hedefler ve bu yolda çabalar. Devlet denilen aygıt, egemen sınıfın emekçi sınıf üzerinde erk elde etmek için kullandığı bir baskı aracı olduğuna göre, devletin sönümlendiği, bireyler arasında hiyerarşik bir yapının olmadığı sınıfsız dünyayı hedefleyen toplumcu şairin, şiir üzerinden bireysel erk elde etmek gibi bir derdi olamaz, olmamalıdır. Çünkü erk elde etmek, ötekini ast durumuna getirmek demektir. Toplumcu şairin şiir üzerinden bireysel erk elde etmeyi amaçlaması, her şeyden önce ideolojik yapısıyla çelişmesi demektir.

Toplumcu şairin erk bağlamındaki talebi, kendi sınıfı proletaryanın burjuvaziye egemenliği ve sonrasında sınıfsız topluma geçmek amacı doğrultusunda, toplumcu şiirin (günümüzde toplumcu şiirin evrildiği imgeci toplumcu şiirin), küçük burjuva şiiri ve gerici şiir karşısında baskın olup okur potansiyelini arttırmak yönünde olabilir, olmalıdır. Ve/ama toplumcu şairin şiir üzerinden bireysel erk elde etmek amacında olması, Marksizmi içselleştirip yaşam pratiğine dökememiş, solculuğu da şairliği de bir etiket olarak gören sığ(ır) şahısların işidir…

Bu açımlamadan sonra gelelim şiirin konsomatrislerine… Aslında şiirin taşrası yoktur. Her ne kadar kültürel etkinliklerin niceliksel yoğunluğu, belirli büyük kentlerde toplanmış olsa da, pekala küçük bir kentimizden, şiirimizin gündemini belirleyen dergiler çıkabildiği gibi çok nitelikli şairler de çıkabilir, çıkmaktadır. Ve/ama küçük kentlerde, şairlerin niceliksel yapısı gereği, yani ulusal çapta tanınan ve şiirimizde kendine yer edinmiş şairlerin sayıca azlığı nedeniyle, kentin en tanınmış şairi etrafında, sarmal bir yapı içeren bir erk mücadelesi vardır.

Bu sarmal yapının merkezindeki ulusal çapta tanınan şair, yerel gündemde çeşitli unvanlarla bol bol pohpohlanır. Ne de olsa koyunun olmadığı yerde keçi Abdurrahman Çelebi’dir… Bir de bu şairin yardakçıları vardır. Yani bu şaire yakın durarak kendilerini önemli saymaya çalışan şair müsveddeleri.

Bunlar, ulusal çapta tanınan şaire yağ çekerek onunla birlikte oligarşik bir yapı oluştururlar. O şaire yaltaklanarak, onun nüfuzu üzerinden çeşitli yayınevlerinden uyduruk kitaplarını yayımlatırlar. Yerel gazetelerde şair kimliği ile berbat köşe yazıları yazıp dandik sanat sayfaları düzenlerler. Daha da ötesi, bu oligarşik yapıdakiler, iki kadeh teklif eden her yere gidip uyduruk şiir dinletileri verirler. Bunlar rakının yanına iyi meze olurlar.

Şiir üzerine iki tümce edebilecek kadar kuramsal birikimleri olmadığı, manzumeyle şiirin farkını dahi bilmeyip ucuz manzumelerini şiir diye yayımlatma gafletinde bulundukları halde, şiirin rantını tepe tepe yerler. Çünkü onlar için şiir, konformist beklentilerinin aracıdır. Boyaları dökülen şair maskelerinin ardında, mikro iktidar elde ederek yerel yapının maddi ve manevi kaynaklarını sömürmektir asıl amaçları. İki kadeh beleş rakı içmek ve kof unvanların arkasına sığınıp yerel gazetelerde masa kapmaktır dertleri. Sonra bir de hiç utanmadan “toplumcu şairim” demezler mi…

Şiir üzerinden elde ettikleri erkin sembolü, yakalarındaki şair rozetidir. Her ne kadar alınlarında “eşek” yazsa da, bu rozetle kendilerini toplumun üzerinde görürler. Ne de olsa rozetleri onlara düşledikleri pek çok küçük kapıyı açmaktadır.

Bunlar, kentte şiir adına nitelikli bir çıkış görünce hemen tedirginliğe kapılırlar. Oligarşik yapıları, yok sayma taktiği ile savunmaya geçer. Çünkü zavallı var oluşları, bu uyduruk erk üzerindendir ve maskeleri düşünce ortaya kocaman bir hiç çıkacağını çok iyi bilirler.

Onlar, şiirin konsomatrisleridir. İki kadeh rakı ve ayaklarına kadar gidip onları alacak araba vaat ederseniz oturma odanızda size de şiir dinletisi verirler.

Yazan: Serkan Engin
sekoengo@gmail.com

Bu metnin daha önce yayımlandığı dergi ve yıllıklar:

Şehir Dergisi Kasım 2024
YKY 2024 Şiir Yıllığı
Güney Dergisi Sayı 41 2024
Karalama Dergisi Ocak 2024

Kavgası Olmayanın Şiiri de Yoktur!

Eylül 2, 2024 by  
Filed under Deneme, Edebiyat, Sanat, Siir

Emektar Daktilo Şiir Bülteni, kaos ve yozluk içindeki şiir camiasının üstüne kızıl bir yumruk gibi insin diye çıkartılmak istenmiştir. Şeyh-mürit yaltaklanmaları ve ahbap-çavuş ilişkileriyle ve el altından takas edilen sahte ödüller eşliğinde, kimi dergi ve yayınevlerinin “bizim çocuk” dedikleri kapıkulu şair(!)lerinin “şiir piyasasına” pazarlandığı bir ortamda, edebiyatın hiçbir güç odağına yaslanmadan, hatta bu çirkefe devrimci bilincimiz ve insan olmanın onuru ile kafa tutarak buradayız.

Şiir camiasının yoz yapısı da kendi güdük üretimini beraberinde getirmektedir ve nicelik olarak dergilerde anlam’ı ve sahici insanı şiirden dışlayan post-modernist şiir başat duruma gelmiştir. Eklektik olarak sürrealizm, dadaizm, letrizm gibi akımların etkilerini içinde barındıran post-modernist şiir anlayışı, şiiri sözcük ve harf oyunlarına indirgeyen, öteki’lerle empati kurmayı ve bunu yansıtmayı önemsemeyen ve dolayısıyla da okur tarafından özdeşlik kurul(a)mayan, hayatın şair öznenin bilincinden dönüştürelerek yansıtılmadığı, ancak şairin içsel bunalımlarının şımarıkça dışavurumundan öteye geçmeyen küstah, bencil ve ahlaksız bir metinsel oyundur.

Pierre Auguste Renoir - The Clown

Post-modernistlerden başka arkaik dizge kurma düşüyle yanıp tutuşan, Osmanlıcayı hortlatma derdindeki gerici şairler ve diğer yandan diyalektik gereği değişim ve dönüşüm sürecinde şiirin bugün geldiği noktada, biçimsel açıdan imge-yoğun bir şiir anlayışının artık gerek-şart olduğunu ıskalayan ve hâla 70’lerdeki sloganvari şiir anlayışını aşamamış kaba toplumcu şairler yer almaktadır.

Biz ise “biçimde imgeci içerikte sosyalist” olan İmgeci Toplumcu Şiir Anlayışını savunmaktayız ve poetik bir kavgamız var tüm postmodernistlerle, gerici şairlerle ve kaba toplumcularla. Evet kavgamız var edebiyatın tüm güç odaklarıyla, tüm şiir şeyhleriyle ve onların müritleriyle. Kavgamız var Cihangir’den ötede bir Türkiye’den bihaber, kendi içsel bunalımlarını, sözcük ve harf oyunlarıyla şiir diye şaklabanca kusan küçük burjuva şairleriyle. Kavgamız var tüm kirli şiir klikleri ve klanlarıyla. Kavgamız var İstanbul Şiir Dükâlığı’yla. Kavgamız var şiiri küçük konformist beklentilerin aracı olarak rakının yanına meze yapanlarla… Kavgamız var, çünkü KAVGASI OLMAYANIN ŞİİRİ DE YOKTUR!

Emektar Daktilo Şiir Bülteni Önsözü

Yazan: Serkan Engin

sekoengo@gmail.com

« Önceki Sayfa